Tesettür Anlayışımızdaki Değişenler

e-Posta Yazdır PDF

Tesettür sözlükte örtünmek anlamında olup kadın ve erkeğin dinen görülmesi caiz olmayan yerlerini örtmesi anlamında kullanılan bir terimdir. Örtünme tüm ilahi dinlerde olduğu gibi İslam dininde de farzdır. Tevrat ve İncil’de erkek ve kadının örtünmesine dair emirler bulunduğu gibi (Samuel, 15/30; Yaratılış, 24/64-65; İncil, Yuhanna, Pavlus’un Korintliler’e Birinci Mektubu, 11/5, 13) Kur’an’da da tesettüre yani örtünmeye yönelik emirler bulunmaktadır (Nûr 24/31; 60 Ahzâb 33/59) Hz. Âdem ve eşi Havva’nın Allah’ın emrine muhalefet ettiklerinde cinsel organlarının açıldığı ve kendilerinin açılan yerleri örtmeye çalıştıklarına dair ayetlerden (Araf 7/22, Taha 20/121) ilk insandan itibaren örtünmenin yani tesettürün var olduğu ve fıtrî bir olgu olduğu anlaşılmaktadır. 


İslam dünyasında ekonomik düzeyin artması ve Batı’nın etkisi din anlayışımızda ve bu anlayışın eyleme yansıması noktasında önemli değişiklere neden olmaktadır. Bazı dini kavramlarımız bile Batı düşüncesinin etkisinde tanımlanmaktadır. Tesettür de bu hegemonyaya kurban giden İslami değerlerimizden biri olup her geçen gün zihin ve gönül dünyamızda erozyona uğramaktadır. Bu yazıda İslam âlemindeki tesettüre dair bazı yanlış anlayış ve uygulamalara yer verilecektir.


Değişen dünyamızda tesettür algımız da bu değişimden nasibini almıştır. Bir zaman uğrunda mücadelelerin verildiği, bedellerin ödendiği bu kavram, şimdilerde toplum nezdindeki önemini kaybetmeye başlamış ve hatta tesettüre ilişkin düşüncelerimizde değişmeler ve bu değişime bağlı yanlış uygulamalar olmaya başlamıştır. 


Bunlardan ilki İslam’da tesettürün olmadığı fikrine ilişkindir ki özellikle 28 Şubat döneminde çokça dile getirilmiştir. Ülkemizde az da bu dönemi yansıtır biçimde bu düşünceyi savunmaya devam eden insanlar bulunmaktadır. Girişte de belirtildiği gibi tesettür diğer ilahi dinlerde olduğu gibi İslam dininde de var olan bir emirdir. Dinimize göre tesettür hem erkek hem de kadın için gereklidir. Kur’an’da tesettür emri kadın merkezli anlatıldığından bu emir çoğunlukla kadınlarla ilişkilendirilmekte, erkeğin tesettürü çoğu zaman gündeme getirilmemektedir.

İslam’da kadın için tesettürün farz olduğu hususu hem ayetlerle hem de hadislerle sabittir: “Mümin kadınlara da şöyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Ziynet yerlerini açmasınlar. Bunlardan kendiliğinden görünen kısmı müstesnadır. Başörtülerini yakalarının üstüne koysunlar. Ziynet yerlerini kendi kocalarından, babalarından, kocalarının babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından, kendi erkek kardeşlerinden, kendi kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, kendi kadınlarından, kölelerinden, erkeklik duygusu kalmayan hizmetçilerden veya henüz kadınların gizli yerlerine muttali olmayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizleyecekleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz Allah’a tövbe edin. Böylece korktuğunuzdan emin umduğunuza nail olasınız.” (Nur 24/31) mealindeki ayette kadınlar için başörtüsü ile birlikte (el, yüz ve ayaklar haricinde) vücutta ziynet olarak ifade edilen yerlerin mahremlerin olduğu ortamda örülmesinin farz olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim İslam’ı anlama ve yorumlama noktasında ilk kaynak olan sahabenin hanımları da bu ayetin başındaki وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ ifadesini başörtüsü olarak anlamış ve ayet indiğinde üzerlerindeki kıyafetlerin fazla olan kesimlerinden yırtarak başörtüsü yapmışlardır (Ebû Davud, Sünen, Libâs, 33). Ayetin geri kalanındaki ziynetlerin örtülmesi konusunda da kastın kadının taktığı ziynetler ile bu takıların takıldığı yerlerin yani vücut olduğu belirtilmiştir (Elmalılı, Hak Dini, Azim Dağıtım, İstanbul, ts. VI, 14). On dört asırlık İslam medeniyetinde de ayet sahabe hanımların anladığı gibi anlaşılmış ve başörtüsü ile birlikte vücudun örtünmesini ifade eden tesettürü dinin bir emri olarak uygulanılmaya devam etmiştir.


Bir diğer ayette de “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin hanımlarına söyle, dışarı çıkarken cilbablarını/dış örtülerini üzerlerine salsınlar. Bu, onların tanınması ve incinmemeleri için daha uygundur” (Ahzab 33/59) buyurulmaktadır. Bu ayette Mümin kadının dışarıya çıkarken yani bir önceki ayette belirtilen namahremleri yani nikâhlanmaları haram olan on üç kişi dışındaki kimselerle aynı ortamda olduklarında ile bir arada bulundukları ortamlara çıkmadan önce bedenin tamamını da pardösü, ferace v.b. dış kıyafeti ile örtmesi gerektiği yani örtünmesi anlaşılmaktadır (Sabuni, Safvetü’t-Tefâsîr, Kahire, 1997, II, 491; Elmalılı, Hak Dini, VI, 337). Bu iki ayet birlikte düşünüldüğünde İslam’da kadının mahremine karşı başını ve vücudunu örtme sorumluluğu olduğu kolaylıkla görülecektir. Ayrıca ayetteki, “cilbablarını/dış örtülerini üzerlerine salsınlar” ifadesinden gömlek gibi vücut hatlarını belli edecek ya da teni belli edecek tek bir kıyafet ile sosyal hayatta bulunmaması gerektiği anlaşılmaktadır (Bk. Elmalılı, Hak Dini, VI, 338). Bununla birlikte evlenme evlenmeyi düşünemeyecek kadar yaşlı olan bayanların dış örtülerini almayabilecekleri bununla birlikte ziynet kapsamına giren uzuvlarını gösterecek kadar açılıp saçılmamaları gerektiği ve dış örtüleriyle durmalarının daha uygun oluğu belirtilmiştir (Nur 2/60). Ayetin sonundaki “Bu, onların tanınması ve incinmemeleri için daha uygundur” ifadesi İslam’daki tesettürün teşrii hikmetini yani farz kılınmasındaki sebebini net bir şekilde açıklamaktadır. Buna göre İslam’da tesettürün hedefi, örtünen bayanın Müslüman olduğunun kolayca anlaşılmasını sağlamak ve iffet sahibi temiz Müslüman kadını kötü niyetli, kirli bakışlardan kurtarmaktır (Elmalılı, Hak Dini, VI, 338). Bu da ancak hedefine uygun bir tesettür ile mümkündür.  


Tesettürle ilgili bir diğer yanlış düşünce de tesettürün sadece kadına yönelik bir emir olduğu kanısıdır. Oysaki tesettür dinimizde kadın için olduğu gibi erkek için de farz olan bir husustur. İndiği dönemde erkeklerde örtünme konusunda problem yaşanmaması ve kadının örtünme alanının erkekten fazla olması, tesettür konusunda Kur’an’da kadın merkezli bir söylemin gelişmesine neden olmuş, bu üslup tesettürün sadece kadınla özdeş bir kavram olarak anlaşılmasına neden olmuştur. Oysaki İslam’da tesettür erkek için de geçerli olan bir emirdir. Hz. Peygamber erkeğin göbek deliği ile diz kapağı dâhil ikisinin arasının örtülmesi gerektiğini belirterek (Tirmizî, Sünen, Edeb, 39-40; Ebû Davud, Sünen 37) erkeğin de tesettür alanını belirlemiştir. Bu sebeple Müslüman erkeğin de göbeği ile dik kapağı dahi bu bölgesinin örtülmesi yani bu bölgenin tesettürüne dikkat etmesi gerektiği anlaşılmakla birlikte birçok erkeğin tesettürünün bu emre uygun olmadığı da aşikârdır. Özelikle içinde bulunduğumuz şu sıcak günlerde havuz ve deniz kenarlarında giyilen şort v.b. giysilerin tesettür alanını örtmediği, kadınların olduğu gibi erkeklerin de bu hususa özen göstermeleri gerekmektedir. Bu itibarla kişinin hem kendisinin günaha girmemesi hem de başkalarını günaha itmemesi adına erkek ve kadının Kur’an ve sünnette belirtilen bölgelerini tamamen örtecek şekilde tesettüre özen göstermeleri gerekir. 


Tesettürün uygulaması konusunda da sıkıntılarımız bulunmaktadır. Dinde daha fazla vurgu yapılması açısından kadının tesettürüne tekrar dönersek bu konuda yapılan yanlışlardan birinin de –özellikle tesettür giyim adında sektör oluşturarak İslam’ın bu emrini paraya döken firmaların da reklamlarında dayattığı şekliyle- tesettürün kadın için süslenme aracına dönüştürülmesidir. Reklamlar anlayışımızı dolayısıyla da yaşamımızı yönlendiren güçlerden belki de en güçlüsüdür. Tesettürü para kazanmanın yeni bir yolu olarak gören firmaların reklamlar vasıtasıyla dinin kadının zarafetini mahremden gizlemesi için farz kılınan tesettürü dini bir emir olmaktan çıkarıp onun zarafetini ortaya çıkaran bir aksesuar olarak tanımlayarak, dini bir vecibeyi baltalamaktalar. Bu yönüyle İslam’la ilgisi olmayan firmaların bile bu pastadan pay almak amacıyla bu sektöre yöneldiği bu yolla İslam dışı simgeleri eşarplara ve pardösülere basarak bizim dini değerlerimiz üzerinden kendi fikirlerini yaydıkları görülmektedir. Ayrıca ürettikleri küçük eşarplarla boyun ve baş bölgesinin tam örtülmemesi sebebiyle ayetteki “Başörtülerini yakalarının üstüne koysunlar…” emrinin tam olarak yerine getirilmesine engel olmaktadırlar. Yine ülkemizde son dönemde yaygın olarak kullanılan ince şalların birçoğunda saçın yanı sıra kulak ve boyun bölgesinin görünmesi sebebiyle tesettür hedefinin gerçekleşmediğini hatırlatmalıyız. Pardösüler için de aynı şeyi söylemek mümkündür. Dar kesimle üretilen pardösülerle de aynı hedef güdülmektedir. Çünkü ayetteki يدنين kelimesi elbisenin sarkıtılmasını yani bol olmasını (Merâğî, Tefsîri Merâğî, Mısır, 1946, XXII, 37), “cilbab” kelimesi ise baştan göğüse kadar örten geniş örtü için kullanıldığından (Zemahşerî, el-Keşşâf,  Beyrut, 1407, III, 559) dış örtüsünün de tesettürü gerçekleştirecek ölçüde bol olmasını ifade eder. Bununla birlikte oluşturduğu marka üzerinden Mümin kadınların cebindeki paraları pervasızca sömürdüğü gibi marka takıntısıyla onların gönüllerini ve zihinlerini boşa yormakta ve israfa sevk etmektedir. Bu durumunda haram olduğu herkesin malumudur. Bununla birlikte verdiğimiz yüzlerce liraya karşılık dinimizin tesettür emrinin tam olarak gerçekleştiğini ifade edebilmek mümkün değildir. Bu konuda yapılması gereken tesettür kıyafetleri üreten firmaların konuya önce dini çerçeveden yaklaşması, bu ürünleri alan hanımların da dinin hedefine uygun üretim yapan firmaların ürünlerini satın almalarıdır. Yani bayanların dinin sıklıkla vurguladığı “emri bi’l-marûf nehy-i ani’l-münker” yani “iyiyi emret, kötüden sakındır” mekanzimasını bu alanda da çalıştırarak dine uygun kıyafet üretmeleri noktasında firmaları yönlendirmeleri gerekmektedir.


Tesettür konusunda ülkemizde yine medya sektöründe sıkça karşılaştığımız absürt uygulamalardan birine değinmeden de geçemeyeceğim. Reyting uğruna bayanın spor programları dâhil her alanda istihdam edildiği medya sektöründe Ramazan ayı başta olmak üzere tesettüre riayet etmeyen bayan sunucunun moderatörlüğünde  -bu ne perhiz bu ne lahana turşusu dedirtecek türden- tesettür vb. dini konuları tartışmak egemen zihniyetin para kazanmak uğruna her değeri kullandığının bir diğer göstergesi olarak ülkemize has çelişkili uygulamalardan biri olarak karşımızda durmaktadır.  


Tesettür uygulaması konusunda kulağın ya da boyunun görünmesi önlemeyecek derecede ince ya da gevşek başörtülerinin kullanılması ya da geleneksel giyim tarzına bağlı olarak halayık türü eşarp bağlamalarla, bone ve bazı cemaatlerin hanım üyelerinin, mensubu olduğu cemaati temsil için kullandıkları eşarp bağlama yöntemlerinin de, yukarıda belirttiğimiz tesettür formuna uyum sağlamamalarından ötürü İslam’ın ön gördüğü tesettürü sağlayabildiğini söyleyebilmek oldukça güçtür. Hz. Aişe’nin, yanına gelen Hafsa bt. Abdirrahman’ın ince başörtüsünü ikiye katlayarak kalınlaştırdığına dair rivayete bakıldığında (Malik, Muvatta, Libas, 4) başörtüsünün başı tamamıyla örtecek büyüklükte ve saçı, kulakları ve boynu göstermeyecek kadar kalın olması gerektiği anlaşılmaktadır. Özellikle son dönemde Müslüman bazı kadınların başlarını örtmekle birlikte kollarını açtıkları ve kısa etek giydikleri görülmektedir ki bunun da dinin farz kılığı tesettür hedefiyle bağdaşmayan bir giyim tarzı olduğu ortadadır. Başörtüsü uygulamasına yönelik toplumumuzda sıkça karşılaştığımız bir diğer yanlış da başörtüsünün saçın deve hörgücü gibi dik konuma getirilerek bağlanmasıdır ki bu örtü biçimi için hadiste ağır tehdit bulunmaktadır (Müslim, Libas, 34).


Benzer şekilde Müslüman bayanın üzerine üst örtüsü almadan sadece gömlek ya da pantolonla sosyal hayata dâhil olması tesettürü eksik uyguladığı anlamına gelmektedir ki bu özellikle vücut hatlarını belli eden kot pantolon gibi dar kıyafetlerle kişinin tenini belli eden bluz gibi ince kıyafetler Hz. Peygamberin hadisinde ağır tehditlerde bulunduğu (Müslim, Libas, 34; lanet ettiği Ahmed b. Hanbel, 5/418) ve tesettürün gerçekleşmediğini ifade ettiği giyim tarzı olarak karşımızda durmaktadır. Bu örtünme biçimi de İslam’ın hedeflediği tesettüre uygun olmayıp Hz. Peygamberin, baldızı Esma’yı bu tarz örtünmesi sebebiyle uyardığı belirtilir (Ebû Davud, Sünen, Libas, 34).


Allah’ın ayette ziynet olarak nitelediği bayanın namahrem kişilerin bakışlarından korumaya matuf bir emir olan tesettür konusunda İslam’da kadın için belli tip kıyafet belirtilmese de ayet ve hadislerden anlaşılan el, yüz ve ayaklar dışındaki bölgelerin kapatılması emrolunmuştur. Bununla birlikte bayanların sade kıyafetler tercih etmeleri, dikkat çeken renk ve objeler içeren kıyafetlerden uzak durmaları tesettürün hedefine daha uygun görünmektedir. Ahzab suresi 33. ayette Hz. Peygamberin eşlerine yönelik “İlk cahiliye dönemindeki gibi yıldızlaşmasınlar” ifadesi ile yaşlı kadınları üst örtüsü olmadan namahremin bulunduğu ortamda olabileceğini ifade eden Nur suresi 60. ayette kullanılan “yıldızlaşmadan” ifadeleri bu hususu ifade etmektedir. Bu meyanda hadislerde sosyal hayatta kadının makyaj yaparak ya da  koku sürünerek dışarı çıkmaması gerektiğine (Tirmizi, Sünen, Edeb, 34; İbn Mace, Sünen, Fiten, 19), illa sürünmesi gerekiyorsa da dikkat çekmeyecek ölçüde hafif olması gerektiğine dair (Tirmizi, Sünen, Edeb, 35) ifadeler bulunması bu hususu desteklemektedir.


Tesettüre riayet edilmekle birlikte sosyal yaşamda bu örtünme biçimine uygun davranılması gerektiği de ortadadır. Ahzab suresi 32. ayette Hz. Peygamberin hanımlarına hitap edildiği üzere erkeklerle bayanların ilişkilerde seviyeli olmaları, yanlış anlamalara mahal verecek konuşma ve davranış biçimlerinden uzak durmaları gerektiği ifade edilmektedir. Ferdî olarak da Müslüman her iki cinsin davranışlarında mutedil davranması, tesettürün ruhuna aykırı hal ve hareketlerden uzak durması gerekmektedir.


Dinimizde bayan ve erkeğin bedenini örtme sorumluluğu olduğu gibi gözlerini örtme sorumluluğu da bulunmaktadır. Bayanlar tesettüre riayet ederek bu sorumluluklarını yerine getirmekle birlikte özellikle erkeklerin nahoş bakışlarından rahatsız olmaktadırlar. Nur suresi 30. ve 31. ayetlerde Mümin erkek ve kadına ayrı ayrı gözlerini ve ırzlarını haramdan korumalarına yönelik emir bizlere, her iki tarafın da bu konuda dikkat etmesi gerektiğini, örtünme sorumluluğunun yanı sıra muhatabın da bakmama sorumluluğunun olduğunu hatırlatmaktadır.


Hz. Peygamberin gözleri görmeyen Ümmi Mektûm’un yanında bile yaşlı olduğu halde Ümmü Seleme annemizle Meymûne annemizin örtülü durmalarını emretmesi (Ebû Davud, Sünen, Libas, 37) İslam’daki tesettürün önemini belirtmesi açısından yeterlidir. Tesettür hem bayanı koruyan kalkan hem de İslam’ın nişanesidir. Bu sebeple küçük yaştan itibaren bu bilinç çocuklarımıza verilmeli, Hz. Peygamberin de belirttiği gibi yedi yaşında namazla (Hâkim, Müstedrek, 1/311) birlikte kız çocuklarımız örtünmeye teşvik edilmeli, çocukluk döneminde ise evlatlarımız her ne kadar tesettürle sorumlu olmasalar da dinimizin çizdiği sınırlar çerçevesinde giydirilmelidir. Alınacak bu basit tedbirler tesettür bilinciyle yetişen nesillerin önünü açacak ve sosyal hayatta karşılaşılan bazı problemlerin de ortadan kalkmasına yardımcı olacaktır.