İnanan Kişinin Lisanını da Kontrol Etmesi Gerekir

e-Posta Yazdır PDF

Bu dünya ve içinde bulunduğu alemi doğru bir şekilde okuyan ve anlamlandıran insan, etrafındaki her bir şeyin bir amaç uğruna yaratıldığının ve her bir varlığın bu yaratılış amacını kusursuz bir şekilde yerine getirmesiyle büyük bir dengenin varlığının farkına varır.  Bu dengenin kendi yaşamının varlığı ve devamı için ne kadar gerekli olduğunu anlar. Sayısız sayıda, birbirinden farklı, akıl sahibi olmayan bu varlıkların kendi başlarına böyle mükemmel bir dengeyi oluşturmak için bir araya gelmesinin imkansız olduğunu bilir ve buradan bunları büyük bir amacı gerçekleştirmek için her şeye güç yetiren, her şeyi bilen hikmet sahibi…daha nice güzel vasıflara sahip birinin yarattığının ve devamını sağladığının bilincine ulaşır.  Gözlemlediği bu alemde zerreden küreye kadar her bir şeyin bir amaç uğruna yaratıldığını gören insan Bu Yaratıcının kendisini boşuna yaratmadığını kendisinin de bir gayesi olduğunu anlar ve merak etmeye başlar, bu görevi bilmeden rahat edemez ve Yaratıcı'ya Hz. İbrahim (a.s.) gibi şöyle seslenir: "Rabbim bana doğru yolu göstermezse elbette yolunu şaşırmış kimselerden olurum"[1] veya biz Müslümanların namazlarımızın her bir rekatında seslendiğimiz gibi şöyle seslenir:

"Ezelden ebede kadar, bütün olmuş ve olacak hamd ve sena övgü tam ve kemaliyle âlemlerin yegâne yaratıcısı, besleyip kemale erdiricisi olan, sınırsız rahmeti ve engin merhameti ile hayat veren, yaşatan, koruyan, rahmetine, merhametine, lütfuna, ihsanına, hayırlara mazhar eden, rahmân ve rahîm olan, ödül ve ceza gününün tek hâkimi Allah'adır.  Rabbimiz! Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi dosdoğru yola ilet; nimetine erdirdiklerinin yoluna; gazaba uğramışların yoluna da, doğrudan sapmışların yoluna da değil!"[2]

Sonra bu kişi tamamen Rabbine yönelir ve İbrahim (a.s.) gibi şöyle der:

 اِنّ۪ي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذ۪ي فَطَرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ حَن۪يفاً وَمَٓا اَنَا۬ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۚ "

Ben, O’nun birliğine inanarak yüzümü, gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah’a çevirdim ve ben müşriklerden değilim."

 İşte insanın bu talebini bilen Yüce Yaratıcı ise insana kendi aralarından seçtiği elçileri, Kendini (Allah'ı), insanın yaratılış gayesini, dünyada ölümün ve hayatın niçin yaratıldığını, insanın bunu nasıl başaracağını, dünya hayatından sonra insanın nelerle karşılaşacağını içeren bilgilerle göndermiştir. Bu elçileri de gönderildikleri topluluklar için "en güzel bir örnek" kılmıştır.[3] Bu elçilere inanarak tâbi olan kimselere de hem dünyada hem de ahrette her türlü korkudan güvende olacaklarını, üzülmeyeceklerini[4] ve en güzel sona ulaşacaklarını[5] bildirmiştir.

Tabiatı ve kendini doğru okuyan, yaratılış amacını merak eden, doğruyu arayan  insana peygamberlerin çağrısı ulaşınca bu çağrıyı derhal kabul etmiş ve artık yörüngesini bulmuştur. Bu dünyaya geliş amacının, Allah'a kulluk olduğunu[6], bu kulluğun da hayatımızı gerçekleştirirken eylemlerin/işlerin en güzel olanını (ehsenü amel)[7] tercih ederek, gerek tercihte gerekse uygulamada Peygamberi model alarak yerine getirileceğini öğrenmiştir. Allah (c.c) ve Elçisi'nin görüş beyan ettiği konularda kendisinin seçme hakkının olmadığını[8] bilmiş, bütün karşılaştığı her şeyde Peygamber'i (s.a.v.) model almış hiçbir konuda onun önüne geçmemeye[9] söz vermiştir.

Hayatının bütün alanlarını Allah'ın emrettiği şekilde Hz. Peygamberi (s.a.v.) model alarak anlamlandırmak ve yaşamak zorunda olan Müslüman insanın, Allah'ın biz insanlara lütfettiği en önemli özelliklerden biri olan dilini de Allah'ın emrettiği ve Hz. Peygamberin (s.a.v.) uyguladığı şekilde kullanması gerekir. Müslümanın dili ile işleyeceği ameller içerisinde iyisi vardır, daha iyisi vardır, daha daha iyisi vardır: kötüsü vardır, daha kötüsü vardır, daha daha kötüsü vardır, en kötüsü vardır. Her işte olduğu gibi Müslüman diliyle de yapabileceğinin en iyisini yapmaya odaklanır çünkü o şunu bilir:

وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِمَّا عَمِلُواۜ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ  "

Herkesin yaptıkları işlere göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir."[10]

 Diğer taraftan Müslüman kimse, Allah Teâla ile ilişkilerinde gücü nispetinde O'nun güzel isimlerinin gerektirdiği saygı, önem ve duyarlılığı gösterir. O'nun isimlerinden birisi de gizli ve açık her şeyi işiten anlamında "semî'"dir. Bütün yönelişi ile O'na yönelen Müslüman, O'nunla en güzel bir şekilde iletişim kurmaya çalışır. Kur'an'ı Kerim'de "O'nun her nerede olursa olsun sürekli insanla beraber olduğunu",[11] üç kişinin gizli konuştuğu yerde dördüncüsünün mutlaka Allah (c.c.) olduğunu, beş kişinin gizli konuştuğu yerde altıncısının mutlaka Allah (c.c.) olduğunu, bunlardan az veya çok olsunlar ve nerede bulunurlarsa bulunsunlar mutlaka O,nun onlarla beraber olacağını ve sonra kıyamet günü onlara yaptıklarını haber vereceğini,[12] öğrenen inanan insan, En Büyük ile birlikte olmanın sorumluluğunu idrak eder. Davranışlarını da En Büyükle birlikte olduğu bilinciyle düzenlemeye çalışır. Artık gelişi güzel ve kabaca konuşamaz çünkü onu, En Büyük duyuyor, gelişi güzel ve rast gele davranışlarda bulunamaz, çünkü onu, En Büyük görüyor. Artık Müslümanı,  En Büyüğün yanında olma anlayışı, edepli olmaya sevk etmiş onun sözüne ve davranışlarına bir ölçü getirmiştir. Kısacası onu edepli kılmıştır.

Ayrıca inanmış kimse bütün yapıp ettiklerinin Allah Teâlâ tarafından kayıt altına alındığının bilincindedir. Çünkü yanında bu işle görevli meleklerin bulunduğunu, konuşması da dahil her şeyin bunlar tarafından kaydedilip muhafaza edildiğini, Kur'an-ı Kerim ona şu ayetlerle bildirmiştir:

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِه۪ نَفْسُهُۚ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَر۪يدِ ﴿١٦﴾  اِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَم۪ينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَع۪يدٌ ﴿١٧﴾  مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ اِلَّا لَدَيْهِ رَق۪يبٌ عَت۪يدٌ ﴿١٨﴾ 

"İnsanı biz yarattık ve elbette içinden geçenleri biliriz; sağında solunda oturmuş iki alıcı (yaptığını) alıp kaydederken biz ona şah damarından daha yakınız.  O hiçbir söz söylemez ki yanında çok dikkatli bir gözetleyici olmasın!"[13]

Görüldüğü gibi Müslüman kişinin, Yüce Allah tarafından sürekli gözetildiğine olan inancı, yaptıklarının bütün ayrıntılarıyla kusursuz bir şekilde kayıt altına alınması ve Kıyamet günü her yaptığı güzel amel karşısında kazanacağı derece ve ödül; yanlış yaptığı amel karşılığında çaptırılacağı ceza, ona dilini kontrol etme ve Allah'a karşı hesap verecek şekilde onu kullanma bilinci kazandıracaktır. Bunun için de dilini dünyasına ve ahiretine en yararlı bir şekilde kullanırken dünyasına ve ahiretine zarar getirecek her türlü kullanımdan koruyacaktır. Bütün bunları gerçekleştirirken de Kur'an-ı Kerim ve sünnette geçen emir, tavsiye ve nehiyler ona rehberlik yapacaktır.

Bu konuda Kur'an ve Sünneti incelediğimiz de dilin bir takım kullanımlarının Allah (c.c.) ve Elçisi tarafından emredildiğini, övüldüğünü ve teşvik edildiğini, sahiplerinin ödül ile müjdelendiğini görürüz. Diğer bir takım kullanımlarının da yasaklandığını, yerildiğini ve yapanların ceza ile uyarıldığını görürüz. Şimdi bunları sıra ile açıklayalım:

A. Dinin Güzel Gördüğü, Emrettiği, Tavsiye ve Teşvikte Bulunduğu Sahibini Ödül ile Müjdelediği Dil Kullanımları:

1. Doğru söylemek:

 

Allah Teâla bizlere konuştuğumuz zaman doğru söz konuşmamızı emretmiş, işlerimizin düzeltilmesini, günahlarımızın bağışlanmasını da doğru sözlü olmaya bağlamıştır ve şöyle buyurmuştur:

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَقُولُوا قَوْلاً سَد۪يداًۙ ﴿٧٠﴾  يُصْلِحْ لَكُمْ اَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْۜ وَمَنْ يُطِـعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزاً عَظ۪يماً ﴿٧١﴾  يُصْلِحْ لَكُمْ اَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْۜ وَمَنْ يُطِـعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزاً عَظ۪يماً 

"Ey iman edenler! Allah’a itaatsizlikten sakının ve doğru söz söyleyin ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin, günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve resulüne itaat ederse gerçekten büyük bir kazanç elde eder." [14]

Hz. Peygamber (s.a.v) ise şöyle buyururlar:

عن النبي صلى الله عليه و سلم قال:  إن الصدق يهدي إلى البر وإن البر يهدي إلى الجنة وإن الرجل ليصدق حتى يكون صديقا وإن الكذب يهدي إلى الفجور وإن الفجور يهدي إلى النار وإن الرجل ليكذب حتى يكتب عند الله كذابا

“Hiç şüphe yok ki doğruluk iyiliğe götürür. İyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk /doğru sözlü diye yazılır. Yalancılık kötüye götürür. Kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah katında kezzâb/çok yalancı diye yazılır.”[15] 

 

2. Yumuşak sözle hitap etmek:

 

Yüce Rabbimiz Musa'ya ve Harun'a (a.s.) Firavun'a mesajlarını iletirken yumuşak bir üslup kullanmalarını emretmiş bunun daha etkili olacağına işaret etmiştir.

فَقُولَا لَهُ قَوْلاً لَيِّناً لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ اَوْ يَخْشٰى

"Yine de ona söyleyeceklerinizi yumuşak bir üslûpla söyleyin, ola ki aklını başına toplar veya içine bir korku düşer." [16]

Aynı şekilde Hz. Peygamber'in (s.a.v) üslup ve davranışlarındaki yumuşaklığı övmüş bunun insanların kalplerini ısındırıp birlik ve beraberliği pekiştirdiğine işaret etmiştir.  

فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ لِنْتَ لَهُمْۚ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَل۪يظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَۖ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الْاَمْرِۚ فَاِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّل۪ينَ ﴿١٥٩﴾ 

"Sen onlara sırf Allah’ın lütfü sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onların bağışlanmasını dile, iş hakkında onlara danış, karar verince de Allah’a güven, doğrusu Allah kendisine güvenenleri sever."[17]

3. İnsanlar ile sözün en güzeli ile iletişim kurmak:

Allah Teâlâ İsra suresinde şöyle buyurmuştur:

وَقُلْ لِعِبَاد۪ي يَقُولُوا الَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ يَنْزَغُ بَيْنَهُمْۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلْاِنْسَانِ عَدُواًّ مُب۪يناً   

"Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler; çünkü şeytan aralarına girer. Kuşkusuz şeytan insanların apaçık düşmanıdır."[18]

Sözün en güzelini seçerek inanmış insanlar, şeytanın kapılarını kapatarak insanların kalplerinin birleşmesine zemin hazırlarlar. Böylece inadın zeminini kırarak insanları doğruya sevk etmeyi daha uygun, daha kolay bir yöntemle gerçekleştirirler.

 Gerçekten, İnanmış insanın sözün en güzel olanının tercih ederek dilinin kontrol etmesi, yüksek edep, terbiye ve ulvi bir medeniyet olarak İslam toplumunun inşasının önemli bir unsurudur. Çünkü sürekli sözün en güzelini seçme emri Müslümanlar tarafından doğru uygulandığında onları  her defasında daha iyi bir sözü seçmeye teşvik ettiğinden Müslüman toplum, sözün güzeli ile yetinmeyecek hep daha iyisini arayacaktır. Bu da İslam toplumunun, söz alanında yüksek bir medeniyetin merdivenlerinden basamak basamak yükselmesini sağlayacaktır.

Diğer bir ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle buyurur:

اُدْعُ اِلٰى سَب۪يلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُمْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ  

"Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzel yöntemle tartış. Kuşkusuz senin rabbin, yolundan sapanların kim olduğunu en iyi bilendir; O, doğru yolda bulunanları da çok iyi bilir."[19]

4. Muhtevası hakka davet olan ve Hakka davet karşısında kabul ile ifade edilen güzel söz Allah Tarafından Övülmüştür:

Allah Teâlâ kendine çağıran sözü övmüş ve onu en güzel söz olarak nitelemiştir:

وَمَنْ اَحْسَنُ قَوْلاً مِمَّنْ دَعَٓا اِلَى اللّٰهِ وَعَمِلَ صَالِحاً وَقَالَ اِنَّن۪ي مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ  

"Allah’a çağıran, dine ve dünyaya yararlı iş yapan ve "Ben müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kim vardır?"[20]

Allah Teâlâ, hak bir görev karşısında kabul edip güzel söz söylemenin daha hayırlı olacağını bildirmiştir:

طَاعَةٌ وَقَوْلٌ مَعْرُوفٌ۠ فَاِذَا عَزَمَ الْاَمْرُ۠ فَلَوْ صَدَقُوا اللّٰهَ لَكَانَ خَيْراً لَهُمْۚ  

"Güzel olan itaattir, makbul sözdür. Durum (savaş emri) kesinlik kazanınca Allah’a karşı sadâkat gösterselerdi onlar için hayırlı olacaktı."[21]

B. Dinin Hoş Görmediği, Yasakladığı, Uzak Durulmasını Tavsiye Ettği  Sahibini Azab ile Uyardığı Dil Kullanımları:

1. Yalan ve gerçeğe aykırı sözler:

Allah Teâlâ, yalan ve gerçeğe aykırı söz kullanmayı bir çok ayette yasaklamıştır onlardan bir tanesini vermek ile yetineceğiz:

ذٰلِكَۗ وَمَنْ يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللّٰهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ عِنْدَ رَبِّه۪ۜ وَاُحِلَّتْ لَكُمُ الْاَنْعَامُ اِلَّا مَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْاَوْثَانِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِۙ

"Yapılması gereken işte budur. Kim Allah’ın koyduğu yasaklara saygı gösterirse bu, rabbi katında kendisi için çok hayırlı olur. Size vahiy ile (haramlığı) bildirilenlerin dışındaki hayvanları yemeniz helâl kılınmıştır. Öyleyse pislikten yani putlardan uzak durun ve asılsız sözden de kaçının." [22]

Allah Teâla, yalan sözle hidayet arasında bağlantı kurmuş ve yalanın onu  söyleyenleri hidayete ulaştırmayacağını bildirmiştir:

وَقَالَ رَجُلٌ مُؤْمِنٌۗ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَكْتُمُ ا۪يمَانَهُٓ اَتَقْتُلُونَ رَجُلاً اَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللّٰهُ وَقَدْ جَٓاءَكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ مِنْ رَبِّكُمْۜ وَاِنْ يَكُ كَاذِباً فَعَلَيْهِ كَذِبُهُۚ وَاِنْ يَكُ صَادِقاً يُصِبْكُمْ بَعْضُ الَّذ۪ي يَعِدُكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ ﴿٢٨﴾ 

"Firavun ailesinden olup imanını gizleyen bir mümin kişi şöyle dedi: "Adamı, ‘Rabbim Allah’tır’ dediği için öldürecek misiniz? Oysa o size rabbinizden âyetler getirmiştir. Eğer yalancı biriyse yalanı kendi zararınadır; ama eğer doğru söylüyorsa size bildirip uyardığı şeyin bir kısmı başınıza gelecektir. Hiç kuşku yok ki Allah, aşırılığa sapmış, yalancı kimseyi doğru yola ulaştırmaz."[23]

2. Yalancı şahitlik yapmak veya kötü eylemlerin yapıldığı yerlerde bulunmak:

Allah Teâlâ, övmüş olduğu kullarının özellikleri arasında şu özelliği de anmıştır:

وَالَّذ۪ينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَۙ وَاِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَاماً  

"Yine anılan o iyi kullar, asılsız şeylere şahitlik etmezler; boş ve mânasız davranışlarla karşılaştıklarında onurluca çekip giderler."[24]

3. Allah'ın ayetlerine karşı duyarsız kalmak:

Allah Teâlâ, övmüş olduğu kullarının özellikleri arasında şu özelliği de anmıştır:

وَالَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِّرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ لَمْ يَخِرُّوا عَلَـيْـهَا صُـماًّ وَعُمْيَـاناً  

"Kendilerine rablerinin âyetleri hatırlatıldığında o âyetler karşısında körler ve sağırlar gibi bilinçsizce davranmazlar. "[25]

4. Alaya almak, uygun olmayan lakaplar takarak küçümsemek:

Allah Teâla bütün bunları yasaklamıştır:

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ عَسٰٓى اَنْ يَكُونُوا خَيْراً مِنْهُمْ وَلَا نِسَٓاءٌ مِنْ نِسَٓاءٍ عَسٰٓى اَنْ يَكُنَّ خَيْراً مِنْهُنَّۚ وَلَا تَلْمِزُٓوا اَنْفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْاَلْقَابِۜ بِئْسَ الِاسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْا۪يمَانِۚ وَمَنْ لَمْ يَتُبْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ ﴿١١﴾ 

"Ey iman edenler! Erkekler diğer erkeklerle alay etmesinler; onlar kendilerinden daha iyi olabilirler; kadınlar da diğer kadınlarla alay etmesinler; alay edilen kadınlar edenlerden daha iyi olabilirler. Biriniz diğerinizi karalamayın, birbirinize kötü ad takmayın. İman ettikten sonra fâsıklıkla anılmak ne kötüdür! Günahlarına tövbe etmeyenler yok mu, işte zalimler onlardır. "[26]

5. Kötü zanda (su-i zan) bulunmak, birbirlerinin arkasından çekiştirmek/gıybet etmek:

Allah Teâla bütün bunları da yasaklamıştır:

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اجْتَنِبُوا كَث۪يراً مِنَ الظَّنِّۚ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضاًۜ اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ اَخ۪يهِ مَيْتاً فَكَرِهْتُمُوهُۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ تَـوَّابٌ رَح۪يمٌ

"Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın; herhangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bak bundan tiksindiniz! Allah’a itaatsizlikten de sakının. Allah tövbeleri çokça kabul etmektedir, rahmeti sonsuzdur." [27]

6. Her türlü iftirada bulunmak:

اِنَّ الَّذ۪ينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ لُعِنُوا فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۙ   

"İmanlı, saf ve namuslu kadınlara iftira atanlar dünyada ve âhirette lânetlenmişlerdir, onlara büyük bir ceza vardır." [28]

7. Gerekmediği yerde yüksek sesle bağırarak konuşmak, özellikle de anne, baba öğretmen v.b. büyüklerin yanında onların seslerini bastıracak şekilde konuşmak hoş karşılanmamıştır:

Bu konuya işaret eden ayet:

وَاقْصِدْ ف۪ي مَشْيِكَ وَاغْضُضْ مِنْ صَوْتِكَۜ اِنَّ اَنْكَرَ الْاَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَم۪يرِ۟ 

"Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini yükseltme; çünkü seslerin en çirkini eşeğin anırmasıdır." [29]

Sonuç

Buluğ çağından son nefesine kadar istemli olarak bilinçli bir şekilde yaptığı bütün amellerinden Allah Teâlâ tarafından sorguya çekileceğine, yaptığı en ufak bir iyilikten ödül alacağına, en ufak kötülükten de cezaya çaptırılacağına inanan insanlar olarak biz Müslümanların en dikkat etmeleri gereken alanlardan biri de "dil"imizin diğer bir ifade ile "lisan"ımızın kullanımıdır. Allah Teâlâ'nın bize verdiği diğer imkanlarda olduğu dilimizin imkanlarını da bütün potansiyeli ile salih amele yani Allah'ın rızasını kazandıracak eyleme dönüştürmek bu alanda başlıca hedefimiz olmalıdır. Bu hedefe ulaşmak için Allah Teâlâ'nın bu konudaki emirlerini, nehiylerini, tavsiyelerini ve övgülerini dikkate alarak bütün bunları Hz. Peygamberi model alarak  gerçekleştirmeliyiz. Bu konuda yapmamız gerekenleri, doğru sözlü olmak; yumuşak bir üslup kullanmak, insanlarla konuşmalarımız esnasında sözün en güzelini seçmek; doğruya, güzele, faydalı olana davet edildiğimizde güzel bir şekilde itaat etmek şeklinde özetleyebiliriz. Sakınmamız gerekenleri ise yalan söz, yalancı şahitlik, Kur'an ve güzel sözler karşısında kayıtsız kalmak, başkalarıyla alay etmek, insanları küçük düşürücü lakaplar kullanmak,iftira etmek, su-i zanda bulunmak, gıybet etmek, gereksiz olarak yüksek sesle konuşmak olarak özetleyebiliriz.

Allah Teâla hepimize lisanımız dahil olmak üzere bütün alanlardaki imkanlarımızı O'nu razı edecek şekilde değerlendirmeyi nasip eylesin! Allah'a emanet olun! Allah'ın selamı ve bereketi üzerinize olsun….




[1] En'am 6/77

[2] Fatiha 1/1-7

[3] Ahzab 33/21

[4] Bakara 2/39

[5] Rad 13/24; Taha 20/132; kassas 28/83; Araf 7/128

[6] Zâriyât 51/56

[7] Mülk 67/2

[8] Ahzab 33/36

[9] Hucurât 49/1

[10] En'am 6/132

[11] Hadid 57/4

[12] Mücadele 58/6

[13] Kaf 50/16,17,18.

[14] Ahzab 33/70,71

[15] Buhari, Edep, 69.

[16] Taha 20/44

[17] Âl-i İmran 3/159

[18] İsra 17/53

[19]  Nahl 16/71

[20] Fussilet 41/33

[21] Muhammed 47/21

[22] Haç 22/30

[23] Mü'min 40/28

[24] Furkan 25/72

[25] Furkan 25/73

[26] Hucurât 49/11

[27] Hucurât 49/12

[28] Nur 24/23

[29] Lokman 31/19