Fuhşa Götüren Yollar ve Mahramiyet

e-Posta Yazdır PDF

Nesil ve namus emniyetini sağlamak İslâm Dini’nin ana gayelerinden birdir. Bu nedenle Yüce Allah, Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e (s.) kadar göndermiş olduğu hak dinde fuhşu ve fuhşa götüren bütün yolları haram kılmıştır. Hz. Peygamber’in (s.) ifadesiyle; “Hiç kimse Allah Teâlâ’dan daha kıskanç değildir. Bu sebeple fuhşun açık olanını da gizli olanını da (fuhşa götüren bütün yolları) haram kılmıştır.”1 İnsanlar eğer Allah’ın (c.) koymuş olduğu yasak kuralına uymayarak bu çirkin fiili işleyecek olurlarsa Yüce Allah, suçun derecesine uygun bir ceza vermek suretiyle bu büyük günahı önlemek istemiştir.


İslâm’ın ilk yıllarında siyasal otoriteyi eline alamayan ve bu bağlamda bir dâru’l-islâm inşa edemeyen Hz. Peygamber (s.), zinanın kötü bir davranış olduğunu Kur’an ve sünnet vasıtasıyla bildirmiş, insanları ahlaksız davranışlara karşı uyarmış, gönüllere hitap ederek toplumun bu çirkin davranışlardan kaçınmasını emretmiştir. Evliliği tavsiye ederek ve kendisi de evlenerek insanlığa örnek olmuştur. Evlilik kurumunu hayatın olmazsa olmaz bir parçası saymış ve bu kurumu kabul etmeyip bekârlığı bir hayat tarzı olarak seçmek isteyenleri şiddetle uyarmış ve şöyle buyurmuştur: “Kim benim sünnetimden / hayat tarzımdan yüz çevirir (ve başka bir hayat tarzını seçer)se benden değildir.”2


Kur’an-ı Kerim, “zina” diye ifade edilen büyük günah kavramını kelime olarak çok az kullanmıştır. Kur’an’da toplam olarak dört surede geçer.3 Arada nikâh akdi olmaksızın bir kadınla yapılan cinsel ilişkiye zina denilmektedir.4 Bu kavram daha çok fiili olan bir durumu ifade etmektedir. İki cins arasındaki gayri meşru ilişki demektir. İslâm nazarında nikâhın olmadığı her ilişki mutlaka gayri meşrudur.


Kur’an-ı Kerim, böyle çirkin bir fiilî duruma düşmemeleri için insanlara, zinaya götüren yoları tanıtmış ve bu yolları haram kılmıştır. Kişiyi zinaya götüren yollar Kur’an’da, “fuhuş” kavramıyla ifade edilmiştir. Fuhşun haramlığı ile ilgili Kur’an-ı Kerim’de toplam 24 ayet vardır.5 Şu ayet fuhşun daha Mekke’de iken yasaklanması konusunda çok önemli bir delildir: 

قُلْ تَعَالَوْاْ أَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ أَلاَّ تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَلاَ تَقْتُلُوا أَوْلاَدَكُم مِّنْ إمْلاَقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ وَلاَ تَقْرَبُواْ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَلاَ تَقْتُلُواْ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ ذَلِكُمْ وَصَّاكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

“Onlara de ki: ‘Gelin, Rabbinizin neleri haram kıldığını size (Kur’an’dan) okuyayım. Hiçbir varlığı O’na ortak koşmayın, anne babaya iyilik yapın, fakirlikten dolayı çocuklarınızı öldürmeyin. Sizin de onların da rızıklarını biz vereceğiz. İster açık ister gizli olsun, fuhşun ve ahlaksızlığın her çeşidinden uzak durun. Haklı bir gerekçeye dayanmaksızın Allah’ın (c.) dokunulmaz kıldığı cana kıymayın. İşte Allah (c.) aklınızı kullanasınız diye size bunları emrediyor.”6 Selim akıl ve fıtratın nefret ettiği kötü bir amel7 olan fuhuş kavramı, kapsam itibariyle zinadan daha geniştir. Mantıksal deyimle fuhuş cins, zina ise onun türüdür. Bu açıdan Kur’an, fuhuş kavramıyla zinaya götüren yolları kastetmiş ve “onun gizlisini de açığını da” yasaklamak suretiyle zinaya götüren yolları kapatmıştır. Kur’an, zinaya götüren yolların haram olduğunu tefsirini yapacağımız şu ayette daha beliğ bir şekilde ifade etmiştir:

وَلاَ تَقْرَبُواْ الزِّنَى إِنَّهُ كَانَ فَاحِششَةً وَسَاء سَبِيلاً

 “Zinaya sakın ha sakın yaklaşmayınız! Çünkü o çok büyük bir ahlaksızlıktır. (Ayrıca) ne kötü bir yol/davranıştır.”8


İslâm Dini her türlü çelişkiden uzak9 ve kendi iç dinamikleri içerisinde çok tutarlıdır. Ayetler ve hadisler kendi bağlamında incelenirse bu durum daha bariz şekilde görülecektir. Ondaki tutarlılık, kaynağının Allah Teâlâ olmasındandır. İslâm’ın her türlü çelişkiden uzak olduğunu kavrayabilmek için dile ve dine hâkim olmak gerekir. Dil konusunda eksikliği olan bir kimsenin Kur’an’ı iyi anlaması mümkün değildir. Dille kastettiğimiz; Arap dilinin sarfı, nahvi, İslâm öncesi Arap toplumunun konuştuğu dil ve cahiliye şiiri, söz sanatlarının içerisinde olan; mecazlar, teşbihler, istiareler, kinayeler, tevriyeler, telmihler ve söz aktarımlarıdır. Ayrıca peygamber dönemi Arapçasının, Arapçada sonraki dönemde meydana gelen anlam daralmalarının ve genişlemelerinin, Arapçanın ilmi disiplinlerin etkisine girmesiyle beraber kelimelere verilen yeni anlamların, nâsih, mensuhun, mübhematın, vücuh ve nazâirin, nüzul ortamı ve sebeplerinin, Arap dilindeki deyimlerin, fıkıh, hadis, kelam ve İslâm tarihiyle beraber usul ilimlerinin bilinmesi de Kur’an’ı anlamak için zorunludur. Şunu unutmamak gerekir ki dinde derinleşmenin yolu dilde derinleşmekten geçer. Çünkü Kur’an lafız ve anlamın ortak adıdır. Lafız bilinmeden anlam bilinemez.


Dine hâkim olmak bağlamında ise, başta Kur’an ve sünnet ilimleri olmak üzere kaynakların tamamına yakınını gözden geçirmeyi kastediyoruz. Kaynaklar taranıp takat kesilene kadar derin ve sürekli bir araştırma yapmadan dini konularda hüküm vermek tehlikelidir. Sonuçlar eksik ve yanlış çıkar. Veya çok az araştırmayla söz kalabalığı oluşturup bir ön yargıyı haklı çıkarmak için fikir beyan etmek de bir o kadar sakıncalıdır. Sonraki süreçte yeni bilgiler elde edildiğinde farklı sonuçlar ortaya çıkıyorsa, insanın içtihadından dönmesi ve hakka teslim olması da ayrı bir erdemdir.


Buraya kadar sunduğumuz “Allah (c.), kötülükler/haramlarla beraber harama giden yolları da yasaklamıştır.” ilkesine bağlı olarak zina ile beraber zinaya götüren yoların da haram olduğunu belirttikten sonra, kişiyi böyle çirkin bir eylemden ve kötü amelden koruyabilmek amacıyla Allah Teâlâ’nın ve Resulü’nün haram kıldığı bu kötü yolları, ahlaksız davranışları şu başlıklar altında toplayabiliriz:

Harama Bakmak

Yüce Allah harama bakmama hususunda gerek erkek gerekse hanım kullarını ayrı ayrı uyarmıştır. Her iki gruba da şu tembihatı yapmıştır: 

قُل لِّلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ

“İnanan erkeklere söyle, gözlerini bakılması yasak olandan/harama bakmaktan çevirsinler ve iffetlerini korusunlar; temiz ve erdemli kalmaları bakımından en uygun davranış tarzı budur. (Ve) şüphesiz Allah onların (iyi ya da kötü) işledikleri her şeyden haberdardır.”10 Bu ayetlerin tefsiri mahiyetinde peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur: “Gözün zinası harama bakmaktır.”11 Zinanın mukaddemi olan harama bakmaktan kurtulmak için ümmetine şu evrensel tavsiyeyi yapmıştır: “Erkek erkeğin haram yerlerine, kadın da kadının haram yerlerine bakmasın.”12  Bu söylem, toplumumuzdaki “erkek erkeğe, kadın da kadına bakabilir; hiçbir sakıncası yoktur.” biçimindeki cahiliye anlayışını kırmaktadır. Zaman zaman insanlardan spesifik konularda söz / ahit alan Resulullah (s.); “Harama bakmayanlar ve bakışlarını ölçülü tutanlar için İslâm’ın diğer tavsiyelerini de yerine getirdiklerinde cennetlik olacaklarına dair kefalette bulunmuştur.”13  Çünkü göz bakar, kalp de arzu ve temenni ederek fiili fuhuş meydana gelebilir.14 Hz. Peygamber (s.) bakmakla beraber elbette açmayı da yasaklamıştır. Bu çerçevede, Hz. Ali üzerinden zaman ve mekân boyutlarını aşacak şekilde ümmetine şöyle bir nasihatte bulunmuştur: “Ey Ali! Sakın bacaklarını (diz kapağının üstünü) açma ve (bakılması haram olan kimselerin) ölüsünün de dirisinin de bacaklarına bakma.”15

 

Bütün bu emir ve öğütleri iyi bilen mü’minler hayatlarına Kur’an ve sünnet çerçevesinde bir anlam vermişledir. Müslümanlar harama bakmazlar; bakmamalıdırlar. Resulullah’ın; “Ey Ali! (Bakılması haram olan bir şeye karşı) bakışlarını peş peşe yapma. Birincisi elinde değilse de ikincisi elindedir.”16 buyruğunu hayatlarında şiar edinmelidirler. Mürsel bir rivayetten öğrendiğimize göre sadece bakmak değil, baktıracak şekilde açılıp saçılmak da büyük günahtır ki Hz. Peygamber (s.); “Allah (c.) harama (bilerek, isteyerek, zevk alarak) bakana da; kendisine baktırana (hayâsızlara) da lanet etsin.”17 buyurmuştur. Müslümanlığının bilincinde olan insanların oturuşları, kalkışları, yürüyüşleri, konuşmaları, söylemleri ve bakışları bir ölçü içerisindedir. Her an ilahi gözetim / murakabe altında olduklarını bildikleri için kendilerini kontrol altında tutarlar. Onların bu asil duruşuna ve amellerine karşılık toplumda eğer bir düzelme olmuyor; çıplaklık kültürü ve hayat tarzı -göz zinası başta olmak üzere- zinanın türleri teşvik ediliyorsa yapılması gereken, daha kalıcı önlemler almaktır. Eğer bu önlemler alınmazsa insan nesli emniyetini kaybeder. Nesiller birbirine karışır. Toplumun en büyük fesadı meydana gelir. Böyle bir fesada karşılık Yüce Allah Müslüman iktidar sahiplerine “İyiliği emretmek ve (her türlü kötülüğü) önlemek hususunda”18 görev yüklemiştir. Eğer bu görev hakkıyla yerine getirilmez ve diğer bozulmalarla beraber nesil emniyeti de kaybolursa iktidarlar İslâmi olma niteliklerini kaybederler. Nesil ve namus emniyetinin varlığı, siyasanın kimliğinin İslâmi olduğunun göstergesidir. Tersi de doğrudur. Din, can, mal, akıl ve namus emniyetini sağlayamayan siyasalar İslâmi değildir. “Vacibin kendisiyle tamamlandığı şey ce vaciptir.” hükmünce siyasal bir dönüşüm için çalışmak dünyadaki bütün Müslümanlara farz bir görevdir.


Esefle belirtelim ki bugün çıplaklık şeklindeki hayat tarzı değişik gerekçe ve anlayışlarla toplumları kuşatmıştır. Bizim toplumumuzda bundan nasibini en yüksek oranda almıştır. Böyle bir hayat tarzının tercih edilip veya ettirilip etkin hâle getirilmesi siyasal kimliğin niteliğini tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır. Şu ayet bunun kanıtıdır: 

وَإِذَا تَوَلَّى سَعَى فِي الأَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيِهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَ وَاللّهُ لاَ يُحِبُّ الفَسَادَ

“Eğer (münafık), yönetimi eline geçirecek olursa yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli yok etmeye çalışır. Oysa Allah (c.), bozguncuları sevmez.”19 Neslin bozulmasındaki en büyük nedenlerden birisi çıplaklık ve insan vücudundaki haram bölgelerin teşhiri olduğuna göre; bu teşhire zemin hazırlayıpahlaki tedbirleri almamak veya özgürlük adına almamakla övünmek yaşanan siyasanın nifak kimliğinin ilanıdır. Çıplaklık veya açılıp saçılmak bireysel tercih olmakla beraber içerisinde toplum haklarının daha galip olduğu bir yaşam tarzıdır. Karşı tarafı olumsuz yönde etkilediği için başıboş bırakılmayıp tedbirlerin alınması gereken bir olumsuz fiili durumdur. Elbette selim akıl sahibi ve neslinin geleceği hususunda endişesi olan mü’minler, iffetli olma ve yaşama konularında gerekli çalışmaları farz-ı ayın bilinciyle yapacaklardır. Fakat şunu unutmamak gerekir ki bazen Kur’an’la önlenemeyenler iktidarla önlenebilir. Bu çerçevede iktidar sahiplerinin, insanları her türlü haramdan korumak için çalışmalar yapmaları şarttır. Ülke insanı edep, terbiye, iffet, namus ve ahlaki alanlarda gerekli eğitimden geçirilmelidir. Bu meyanda gazete, dergi, internet ve televizyon programları denetlendiği gibi çıplaklık kültürünü önleyecek tedbirler de alınmalıdır. İffetsizlik ve fuhuş neslimizi tehdit eden en büyük tehlike hâline gelmiştir. Bu tehlikenin hangi alanlarda yaygın olduğu ve alınması gereken önlemler ciddi olarak çalışılmalıdır. Ortaya konulacak çözüm önerileri vakit gecikmeden uygulamaya konulmalı ki bir nesil yok olmasın…

Yabancı Kadınlarla Musâfaha Etmek

Bu başlığın içerisine batılı hayat tarzının ülkemize ihraç ettiği “dans”lar ve bu esnadaki yabancı kadınların vücutlarına sarılmalar da girmektedir. Bu davranışların ve sözde eğlencelerin haramlığı konusunda hiçbir ihtilaf yoktur. Çünkü yabancı kadınlarla yapılan bu gibi gayri ahlaki davranışlar kişiyi zinaya götürebilir. Bu yaklaşımla kimseyi hedef alarak itham etmiyoruz. Zina denilen ve nesil emniyetini ihlal eden büyük günahı önlemenin yollarından bahsediyoruz.


Eşlerinden başka hiçbir kadına dokunmayan ve yabancı kadınlarla musafaha/tokalaşma yapmayan Resulullah(s.)20 bizim yegâne örneğimizdir. Resulullah (s.), yabancı kadınları tutmayı ve musâfaha yapmayı el zinası saymıştır.21 Bu çerçevede, kendisiyle musafaha etmek isteyen kadınlara şöyle buyurmuştur: “Ben kadınlarla musâfaha etmem / tokalaşmam.”22 Resulullah (s.) Medine’ye hicret ettikten sonra kadınlardan da itikadi ve ahlaki konularda söz almış; onlarla biatleşmiştir. Kadınlar Resulullah’la (s.) biatın gereği musâfaha yapmak istediklerinde O, kadınların bu talebini; “Ben kadınlarla tokalaşmam / musâfaha etmem.23 Benim bir kadına vermiş olduğum söz yüz kadın için geçerlidir.”24 diyerek reddetmiştir. Hz. Ayşe’nin beyanına göre Hz. Peygamber’in (s.) eli kendi eşlerinin dışında hiçbir kadına değmemiş ve onlarla biat yaparken de sözlü olarak yapıp musâfahadan uzak durmuştur.25 Böylece kadınlarla tokalaşmamak Hz. Peygamber’den ümmetine sünnet kalmıştır. Sünneti yaşanmış Kur’an olarak anlarsak, bağlayıcılığını da daha iyi kavramış oluruz.


Bir erkeğin, aralarında nikâh bağıolmayan yabancı bir kadına şehvetle dokunması veya okşaması insanı harama düşürür endişesiyle şiddetle yasaklanmıştır. Bu bağlamda Resulullah (s.) terhib kabilinden şu uyarıyı yapmıştır: “Sizden birinizin başının demir taraklarla taranması kendisine helal olmayan bir kadına dokunmasından daha hayırlıdır.”26 Çünkü böyle bir amaçla; “dokunmak ve tutmak da zinadır.”27 uyarısı işin neticesinin böyle bir ahlaksızlığa götürebileceğinin endişesidir. “Kıyamet gününde kişinin sorgulanmaya başladığında, önce cinselliğinin; haramla ilişkisinin olup olmadığının ve ellerinin konuşturularak (kazançları dâhil) hesaba çekilecek olması”28 Müslümanları daha disiplinli ve iffetli bir hayat yaşamaya sevketmiştir. Yaşanan iffetli hayat sayesinde İslâm toplumlarında nesil ve namus emniyeti sağlanmıştır. Böylece aile ve bireyler daha sağlam bir zeminde hayatlarını huzurla devam ettirmişlerdir.


Yukarıda referanslarıyla vermeye çalıştığımız naslardan çıkan sonuç; zinaya götüren bütün yolların haram olması münasebetiyle kişinin kendisine helal olmayan kadınlarla tokalaşmasının dinen yasak oluşudur. Bu hususlarda hassas davranan kadınların ve erkeklerin hassasiyetlerinin kaynağı din ve Allah (c.) korkusudur. Böyle onurlu bir tercihten yana olanları kınamak, baskı altına almak, dışlamak, alay etmek, hakaret etmek ve onların yaklaşımının gerekçelerini sorgulamak doğru değildir. O kişinin tercihlerine ve inancına saygısızlıktır. Hele de bu tercihinin temelinde Allah Teâlâ’nın ve Resulü’nün emirlerine teslimiyet varsa, hiç kimsenin bir şey söyleme hakkı yoktur. Ayrıca, naslardan referans göstermek suretiyle açıklamalarda bulunduğumuz bu konular hafife alınmamalıdır. Sözde küçük günahları işleyerek başlayan isyana karşı duyarsızlık birçok insanın hayatını büyük günahlara batırmıştır. Sonuçta ise günahın bütün türlerine karşı duyarsız bir toplum meydana gelmiştir.


Konuyla ilgili gerek fıkıh köşesi yazan ilâhiyatçı akademisyenler, gerekse olaya kompleksle yaklaşan modernist çevreler, hikmeti kendilerinden menkul fetvalar vermekteler ve işin meşruiyetine yol açacak sebepler, hikmetler, illetler icat etmektedirler. Özellikle bazı ilâhiyatçı çevreler, ayet ve hadisleri hiçe sayarak bugünkü bürokrasi ve karmaşık ilişkileri mazeret gösterip musafahanın (tokalaşmanın) her türlüsünü meşru göstermeye çalışmaktadırlar. Kaynakça ve ilmi değeri olmayan çok zayıf bazı rivayetleri de hevâlarına dayanak yapmaktadırlar. Yazdıklarının ve söylediklerinin ayet ve sahih hadisler karşısında hiçbir kıymeti harbiyeleri yoktur. “Çünkü nass bulunan yerde içtihada gidilmez.” kuralı vardır. Kaldıki yaptıkları içtihat değil, fesada kapı aralamaktır. Çünkü içtihatlar, olaylar arası illet benzerliklerinden dolayı naslar üzerine bina edilirler. Böyle köksüz yaklaşımlar sadece modern hayat tarzını meşrulaştırmak amacını gözetmektedirler. Bu yaklaşımların toplumu nereye getirdiği ise malumdur. Sonunda Allah (c.) ve Resulü’nü (s.) ciddiye almayan ve fuhşu meşru gören ahlaksız bir çevre oluşturulmak istenmektedir. Bu oluşumda dini, siyasi, ahlaki önlemler almayan siyasilerle beraber inzar ve talim görevini yapmayan söz de ulema da suçludur. Ulemanın görevi moderniteye zemin hazırlayarak Müslümanları sisteme dâhil etmek değildir. Onların görevi hiçbir kınayanın kınamasından korkmadan hakkı söylemek ve Müslümanca bir hayat tarzına zemin hazırlamaktır. Allah Teâlâ hakikati gizleyenleri Kur’an’da lanetlemiştir.29

Fuhuş ve Töhmet Mahalline Gitmek

Hayatın hiçbir alanını boş bırakmayan Yüce Allah;

وَعِبَادُ الرَّحْمَنِ الَّذِينَ يَمْشُونَ عَلَى الْأَرْضِ هَوْنًا وَإِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَامًا

“Rahman’ın has kulları ki, onlar yeryüzünde tevazu ve vekar içinde yürürler ve ne zaman kötü niyetli, dar kafalı kimseler kendilerine laf atacak olsa, (sadece) selam!” derler.”30 buyurarak insanların yürüyüşlerine kadar biçim vermiştir. Allah (c.) yolunda olan yürüyüşleri de teşvik etmiştir. Bunlara karşın fuhşa gitmeyi ve fuhuş mahalline adım atmayı ise ayakların zinası saymıştır.31 Peygamber Efendimiz; “Ayakların zinası da (bu çirkin yerlere) adım atmaktır.”32 buyurmuştur. Eğer insan zina mahalline gidecek olur ve fiilen böyle ağır bir günahı işleyecek olursa, Allah Teâlâ; “kıyamet gününde bu kimselerin ağızlarına mühür vurup kapatacak, elleri olup bitenleri anlatacak, ayakları da yapmış oldukları her şeye şahitlik edecektir.”33 uyarısını yapmıştır. Kısacası; “Herşeyi konuşturan Allah (c.), insanın derilerini, kulaklarını ve ellerini konuşturup”34 insanı kendi aleyhine tanık yapacaktır.


Ahiret âleminde böyle zor bir duruma düşmemek için insanın alıp verdiği nefeslere bile dikkat etmesi, kulluk bilinciyle alakalıdır. Bir anlık gaflet insanı ebedi hüsrana sürükleyebilir. Hz. Peygamber (s.), nasıl ki fuhuş mahalline gitmeyi yasakladıysa, insanların töhmete düşecek olan yerlerden ve anlayışlardan da uzak durmalarını istemiştir. Onun hayatında geçen şu olay her Müslümanın ibret alması gereken bir numunedir. “Bir defasında, geceleyin Resulullah (s.) hanımlarından biriyle giderken iki adam yanlarından geçmiş ve Hz. Peygamber (s.); ‘Ey filan! Bu yanımdaki eşim Safiye’dir’ demiştir. O adam ‘Ya Resulullah (s.)! Ben senin hakkında yanlış bir zanda bulunabilir miyim’ cevabını verince Hz. peygamber, ‘Şeytan insanın damarlarındaki kandan daha sinsi hareket eder’”35 buyurmak suretiyle hem adamı bilgilendirmiş, hem de ümmetine yanlış anlaşılmalara karşı önlemler almaları hususunda gerekli mesajları vermiştir.


Eğer Resulullah (s.) adamı bilgilendirmeyecek olsaydı, belki de şeytanın kandırmasıyla adam yanlış bir kanaatte bulunup peygambere iftira bile atabilirdi. Bu davranışın anlamı, her Müslüman kendini fuhuştan uzak tutup töhmet oluşturacak davranışlardan uzak durmalıdır. Fakat hareket önderi konumundaki ve liderlik makamındaki insanların böyle nazik konularda daha hassas olmaları elzemdir. Çünkü onlar bir yara alacak olur ve iftiraya kurban gidecek olurlarsa hadise sadece şahıslarıyla kalmayıp davalarının da yara almasına ve gerilemesine sebep olacaktır. Şu iyi bilinmeli ki liderlik konumundaki mü’minler diğer insanlar gibi değildir. Yaptıkları ve yapacakları şeyler örtük bir fetva oluşturduğu için sevapları gibi günahları da iki kattır.36

Ağzı Korumamak

Bu genel ifadenin içerisinde evvela konuşma adabına riayet etmek vardır. Yüce Allah, kadını cazibeli yaratmıştır. Bunun hikmeti, cinsel rağbeti oluşturup meşru nikâhla neslin devamını sağlamaktır. Eğer bu meşru talep yok edilir veya olmazsa nesil de devam etmez. İnsanlığın varlığı tehlikeye düşer. Durum böyle olunca cazibe merkezi sayılan kadınların özellikle dikkat etmesi gereken şey, yabancı sayılan erkeklere karşı daha onurlu, ciddi ve kişilikli konuşmaktır. Konuşmalarında dişiliğini öne çıkarıp bir fitneye sebep olmamaktır. Allah Teâlâ konuyu Kur’an’da çok net bir şekilde şu buyruğu ile açıklığa kavuşturmuştur:

يَا نِسَاء النَّبِيِّ لَسْتُنَّ كَأَحَدٍ مِّنَ النِّسَاء إِنِ اتَّقَيْتُنَّ فَلَا تَخْضَعْنَ بِالْقَوْلِ فَيَطْمَعَ الَّذِي فِي قَلْبِهِ مَرَضٌ وَقُلْنَ قَوْلًا مَّعْرُوفًا

“Ey peygamber hanımları! Siz kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Onun için eğer (Allah ve Resulüne karşı) sorumluluğunuzu yerine getirmek istiyorsanız (namahrem kişilere) tatlı ve cilveli bir eda ile konuşmayın ki kalbinde kötü niyet taşıyan biri (şeytani bir) ümide kapılmasın. (Ölçülü, ağırbaşlı ve yerinde konuşun, daima) doğru ve güzel sözler söyleyin.”37 Hz. Peygamber’in (s.) ev halkının üzerinden evrensel mesajlar veren Yüce Allah, konuşmaların keyfiyeti hususunda mü’minleri uyarmıştır. Bu uyarı kadınlar için geçerli olduğu kadar erkekler için de geçerlidir.

وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ “Mü’minler ki lağıvdan / boş sözlerden ve işlerden yüz çevirirler.”38 buyuran Yüce Allah, konuşmaların içeriğine dikkat çekmiştir. Lağıv; kişiye dünya ve ahirette hiçbir faydası dokunmayan söz ve iştir. Mürüvveti yok eden tüm davranışlar lağıvdır.39 Çünkü dil de bir emanettir ve onun gıybetten, iftiradan koruyup zikri daimle meşgul etmek gerekir.40 Fuhşu çağrıştıran sözlerden dili korumak elbette önemlidir. Bu bağlamda her türlü argodan korunmak nasıl önemliyse güftesinde fuhşa teşvik olan her türkü ve şarkıdan da dil korunmalıdır. Güftesi fuhuş içeren şarkılar ve sözler; “Ağzın zinası da zina içeren sözleri konuşmaktır.”41 hadisinin içeriğine girer. Modern dünyada fuhşu tasvir eden şeyler sayıca çoğaldı. Teknolojinin yanlış kullanımıyla kötülüklere açılan kapılar daha da çoğalmaktadır. Yakini bir marifet ve Allah Teâlâ’yı gerçek anlamıyla tanıyabilme insanı her türlü tehlikeyle beraber dilin afetlerinden de koruyabilir.


Konuyla alakalı şu bilgiyi de paylaşmakta yarar görüyoruz. Hz. Peygamber (s.), bazı rivayetlerde ağız zinasından da bahsetmiştir. Müslümanlar bu uyarıyı çok ciddiye alıp korunmak zorundadırlar. Aksi hâlde, en çirkin günah olan zinaya düşülebilir. Böyle bir günaha düşmemek için Resulullah’ın (s.) şu hadisini zihinde canlı tutmak ve bu bilinçli yaşamak gerekir: “Ağız da zina eder. Ağızın zinası (namahrem) bir kadını öpmektir.”42 Zinanın bu türünü teşhir ve teşvik eden sinema ve diğer gösterilerin elbette hizaya getirilmesi önemli bir çalışmadır. Eğer bu husustaki başıbozukluk terbiye edilmeyecek olur ve toplu taşıma araçlarına kadar sirayet eden ahlaksızlığa fiili tepki duyulmazsa; kişiler hayvanlardan bile beter hâle gelip sokaklarda, parklarda zinanın mukaddemi olan ağız zinası yapabilirler. Böyle bir durumda, gelecek toplu felakete hazır olunmalıdır. Burada, sadece vatandaş devreye girmekle bu kötülükler önlenemeyebilir. Devletin nehyi an’i-l münker çerçevesinde önlem alması daha belirleyicidir. Daha doğrusu fuhşu önlemek devletin asıl görevidir.43 Bu hususta adım atmayıp; “Biz kimseye müdahale etmedik, etmeyiz.” demek Allah’ın (c.) huzurunda rüsvay olmayı göze almak; cehenneme girmeye cesaret göstermek demektir.


Kur’an ve sünnet fuhşa giden yolları kapatmakla ilgili emirlerini bildirmiştir. Bu emirler bireyler tarafından iman edilip hayata katıldığı gibi, İslâmi siyasada hayatın akışı içerisinde işin takipçisi olmuş ve fuhşa zemin hazırlamadığı gibi fuhşa açılan kapıların önüne de set çekmiştir. Siyasanın meşruiyeti; fuhşa karşı oluşu ve namus emniyetini garantiye almak için başvurduğu radikal tedbirlerle doğru orantılıdır. Bu radikal tedbirleri almayan siyasa Allah (c.) katında da mü’minler nazarında da meşru değildir.

Namahrem Kadınlarla Halvette Kalmak

Halvetten kasıt; yabancı bir kadınla başbaşa kalmak demektir. Gönüller ifsat olur ve fuhuş meydana gelir endişesiyle İslâm hukukçuları Hz. Peygamber’den (s.) gelen rivayetlerden yola çıkarak yabancı bir kadınla bir erkeğin halvetini doğru bulmamışlardır. Resulullah’ın (s.) buyurduğu gibi; “Şeytan, insanın damarlarındaki kandan bile sinsi hareket etmek suretiyle”44 insanlara vesvese verebilir. Kişiyi fuhşa teşvik edebilir. Böyle çirkin bir durumun olmaması için bazı yakın akrabalarının bile kişinin eşiyle başbaşa kalmasını “ölüm”45 olarak değerlendiren Hz. Peygamber (s.), işin sonucuna işaret etmiş ve bu ağır ifadesiyle bir anlamda erken önlem almıştır. Bu bağlamda; “Herhangi bir erkek yanında mahremi olmayan bir kadınla başbaşa kalmasın46, eğer kalacak olurlarsa üçüncüleri şeytandır.”47 buyurmuştur. Peygamber efendimiz bu ve benzeri hadisleriyle milyonda bir ihtimal dâhilinde bile fuhşa düşmemenin tedbirlerine değinmiştir. Günümüzde meydana gelen bazı sapıklıkları ve Batı Avrupa’daki “ensest” ilişkilerin yaygınlığını düşünecek olursak Hz. Peygamber’in bu uyarılarında ne kadar haklı olduğunu anlayabiliriz. 


Rivayetlerin tamamı mü’minleri olabilecek bir takım ahlaki çözülmelere karşı uyardığına göre, Müslüman şahsiyetlerinde önlemlerini bu uyarılar çerçevesinde almaları gerekir. Bu uyarıcı naslar, Müslümanın hayat tarzıdır. Lüzumsuz ve yersiz argümanlar geliştirmek suretiyle fuhşa davetiye meşrulaştırılmamalıdır. Din böyle söylüyorsa teslimiyetten başka yapılabilecek şey yoktur. Zira şu ayet Müslümanların şiarıdır:

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَن يَكُونَ لَهُمُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَن يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا مُّبِينًا

“Allah ve Elçisi bir konuda hüküm verdikten sonra artık inanmış bir erkek ve kadının kendileriyle ilgili konularda tercih serbestisi yoktur; (bu, hakkı kendinde görerek) Allah’a ve Elçisi’ne isyan eden kimse, apaçık bir sapkınlığa düşmüş olur.”48 Özellikle modern hayatın getirdiği çalışma, eğitim-öğretim, eğlence ve seyahat hayatı her zaman halveti teşvik etmektedir. Bu teşviklere teslim olmak yerine; “üçüncüleri şeytandır” tembihinden yola çıkarak korunmak en doğru olanıdır. Eğer doğru olan tercih edilip İslâm’a göre bir hayat yaşanmazsa İslâmi değerler kaybolmaya başlar. İffet, hayâ ve namus bir defa kaybolacak olursa bir daha da gelmezler. Dönüşü olmayan bir kayıp vermemek için Resulullah’ın (s.) öğütlerini ihsan hâlinde yaşamak her Müslümanın zorunlu görevidir.

Yabancı / Namahrem Kadınlarla Seyahat Etmek

Seyahat her insanın en doğal haklarından birisidir. Bunların kısa ve uzun mesafeli olanları vardır. Genelde uzunluk veya kısalığın ölçüsü, Hz. Peygamber’in (s.) yaptığı seyahatlerde namazlarını kısaltıp kısaltmaması olmuştur. Resulullah (s.), evinden çıktıktan sonra namazlarını kısaltmaya başladıysa bu seyahatleri seferi olarak değerlendirilmiş ve uzun mesafeli yolculuk sayılmıştır. Ortalama yürüyüşle üç günlük mesafeler için seferilik kavramı kullanılmıştır. Bu da günde altı saatten 18 saatlik bir yoldur. Günümüz ölçümlerine göre Hanefi fakihlerince yaklaşık 90 km’lik bir mesafedir. Burada seferiliğin illeti mesafe midir, meşakkat midir tartışmalarına girmeyeceğiz. Genel kabul gören mesafeden hareketle bir değerlendirme yapacağız. Şazz görüşü temsil eden meşakkati çalışmamızda konu edinmeyeceğiz.


Yukarıda da geçtiği üzere Resulullah (s.), seferilik mesafesini üç günlük bir yol olarak belirlemiştir. Bu durum Ebu Said el-Hudri’den gelen bir hadiste şöyle ifade edilmiştir: “Bir kadın, yanında babası, oğlu, kardeşi, eşi veya başka bir mahremi olmadan üç günlük bir mesafeye yalnız başına yolculukta bulunmasın.”49 Çünkü bu yolculuklarda halvet dâhil insanı ifsat edip fuhşa yol açabilecek birçok anormal durum yaşanabilir. Resulullah (s.), yalnız başına seyahatin zararlarını şu rivayette gerekçesiyle beraber zikretmiştir: “Bir erkek (kendisine evlenme yasağı olmayan) bir kadınla başbaşa kalmasın ve kadın da yanında mahremi olmadan yabancı birisiyle seyahate çıkmasın.”50 Hadislerde aynı mekânlarda birbirlerine yabancı sayılan erkek ve kadınların beraberce gecelemeleri ise şiddetle yasaklanmıştır.51 Bir savaş arifesinde adamın biri gelmiş ve Allah Resulüne “Eşim hac için yolculuğa çıktı; ben ise bu savaşa katılmak için orduya yazıldım” demiştir. Bir kadının yalnız başına yapacağı seyahatin doğurabileceği ahlaki tehlikeleri sezen Hz. Peygamber (s.), bu adama şu talimatı vermiştir: “Hemen dön ve eşinle beraber hacca git.”52 Bu talimatı alan adam da hemen ordudan ayrılıp eşiyle beraber hac yolculuğuna çıkmıştır.


 Hz. Peygamber’in (s.) buyrukları böyleyken ve bu hadislerin arka planında kötülükleri önlemek, fuhşa giden yolları ortadan kaldırmak varken rasyonel ve seküler değerlendirmeler yapmak suretiyle dinin buyruklarına karşı yeni söylemler ileri sürmek Müslümanca bir yaklaşım değildir. Din teslimiyettir. Eğer bu teslimiyet hâli terkedilir ve rasyonel değerlendirmeler baskın hâle getirilirse ortada din diye bir şey kalmaz. Ayet ve hadisler buharlaştırılır. Dini hükümler ve bunların dayanağı olan naslar Müslüman bir kafa yapısıyla ve kendi örgüsü içerisinde bütüncül olarak değerlendirilmelidir. Vahyi hesaba katmayan modern anlayış Müslüman değildir. Onların din hakkında bir şey söyleme hakları olmadığı gibi; moderniteden hareketle komplekse düşüp dinle alakalı indirgemeci ve mesnetsiz sözler sarfetmek kesinlikle yanlıştır. İslâmi hükümlerle ilgili değerlendirmeleri dile ve dine hâkim, istikamet ehli, gerçekten mü’min, İslâmi ilimlerin usulünü bilebilen, moderniteyle fikri hesaplaşmasını her zaman yapabilen ve kaynakların tamamına vakıf Müslüman ilim adamları yapabilir. Müslümanları dinlerinden ayırıp modernizme adapte etmeye çalışan misyonerlerin ve misyoner ağızlı kimselerin nasları tarih içerisinden okuyup sonra da tarihe mumyalayan; İslâm’ın bugün için hiçbir sözünün olmayacağını söyleyenlerin sübjektif değerlendirmelerine, cımbızcıl araştırmalarına iltifat edilmez. Üstelik bu değerlendirmeler yeni ve orijinal de değildir. Tarih içerisinde, İslâm’ı doğru dürüst bilemeyen ve metodoloji bilgisinden uzak bazı şahıslar din karşıtı görüşlerini birçok yerde ifade etmişlerdir. Şimdikilerin söyledikleri eski sapıklıkların tekrarından ibarettir; orijinal ve yeni bir söylem değildir.

Kadının Erkeğe, Erkeğin de Kadına Benzemesi

Yüce Allah, kadını ve erkeği ayrı ayrı türler şeklinde yaratmıştır. Neslin devamı için de birbirine karşı cazibe ve cinsel arzu ile donatmıştır. Fıtratlarında bir bozulma olmaması için türlerin davranışlarını bile kayda bağlamıştır. Kur’an’da erkeklerden de bahsedilir kadınlardan da. Hayatın devamı için her iki türün de varlığına değişik ayetlerde vurgu yapılmıştır.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيرًا وَنِسَاء وَاتَّقُواْ اللّهَ الَّذِي تَسسَاءلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامَ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا

“Ey insanlar! Sizi bir tek can(lı)dan yaratan, ondan eşini var eden ve her ikisinden pek çok kadın ve erkek meydana getiren Rabbiniz’e karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. Kendisi adına birbirinizden (haklarınızı) talep ettiğiniz Allah’a karşı sorumluluk bilinci duyun ve bu akrabalık bağlarını gözetin. Şüphesiz Allah, üzerinizde daimi bir gözetleyicidir.”  Erkeğin kadına, kadının da erkeğe üstün olduğuna dair bir nas yoktur. Çünkü cinsiyeti belirleyen insan iradesi değildir. İnsanın özgürlük alanına girmeyen hususlarda başkasına karşı üstünlük taslaması cahiliye âdetidir. Müslümanca bir davranış değildir. Ara cümle olarak şunu da söylemeliyiz; fiziki yaratılışında hiçbir iradesi ve katkısı olmayan bir kadının da vücudunu teşhir etmesi başkasının eserin teşhir eden hırsız gibi anormal bir davranıştır.


Erkek ve kadın türlerinin davranış bozuklukları sergileyerek cinsiyet karışımına zemin hazırlamaları tam bir fesattır. İktidarların küfür göstergesidir.54 Eğer bu fesat tabana yayılır ve meşruiyet kazanacak olursa insan soyunun geleceği tehlikeye atılmış olur. Nesil devam etmez.


İslâm, neslin devamını yok edecek bütün ahlak dışı ve fıtrata aykırı davranışları yasaklayıp düzene koymuştur. Erkek ve kadın türlerine fıtratlarına uygun davranmayı öğretmiştir. Cinslerin konuşma, yürüyüş ve diğer davranışlarda birbirlerine benzemeleri (teşebbüh) Hz. Peygamber (s.) tarafından şu hadisle lanetlenmiştir: “Kadınlardan erkeğe benzemeye çalışanlara; erkeklerden de kadına benzemek isteyenlere Allah (c.) lanet etsin.”55 Erkeğe veya kadına fiziki açıdan benzemeye çalışmak hoş karşılanmadığı gibi, davranış olarak kadının erkeksi, erkeğin de kadınsı hareketler yapması da istenmemiştir. Fakat toplumu gözetleyecek olursak sınırsız ihtilatın getirdiği serbestlikten dolayı kadınlar erkeksi hareketleri rahatlıkla sergileyebiliyorlar. Dillerinde argo cümleler, bağırıp çağırmalar, yiyip içmelerine bağlı ses tonlarındaki anormal değişiklikler, sövmeler, kadın narinliğinin terkedilmesi ve kaba davranışlar kadınlardaki erkekleşmenin tezahürleridir. Kadınların bu erkeksi davranışları çoğaltarak içselleştirmesi karşı cinse isteği artırmak yerine yok etmekte ve sapıklığı körüklemektedir. Benzeri davranış bozukluklarını sergileyen erkeklerde vardır. Fıtratlarını bozan her iki grubunda hem bireysel hem de sapıklığın tabana yayılmaması için toplumsal psikolojik tedaviye ihtiyaçları vardır. Fakat sorun, psikolojik olarak iyi tahlil edilirse görülür ki şekildeki ve kılık kıyafetteki değişim şahısların ruhi yapılarını da etkilemektedir. Bu etkileşimlerin sonunda meydana gelen cinsiyet anarşisi cinsel sapıkların ve sapkınlıkların sayısını artırmıştır. Artan sayı, ahlaki ve toplumun varlığının devamı ile ilgili tehlikeler arzediyorsa ahlaki ve dini önlemler başta olmak üzere zecri tedbirler almak da kaçınılmazdır. Şayet bu tedbirler alınmayacak olursa; özgürlükler (!) adına türlerin yok olmasına sadece seyirci kalınacaktır. İnsan neslinin devamı kadın ve erkek türünün varlığını kendi yaratılış amacına uygun şekilde anlamlandırmasına bağlıdır.

Karşı Cinsi Tahrik Edecek Kokular Sürmek

Bu ifade şeklimiz rasyonel ve seküler bir zihniyete sahip kimseler tarafından şiddetle reddedilebilir. Ayrıca dedikodu üretmeye müsait bir başlıktır. Meseleyi ajite etmek isteyenler olaya “güzel koku sürmek, parfüm kullanmak” açısından düz bir mantıkla bakarlar. Mesele güzel koku sürmekle alakalı değildir. Zira İslâm güzel koku sürmeyi yerinde teşvik etmiştir. Konunun ayrıntılarına ilerde zaten değineceğiz. Şunu da unutmayalım ki dinin ayet veya hadislere dayanan hükümleri aynı yaklaşımla ele alınacak olursa dinin içi tamamen boşaltılır. Hâlbuki dinde konan hükümlerin illetleri, sebepleri, şartları ve hikmetleri vardır. Bu kavramları bile anlayabilmek için dinin kavram ve terim diline vakıf olmak şarttır. Sorun burada başlıyor. Din dilini bilmeyen ve metodoloji okumayan kişiler yersiz ve cahilce eleştiriler yaparak lüzumsuz gündemler oluşturuyorlar. İslâm karşıtı iddialar üreterek insanları dinden uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Bilinmeli ki din teslimiyettir. İnanır Müslüman olursunuz veya inanmaz neticesine katlanırsınız. Din ancak İslâm’ı seçen ve yaşayanlar için hidayettir. Rasyonel akıl dinin itikadi, ahlaki, siyasi, iktisadi ve hukuki hükümlerinin çoğunu reddeder. Bu nedenle din rasyonel akla değil; selim akla hitap eder. Selim akıl; ruhlar âleminde Allah’a verdiği söze sadık kalan, şirkin hiçbir türünden etkilenmeyen, tabiatını değiştirmeyen, kötü çevrenin inanç ve ahlakından kirlenmeyen ve ilahi olanla irtibatını sürdüren akıldır. Selim akıl sahibi insanlar İslâm’ı araştırırlar, hikmetlerini kavramaya ve hükümlerinin illetlerini anlamaya çalışırlar. Sorularını ve anlayamadıklarını bir edep ve yöntem dahilinde sorarlar. İslâm hakkında müsteşrik ağzıyla konuşmazlar.


Tekrar hanımların koku ve parfüm sürmesine gelecek olursak, bütün dünyada ciddi ve emperyal bir kozmetik sektörü oluşturulmuştur. Hatta bu sektör denek olarak kullandığı binlerce hayvanın ölümüne sebep olmasına rağmen çevre dostları ve hayvan severlerin tüyleri bile kıpramamaktadır. Onların bu duyarsızlıklarının arkasındaki görünmeyen neden çok uluslu şirketlere karşı rüşvetçi yaklaşımlarıdır. Yılda milyarlarca dolar para kozmetik sektörüne yatırılmaktadır. İşin başında duranların da çok uluslu şirketler ve Yahudi sermayesi olduğunu düşünürsek kadınların koku sürmesinden hareketle İslâm karşıtlığı söylemlerin kaynağını daha iyi anlamış oluruz. Çünkü İslâm’ın emrettiği kadın kıyafeti ve kadın profili modern anlayışla taban tabana zıttır. İslâm kadını kendini teşhir etmez. Teşhir etmeyip ihtilattan uzak bir hayatı tercih edince de kozmetik tüketimi olmaz. Eğer Müslüman olduğunu söylemesine rağmen kadınlar açılıp saçılma ve teşhir konusunda modern kadınlardan geri kalmıyorlarsa, Müslümanlıkları zaten tartışmaya açılmıştır. Tüketim hususunda Müslüman hanımlar batılı kadınlarla denk veya daha ileri olacak olsalar tesettür karşıtları birazcık da olsa direnç bakımından kırılma yaşayabilirler.


Bütün bunlara rağmen Müslümanlar salt koku sürmeye karşı çıkmamışlardır. Zira, yerinde ve zamanında güzel koku kullanmak Peygamber Efendimiz’den Müslümanlara kalan önemli bir sünnettir. Hz. Ömer (r.), güzel koku ile aile muhabbeti arasında ilgi kurmuştur. Bu bağlamda Müslüman hanımları şu sözüyle uyarmıştır: “Sizler, kocalarınız için güzel koku sürünüz.”56 Eğer kadınlar kocalarına karşı ilgi, sevgi ve saygıdan dolayı güzel koku kullanmaz da diğer insanlar için kullanacak olurlarsa cinselliklerini teşhir etmiş olurlar. Hz. Peygamber; güzel koku / parfüm sürerek cinselliklerini sergileyenleri şiddetle uyarmıştır.57 Peygamber’in (s.) uyarısındaki hikmet ve sebep; cinselliği hoyratça teşhir etmekten zinaya bir kapı açılır mı endişesidir. Bu durum; kadının dişiliğini sergilemesi aileye ve kocaya karşı saygısızlıktır. Bu tespitimiz erkekler için de geçerlidir. Evinde ve eşine karşı pejmürde bir tarzda hareket edip dışarıda çok bakımlı olmak da evin hanımına karşı saygısızlıktır. Karşılıklı sevgileri yok edebilir. Bu sevgilerin yok olmaması için Güzel koku / parfüm sürmenin yerini Hz. Hafsa Annemiz şu sözüyle açıklığa kavuşturmuştur: “Güzel koku özellikle yatakta kullanılmalıdır.”58 Hadisin metnindeki “firaş / yatak” kelimesi yuva anlamına kullanılırsa, hadisi; “Güzel kokuları kadınlar ancak evlerinde (kocaları için) kullanırlar.” şeklinde tercüme edebiliriz. Bu önemli tespiti polemik konusu yapabilenler aile kurumunun ne olduğunu ve devamlılığının esprisini bilemeyen kimselerdir. Eğer bu ifadeler yerinde ve ilmi bir tahlille okunacak olunursa söylemek istediklerimizin ne kadar önemli olduğu anlaşılabilir.


Dipnotlar

1. Müslim, 49, Tevbe, 6, H. no: 2760, III / 2114.  2. Abdurrezzak, Musannef,  VI / 167; Müslim, Nikâh, 1, H. no: 1401, II / 1020.  3. İsra 17 / 32; Nur 24 / 2-3; Furkan 25 / 68; Mümtehine 60 / 12.  4. İsfehani, Rağıb, el-Müfredât, Beyrut 1992, s. 384.  5. Bkz: Nisa 4 / 15, 19, 25; En’am 6 / 151; A’raf 7 / 33; Neml 27 / 54; Ankebut 29 / 28; Ahzab 33 / 30 vd.  6. En’am 6 / 151.  7. Cürcani, Seyyid Şerif, Tarifat, Beyrut 1995, s. 165.  8. İsra 17 / 32.  9. Bkz: Nisa 4 / 82.  10. Nur 24 / 30-31.  11. Heysemi, Mecmau’z-zevaid, VI / 256.  12. Ahmed, Müsned, III / 63.  13. Heysemi, age., VI / 256.  14. Ahmed, Müsned, tah. Muhammed Şakir, H. no: 3912, VI / 7.  15. Ebu Davud, 35, Cenaiz, 32, H. no: 3140, III / 502.  16. Beyhaki, Sünen-i kübra, Nikâh, 71, H. no: 13515, VII / 144-145.  17. Beyhaki, age., Nikâh, 84, H. no: 13566, VII / 159.  18. Hac 22 / 41.  19. Bakara 2 / 205.  20. Ahmed, Müsned, VI / 206; Müslim, 33, İmaret, 21, H. no: 1866, II / 1489.  21. Heysemi, Mecmau’z-zevaid, VI / 256.  22. Abdurrezzak, Musannef, H. no: 20685, XI / 331; Ahmed, Müsned, VI / 357.  23. Taberi, Ebu Cafer, Camiu’l-beyan, XII / 75.  24. Ahmed, Müsned,  VI / 357.  25. Abdurrezzak, Musannef, H. no: 20685, XI / 331; Buhari, 93, Ahkam, 49, VIII / 125; Buhari, 54, Sulh, I, III / 173; Müslim, 33, İmaret, 21, H. no: 1866, II / 1489; İbni Mace, Cihad, H. no: 2786, II / 960.  26. Heysemi, Zevaid, IV / 326.  27. Beyhaki, Nikâh, 70, H. no: 13510, VII / 143.  28. Ahmed, Müsned, tah. Muhammed Derviş, H. no: 20046, VII / 236.  29. Bk. Bakara 2 / 159, 174.  30. Furkan 25 / 63.  31. Ahmed, Müsned, tah. Muhammed Şakir, H. no: 3912, XI / 7.  32. Beyhaki Nikâh, 70, H. no: 13510, VII / 143.   33. Yasin 36 / 65.  34. Fussilet 41 / 20-21.  35. Müslim, 39, Selam, 9, H. no: 2174, II / 1712.  36. Bk. Ahzab 33 / 30.  37. Ahzab 33 / 32.  38. Mü’minun 23 / 3.  39. Zemahşeri, Mahmud b. Ömer, el-Keşşaf, Beyrut 1995, III / 171.  40. Sülemi, Ebu Abdurrahman Muhammed b. Huseyin, Hakikatu’t-tefsir, Beyrut 2001, II / 31.  41. Beyhaki Nikâh, 70, H. no: 13509, VII / 143.  42. Beyhaki Nikâh, 70, H. no: 13511, VII / 143.  43. Bak: Hac 22 / 41.  44. Müslim, 39, Selam, 9, H. no: 2174, II / 1712.  45. Buhari, 67, Nikâh, H. no: 111,  VI / 159.  46. Müslim, 15, Hac, 74, H. no: 1341, I / 978; Beyhaki, Nikâh, 70, H. no: 13517, VII / 145.   47. Tirmizi, 16, Rada, H. no: 1171, III / 474.  48. Ahzab 33 / 36.  49. Beyhaki, Nikâh, 84, H. no: 13561, VII / 158; Heysemi, Mecmau’z-zevaid, III / 213.  50. Buhari, 56, Cihad, 140, IV / 18; Beyhaki, Nikâh, 73, H. no: 13517, VII / 145.  51. Beyhaki, Nikâh, 84, H. no: 13562, VII / 158.  52. Buhari, 67, Nikâh, H. no: 111, VI / 159.  53. Nisa 4 / 1; Bk. Hucurat 49 / 13.  54. Bk. Bakara 2 / 205.  55. Tirmizi, 34, Edep, H. no: 2785, V / 106.  56. Abdürrezzak, Musannef, H. no: 8117, IV / 374.  57. Hakim, Müstedrek, H. no: 3497, II / 430.  58. Abdürrezzak, Musannef, H. no: 8113, IV / 373.