İzzet (Üstünlük) Tamamıyla Allah’ındır

e-Posta Yazdır PDF

قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَٓاءُۘ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَٓاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَٓاءُۜ بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ

“De ki: “Ey mülkün gerçek sahibi olan Allahım! Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın. Dilediğini yüceltirsin, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Hiç kuşku yok sen her şeye kadirsin.”1


Kur’an’ı Kerim, inanmış insanı tamamen Allah’a yönlendirir. Onu, Allah’ın dışındaki, O’nun emretmediği veya izin vermediği bir şeyle kuvvet ve galibiyet aramaktan ve istemekten men eder. Kendisine inanan insanı bu tür talebin bütün türlerinden bağlarını koparmaya, kuvvet ve galibiyetin bütününün yalnız Allah’a ait olduğunu ilana, yönlendirme konusu, Kur’an’ın ana konularından birisidir. Bu, yani kişinin bütün şeref ve izzeti Allah’ın rızasında araması Allah’a imanın şubelerindendir. Aynı zamanda bu, Allah’a iman etmenin kaçınılmaz sonucudur ve hikmetiyle dilediğini aziz kılanın O olduğu gibi, yine hikmeti gereği dilediğini zillete düşürenin de O olduğu gerçeğini içinde barındırır. 


Bütün üstünlüğü, galibiyeti yalnız Allah’tan isteyen, gücü nispetinde Allah’ın dinine yardım eden, Allah’ın emrettiği şeylere karşı kendisini sorumlu kabul eden, Allah’ın emrettiği yaratılış sebepleri ihmal etmeyip yerine getiren ve dinin sebep kıldığı şeylere de sıkı sıkıya sarılan inanan kişi bu hakikate ulaşır. Allah ona izzeti verir ve onun sebeplerini kolaylaştırır. Bu, Allah Teâlâ’nın kendi dostlarına dünya hayatındaki bir ikramıdır.


Bu hakikate şu gerçeği de bağlamak gerekir: Allah’ın düşmanlarının eliyle müminlerin başına gelen belalar (musibetler) Allah’ın evrende belirlediği yasaların bir gereği ve Allah’ın kullarını sınaması yasasının bir sonucudur. Yüce Allah’ın Medine döneminin ortalarında Muhammed Suresi 47. ayette şu sözüyle açıkladığı gibi. “Allah dileseydi onlara karşı size zafer verirdi. Lakin Allah bazınızı bazınızla sınamaktadır.”


Allah’ın dışındaki, bir şeyle kuvvet ve galibiyet istemenin kalbi ve nefsi bağlarını koparmaya mü’minleri yönlendirme, hakkında altı tane Kur’an ayeti altı surede geldi. Bu ayetler aralarından tam bir fikri bağla birbirine bağlı ayetlerdir. Aynı zamanda her bir ayetin içinde bulunduğu surenin konusu ile de bağı vardır.

Bu ayetleri geçtikleri sûrelerin nüzul sırasına göre sıraladığımızda şu şekildedir.  Birinci ayet:

مَنْ كَانَ يُريدُ الْعِزَّةَ فَلِلّهِ الْعِزَّةُ جَميعًا اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ وَالَّذينَ يَمْكُرُونَ السَّيَِّاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَديدٌ وَمَكْرُ اُولئِكَ هُوَ يَبُورُ  

“Her kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet tamamıyla Allah’ındır. O’na hoş kelimeler yükselir, onu da salih amel yükseltir. Kötülükler kuranlara gelince, onlara şiddetli bir azab vardır. Onların tuzakları hep darmadağın olur.”2


“El-izzetü” (العزة): Galip gelici kuvvettir. Kim kalıcı ve hakiki bir “izzet” istiyorsa Allah’a inansın O’ndan bunu talep etsin, çünkü bütün “izzet” Allah’a aittir.


“Yebûr” (يَبُور): yani işin sonunda hepsi boşa gider. Allah onu boşa çıkarır.


“Her kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet tamamıyla Allah’ındır.” (مَنْ كَانَ يُريدُ الْعِزَّةَ فَلِلّهِ الْعِزَّةُ جَميعًا) Cümlesine gelince Fatır Suresinin unsurlarına iki yönden bağlıdır:

1) Kurbanlar keserek ve ibadet ederek Allah’a ortak koşmuş oldukları putlardan, kendilerini galip getirecek kuvvet isteyen müşrikleri tedavi ediyor. 

2) Mekke’nin inatçı müşriklerin önünde baskıya maruz kalan mü’minlerin kalplerini ve nefislerini tedavi ediyor. Çünkü mü’minlerden bir kısmı kendi aralarında Müşriklerin ileri gelenlerinden destek almayı konuşuyorlardı. Bunun karşılığı olarak da dinlerinden taviz vermeye razı idiler.


Bazı baskıya maruz kalmış güçsüz müminlerin nefislerinin dedikodu ve düşüncelerle karşı karşıya geldiği ve “niçin sapık, inatçı, zorba müşriklerin ileri gelenlerinin baskılarına karşı kendimizi korumak için Allah’ın, Elçisinin ve müminlerin dışındaki kimselerden destek istemiyoruz” sorusunu sorduğu bir durumda iken Allah (c.c.) mü’minlere acele etti ve bu açıklamayı indirdi. Bunu imanın şubelerinin esaslarından genel bir esas üslubunda kıldı: (مَنْ كَانَ يُريدُ الْعِزَّةَ فَلِلّهِ الْعِزَّةُ جَميعًا) “Her kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet tamamıyla Allah’ındır”


Allah (c.c.) bu ayette, Rabbanî davete karşı durmak ve inananlara baskı yapmak için gizlice kötü tuzak kuranlar için de şiddetli bir azabın hazırlandığını açıkladı. Onların kötü tuzaklarına (مكرهم السيات) yani gizlice almış oldukları kötü tedbirlere gelince, o boşa çıkan bir iştir. Allah (c.c.) onu boşa çıkaracaktır ve bu işi yapan kimselerin sonunu başarısızlık ve terk edilmişlik kılacaktır.

İkinci Ayet:

وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّهِ الِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزًّا كَلَّا سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدًّا


“Onlar, kendileri için kuvvet ve şeref (kaynağı) olsunlar diye, Allah’tan başka ilâhlar edindiler. Hayır! İlâhları, onların ibadetlerini inkâr edecekler ve kendilerine düşman olacaklar.”3


Bu ayetler, kendilerine dünyevi işleri gerçekleştirmede güç versin, başarılı kılsın, düşmanlarına karşı yardım etsin, Allah yanında şefaatçi olsun diye Allah’ın dışında ilah edinen müşriklerin durumunu açıklamak için gelmiştir. 


Allah Teâlâ, bu ayetlerde, onların tapmış olduğu insan, cin veya meleğin kıyamet günü onların karşısında olacağını açıklamıştır. Onlar için ne yardımcı olacaklar ne dost olacaklar ne de şefaatçi olacaklar.


Üçüncü Ayet

Allah Teâlâ sonra aynı şekilde Mekke döneminde, kâfirlerin eziyet verici sözlerine, karşıt kampanyalarına ve tuzaklarına karşı Elçisine güven olması için Yunus suresindeki şu ayeti indirdi. Bu ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur:                                                                                       

وَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْ اِنَّ الْعِزَّةَ لِلّهِ جَميعًا هُوَ السَّميعُ الْعَليم 

“Habibim, onların lafları seni üzmesin. Çünkü şan ve şeref bütünüyle Allah’ındır. O her şeyi işitiyor, hepsini görüyor.”4

Açıklaması: O Allah onların sözlerini işitir, hallerini, kurdukları tuzakları ve Allah’ın Dininin galip gelmesini engellemek için hazırlamış oldukları kuvveti ve planları bilir.


Galip gelici, bütün kuvvetin Allah’a ait olması nedeniyle O, bütün eksikliklerden uzak olan, o kimselere sonunda dostlarının aleyhine zafer kazanma fırsatı vermez. İstikameti düzgün olan kişi O’nun dostudur. O’nun yolundadır. Onlar ihlaslıdırlar, doğrudurlar, Allah için gereğince cihat ederler. Bu özellikler diğer bir ayette açıklanmıştır.


Bu ayet, Peygambere güveni, kalbini yatıştırmayı O’nunla beraber iman edenleri rahatlatmayı ve zaferin mutlaka kâfirlerin aleyhine onlar için gerçekleşeceğini içerir.


Aynı şekilde bu ayet, başarısızlığın, yenilginin, terkedilmişliğin Allah’ın yakın ve uzak cezalarının şayet Allah’a tövbe edip O’ndan günahlarının bağışlanmasını isteyip O’nun Elçisine tabi olup O’nun kitabı ile amel etmedikleri takdirde kâfirler için olduğunun işaretini de içerir.


Dördüncü Ayet:

Yine aynı şekilde Mekke döneminde Allah Teâlâ, Onları hakka ve doğru yola iletmek için bütün ikna ve iyileştirici yöntemleri kullandıktan sonra, Elçisinin Mekke’li müşriler ile olan vazifesinin, nüzulü esnasında onu tebliğ etmekle sınırlandırılmasını içeren bir açıklama olarak Saffât Suresindeki şu ayetleri indirdi:

وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلين اِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَ وَاِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُون فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّى حينٍ وَاَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ    اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ فَاِذَانَزَلَ بِسَاحَتِهِممْ فَسَاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَرينَ وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّى حينٍ وَاَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلينَ وَالْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمينَ 

“Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: “Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir.” Onun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir. Onlara (inecek azabı) gözetle. Yakında onlar da göreceklerdir. Ya şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar? Fakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür! Yine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir. (İnecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir. Senin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir. Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.”5


Bu ayetlerde Allah (c.c) Elçisine güven verdi. O’na açık bir ifade ile kesinlikle galip geleceğini açıkladı. Onlardan yüz çevirmesini, başkalarını iyileştirmeye yönelmesini, gözünün onların üzerinde olmasını, sürekli onların yaptığı işleri düzenlemelerini, planlarını, İslam’ın başarısını engellemek, hakkın sesini susturmak, Müslümanların safları arasında ayrılık oluşturmak ve toplumlarını darmadağın etmek için hazırlamış oldukları kuvvet, hile ve tuzakları takip etmesini emretti.


Allah Teâlâ, onların küfürde ısrar etmesini, Allah’ın Dini, Elçisi ve Mü’minler hakkında sürekli tuzak kurmalarını, Allah’ın azabında acele etmek olarak açıkladı. Bunun delili ise şu ayettir:

اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ  “Ya şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?”


Onlarda bütün ıslah edici, iyileştirici yöntemleri etkisiz kılan inadın ortaya çıktığını gördükten sonra Allah Teâlâ Elçisi’ne onları davetten, onları iyileştirme çabalarından, onlarla mücadele etmekten yüz çevirmesini temin etti.

Onların ve onların dışındakilerin gizli ve açık bütün hareketlerini gözetlemekle Elçisinin sorumlu tuttu ve ona şöyle dedi: وَاَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ  “Gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir.” Bu ayette içinde silahlı mücadelenin olacağı yeni bir sürecin planlandığına işaret vardır.


Son olarak bu ayetlerde “onların vasıflandırdıkları şeylerden yani onların Müslümanlara karşı galip geleceği, Muhammed (a.s.) ve O’na inananların engelleneceği, yenilgiye uğratılacakları, ayrılıp paramparça olacakları gibi özelliklerden Allah’ın uzak olduğunu Allah Teâlâ Elçisine açıkladı. O bütün eksiklerden uzaktır ve izzet sahibidir. Bunun anlamı, O onunla yenilmez gücüyle yardın eder. O’nun hikmeti, gücü dostuna karşı kullanması için düşmanının elinde bırakmaya hükmetmez.


Allah (c.) Kamer Suresi 44–46 arası ayetlerde onların zaferinin olmayacağını ortaya koydu. Bu ayetler: (37/54 Kamer44–46)


اَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَميعٌ مُنْتَصِرٌ 

Yoksa “Biz muzaffer yenilmez bir topluluğuz.” mu diyorlar? Allah (c.) şu sözüyle onlara cevap verdi;

سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ اَدْهى وَاَمَرُّ       

“Her halde o topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır. Bilakis kıyamet onlara vaat edilen asıl saattir. Saat cidden çok feci ve acıdır.”

Beşinci Ayet:

Dördüncü ayetten sonra Kur’an Kerim, konu ile ilgilenmeyi Medine Dönemine gelinceye kadar durdurdu. Medine Dönemiyle beraber Allah Teâlâ’nın zaferi Bedir’de ve diğer yerlerde Elçisine ve mü’minlere geldi. Yesrib halkından Yahudi dostu kimseler arasında nifak otları bitti. Münafık oldukları halde Müslüman oldular. Yahudi ve müşrik dostları ile bağları vardı. Gelecekteki ihtimallerden korkuyorlardı. Onların tasavvurunda Müslümanlar hezimete uğrayabilirdi. Kâfirler ile aralarındaki ilişkiye güvenir oldular ve onların yanında galibiyet bekliyorlardı ve onların sözcüsü şöyle diyordu: “Biz mağlubiyetten korkuyoruz.” Bunun üzerine Allah Teâlâ Nisa Suresindeki şu ayetleri indirdi: 

بَشِّرِ الْمُنَافِقينَ بِاَنَّ لَهُمْ عَذَابًا اَليمًا اَلَّذينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرينَ اَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنينَ اَيَبْتَغُونَ عِنْدَهُمُ  الْعِزَّةَ فَاِنَّ الْعِزَّةَ لِلّهِ جَميعًا

“Münafıklara da haber ver ki, kendileri için çok acı bir azab vardır. Onlar, müminleri bırakıp kâfirleri dost ediniyorlar. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Hâlbuki bütün izzet ve şeref Allah’a aittir.”6


Altıncı Ayet:

Beni Müstalik Gazvesinde Hz. Ömer’in Gıfar’dan bir üçretlisi ile ensardan birinin yeminli adamı Cüheyneli arasında bir tartışma çıktı, sonra kavga ettiler. Sonra herkes adamına yardım etti. Olay münafıkların lideri Abdullah bin Übey bin Selül’e ulaştı. Bunun üzerine o şöyle dedi: “Bunu yaptılar ha! Beldemizde bizi asker ve sayı bakımından aştılar, bizden çok oldular. Allah’a yemin olsun ki bizim düşmanlarımız olan Kureyşin sürgünleriyle durumumuz, “besle köpeği yesin seni” sözünde olduğu gibidir. Ama Allah’a yemin olsun ki Medine’ye döndüğümüz de üstün olanlar o zelilleri elbette çıkaracaktır.”


Sonra kavmi olan Hazreçlilerden orada bulunanlara yaklaştı ve onlara şöyle dedi: “Bunu siz kendiniz yaptınız. Onları memleketinize soktunuz, mallarınızı onlarla bölüştünüz. Allah’a yemin olsun ki siz ellerinizde bulunanı onlardan sakınsanız, onlar memleketinizi terk edip giderler.” 


Bu konuşmayı Zeyd b. Erkam duydu, İbni Selül’ün kabilesinden genç yaşta bir delikanlıydı. Duyduklarını hemen Resülullah’a anlattı. Resülullah (s.a.v.) zaman yola çıkma zamanı olmadığı halde yolculukta acele etti ve akılla, hikmetle ve af ile muamelede bulundu.

Bu olay üzerine Allah Teâlâ Münafikun suresindeki şu ayeti indirdi: 

يَقُولُونَ لَئِنْ رَجَعْنَا اِلَى الْمَدينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْاَعَزُّ مِنْهَا الْاَذَلَّ وَلِلّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِه وَلِلْمُؤْمِنينَ وَلكِنَّ الْمُنَافِقينَ قينَ لَا يَعْلَمُونَ 

“Diyorlar ki: “Andolsun, eğer Medine’ye dönersek, daha üstün olan, daha alçak olanı oradan mutlaka çıkaracaktır.” Üstünlük, ancak Allah’a, O’nun elçisine ve müminlere mahsustur. Fakat münafıklar bilmezler.”7


Bu ayette Allah Teâlâ galip gelici kuvvetin (izzetin) yalnız kendisine ait olduğunu onu yeryüzünde Elçisinin ve müminlerin kıldığını açıkladı. Fakat bu, diğer Ayetlerde açıklanmış birtakım şartlarla kayıtlıdır.


Sonuç 

Aşama aşama iman edenlerin zihnini inşa eden Kur’an’ı Kerim Müminlerin zihninde “izzet” kavramının inşası içinde aynı tedrici yöntemi kullanmış diğer Kur’an’i kavramlar gibi bu kavram da Kur’an’ın ilk muhatapları olan Hz. Peygamber (s.a.v.) ve sahabe (r.a.) hazretlerinin zihninde alması gereken yeri almıştır. Yukarıdaki ayetleri dikkate aldığımızda bu inşa şu şekilde olmuştur:


İlk ayette “Kim kalıcı ve hakiki bir “izzet” istiyorsa Allah’a inansın O’ndan bunu talep etsin, çünkü bütün “izzet” Allah’a aittir.” mesajını vererek insanın şerefi arayacağı doğru ve tek adresi göstermiş, ikinci ayette ise kendilerine dünyevi işleri gerçekleştirmede güç versin, başarılı kılsın, düşmanlarına karşı yardım etsin, Allah yanında şefaatçi olsun diye Allah’ın dışında ilah edinen müşriklerin durumunu açıklayarak yanlış adreste üstünlük arayanlara işaret etmiştir. Üçüncü ve dördüncü ayetlerde “Habibim, onların lafları seni üzmesin. Çünkü şan ve şeref bütünüyle Allah’ındır. O her şeyi işitiyor, hepsini görüyor.”, “İnecek azabı gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir. Senin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.” İfadeleriyle Hz. Peygamberi ve inananları doğru adreste oldukları konusunda teselli etmiştir. Beşinci ve altıncı ayetlerde ise üstünlüğü malda, mevkide, soyda sopta arayan münafıkların yanlış adreste üstünlük aramalarının neticesi ağır bir azaba çaptırılacakları ve onların cahil bir toplum oldukları şu şekilde bildirilmiştir. “Münafıklara da haber ver ki, kendileri için çok acı bir azab vardır. Onlar, müminleri bırakıp kâfirleri dost ediniyorlar. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Hâlbuki bütün izzet ve şeref Allah’a aittir.” “ Üstünlük, ancak Allah’a, O’nun elçisine ve müminlere mahsustur. Fakat münafıklar bilmezler.”


O halde üstünlüğü gerçek adresi olan Allah’ın yanında arayarak hem bu dünyada hem de ahirette şerefli bir insan olalım. Müşrikler ve münafıklar gibi yanlış adreslerde üstünlük arayarak üstünlük yerine azap ve rezillikle karşılaşanlardan olmayalım. Allah Teâlâ bizlere her bir şeyi doğru adreste aramayı nasip eylesin! Allah’a emanet olun aziz kardeşlerim.