İslamî Esaslara Göre Oluşturulmuş Bir Ailenin İnsanın Hayat Serüvenindeki Önemi

e-Posta Yazdır PDF

İslam kelimesi kurtuluşa erme, güven, emniyette olma, boyun eğme, itaat, teslim olma, sulh ve barış yapma gibi anlamlara gelir. Din kelimesi Arapça bir kelime olup[1] Türklerin İslam Dinini kabul etmeleri ile Türkçeye geçmiştir. Adet, durum, ceza, mükâfat, itaat, hesap dâhil olmak üzere otuza yakın sözlük anlamı vardır.[2] Dinin kavram olarak tanımına gelince din, akıl sahiplerini kendi hür iradeleriyle en iyiye, en doğruya, en güzele ulaştıran ilahi bir kanundur[3].  İslam dini ise, Allah tarafından peygamberler aracılığıyla gönderilen, aslını koruyan ve insan eliyle herhangi bir değişikliğe uğramayan din, gerçek dindir. Hz. Âdem’den (a.s.) Hz. Muhammed’e (a.s.) kadar gönderilen bütün ilahî dinlerin ortak adı İslam’dır. [4] Diğer dinlerin asılları şu veya bu şekilde insanlar tarafından değiştirildiği için şu anda dünyada aslını koruyan tek din İslam dinidir.

 İmtihan için dünyaya gelen biz insanların, dünya hayatında hem kendi iç duygularını tatmin ederken hem tabiattan faydalanırken hem de diğer insanlar ile ilişkilerinde barışı sağlayabilmesi için bütün bunları yani kendisini, tabiatı ve diğer insanları en iyi şekilde bilen birinin rehberliğine ihtiyacı vardır. Aksi halde insanın, ne kadar çabalarsa çabalasın ilişkilerinde adil olması ve barışı yakalaması imkansızdır. Böyle bir rehberlik almayan insan hem iç dünyasında hem de dış dünyasında bir çatışma içinde olacaktır. İnsanın rehberliğine ihtiyaç duyduğu bu varlık şüphesiz ki insanı, tabiatı ve her şeyi yaratan onlara donanımlarını veren ve onların varlığının devamını sağlayan Allah Teâlâ’dır. İşte İslam dini de Allah Teâlâ’nın biz insanlara yapmış olduğu rehberliğin ta kendisidir. Allah Teâlâ, biz insanların ancak ve ancak bu rehberliği kabul edip yerine getirdiğimiz zaman hem iç dünyamızda hem dış dünyamızda barış içinde olmayı başarabileceğimizi bildiği için bu dinin adını, kök anlamı barış olan Arapça s-l-m (سلم) kökünden gelen İslam koymuştur.

Allah Teâlâ, insana karşı çok şefkatli ve merhametlidir. Yerde olanları onun emrine vermiştir. Bunu Kur’an’ı Kerim’de şu şekilde anlatmaktadır.

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي الْاَرْضِ وَالْفُلْكَ تَجْر۪ي فِي الْبَحْرِ بِاَمْرِه۪ۜ وَيُمْسِكُ السَّمَٓاءَ اَنْ تَقَعَ عَلَى الْاَرْضِ اِلَّا بِاِذْنِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ

"Görmüyor musun ki, Allah yeryüzündekileri ve O’nun emriyle denizde akıp giden gemileri sizin hizmetinize verdi! Kendi izni olmadıkça yerkürenin üzerine düşmemesi için göğü tutan da O’dur. Şüphesiz Allah insanlara çok şefkatli, çok merhametlidir."[5]

İnsana karşı çok şefkatli ve merhametli olan, yer yüzünde olanları onun hizmetine veren, onun yaşamı için kâinatı düzenleyen Yüce Allah onu en güzel şekilde yaratmıştır[6], onu yaratılışını da İslam dini üzerine kılmıştır. Kur’an’ı Kerim’de bu gerçek şu şekilde anlatılıyor:

فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّ۪ينِ حَن۪يفاًۜ فِطْرَتَ اللّٰهِ الَّت۪ي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَاۜ لَا تَبْد۪يلَ لِخَلْقِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ الدّ۪ينُ الْقَيِّمُۗ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَۗ

" Sen yüzünü, Allah’ı birleyici olarak doğruca dine çevir: Allah’ın yaratma yasasına uygun olan dine ki, insanları ona göre yaratmıştır. Allah’ın yaratması değiştirilemez. İşte doğru din odur. Fakat insanların çoğu bilmezler."[7]

Her şeyi en iyi şekilde bildiği gibi insanı da en iyi şekilde bilen, onlara önem veren, onlara karşı şefkati ve merhameti bol olan Yüce Rabbimiz onların dünyaya ilk olarak gelecekleri ortamı da onlar için olabilecek en iyi ortam kılmıştır. Her canlının yetişebileceği uygun bir iklim yarattığı gibi onlar için de yetişebileceği bir iklim yaratmıştır ki bu iklim sevgi iklimidir. Bu durum Kur’an’ı Kerim’de şu şekilde anlatılmaktadır:

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجاً لِتَسْكُـنُٓوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةًۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

"Onlara ısınıp kaynaşasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratıp aranıza sevgi ve şefkat duyguları yerleştirmesi de O’nun kanıtlarındandır. Doğrusu bunda iyi düşünen kimseler için dersler vardır."[8]

  İşte biz Yüce Allah’ın sevgi ve şefkatle oluşturduğu ve yer yüzüne gelen insanın ilk olarak gözünü açtığı bu ortama aile diyoruz. Nasıl her bir bitki fıtratına uygun bir ortamda tam anlamıyla özelliklerini ortaya çıkarır, sağlıklı bir şekilde yetişir ve meyvesini verirse insan da sevgi ve şefkat ortamında sağlıklı olarak yetişir. Örneğin bir bitkinin yetişeceği nem ve ısı ortamı kaybolursa nasıl bitki sararıp kurumaya başlarsa insan da ailedeki sevgi ve şefkat ortamı azaldıkça insanı niteliklerini geliştiremez, bir takım güzel özellikler edinmiş ise de onları kaybetmeye başlar. Sevgi ve şefkat ortamının kalkmasıyla zamanla insanı özellikler yok olur onların yerlerini insanı olmayan özellikler alır.

İnsanın yaşamının bütün süreçlerinde insan için olması gereken en faydalı, en güzel, en doğru en adil olan kurallar getiren İslam dini insanın ilk gözünü açtığı ortam olan aile ortamının oluşması, oluşmasından sonra sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi için gerekli olan bir takım emir ve tavsiyelerde bulunmuş, aynı şekilde oluşmuş aile düzenine zarar verecek her şeyi de yasaklamıştır. Bu alanla ilgili ayet ve hadisleri dikkate alarak İslam’ı bir ailenin temel özelliklerini ve aile içindeki birtakım rolleri üstlenen bireylerin sorumluluklarını şu şekilde sıralayabiliriz:

1-      İslami bir aile Allah’ın emrine uygun, şartlarını taşıyan sağlıklı bir nikah temeli üzerine kurulur. Sağlıklı bir nikah dolayısıyla sağlıklı bir aile kurmak için:

a)      Rabbimiz kadın ve erkeğin yaratılışını birbirlerine sevgi besleyecek şekilde yaratmış, nikahla bir araya gelerek eşlerin huzur bulacağını bildirmiştir. Bu olaya Kur’an’ı Kerim şu ayetlerle işaret etmektedir:

 

هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ اِلَيْهَاۚ

"Sizi bir tek candan yaratan, kendisiyle mutlu olsun diye ondan da eşini yaratan O’dur.[9]

 

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجاً لِتَسْكُـنُٓوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةًۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

"Onlara ısınıp kaynaşasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratıp aranıza sevgi ve şefkat duyguları yerleştirmesi de O’nun kanıtlarındandır. Doğrusu bunda iyi düşünen kimseler için dersler vardır."[10]

 

b)      Bilindiği gibi dinimiz cinsel tatmin yollarından nikah dışı her tür yolu yasaklayıp zorlaştırırken evlenmeyi kolaylaştırmış, her fırsatta evliliği teşvik etmiştir. Bu konuda Yüce Allah Kur’an’ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

 

وَاَنْكِحُوا الْاَيَامٰى مِنْكُمْ وَالصَّالِح۪ينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَاِمَٓائِكُمْۜ اِنْ يَكُونُوا فُقَـرَٓاءَ يُغْنِهِمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۜ  وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌ

 

"İçinizden evli olmayanları, köle ve câriyeleriniz arasından da elverişli olanları evlendirin. Yoksulluk içinde iseler Allah lütfu ile onları ihtiyaçtan kurtarır. Allah’ın hazinesi geniştir, her şeyi bilmektedir."[11] 

 

Nikahı teşvik eden Allah'ın Resulü (s.a.v.) de şöyle buyurur:

 

عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ لَهُ: يَا عَلِيُّ، ثَلَاثٌ لَا تُؤَخِّرْهَا: الصَّلَاةُ إِذَا آنَتْ، وَالجَنَازَةُ إِذَا حَضَرَتْ، وَالأَيِّمُ إِذَا وَجَدْتَ لَهَا كُفْئًا

 "Ya Ali üç şeyi geciktirme: Vakti gelen namazı, hazırlanan cenazeyi ve dengini bulduğun bekar kadını ... " [12]

 

Başka bir hadisi şeriflerinde Hz. Peygamber (s.a.v.) buyuruyorlar ki:

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَرْبَعٌ مِنْ سُنَنِ المُرْسَلِينَ: الحَيَاءُ، وَالتَّعَطُّرُ، وَالسِّوَاكُ، وَالنِّكَاحُ

 Dört şey Peygamberlerin sünnetlerindendir: "Haya, güzel koku sürünmek, misvak kullanmak ve evlenmek.[13]

Diğer bir hadisi şerifte de Hz. Peygamber (s.a.v) “evlenmeyerek ve dünyadan el etek çekerek yaşama durumu olan” ruhbaniyetten men etmiştir:

 

«أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَهَى عَنِ التَّبَتُّلِ»

 

 Hz. Peygamber (s.a.v.) ruhbatıiyetten menetmiştir.[14]

 

Allah'ın Resulü, evlilikte kadının isteyeceği mehirin hafif olmasını şu sözü ile teşvik etmektedir:

أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «أَعْظَمُ النِّسَاءِ بَرَكَةً أَيْسَرُهُنَّ صَدَاقًا

Peygamber (s.a.v.) buyurdular ki: “Kadınların bereket bakımından en fazla olanı mehiri en kolay olanıdır.”[15]

 

Yukarıdaki ayet ve hadislerde görüldüğü gibi İslam'da evlenme olayı, şartları oluştuğu zaman hemen gerçekleşmesi gereken bir olaydır.  Ayrıca uygun olanları evlendirmek, evliliği kolaylaştırmak İslam toplumu üzerine bir görevdir.

 

c)      İslam’da evlilik ve aile kurma sorumluluğu, bu sorumluluğu birlikte taşıyabilecek insanlara verilen bir sorumluluktur.

 Ailenin iyi yürüyebilmesi için ailenin kurucu üyeleri olan eşlerin yani anne ve babanın bu sorumluluğu birlikte taşımaları çok önemlidir. Yaratılışı gereği birbirlerine muhtaç olan ve Allah’ın emrettiği şekilde nikahla birbirlerini tamamlayan erkek ve kadının sorumluluğu, kurmuş oldukları bu yuvayı Allah’ın emrince kurmakla bitmez tam aksine yeni başlar. Onların sorumlulukları Allah’ın emrince kurmuş oldukları bu yuvayı Allah’ın emrince yönetmek ve devam ettirmekle de devam eder.

Bu sorumluluklarını bilmek ve uyumlu bir şekilde yerine getirmek için İslam toplumu evlenmeden önce her iki tarafı da eğitmelidir. Her bir şeyi ehline vermekle sorumlu olan Müslümanlar, toplumun temeli olan aileyi de ehil olan ellere vermekle sorumludur. Çünkü iyi insan iyi ailede yetişir ve uyumlu bir toplum oluşturur.

Bunun için özellikle bugün ister kızların ister erkeklerin evliliğe iyi hazırlanmaları şarttır. İslamiyet, zora dayanan evliliği kabul etmediği gibi, sorumluluk yüklenmekten kaçınan başıboş insanlarla da evlilik yapmayı tasvip etmez. Bizim Ülkemizde, evliliğe genelde kızların hazırlanması beklenir. Bu ise çok yanlış bir harekettir. Erkeklerin de evliliğe hazırlanması gerekir. Çünkü evlilik iki kişinin serbest iradesi geçerlidir. O halde, evliliğin erkeğe ve kadına yükleyeceği sorumluluğu yerine getiremeyecek olanlar İslam'a göre aile kuramazlar.

Aile İslam fıtratı üzerine doğan çocuğun fıtratı üzere yaratıldığı dini tanıdığı, onun ahlaki üzere yetiştirildiği bir ortam olmalıdır. Çocuğun fıtratının bozulduğu kötü alışkanlıkların edinildiği bir yer olmamalıdır. Bundan dolayıdır ki Rabbimiz Müslümanlara kendilerini ve çoluk çocuklarını ateşten koruma görevi vermiş ve şöyle buyurmuştur:

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا قُٓوا اَنْفُسَكُمْ وَاَهْل۪يكُمْ نَاراً وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلٰٓئِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللّٰهَ مَٓا اَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ

"Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve kendilerine emredileni yerine getiren melekler vardır."[16] 

Ayetten de anlaşılacağı gibi aileyi kuran anne ve babanın aile her türlü maddi tehlikelerden koruduğu gibi manevi tehlikelerden de koruma görevi vardır. Dolayısıyla aileyi kuracak olan gençlerin bu bilinçte olmaları gerekir. Bu durumda aile, içindeki fertler için sonu cennette biten bir huzur yuvası olur. Aksi halde aile sorumluluğunu taşıyamayacak kimselerin oluşturduğu aileler ise sonu cehennem hapishanesinde biten bir nezarethane olur.

 

2-      İslami usullere göre oluşmuş bir aile de aile içindeki her bir bireyin üstlendiği röle göre sorumlulukları vardır. Bu roller ve sorumlulukları kısaca şunlardır:

 

a)      Anne ve babanın sorumluluklarını şu şekilde özetleyebiliriz:

Anne ve babalar, yukarıda metin ve anlamını verdiğimiz Tahrim suresinde geçen “Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” emri gereği aileyi Allah’ın gazabından koruyacak bütün tedbirleri alırlar.  Kendileri ve çocukları için çalışırlar. Aile üyelerinin ihtiyaçlarını helâl yoldan çalışarak temin ederler; çocuklarının geleceği için çok büyük maddî ve manevî fedakârlıklar gösterirler. Çocuklarına millî ve manevî değerleri tanıtırlar. Onların güzel ahlâklı olmaları için çaba harcarlar. Onların Allah’ın rızasını kazanmış iyi bir insan olmaları için dua ederler. Kur’an’ı Kerim’de geçen İbrahim’in (a.s.) şu duası buna bir örnektir:

وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا الْبَلَدَ اٰمِناً وَاجْنُبْن۪ي وَبَنِيَّ اَنْ نَعْبُدَ الْاَصْنَامَۜ ﴿٣٥﴾  رَبِّ اِنَّهُنَّ اَضْلَلْنَ كَث۪يراً مِنَ النَّاسِۚ فَمَنْ تَبِعَن۪ي فَاِنَّهُ مِنّ۪يۚ وَمَنْ عَصَان۪ي فَاِنَّكَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿٣٦﴾  رَبَّـنَٓا اِنّ۪ٓي اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّت۪ي بِوَادٍ غَيْرِ ذ۪ي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِۙ رَبَّـنَا لِيُق۪يمُوا الصَّلٰوةَ فَاجْعَلْ اَفْـِٔدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْو۪ٓي اِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ ﴿٣٧﴾  رَبَّـنَٓا اِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْف۪ي وَمَا نُعْلِنُۜ وَمَا يَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِ ﴿٣٨﴾  اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي وَهَبَ ل۪ي عَلَى الْكِبَرِ اِسْمٰع۪يلَ وَاِسْحٰقَۜ اِنَّ رَبّ۪ي لَسَم۪يعُ الدُّعَٓاءِ ﴿٣٩﴾  رَبِّ اجْعَلْن۪ي مُق۪يمَ الصَّلٰوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّت۪يۗ رَبَّـنَا وَتَقَبَّلْ دُعَٓاءِ ﴿٤٠﴾  رَبَّـنَا اغْفِرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ۟ ﴿٤١﴾ 

Meali

İbrâhim şöyle dua etmişti: "Rabbim! Bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara tapmaktan uzak tut!  

 Rabbim! Putlar insanlardan birçoğunun sapmasına sebep oldu. Bundan böyle kim bana uyarsa o bendendir; kim de bana karşı gelirse artık sen çok bağışlayan, pek esirgeyensin.

 Ey rabbimiz! Ben zürriyetimden bir kısmını, senin kutsal evinin (Kâbe) yanında tarıma elverişli olmayan bir vadiye yerleştirdim. Bunu yaptım ki rabbim, namazı kılsınlar! İnsanların gönüllerini onlara meylettir ve çeşitli ürünlerden onlara rızık ver ki şükretsinler! 

 Rabbimiz! Şüphesiz ki sen gizlediğimizi de açıkladığımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. 

 Yaşlılığıma rağmen bana İsmâil’i ve İshak’ı armağan eden Allah’a hamdolsun! Şüphesiz rabbim duaları kabul edendir. 

 Rabbim! Beni ve soyumdan gelecek olanları namazı devamlı kılanlardan eyle; rabbimiz, duamı kabul et! 

 Rabbimiz! Hesap kurulacağı gün beni, anamı, babamı ve müminleri bağışla!"[17]

b)      Çocukların görevlerini de şu şekilde özetleyebiliriz:

Anne ve babalarından İslam’ı değerleri doğru öğrenen çocuklar, anne ve babanın dokunulmaz olduğunu şu ayetlerden öğrenirler;

 

وَقَضٰى رَبُّكَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَاناًۜ اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَٓا اَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَٓا اُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلاً كَر۪يماً ﴿٢٣﴾ وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَان۪ي صَغ۪يراًۜ ﴿٢٤﴾ 

 

Meali

Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara öf bile deme! Onları azarlama! "Onlara merhametle ve alçak gönüllülükle kol kanat ger. "Rabbim! Onlar nasıl küçüklükte beni şefkatle eğitip yetiştirdilerse şimdi sen de onlara merhamet göster" diyerek dua et."[18] 

 

Onların meşru olan bütün istek ve arzularını yerine getirmeye çalışırlar ve onları üzmemek için azamı gayret gösterirler. Ama onlara Allah’a isyanda itaat etmezler. Çünkü onlar biliyorlar ki Allah’a isyanda yaratılmışlara itaat yoktur. Rabbimiz bu konuda şöyle buyurmaktadır:

 

وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِۚ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ وَهْناً عَلٰى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ ف۪ي عَامَيْنِ اَنِ اشْكُرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيْكَۜ اِلَيَّ الْمَص۪يرُ ﴿١٤﴾ وَاِنْ جَاهَدَاكَ عَلٰٓى اَنْ تُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفاًۘ وَاتَّبِعْ سَب۪يلَ مَنْ اَنَابَ اِلَيَّۚ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿١٥﴾ 

Meali

Biz insana anne babasıyla ilgili öğütler verdik. Annesi, güçten kuvvetten düşerek onu karnında taşımıştır; çocuğun sütten kesilmesi iki yıl içinde olur. Bunun için (ey insan), hem bana hem anne babana minnet duymalısın; sonunda dönüş yalnız banadır. Eğer anne baban, hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa bu durumda onlara uyma ama yine de onlara dünyada iyi davran; yüzünü ve özünü bana çevirenlerin yolunu izle; dönüşünüz yalnız banadır, O zaman yapıp ettiklerinizin sonucunu size bildireceğim.[19]

 

Sonuç

 

Bu dünyaya imtihan için gelmiş olan biz insanların ilk olarak gözünü açtığı yer olan aile ortamı geliş amacımız olan imtihanı kazanmak için bizi hazırlayan ilk mekteptir, ilk eğitim yuvasıdır. İlk eğitimini buradan alan insan genellikle buradan aldığı eğitimle şekillenir. Burada sevgi ve saygı ortamında fıtratına/yaratılışına uygun diğer bir ifade ile İslam’ı değerlere uygun bir eğitim almış ise artık insan, yaratılışına uygun bir şekilde büyüyecek ve Rabbimin kendisine verdiği bütün imkanları insanın meyvesi olan salih amele, yani Allah’ın rızasına uygun eylemlere dönüştürecektir. Böylece Rabbiyle, kendisiyle, diğer insanlar ve tabiat ile barış içinde bir hayat yaşayacaktır. Bu şekilde yetişen insanlar kendileri de yetiştikleri aileleri model alarak yeni aileler kuracaklar ve bu aileler de salih yani yer yüzünün Allah için imar ve ıslahıyla uğraşan nesiller yetişecektir. Böylece toplum salih insanlardan oluşacak ve insanlık sulh ve barış içinde bir hayat yaşayacaktır. Bu dünyada barış içinde yaşayan bu insanlar, dünyaya geliş amaçları olan imtihanı kazanacaklar ve sonunda Allah’ın Müslümanlara vaat ettiği cennete gideceklerdir.

Allah’ın emrine uygun olarak kurulmamış sevgi ve saygının yerini nefret ve bencilliğin kapladığı aileler ise çocuklarının yaratılışta var olan özelliklerini bozacaklar ve onları kendisine ve topluma karşı yabancılaşmış bencil birileri olarak yetiştireceklerdir. Toplumda bu insanlar çoğalacak ve bunların karakteri olan bozgunculuk topluma hâkim olacaktır. Sonunda bu insanlar, yaratılış amacı olan imtihanı kaybedecekler ve sonları ateş olacaktır.

Görüldüğü gibi doğru kurulan bir aile insanı, yaratılışına uygun olan İslam üzere yetiştirip ona hem dünyasını hem de ahiretini kazandırırken, yanlış kurulan bir aile ise insanın yaratılışını bozarak onun hem bu dünyasını hem de ahiretini kaybetmesine neden oluyor.

 

O halde gelin her birimiz aile kurumuna gereken özeni gösterelim hem kendimizin hem de nesillerimizin dünya ve ahiretlerini kurtaralım! Allah’a emanet olun, Allah’ın selam ve rahmeti üzerinize olsun aziz kardeşlerim!



[1] Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c. 9, s. 312.

[2] İbn Manzur, Lisanu’l-Arap, Beyrut, c, 1, s 1044,1045.

[3] Şentürk, Lütfi, Yazıcı, Seyfettin, İslam İlmihali, Ankara 2005, s. 9.

[4] Serinsu, Ahmet Nedim, Dini Terimler Sözlüğü, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara 2009, s. 60.

[5] Hac 22/65.

[6] Tin 95/4.

[7] Rum 30/30.

[8] Rum 30/21.

[9]  Araf 7/189.

[10] Rum 30/21.

[11] Nur 24/32.

[12] Tirmizi, Salat 13.

[13] Tirmizi, Nikah. I.

[14] Tirmizi, Nikah, II.

[15] Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 194.

[16] Tahrim 66/6.

[17] İbrahim 14/35-41.

[18] İsra 17/23-24.

[19] Lokman 31/14-15.