İslama Uygun Bir Tatil Anlayışı

e-Posta Yazdır PDF

Tatile Müslümanca bir bakış açısı geliştirebilmek için önce tatil kelimesini ve Müslümanı tanımlayalım arkasından bu iki kavramın kesişmiş olduğu yani her iki kavramın da tanımının içinde kalan, paylaşabildikleri bir alan olup olmadığına bakalım.

A- Tatil

Tatil kavramını araştırdığımız da tatil için şu anlamların verildiğini görürüz:

1. Kanun gereği çalışmaya ara verilmesi için belirtilmiş süre.

2. Özel veya kamu kurumlarının bir vesile ile çalışmasını durdurduğu ve kapalı kaldığı dönem.

3. Kendi işinde veya bir başkasının yanında çalışırken bu iş yerinin geçici olarak işine son vermesi, bir şekilde kapatılması, kişinin kendinin izin alması gibi nedenle çalışmaya ara vermesi. 

4. Eğlenmek, dinlenmek, gezip görüp ibret almak, eş dost ziyaretinde bulunmak gibi birtakım amaçlarla çalışmadan geçirilen süre.


B- İslam ve Müslüman


İslam Dini: İslam kelimesi kurtuluşa erme, güven, emniyette olma, boyun eğme, itaat, teslim olma, sulh ve barış yapma gibi anlamlara gelir. Din kelimesi Arapça bir kelime olup1 Türklerin İslam Dinini kabul etmeleri ile Türkçeye geçmiştir. Adet, durum, ceza, mükâfat, itaat, hesap dâhil olmak üzere otuza yakın sözlük anlamı vardır.2 Dinin kavram olarak tanımına gelince din, akıl sahiplerini kendi hür iradeleriyle en iyiye, en doğruya, en güzele ulaştıran ilahi bir kanundur.3 İslam dini ise, Allah tarafından peygamberler aracılığıyla gönderilen, aslını koruyan ve insan eliyle herhangi bir değişikliğe uğramayan din, gerçek dindir. Hz. Âdem’den (a.s.) Hz. Muhammed’e (a.s.) kadar gönderilen bütün ilahî dinlerin ortak adı İslam’dır.4 Diğer dinlerin asılları şu veya bu şekilde insanlar tarafından değiştirildiği için şu anda dünyada aslını koruyan tek din İslam dinidir.

Müslüman: İslam Dinin kabul eden, onu doğru anlayan ve yaşayan kimseye Müslüman denir. Diğer bir ifade ile Müslüman içinde bulunduğu zamanda ve mekânda Rabbinin kendisine ne emrettiğini bilen Rabbinin emrettiği şeyi O’nun rızası için, O’nun emrine uygun bir şekilde Hz. Peygamber’i örnek alarak uygulayan kimsedir. Bu durumda Müslüman her şeyden önce bütün zamanlarda ve mekanlarda Allah’ın rızasına yönelmiş, onun rızasına odaklanmış doğru bir niyete sahip olmalıdır. Ayrıca İçinde bulunduğu zamanda ve mekânda karşılaştığı her bir şeyi doğru okuyarak doğru bilgiye ulaşmak için elinden gelen bütün çabayı göstermek durumundadır. Varlığı doğru okumak zorunda olan Müslüman, doğru bir niyete ve bilgiye sahip olmakla sorumluluğunu yerine getirmiş olmamakta, görevi bitmemektedir. Aynı zamanda doğru okuduğu varlık karşısında önceden elde ettiği doğru bilgiyle uyumlu doğru eylem sergilemek ve sergilediği bu eylemde Hz. Peygamberin uygulamalarına ters düşmemek Müslümanın arzu ettiği neticeye ulaşması için yapması gereken zorunlu görevlerindendir.


Kısaca özetlersek İslam Dinini kabul eden ve ona tam bir bağlılıkla inanan her bir Müslüman, şartlar ne olursa olsun hedeflemiş olduğu Allah’ın rızasına ulaşmak için bütün hayatı boyunca şu üç donanıma sahip olması gerekiyor:

1. Allah’ın rızasına odaklanmış bir kalp (ihlas).

2. Allah’ın rızasına ulaştıracak bilgi (doğru bilgi).

3. Bu doğru bilgiyle uyumlu, Hz. Peygamberin (s.a.v.) uygulamalarına ters düşmeyen doğru eylem (salih amel).


Müslüman hayatını gerçekleştirirken hayatının hiçbir anında saymış olduğumuz bu özellikleri devre dışı bırakamaz.


İyi niyeti bırakmaz çünkü “ameller niyetlere göredir”. Allah’ın rızası amaçlanmamış hiçbir eylem kişiye Allah katında bir şey kazandırmaz. Nice adetler vardır ki iyi niyetle ibadete dönüşür; nice ibadetler vardır ki Allah’ın rızası amaçlanmadığı için adete dönüşür.


Doğru bilgiyi bırakamaz çünkü insanın Allah’ın ona verdiği görev olan halifelik görevini yerine getirmesinin gerekli şartlarından birisi kişinin doğru bilgiye sahip olmasıdır. İnsan ne kadar iyi niyetli olursa olsun doğru bilgiyi ihmal ederse yanlış yapmaktan ve zulme düşmekten uzak kalamaz. Yanlış yapan insanda mutlaka zulmetmiş olur. Zulmeden insana da ateş dokunur. Bu gerçeği şu ayetler ne güzel ifade etmektedir:

فَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْاۜ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ﴿١١٢﴾ وَلَا تَرْكَـنُٓوا اِلَى الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُۙ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ ﴿١١٣﴾  


Meal: Senin yanında hak yola dönenlerle birlikte, sana buyurulduğu gibi dosdoğru ol! Siz de azıp sapmayın. Allah, yaptıklarınızı çok iyi görmektedir. Zalimlerin yanında olmayın; sonra ateş sizi de yakar. Allah’tan başka dostlarınız olmadığına göre bir yerden yardım da göremezsiniz!5


Müslüman niyetinin doğru olması, o niyeti gerçekleştirecek doğru bilgiye de sahip olması görevini yerine getirmek için gerekli olan şartlardır ama bunlar Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmak için yeterli değildir. Bunlara ek olarak Müslüman olan kimsenin bu iyi niyet ve sahip olduğu doğru bilgiyle uyumlu eylem de bulunması gerekir. Ayrıca bu eylemi gerçekleştirirken Hz. Muhammed’e (s.a.v.) muhalefet etmemesi ona ters düşmemesi gerekir aksi halde bütün yaptıkları boşa gider. Bu gerçek Kur’an-ı Kerim’de birçok yerde farklı farklı bağlamlarda ifade edilmiştir. Ama biz burada Hucurat suresindeki şu ayetleri hatırlayalım: 

Hucurât Sûresi  (1 -3 )

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ﴿١﴾  يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ﴿١﴾  يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَرْفَعُٓوا اَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ اَنْ تَحْبَطَ اَعْمَالُكُمْ وَاَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ ﴿٢﴾  اِنَّ الَّذ۪ينَ يَغُضُّونَ اَصْوَاتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللّٰهِ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ امْتَحَنَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوٰىۜ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ عَظ۪يمٌ ﴿٣﴾  اِنَّ الَّذ۪ينَ يَغُضُّونَ اَصْوَاتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللّٰهِ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ امْتَحَنَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوٰىۜ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ عَظ۪يمٌ ﴿٣﴾  


Meal: Ey iman edenler! Allah ve resulünün önüne geçmeyin, Allah’a itaatsizlikten sakının! Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte ve bilmektedir. Ey iman edenler! Seslerinizi peygamberin sesinden fazla çıkarmayın, birbirinize bağırdığınız gibi ona bağırmayın; sonra farkında olmadan amelleriniz boşa gider. Allah resulünün yanında seslerini kısanlar var ya, işte onlar, Allah’ın gönüllerini takvâ yönünden denemeye tâbi tuttuğu kimselerdir. Onlar için büyük bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.(3)  


Görüldüğü gibi Müslüman hayatının hiçbir aşamasında Hz. Peygamberi (s.a.v.) devre dışı bırakarak onu onun önüne geçerek Allah Teâlâ’nın rızasını kazanamaz.


 Doğru niyet, doğru bilgi ve doğru eylem ile görevini tam yerine getirebileceğine inanmış ve Allah’ın rızasına odaklanmış Müslüman, işe kendisini ve içinde bulunduğu dünyayı tanımak ile başlayacaktır. Niçin yaratıldığını, niçin bu dünyada bulunduğunu, kendisini nelerin beklediğini, vb. soruları soracaktır? Bu soruları soran Müslümanın imdadına Kur’an-ı Kerim yetişecek ve onun kafasındaki bu sorulara açık bir şekilde cevap verecektir. Onun bu dünyadaki bulunuşunun gayesinin imtihan olduğunu, bu imtihanın salonun dünya olduğunu, imtihan süresinin de insanın buluğa erdiği andan başlayıp aklı başında olarak yaşadığı bütün ömrünün olduğunu, imtihanın konusunun da insanın içinde bulunduğu bu dünyada Yaratanına iman ettiği halde “en güzel iş”i ortaya koymak olduğunu, bunun için de peygamberlerin en güzel örnek olduğunu ona Kur’an-ı Kerim açıklayacaktır. 


Bu şekilde Kur’an-ı Kerim ve sünnetten hayatın gayesi ve bu gayeye nasıl ulaşacağını öğrenen insan, hayat boyunca önüne çıkan zaman ve mekân başta olmak üzere maddi ve manevi bütün imkanları bu amaç çerçevesinde değerlendirmeye çalışacaktır. 


Bu açıkladıklarımız çerçevesinde tatil kavramını değerlendirdiğimiz de şu sonuçlara varırız:


1- İş yerinin Resmî veya gayri resmi olarak bir şekilde tatil edilmesi durumunda başlangıçta yaptığımız tatil tanımın 1.2 ve 3. maddelerine giren tatil anlamındaki tatil yani işe verilen ara anlamındaki tatil işin tabiatı gereğidir. Kişi zaten buna uymak zorunadır.


 Bu durumlarda Müslümanın unutmaması gereken en önemli şey, resmî tatillerde resmi ve sivil otoriteye karşı sorumluluğu tatil olmuştur. Allah’a karşı sorumluluğu devam etmektedir. İçinde bulunduğu an ve mekânda mutlaka yapabileceği en güzel bir iş vardır. O işi tespit edip Allah’ın rızasını gözeterek Hz. Peygamber’i (s.a.v.) örnek alarak yerine getirmektir.


2- Eğlenmek, dinlenmek, gezip görüp ibret almak, eş dost ziyaretinde bulunmak gibi birtakım amaçlarla çalışmadan geçirilen süre, anlamında tatile gelince gelince Müslüman Allah’a karşı sorumluluğunun bütün zaman, mekân, maddi ve manevi, a’dan z’ye sahip olduğu bütün nimetler çerçevesinde olduğu şuuruyla hareket etmek zorundadır.

Allah’a karşı sorumluluğu kesintisiz ve her şeyi kuşatıcı olduğunun farkında olan Müslüman için boş zaman tarifi anlamsızdır, tanımsızdır.  Bu durumda Müslüman icra edeceği tatilin olmazsa olmaz üç boyutu vardır:


a) Tatilin amacının mutlaka ve mutlaka meşru olması gerekir. Yani bir Müslüman kumar oynamak, zina etmek ve çeşitleriyle karşılaşmak vb. amaçlarla tatile çıkamaz. Niyeti dinen kabul görmeyen bir amacı gerçekleştirmek olan kişi, bu yolculuk boyunca bütün zaman ve imkanlarını saçıp savurmuş olur ki Allah Teâlâ böyle bir amaçla sefere çıkmaktan bütün Müslümanları korusun. Bu konuda Kur’an’ı Kerim şöyle buyurur:

اِنَّ الْمُبَذِّر۪ينَ كَانُٓوا اِخْوَانَ الشَّيَاط۪ينِۜ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّه۪ كَفُوراً

“Çünkü savurganlar şeytanların dostlarıdır. Şeytan da rabbine karşı çok nankördür.”6


b) Müslümanın tatil için amacı dinen meşru olsa bile bu tatili gerçekleştirirken bütün süreçlerde Allah’ın emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmak zorunluluğu vardır. Dolayısıyla tatilin bütün süreçlerinde Müslüman kişi, doğru niyetini, doğru bilgisini ve Hz. Peygambere ters düşmeyecek şekilde doğru bilgiyle uyumlu olarak sergileyeceği doğru eylemini yani salih amelini gözetmek durumundadır. 


c) Müslümanın kendisinin, dinin doğru bulmadığı bir amaçla ve yöntemle tatil yapmasının doğru olmadığı gibi bu amaçla tatil yapan kişilerle de aynı günah ortamını paylaşması doğru değildir. Bu gerçek Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade ediliyor:

وَالَّذ۪ينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَۙ وَاِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَاماً

“Yine anılan o iyi kullar, asılsız şeylere şahitlik etmezler; boş ve mânasız davranışlarla karşılaştıklarında onurluca çekip giderler.”7


Sonuç 

Müslüman, hayatının bütün zamanlarını, mekanlarını ve fırsatlarını doğru okuduğu gibi tatilini de İslami bir bakış açısıyla okumalıdır. Çünkü tatildeki yapıp ettiklerinden de diğer zamanlarda sorumlu olduğu gibi Allah’a karşı sorumludur.  Bu durumda tatil kavramının İslami bir bakış açısıyla değerlendirdiğimizde şu sonuçlara varıyoruz:


1- Müslümanın tatili meşru bir amaç için olmalı,


2- Müslüman tatilinin bütün süreçlerinde doğru niyetini, doğru bilgiye olan ihtiyacını ve bu bilgi ile uyumlu doğru eylem gerçekleştirme sorumluluğunu unutmamalı,


3- İslami olmayan gaye veya yöntemlerle başkalarının gerçekleştirmiş olduğu tatil ortamlarında bulunmamaya özen göstermelidir.


Bütün ömrümüzü ilmek ilmek salih amellerle ördüğümüz bir hayat yaşamak temennisiyle sizleri Allah’a emanet ediyor, sevgi, saygı ve selamlarımı sunuyorum…


Dipnotlar

1. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c. 9, s. 312.

2. İbn Manzur, Lisanu’l-Arap, Beyrut, c, 1, s 1044,1045.

3. Şentürk, Lütfi, Yazıcı, Seyfettin, İslam İlmihali, Ankara 2005, s. 9.

4. Serinsu, Ahmet Nedim, Dini Terimler Sözlüğü, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara 2009, s. 60.

5. Hûd Sûresi  11/ (112 - 113)

6. İsrâ 17/ 27

7. Furkân 25/72