Nefsimizin Terbiyesi Ancak Vahyin Rehberliğinde Gerçekleşir

e-Posta Yazdır PDF

Din insanların ihtiyaçlarını tamamen karşılayan ilahi bir programdır. Çünkü Kaynağı İlahtır. Yani her şeyi yaratan, her şeyin bilgisine sahip olan her türlü varlık üzerinde istediği değişikliği yapma gücüne sahip olan, kendisini uyku ve uyuklama tutmayan, her şeyin ayakta kalmasını sağlan Allah’tır. O, her türlü eksiklikten ve yanlış yapmaktan uzaktır. Asla zulmetmez. Her şeyi bir hikmet üzere yaratmıştır. O’nun yapıp-etmelerinde ne bir uyumsuzluk ne de bir eksiklik olmaz. İnsanları çok sever, onlara karşı çok merhametlidir.


İnsana hayatını doğru anlamlandırma da ve ihtiyaçlarını denge içinde karşılamada Rehberlik yapan yüce Allah, kendisinin bu rehberliğini kabul etme konusunda yani kendisine ve göndermiş olduğu dine inanma konusunda insanı serbest bırakmıştır. Şöyle buyurmuştur:

“Gerçek şu ki, Biz ona yolu/yöntemi gösterdik; şükredici, ya da nankör olması artık kendisine kalmıştır.”(İnsan Suresi ,3)


 Çünkü insanın özünde özgür olma özelliği de vardır. Yüce Allah insanın bu özelliğini de doğru gerçekleştirmesini istemiştir. İnsanın yaratılışında var olan özelliklerden ne kadar çoğu tatmin olursa o kadar mutlu olur. Allah da insanın mutluluğunu istemiştir.


İnsanın, bu şekilde her şeyi bilen yaratanının rehberliğine ihtiyacı olduğunu bilen Yüce Yaratıcı, Doğru yolu göstermek için Kitap göndermiş ve göndermiş olduğu bu kitabı insanlara ulaştırmak, açıklamak ve uygulamak üzere insanlara hayatı anlamlandırmada en güzel örnek olarak da Peygamberler göndermiştir. İlk insanı da Peygamber olarak göndermiştir. İnsanlık tarihi boyunca kitap ve peygamber göndermeye devam etmiş ve son kitap olarak Kur’an’ı Kerim’i ve son peygamber olarak ta Hz. Muhammed(AS)’mı göndermiştir. Biz bu yazımızda dinin esasını oluşturan vahyi, kısaca tanıttıktan sonra vahiy eğitimiyle insanların neler kazandığını anlatmaya çalışacağız.

A- Vahyin Tanımı ve Önemi:


Vahiy: Allah’ın dilediği emir, hüküm ve bilgileri peygamberine bildirmesi anlamında bir terimdir.1 Kur’ân-ı Kerîm’de bildirildiğine göre Allah Teâlâ’nın peygamberlere vahyetmesi ilk insan Hz. Âdem’le başlamıştır. Âdem’in ardından Nûh’a (as) ve sonraki peygamberlere, nihayet Hz. Muhammed’e (sav) vahyetmiş ve onu bütün insanlara son peygamber olarak göndermiştir.2


Vahiy, diğer bir ifade ile tek yaratıcı olan, bilgisiyle her şeyi kuşatmış olan, bütün güç ve kuvveti elinde bulunduran, her yaptığı işi yerli yerince yapan kısacası bütün güzel isimlerin sahibi (esmâü’l-Hüsnâ) Allah Teâlâ’nın biz insanlara, Kendisi, görünmeyen dünya, biz ve içinde bulunduğumuz evren hakkında bilgi vermesi, çok önemlidir. Çünkü insan bilgiye ulaşmak için bütün imkânlarını kullanmış olsa dahi görünmeyen dünyayı bir tarafa bırakalım görünen dünya hakkında dahi çok az bilgi sahibi olabilirdi. Kendisinin ve bütün bu yaratılanların yaratılış amacını kavrayamazdı. Dolayısıyla da varlıklar hakkında bilgileri birbirine bağlayan, genel ve kuşatıcı bilgiden yoksun olurdu.3 


Nitekim son vahiy olan Kur’an’ı Kerim de İnsanın yeryüzündeki görevini halifelik yani yeryüzünü yönetme olarak açıkladı4 ve bu görevde insanın başarılı olması için de ona verilen en önemli yeteneğinin bilgiye ulaşma ve bilgi üretme yeteneği olduğuna işaret etti.5


Allah Teâlâ, görünmeyen âlemden, görünen âlemde yaşayan insanlar arasından seçmiş olduğu insanları elçi kılarak, vahiy yoluyla insanlığa seslenişe devam etmiştir. Bu seslenişler de onlara niçin yaratıldıklarını, niye dünyaya geldiklerini sonuçta onları nelerin beklediğini, Yaratıcı ile kendi aralarında ve içinde bulundukları çevre ile nasıl bir ilişkide olmaları gerektiğini bildirmiştir. Vahyin ışığında yol alanları güzel bir sonuçla müjdelerken onunla gelen emir ve yasaklara uymayanları, onun ışığına sırtını dönenleri veya gözünü kapayanları ise kötü bir sonuçla uyarmıştır. Devam ede gelen bu seslenişin son hitabı Kur’an’ı Kerim ve bu vahyi ulaştırmak için seçmiş olduğu son peygamber de Hz. Muhammed’dir (sav). Bu vahiyle inşa edilen din ise İslam dinidir. İlk muhatapları da Hz. Peygamber döneminde yaşayan ve Hz. Peygamberin davetine icabet eden ashap ile onun davetini kabul etmeyen diğerleridir. Allah katında yegâne geçerli din de İslam dinidir.6


Kur’an’ı Kerim ilk muhatabı olan Hz. Peygamber’den son muhatabı olacak en son insana kadar, yaratılıştan gelen insanı/fıtrî donanımlarını, yetilerini yitirmemiş, gerçek anlamda aklını kullanan bütün insanları en doğruya, en güzele, en faydalıya, en adil olana götürme potansiyeline sahiptir ve bütün insanlık için indirilmiştir.7

Dolayısıyla, Kur’an’ı Kerim çağımıza biz insanlara ulaştığına göre elbetteki onu, doğru anlayıp, Hz. Peygamber ve arkadaşlarını örnek alarak uyguladığımız takdirde bizleri de öncekileri başarıya ulaştırdığı gibi eğitim başta olmak üzere bütün alanlarda başarıya götürme potansiyeline sahiptir. 


Yeterince Vahyi Eğitimi Almanın Müslümana Kazanımları


a- Rabbini, Kendisini ve Evreni          Doğru Tanır:


Kur’an’ı Kerim’in ilk inen 5 ayetine baktığımız zaman bu ayetlerin insanın anlam arayışına cevap verdiğini görürüz:


“Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir alekadan (embriyodan) yarattı. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O Rab ki kalemle yazmayı öğretti. İnsana bilmediği şeyleri öğretti.”  (Alak;1-5)


Dikkatlice okuduğumuzda bu ayetlerde insanın anlam arayışı ile ilgili önemli mesajların olduğunu görürüz. Bu mesajları şu şekilde sıralamak mümkündür:


1) Kur’an’ın ilk kelimesi insanlara okumayı emretmektedir. Fakat neyi okuyacağını belirtmemektedir. Yani cümlede nesne düşmüştür. Hâlbuki “okuma” fiili geçişlidir ve mutlaka nesne alır. Buradaki neyi oku? Sorusuna dil açısından şu cevabı vermek mümkündür: “Her şeyi oku”. Bu da insanın hayatını gerçekleştirmek amacıyla herhangi bir varlıkla karşılaştığında ona insanın bir anlam vermesinin zorunlu olduğuna, anlam vermeden insanın doğru veya yanlış bir tavır geliştiremeyeceğine işaret eder. Yani herhangi bir nesne ile insan ilişkisinin insanda o nesne hakkında oluşan bilgiyle geliştiği gerçeğini gösterir. 


2) Nasıl oku? Sorusuna cevap vererek okunan şeyin ne olduğundan daha çok, nasıl okunacağının daha önemli olduğuna dikkat çekilmiş ve Allah’ın adıyla oku dememiş de “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” demiş. Yani Allah ismi yerine Rab ismini getirmiş. Rab: Sahip olan, terbiye eden, ihtiyaçlarını gözeten, yaşamasının devamını sağlayan… gibi anlamlara gelmektedir. Böylece insanın Allah ile ilişkisini özetleyen, insanın O’na olan ihtiyacını hatırlatan bir ismini hatırlatmıştır.


3) Okumaya da ilk olarak insanın kendisinden başlaması istenmiş ve şöyle buyrulmuştur: “O, insanı bir alekadan (embriyodan) yarattı. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O Rab ki kalemle yazmayı öğretti. İnsana bilmediği şeyleri öğretti.” Herhangi bir adresi araştıran kimse bu araştırmaya önce kendi konumunu bularak başlar. Burada da Yüce Allah âlemi tanımak/anlamlandırmak isteyen kişiye bu tanıma işine önce kendisini tanıyarak başlamasını istemiştir.


4) İnsanın ilk hali hatırlatıldıktan sonra yani diğer varlıklar gibi embriyodan yaratıldığı vurgulandıktan sonra onu kalemle bilgi sahibi kıldığını, ona bilmediğini öğrenme yeteneği vererek onu diğer varlıklara üstün kıldığına, onların üzerinde yönetici konumuna getirdiğine işaret etmiştir.


5) Ayrıca burada “Rabbin kerem sahibi, diğer bir ifade ile Rabbin varlığa değerini verendir.” Buyurarak insanın diğer varlıklardan üstün olan yeteneklerini Allah’ın verdiğini, bu yeteneklerle insanı onların üzerine yönetici (halife) konumuna getirdiğini ima etmiştir.

Görüldüğü gibi bu ilk ayetler, Yüce Allah’ın insanın anlam arayışına bir cevabı niteliğindedir. İnsanı tabiata halife/yönetici olarak gönderen Yüce Allah ona kendisini ve tabiatı nasıl anlamlandırması gerektiğini dini ile bildirmiş yeteneklerini, Allah ile kendisiyle ve tabiat ile ilişkilerinde nasıl kullanacağı konusunda ona rehberlik etmiştir. 


İnsanın yaşamın bütün süreçlerini Rabbinin adıyla okuması ona Rabbi, kendisi, diğeri insanlar ve evren hakkında derinlemesine bilgiler kazandıracaktır.


b- Yaratıcı, Kendisi ve Evren Arasındaki İlişkiyi Görür


1- Yaratıcının Bir Olduğunun O’nun Eşinin ve Benzerini Olmadığının Farkına Varır (tevhit bilinci oluşur):


Kur’an’ı Kerim her şeyin yaratıcısının Allah Teâla olduğunu bildirmiş ve bu gerçeği birçok ayetinde, farklı bağlamlarda değişik üsluplarla ifade etmiştir. Bu ayetleri okuyan, anlayan ve üzerinde düşünen kişide tevhit bilinci gelişecek ve yalnızca tek ilah olan Allah’a yönelecektir. O’nun rızasını elde etmeye gayret gösterecektir. Bu ayetlerden bazıları: 


“Gökleri ve yeri yaratan O’dur. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da çiftler yarattı. Bu şekilde çoğalmanızı sağlamaktadır. O’na benzer hiçbir şey yoktur. O her şeyi işitir, her şeyi görür.” (Şûra;11) “Göklerin ve yerin anahtarları O’nundur. Rızkı dilediğine bol, dilediğine de ölçülü verir. Çünkü O her şeyi bilmektedir.” (Şûra;12)


De ki: “O, Allah’tır, tektir. Allah sameddir. (Her şey O’na muhtaçtır, o, hiçbir şeye muhtaç değildir.). Doğurmamış ve doğmamıştır. O’nun hiçbir dengi yoktur.”(İhlas;1,2,3,4)

1- Hiçbir Şeyin Boşuna Yaratılmadığının, Her şeyi Allah’ın Bir Gaye İçin Yarattığının Farkına varır:


Yüce Allah her yarattığı varlığa, yaratılışta, onların özüne, niçin yaratıldığı programını bildirmiş (vahyetmiş) onların bu programlara uymasını da zorunlu kılmıştır. Bu konuya işaret eden bazı ayetler:


O ki, her şeyi yaratmakta ve amacına uygun şekiller vermektedir; O ki, bütün mevcudatın tabiatını belirlemekte ve onu hedefine doğru yöneltmektedir. (Ala; 2,3)


“Rabbin bal arısına da ilham etmiştir ki, «Dağlardan ve ağaçlardan ve çardaklardan evler edin.» (Hicr; 68)


Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: «İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin» dedi. «İsteyerek geldik» dediler. Böylece onları, iki gün içinde yedi gök var etti ve her göğün görevini bildirdi. (vahyetti). Yakın göğü ışıklarla donattık ve bozulmaktan koruduk. İşte bu bilen, güçlü olan Allah kanunudur. (Fussilet; 11,12)


“Biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.” (Enbiyâ; 16)


“Sizi sırf boş yere yarattığımızı ve sizin artık huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’minûn; 115)

2- Ahitete İman ile Kendinin Niçin Yaratıldığının, Dünyada Niçin Özgür Bırakıldığının Farkına Varır ve Özgürlüğünü Doğru Anlamlandırarak Seçme Yeteneğini Doğru ve Yerinde Kullanır.


Allah (cc) insanı bütün donanımlarıyla birlikte, diğer bir ifade ile fıtrî özellikleriyle yaratmış, onu dünyaya imtihan için gönderdiğinden Allah’ın rehberliğini kabul edip etmemekte serbest bırakmıştır. Çünkü insan tabiattaki diğer varlıklardan farklı olarak özgür bir varlıktır. Bu dünyaya imtihan için gelmiştir. İmtihanını, doğruyu, güzeli, faydalıyı, adil olanı tercih ederek kazanacak ve doğru seçiminin sonucu hem bu dünyada hem de ahrette büyük mükâfatlar elde edecektir. Bu durum Kur’an’ı Kerim’de şu şekilde ifade edilir:


“Hanginizin daha güzel iş yapacağını belirlemek için sizi imtihana çekmek üzere ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, üstündür, bağışlayandır.” (Mülk; 2)


Rabbimiz Allah’tır deyip sonra da istikamet üzere, doğru yolda yürüyenler yok mu, işte onların yanına melekler inip: “Hiç endişe etmeyin, hiç üzülmeyin ve size vâd edilen cennetle sevinin!” derler. Biz dünya hayatında da âhirette de sizin dostlarınızız. Orada size canlarınızın çektiği her şey var. Orada size istediğiniz her şey var. (Fussilet;30,31)

Başka bir ayette ise şu şekilde bu durum açıklanmaktadır: “Allâh da onlara hem dünya karşılığını hem âhiret karşılığının en güzelini verdi. Çünkü Allâh, güzel davrananları sever.” (Âli İmran; 148)


“Ona dünyada iyilik vermiştik. O, âhirette de iyilerdendir.” (Nahl; 122) 


Bu ayetlerin ışığında gayet rahat şu sonuca ulaşabiliriz. Evreni ve içinde bulunan her şeyi belli bir ölçüde ve bir gaye için yaratan Allah her bir varlığa diğer varlıklarla uyum içinde yaşayacağı programı vermiş, insan dışındaki bütün varlıkları programlarına uymada zorunlu kılmış, insana gelince onu bu programa uyup uymamakta, seçtiklerinin sonucuna katlanmak üzere serbest bırakmıştır. 


3- Vahiy-Akıl-Beş duyu8- Evren ilişkisinin farkına varır 


Halife olarak görevlendirildiği9 ve imtihan içinde bulunduğu bu âlemde bu görevini icra etmek için bilgiye olan ihtiyacının farkındadır. Bilgiye ulaşmak için kendisine verilen en önemli donanımın akıl yetisi10 ve beş duyu olduğunun farkına varır. Aklını kullanarak kendisi, içinde yaşadığı sosyal çevre ve evren hakkında doğru bilgiler elde etmeye çalışır, diğer bir ifade ile beşerî bilimler ve tabi bilimlere ulaşmak için azami gayret gösterir. Elde ettiği bu bilgileri vahyin ışığında11  tutarlı bir şekilde düşünerek değerlendirir.

4- Vahyin Işığında En Yüksek Seviyede Salih Amel (Pozitif Değer) Üretmek İçin Bütün İmkânları Değerlendirir:


Dünyaya imtihan için gelmiş olduğuna ve bu imtihanı Allah’ın kendisine vermiş olduğu nimetleri doğru ve yerinde kullanarak kazanabileceğine inanan insan, zaman imkânı başta olmak üzere her bir imkânını en verimli şekilde değerlendirmeye çalışır. Bu şekilde bütün ömrünü ve imkanları pozitif değer üretmekle değerlendirir. Çünkü boşa giden değerlendirmediği her bir imkân onun için zarardır. Kur’an’ı Kerim’de buna şu şekilde işaret edilir:


“Asra yemin ederim ki, İnsan gerçekten ziyandadır. Ancak iman edip iyi dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler başkadır.” (Asr; 1,2,3) 


5-  Mal-Mülk, Mevki, Bilgi ve Diğer Dünyevi İmkânların İmtihan İçin Olduğunun Farkında olur:


Asla elde ettiği mal mülk veya bulunduğu mevkiden dolayı başkalarına karşı bir üstünlük taslamaz. Bunların bir sorumluluk olduğunun farkındadır. Bunlarla bir önceki maddede söylediğimiz gibi Allah’ın rızasını kazanmaya çalışır. Pozitif değer üretme gayreti içindedir. Kur’an’da buna işaret eden ayetler:


“Çoklukla övünme yarışı sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı. Hayır! Yakında bileceksiniz! Hayır, hayır! Elbette yakında bileceksiniz. Hayır! Keşke kesin bir bilgiyle bilmiş olsaydınız! Yemin olsun, cehennemi mutlaka göreceksiniz! Sonra kuşkusuz onu gözünüzle ayan beyan göreceksiniz. Nihayet o gün nimetlerden elbette sorguya çekileceksiniz.” (Tekâsür; 1-8)


“De ki: Ey mülkün gerçek sahibi olan Allah’ım! Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın. Dilediğini yüceltirsin, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Hiç kuşku yok sen her şeye kâdirsin.” (Âl-i İmrân; 26)


6- Diğer İnsanların Yaşam Hakkı Başta Olmak Üzere Doğuştan Gelen Haklarına Saygı Duymanın Önemini Kavrar:


Kur’an’ın değerler eğitimini alan bir kimse her bir insanın en iyi şekilde yaşaması için azamı gayret gösterirken, hangi dinden ve inançtan olursa olsun haksız yere bir insanın öldürülmesini tasvip etmediği gibi bu durumu bütün insanların öldürülmesi gibi okur ve bütün insanların insanca yaşaması için gayret eder. Çünkü Kur’an’a göre bir insanın yaşamasını sağlamak bütün insanlığı yaşatmak gibidir. Bir insanın ise haksız yere ölümüne sebep olmak bütün insanlığı öldürmüş gibidir. Bu gerçek Kur’an’da ifadesini şöyle bulmaktadır:


“İşte bundan dolayı İsrâiloğulları’na şöyle yazmıştık: “Bir cana kıymaya veya yeryüzünde fesat çıkarmaya karşılık olması dışında, kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir can kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.” Şüphesiz peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler. Ama bundan sonra da onların çoğu yeryüzünde taşkınlık göstermektedirler.”  (Mâide; 32)


İnanç konusunda da insanlar özgürdür. Onlara baskı yapılamaz. Kur’ân’î değerleri doğru anlayan ve özümseyen kimse bunun farkındadır. Bu konuya şu ayet işaret etmektedir:


“Eğer rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi topluca iman ederdi. Hal böyleyken, mümin olsunlar diye sen tutup insanları zorlayacak mısın?”  (Yûnus; 99)


7- Yaratılıştan Gelen Farklılıkların Farkına Varır Asla Bunları Övünme veya Yerinme Sebebi Olarak Görmez:


İnsanların Allah Teâlâ tarafında farklı cinsiyetlerde, farklı kabileler ve ırklar olarak yaratılmasının hikmetlerinin farkındadır asla içinde bulunduğu konumu bir üstünlük aşağılık olarak görmez, ancak şunu bilir: İçinde bulunduğu pozisyon gereği üstlenmiş olduğu görevi en iyi şekilde yerine getirmeye çalışmak Allah katında ona en üstün dereceyi getirecektir.


“Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır.” (Hucurât; 13)


Müslümanı Allah katında en üstün seviyeye çıkaracak şey, kendisine, topluma içinde bulunduğu tabiata karşı görevlerini, sorumluluklarını en güzel şekilde yerine getirmesidir. Vahiy eğitimini yeterince alan Müslüman bunun farkında olduğu için yaratılıştan gelen farklılıkları ve bu farklılıklardan kaynaklanan tabi görevleri bu görevleri yerine getirmek için verilen yetenekleri bir üstünlük vesilesi değil bir sorumluluk olarak algılar ve en iyi şekilde yerine getirmeye çalışır.


Vahiy eğitimin insana kazandıracağı kazanımlar daha da artırabilir. Sözü daha fazla uzatmamak için bu kadarını saymakla yetiniyoruz. Vahiy bilgisi ile Yaratıcıyı, evreni ve kendisini tanıyan kendisinin ve evrenin yaratılış amacını bilen insan, karşılaştığı her şeyi sorumlu bir birey olarak üstlendiği halifelik görevi çerçevesinde değerlendirecek ve bu görevini yapmak için ihtiyaç duyduğu beşerî ve tabi bilimleri elde etmek için acele edecektir.


Dipnotlar

1. Yılmaz, Yusuf Şevki, Diyanet İslam Ansiklopedisi, 2012, İstanbul.  c. 42, s. 440-443.

2. “Biz Nûh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve İbrâhim’e, İsmâil’e, İshak’a, Ya‘küb’a, torunlara, Îsâ’ya, Eyyûb’a, Yûnus’a, Hârûn’a ve Süleyman’a vahyettik. Dâvûd’a da Zebûr’u verdik.”  (Nisâ; 163); “Muhammed içinizden hiçbir erkeğin babası değildir, fakat o Allah’ın elçisidir ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilmektedir.” (Ahzâb; 40).

3.  23 Mü’minûn 115; 67 Mülk 2.

4.  2 Bakara 30.

5.  2 Bakara 31,32,33.

6.  “Allah katında din kesinlikle İslâm’dır. Kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki hak tanımazlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah’ın âyetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah’ın hesabı çok çabuktur.”  (Âl-i İmrân; 19) “Kim İslâm’dan başka bir din arama çabası içine girerse, bilsin ki bu kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o âhirette ziyan edenlerden olacaktır.”  (Âl-i İmrân; 85)

7. “De ki: “Hangi şahidin şahitliği daha güvenilirdir?” De ki: “Benimle sizin aranızda Allah şahittir. Bu Kur’an bana hem sizi hem de ulaştığı herkesi onunla uyarmam için vahyedildi. Yoksa siz Allah ile beraber başka tanrılar olduğuna şahitlik mi ediyorsunuz?” De ki: “Ben buna şahitlik etmem.” De ki: O, ancak bir tek Allah’tır; ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden kesinlikle uzağım.” (En’âm; 19)

8. Görme, işitme, koklama, hissetme, tatma duyuları.

9.  2 Bakara 30

10.  10 Yunus 100

11.  6 Maide 15,16,