İslam Bize Nasıl Bir Aile Tablosu Sunuyor?

e-Posta Yazdır PDF

Aile Allah’ın bizlere bahşettiği sayısız nimetlerden sadece biridir. (İbrahim 14/34). Maalesef ki bizlere verilen diğer nimetler gibi bu ihsanın da kadrini yeterince idrak edebildiğimiz söylenemez. Çok azımız şefkat dolu bir dünyaya gözlerini açmanın ve sıcak, huzurlu bir yuvada yaşam sürmenin şükrünü layıkıyla îfâ edebiliyor. Çoğumuz ise bırakınız şükrünü îfâ bazen elimizdeki nimetin farkında bile olamıyoruz. İşte bu şükürsüzlüğümüz sebebiyledir ki bizler, bazılarının buğulu gözlerle hayalini kurduğu dünya cenneti yuvalarımızı hiç yoktan cehenneme çeviriyor ya da tarumar ediyoruz. Oysaki o yuvalar, Allah katında kendi varlığına bir nişane olarak O’nun muhabbet ve merhametin tecelligahıdır bir bakıma (Rum 30/21). Bir diğer ifadeyle aile, Allah’ın rahmetinin bir çatı altında bizlere sunulmuş halidir aslında. Biz bu yazıda, İslam’ın evlilik ve aile hayatına dair bakış açısını genel hatlarıyla sunmaya çalışacağız.

            1. Evlilik Zorlaştırılmamalı

            Kolaylık dini İslam’da (Bakara 2/185; Buhari, İman, 28) evlilik tavsiye edilmiş, Peygamberimiz “Seven ve doğurgan bayanlarla evleniniz. Ben kıyamet günü sayenizde diğer peygamberlere sayıca üstün olacağım.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/245) hadisiyle gençleri evliliğe teşvik etmiştir. Başka bir hadiste de, evliliğin birçok günahın önünde kalkan olduğu belirtilmiştir. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/393). Bununla birlikte dinimiz daha baştan insanları evlilikten soğutan ağır külfetlere girmekten sakındırmıştır. Kur’an’da hali vakti yerinde olmayan gençlerin, zenginler tarafından evlendirilmeleri de teşvik edilmiştir. (Nur 24/32). Hz. Peygamber de insanları evlilik konusunda aşırılıktan sakındırmış, kendisi de sade törenlerle evlenerek, ümmetine bu konuda örnek olmuştur. (Beyhâkî, Süneni Kübra, 7/249). Oysaki bizler, Allah, يُرِيدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ “Allah sizin için kolaylığı ister, zorluğu istemez.” (Bakara 2/186), rasulü de سروا ولا تعسروا، وبشروا ولا تنفروا  Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız, sevdiriniz nefret ettirmeyiniz.” (Buhari, İlim, 11) buyururken bizler sanki bu tavsiyeleri hiç duymamış gibi gereksiz harcamalarla hayırlı bir iş adım atmadan onları çiftleri borç yükü altında eziyor ve evlenmek isteyenleri de bu hayırlı işten soğutuyoruz. Ağır borç yükünün altında yapılan evlilikler de ya yürümüyor, yürüse de o ailede sağlıklı bireyler yetişmiyor.  Hz. Peygamberin evinin “hane-i saadet” olmasındaki etmenlerin belki de başında sadeliğin altında zarafet yatmaktadır.

            2. Evlenirken Dini Hassasiyetler Gözetilmeli

Eş seçiminde birçok etmen bulunmakla birlikte, dini hassasiyetin tercih sebebi olması dinimizde tavsiye edilmiştir. Hz. Peygamber eş seçiminde kişilerin malı, soyu, güzelliği ve dinin tercih sebebi olduğunu belirttikten sonra, ailede saadet için dindar olanın seçilmesini tavsiye etmiştir. (Buhari, Nikâh, 16) Bu vasıfların ilk üçü dünyaya ait olan geçici vasıflardır. Bu özelliklerin sona ermesiyle evliliğin de yıkıldığı örnekler her geçen gün daha fazla karşımıza çıkmaktadır. Ama din insanın her iki cihanda da mutluluğunu esas alır. Hz. Peygamber dine vurgu yaparak, gerçek mutluluğun maddede değil manada olduğunu da ifade etmiştir. Hasan Basrî’den kızını kime vermesi konusunda tavsiye isteyen bir babaya “Allah’tan korkanla evlendir. Sevmese de ona zulmetmez.” şeklindeki cevabı da bu açıdan önem taşımaktadır. Bu hassasiyetin ömür boyunca devam ettirilmesi gerektiği zaten tüm Müslümanların malumu olmakla birlikte değinilmesi gereken bir diğer husus da düğünlerde de bu hususa riayet edilmesinin gerekliliğidir. Maalesef artan refah seviyesine bağlı olarak biz Müslümanlardaki dini hassasiyet gittikçe azalmaktadır. Öyle ki, düğünlerde tesettürlü (!) bayanların eşleriyle kadın erkek demeden herkesin önünde dans etmelerine kadar uzanan bu gevşekliğe bir an önce son vermeli ve özümüze dönmeliyiz. Evlilik öncesi hakkında dinimizin tavsiyelerine kısaca değindikten sonra evlilik hayatındaki tavsiyelerine geçelim. Gerek Kur’an’da gerekse hadislerde mutlu bir aile yuvası için şu ilkelere dikkat çekilmiştir:

3. Aile Sevgi ve Saygı Temeline Kurulmalı

Bu iki değer sadece eşler için değil tüm bireyler için önem arz etmektedir. Allah’ın yeryüzündeki halifesi olarak insan (Bakara 2/30) olarak saygın, mükerrem bir varlıktır  (İsra 17/70). Bu sebeple insanların birbirilerine güzel muamele etmeleri öğütlenmiştir. (Bakara 2/83) Hz. Peygamber de Müminlerin birbirini sevmesinin imanın kemali için önemli olduğunu ifade etmiştir. (Ebû Davud, Sünen, Edeb, 142). Aile içinde de durum aynıdır. Sevgi üzerine inşa edilen evliliğin sevgi ile sürdürülmesi gerekmektedir. Aişe validemizin sevdiğinden emin olduğu halde Hz. Peygambere, kendisini sevip sevmediği sorusu üzerine aldığı “Kördüğüm gibi…”  şeklindeki cevapla daha sonra “Kördüğüm ne âlemde?” sorusuna aldığı “İlk günkü gibi…” şeklindeki cevap (Ebû Nuaym el-Isbahânî, Hılyetü’l-Evliya, 2/44[1]) Rasulullahın örnekliğinde aile hayatında sevginin önemini gösterdiği gibi, eşler arasındaki diyaloğun resmi değil, samimi ve içten olması gerektiğini de bizlere göstermektedir. Zira nahif bir varlık olan kadın sevilmeye meyyaldir, beylerin bu konuda da dikkatli olması gereklidir. Çoğumuzun belki de dine mal ederek yanlış olduğunu düşündüğümüz bu konuda Hz. Peygamberin nezaketini örnek almalıyız. Aynı durum çocuklarımız için de geçerlidir. Çocuklarımıza da sevgi ve saygıyla muamele etmeli onları sevdiğimizi ve onlara değer verdiğimizi göstermeliyiz. Bu durum özellikle kız çocuklarımızın sevgiyi yanlış yerde aramalarının önüne de geçecektir. Hz. Peygamberin, çocuğunu sevip okşamayan babayı merhametsizlikle nitelemesi (Buhari, Edeb, 18) oldukça düşündürücüdür. Ayrıca aile bireylerinin birbirilerine karşı merhametli ve iyi davranmaları ayet ve hadislerde belirtilmiştir. Kur’an’da و عاشروهن بالمعروف “Eşlerinize iyi muamelede bulunun.” (Nisa 4/19) Yine peygamberimizin “Sizin en hayırlınız ailesine iyi davranandır.” (Tirmizi, Menâkıb, 57) şeklindeki tavsiyeleri eşler arasında beşeri ilişkilerde sevgi ve saygının ne kadar önemli olduğunu bizlere göstermektedir. Hz. Peygamberin veda haccında ashaba kadınların hakkının gözetilmesi, onlara iyi davranılması konusunda hatırlatmada bulunduğu görülmektedir. (İbn Mace, Nikah, 3).

Kur’an’da sadece eşler arasında değil, diğer aile bireyleri için de merhametli ve nazik olunması emredilmektedir. Allah’a ibadetten sonra anne babaya güzel söz söylenip onlara iyi muamelede bulunulmasının emredilmesi, onlara “öf” bile denmemesinin gerektiğinin ifade edilmesi (bk. İsra 17/23; Ankebut 29/8; Lokman 31/14); böyle yapanların kaybedenlerden olduğunun belirtilmesi (Ahkaf 46/18); ayrıca Hz. peygamberin elindeki büyük fırsatı iyi değerlendirememesi sebebiyle anne babası yanında yaşlanmışken Cennete giremeyen kimseyi şiddetle kınaması da (Müslim, Birr ve Sıla, 3) anne babanın Allah katındaki değerini göstermesi ve merhamet ve hürmetle davranılması gerektiğini hatırlatmak için yeterlidir. 

            4. Ailede Herkes Üzerine Düşen Sorumluluğu Yerine Getirmeli

Kur’an’da göre evin yönetim işleri fıtrata uygunluğu sebebiyle erkeğe verilmiştir. (Nisa 4/34) Tabi bu durum İslam’da erkeğin kadına üstün görüldüğü değil kendisine daha çok sorumluluk yüklendiği şeklinde algılanmalıdır ki, dinimize göre insanların üstünlüğünü belirleyen tek kıstas takvasıdır (Hucurat 49/13). Yani erkek evini geçindirmek, aile fertlerinin geçimini temin için helalinden para kazanmanın yanı sıra, evin her türlü ihtiyaçlarıyla da ilgilenmelidir (Bakara 2/233). Hz. Peygamber de “Kişiye, bakmakla yükümlü olduğu bireyleri ihmal etmesi günah olarak yeter." (Ahmed b. Hanbel, 2/194) hadisiyle erkeğin bu sorumluluğuna vurgu yapmaktadır. Bununla birlikte bir başka hadiste de ev halkı için yapılan infakı en sadaka olarak tanımlamıştır (Buhari, İman 41). Evin hanımı da aynı şekilde üzerine düşen görevleri severek yerine getirmelidir. Nisa suresi 34. ayetin sonunda ev hanımının itaatkâr ve iffetli oluşuna da dikkat çekilmiş, Hz. peygamber de vazifelerini ihmal eden hanımlar konusunda uyarılarda bulunmuştur (Müslim, Nikâh, 20; İbn Mace, Nikâh, 3).

Maddi sorumluğumuzun yanı sıra manevi sorumluluklarımızı da yerine getirmek durumundayız.  يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ  “Ey İman edenler kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun!” (Tahrim 66/6) ayette bu sorumluluğa dikkat çekilmiştir. Özetle aile, bir ticarethane olarak değil, bir saadet yuvası olarak görmeli ve kendine düşen vazifeleri yapmalıdır. (Bakara 2/233) Yerine getirilen bu vazifelerin Allah tarafından ödüllendirileceği unutulmamalıdır. Bu konuda evinin işleriyle meşgul olan, söküğünü diken, ayakkabısını yamayan peygamber ile (Buharî, Ezan, 44; Ahmed b. Hanbel, 6/241),buğday öğütürken elleri nasır tutan Fatıma annemizin (Ebû Davud, Edeb, 101) kurduğu denge örnek alınmaya değerdir. Bu itibarla aile fertleri, ev işlerini görev bilinciyle değil, beraber kaliteli vakit geçirmenin aracı olarak görmeli, birbirilerine ortak yaşam alanı olan yuvalarında yardım etmelidir.

 

 

5. Ailede Mahremiyete Dikkat Edilmelidir.

Çocuklara değerler eğitiminin verilmesinde anne babanın önemi büyüktür. Ebeveyn çocukların ilk ve en çok örnek aldığı rol modellerdir. Bu sebeple anne baba davranışlarıyla çocuklarına örnek olmanın yanı sıra onlara ahlaki değerleri de aşılamalıdır. Kur’an’da bu anlamda aile içi mahremiyete dikkat edilmesi konusuna değinilmektedir. Nur suresi 58 ila 60. ayetler arasında bu konuda uzun bilgi verilmektedir. Buna göre, yatak odasına girmeden evvel çocuklar yaşları ne olursa olsun ebeveynden üç defa izin istemeli, ev halkı giyim kuşamına dikkat etmeli, bireyler arasında mahremiyet korunmalıdır. Hadiste de on yaşından itibaren çocukların yataklarının ayırılması gerektiği belirtilmiş (Hâkim, Müstedrek, 1/311), çocukların cinsel dürtülerinin bu yaşlarda harekete geçtiğine dikkat çekilerek, bu anlamda erken hareket edilmesi gerektiği hatırlatılmıştır.

Daha geniş çerçevede de bu hususa dikkat edilmelidir. Bireyler kendilerine nikâh düşmeyen birinci derece akrabalarının (Bu konuda Nisa suresi 23. ayete bakılabilir) dışındaki yakınlarıyla ilişkilerinde ölçülü davranmalı onların sadece dinde kardeş olduklarının bilincinde olarak davranışlarına dikkat etmeli, tokalaşmamalı, öpüşmemeli, aynı ortamda yalnız kalınmamalıdır. Hz. peygamber, durumun nezaketine binaen kapalı ortamda karşı cinsle yalnız kalmayı ölüm olarak nitelediği unutulmamalıdır (Buhari, Nikâh, 111).

6. Ahlaki Değerlerin Verildiği Aile

Aile çocukların ilk eğitim kurumu konumundadır. Burada öğrendikleri onların kalıcı olarak hafızasına kazınacak ve hayatlarını şekillendirecektir. Hz. Peygamber de bir hadisinde buna işaret etmiştir (Buhari, Cenaiz, 74). Bu anlamda ailede çocuklara değerler eğitimi verilmeli, çocuğun ahlaklı bir birey olarak yetişmesi için gayret gösterilmelidir. Okullarımızda verilen dini eğitimin çocuğun şekillenmesinde yetersiz kalması sebebiyle aileler bu görevi sadece öğretmenlerimize yüklememeli, bildikleri dini ve ahlaki değerleri çocuklarına öğretmeli, okulda öğrendiklerini onlara sorular sorarak pekiştirmeli, onlarda gördüğümüz hatalara hemen ve yumuşak bir üslupla gerekçesini belirterek müdahale etmeliyiz. Ebeveyn eğer bu konuda kendisini yetersiz hissediyorsa okullardaki seçmeli din derslerini aldırarak çocukların bu eksikliklerini gidermeli, kendileri de Kur’an kursu ya da farklı kurslarla eksikliklerini giderme gayretinde olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, çocuklarımıza vereceğimiz en büyük hediye onlara ahlaklı bireyler olarak yetiştirmektir (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/78).

7.   İbadetler Konusunda Ebeveyn Örnek ve Yönlendirici Olmalıdır.

Bu dünyaya gönderilişimizin temel gayesi Allah’a kulluk etmektir.  وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ “Ben cinleri ve insanları sadece bana kulluk etmeleri için yarattım.” (Zariyat 51/56) ayetinde bu husus hatırlatılmaktadır ki Hz. Peygamber bile bu durumdan istisna edilmemiştir. (Hicr 15/99) Kur’an’da Hz. Peygamber başta olmak üzere birçok peygambere ailelerine ibadetlerde örnek ve yönlendirici olmaları gerektiği hatırlatılmıştır. Örneğin Taha suresi 33. ayette وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِالصَّلَاةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا“Ailene namaz emret ve namaz hususunda da sabırlı ol.” ifadesiyle evin reisinin ibadetler konusunda da aile bireylerine örnek olması ve bu konunun takipçisi olmasının gerektiği hatırlatılmaktadır. Yine Hz. İbrahim’in رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلاَةِ وَمِن ذُرِّيَّتِي رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاء  “Ya Rabbî, beni ve benim soyumu namaz kılanlardan eyle ve şu duamı kabul eyle!”  (İbrahim 14/40) şeklindeki duası da ailede namazın önemini gösteren bir diğer ayettir.  Hadiste de yedi yaşından itibaren çocuğa namazın emredilmesi de (Hâkim, Müstedrek, 1/311) bu hususu desteklemektedir. Bu konuda Kur’an’daki Lokman (a.s.) ile oğlunun diyaloğu mutlaka okunmalı, ibadetler konusunda Lokman (a.s.)’ın oğluna tavsiyeleri ile kullandığı yumuşak üslup örnek alınmalıdır.

            8. Boşanırken Bile Müslümana Yakışan Bir Duruş

Hadiste kısa ve öz tanımıyla Müslüman, elinden ve dilinden zarar gelmeyen (Buharî, İman, 3; Müslim, İman, 14)   insanlarla iyi geçinen kişi (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/400) olarak tanımlanmıştır. Yani Müslüman hayatının her safhasında çevresiyle uyumlu, yıkıcı değil yapıcı nitelikte bir bireydir. Evlilik hayatında böyle olduğu gibi boşanmada da yumuşak başlılığını korur. Çünkü o aynı zamanda kadere de iman etmiş kişidir. Hayatın ne getireceği belli değildir. Güzel başlayan bir evlilik hayatı istem dışı boşanmayla sonuçlanabilir. Kadere imanı olan kimse, bunu da bir imtihan vesilesi olarak görür. Allah’ın en sevmediği helal olmakla birlikte (Ebu Davud, Talak, 3) dinimizde gerektiğinde bu yola başvurulmasına müsaade edilmiştir. Bununla birlikte bir Müslümanın, eşinden boşanırken bile insanlığa ve mensubu olduğu dine yakışır bir duruş sergilemesi gerekmektedir. Maalesef son dönemde sakin kafayla düşünülmeden alınan boşanmalar sebebiyle birçok yuva dağılmış, durum bununla da kalmamış, öfkesine hâkim olamayan eski kocalar karısı, çocuklarıyla yetinmemiş birçok suçsuz insanın canını alır hale gelmiştir. Bu durumu da göz önünde bulunduran dinimiz, boşanma konusunda acele karar verilmemesi için boşanmayı zamana yaymış, eğer boşanılacaksa bunun düşmanca değil, dostça ve insanca bir tavırla olması gerektiğini ve artık boşanma sonrasında da kadına baskı yapılamayacağını belirtmiştir. (Bakara 2/229-232).

9. İslam’da Aile Sadece Bu Dünyaya Ait Bir Olgu Değildir. 

İslam aile hayatını hem bu dünyada hem de ahirette geçerliliği olan bir kurum olarak görülür. Bu sebeple ileride boşanma kastıyla yapılan evlilikler geçerli değildir. Müslümanlar dünya hayatındaki aile fertleriyle, ahirette de mutlu yaşam süreceklerdir. Kur’an ve sünnette belirlenen şartlara riayet eden aileler, dünyada sabrettikleri sıkıntılara mükâfat olarak Cennette de sevdikleriyle beraber olacaklardır. Kur’an’da bu husus şöyle anlatılır:

 “O gün Cennet halkı bir meşguliyette zevkü safa sürmektedir. Onlar ve eşleri gölgede tahtlar üzerine kurulmuşlardır.” (Yasin 36/55).

            “O Adn Cennetlerine Müminler ve babalarından, eşlerinden ve onların nesillerinden salih olanlar girecektir. Melekler de her kapıdan onların yanına ‘Sabrınız sebebiyle size selam olsun, yuvaların en sonuncusu ne güzel!’ diyerek girecektir.” (Rad 13/ 23-24).  

            “O Müminler, Ey Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve nesillerimizden göz nuru olacak kimseler bağışla ve bizleri müttakîlerin önderi kıl! derler. Onlar sabretmeleri sebebiyle (Cennetteki) odalarla ödüllendirileceklerdir ve orada selamla karşılanacaklar.” (Furkan 74/75)

Unutmayalım ki, aile bireylerden, toplum da ailelerden oluşur. Bireyler nasıl bir yaşam tarzı benimsemişse onları oluşturan aileler ve toplumlar da o yaşam biçimini devam ettirir. İslam ümmeti de bireylerin oluşturduğu ailelerden meydana geldiğine göre Müslüman ailenin ümmet için de önemi büyüktür. Ümmet birliğinin yok olmasının yolunun aile birliğini bozmaktan geçtiğini çok iyi bilen malum çevrelerin, son zamanlarda bu konuda yıkıcı çalışmalara ağırlık vermesinin sebebi budur. Bu sebeple Müslümanlar olarak sıcak yuvalarımızın kıymetini bilelim, geleceğimizin aile hayatını devamında olduğunun farkında bir yaşam sürelim. Zor şartlarda kurulan yuvaları bir anlık sinire, incir çekirdeğini doldurmayan bahanelere kurban vermeyelim. İmtihan için var edilen şu dünya hayatındaki zorluklara ailemizle beraber göğüs gerelim ve bu dünyada Cennet misal bir yaşam sürelim ve her iki cihanda da sevdiklerimizle birlikte mutlu bir yaşam sürelim.



[1] Bu rivayetin temel hadis kitaplarında geçmediğini ve de sıhhatinin de tartışmalı olduğunu da belirtmekte yarar görmekteyim. Bununla birlikte eşler arasındaki muhabbetin gelişmesi için sıkça kullanılmaktadır.