Kur’an’da Gençler Aracılığıyla Verilen Ahlaki ve Edebî Mesajlar1

e-Posta Yazdır PDF

İnsanı insan yapan değerlerden biri olarak ahlâk, hem bireysel hem de toplumsal yaşamın vazgeçilmez unsurlarından biridir. Gelişmişlik seviyesi ne olursa olsun, toplumdaki ahlaki zaaf onun bekasını da etkilemektedir. Kur’an’da toplumları helake götüren sebepler incelendiğinde temel faktörün ahlaki yozlaşma olduğu görülecektir. Bu konu geçmişte olduğundan daha fazla günümüzü ilgilendirmektedir. Geçmişte sınırlı bir toplumu ilgilendiren ve sayısı belli olan gayri ahlaki davranış biçimleri bugün iletişim araçları sayesinde zaman ve mekân olgusunu da aşarak her zaman ve her yerde karşımıza çıkmakta, gençler başta olmak üzere dil, din, ırk farkı gözetmeksizin her kesimden insanı etkisi altına almakta ve hayatına etki etmektedir. Özellikle bu yozlaşmanın yaşamımıza yavaş yavaş enjekte edilerek bizi fark ettirmeden bir uçuruma sürüklediği de gözden kaçmamalıdır. Günümüzde ahlaki yozlaşmada gençlerin hedef kitle olarak seçilmesi, bu konuda bir şeyle yapılması ve de bu tehlikeye Kur’an ve sünnet merkezli bir çözüm bulunmasını da zorunlu hale getirmektedir. Biz bu yazıda, gençlerin karşı karşıya kaldıkları ahlaki problemlere Kur’an penceresinden bakmaya çalışacağız.

Arapça kökenli bir kelime olarak ahlak, “yaratılış ve fıtrat” anlamındaki خلق fiilinden türeyen خُلْق (hulk) kelimesinin çoğuludur.[1] Sözlükte seciye[2], huy, kişilik, mizaç ve din anlamına gelen bu terim[3], “İnsan ruhunda yerleşmiş, düşünmeye ihtiyaç hissetmeden ve de kolaylıkla fiillerin meydana gelmesine kaynaklık eden bir durum”[4] ya da “Bir toplum içinde kişilerin benimsedikleri, uymak zorunda bulundukları davranış biçimleri ve kuralları” şeklinde tanımlanmıştır.[5] Gazali (ö. 505/1111)’nin yaptığı birinci tanımda ahlakın kaynağı üzerinde durulurken, ikinci tanımda ise ahlakın toplumsal boyutu temel alınmıştır. Bu iki farklı tanımdan anlaşılacağı üzere ahlak, temelde bireysel bir olgu olup toplum içerisinde şekillenen, toplumdan etkilenen ve aynı zamanda onu etkileyen bir olgudur. Bu yönüyle ahlak, insanların var oluşlarına uygun hareket etmelerini sağlayarak, onların mutluluklarını temin etmek için kendilerine doğru, iyi ve faziletli olanla bunların zıddı olan kötü ve yanlışı gösteren bir olgudur.[6] Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda ahlakın hem bireysel hem de toplumsal açıdan ne denli önemli bir olgu olduğu ortaya çıkmaktadır.

            İslam ahlakının dinamik yapısı onun sadece bir kitle ahlakı veya sadece bir seçkinler ahlâkı olmadığı, aksine maddî, zihnî ve psikolojik bakımdan her seviyedeki insanın kaygılarını ve özlemlerini dikkate alan, bununla birlikte ona, içinde bulunduğu durumdan daha ideal olana doğru yükselme imkânı sağlayan, kapsamlı ve uyumlu bir ahlâk olduğunu gösterir.[7]  Bu sebeple Kur’an’da verilmek istenen mesaj ön planda olduğu figürler hakkında ayrıntıya girilmez. Ahlaki açıdan kendileri üzerinden mesaj verilen gençler için de aynı durum söz konusudur. Bu açıdan bakıldığında Kur’an’da Hz. Yusuf, Lokman (a.s.)’ın oğlu, Kabil ile ashabı Kehf ve Şuayb (a.s.)’ın kızlarının genç olduklarına işaret edilmekle birlikte, Hz. Musa, Hz. Yahya, Hz. İbrahim, Hz. Meryem gibi örnek gençler aracılığıyla verilen mesajlarda yaşları hakkında bilgi verilmez. Bununla birlikte ahlaki mesaj içeren ayetlerde bu şahıslara yönelik verilen bilgilerden kendilerinin gençlik döneminde olduğu fikri oluşmaktadır. Kur’an’da, en doğru ve güzele yönlendirme prensibine bağlı olarak[8] ahlaki mesajlar verilirken de çoğunlukla olumlu davranış modellerine yer verilmiş, gençlerle verilen mesajlar için de aynı yöntem kullanılmıştır. Bu yönüyle Kur’an’da Kabil ile Hz. Yusuf’un kardeşleri hariç gençler, hep güzel ahlakı yönüyle örnek gösterilmiştir. Ayrıca Kur’an’da gençlerin biyopsikolojik yapıları göz önünde bulundurularak çoğunlukla iffet ve hayâ üzerinden ahlaki mesajların verildiği görülmektedir. İffetin ardından dürüstlük ve anne babaya saygı ve iyilik gibi güzel hasletler üzerinde yoğunlaşılmaktadır. Kur’an’da Hz. Meryem, Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. İbrahim, Hz. Yahya, Şuayb (a.s.)’ın kızı ve Lokman (a.s.)’ın oğlu, kendileri aracılığıyla ahlaki mesajlar verilen gençler olarak karşımıza çıkmaktadır.

1. Hz. Meryem: Bayanlar İçin İffetin ve Dürüstlüğün Timsali

Kur’an’ın en çok üzerinde durduğu konulardan ahlaki konulardan biri de iffettir. Helal ve güzel olmayan söz ve davranışlardan uzak durarak insanın bedeni ve maddi hazlara aşırı düşkünlükten korunmasını ifade eden bu ahlaki kavram[9] hakkında Kur’an’da çeşitli yerlerde tavsiye ve uyarılarda bulunulmanın yanı sıra hem erkeler hem de kadınlar için iki model şahıs üzerinden konu ile ilgili ahlaki ilkelere temas edilmiştir. Kur’an’da iffet konusunda bayanlar için Hz. Meryem örnek şahsiyet olarak gösterilirken, erkekler için ise Hz. Yusuf’ rol model olarak sunulmuştur. Her iki cins için farklı modellerin örnek gösterilmesi İslam ahlâkı açısından iffetin ne denli önemli olduğunu göstermektedir.

Bir peygamber annesi olarak daha anne karnında iken Kur’an’a konu olan Hz. Meryem[10] ulvî bir gaye için dünyaya getirilmiş,[11] Zekeriya (a.s.)’ın eğitim ve terbiyesinde yetişmiş,[12] Kur’an’da ismiyle hitap edilen ve de meleklerle konuşabilmek gibi peygamberlere has bir özelliği olan bir bayandır. Ayrıca eşi olmadan çocuk doğurmak gibi sıra dışı deneyimlere de şahit olan Hz. Meryem[13] sahip olduğu bu nitelikleri ile diğer kadınlardan farklı bir konuma oturtulmuştur.[14]

Hz. Meryem Kuran’da iffeti ile imtihan edilmiş ve bu imtihanındaki başarısı ile kadınlar başta olmak üzere herkese örnek olarak sunulmuş bir bayandır. Yaşadığı sıra dışı tecrübeler bir yana Hz. Meryem iffeti ile örnek gösterilen bir bayandır. Kur’an’da iffet adeta Hz. Meryem ile özdeşleşmiş olarak sunulur. Hz. Meryem’in iffetine yönelik olarak Kur’an’da bir yerde ismi belirtilerek bir yerde de belirtilmeden zikredildiği görülmektedir. Onunla ilgili ayetlerde bir şekilde iffetine ve temizliğine vurgu yapıldığı görülmektedir. Örneğin Al-i İmran suresi 42. ayetteki “Bir zaman melekler Meryem’e, ‘Ey Meryem! Allah seni seçti, tertemiz kıldı ve diğer tüm kadınlara üstün kıldı.” ifadesiyle Hz. Meryem’in kutsal bir vazife için seçildiği ve bu vazifenin temel şartı olan iffetini Allah’ın yardımıyla koruduğuna bir işaret vardır. Ayette iki defa “seçti” ifadesine yer verilmiş olması da kadınlar için numune-i imtisal olduğuna ve örnek alınması gerektiğine işaret etmektedirİnsanlık için peygamber hanımı olmalarına rağmen iffet açısından kötü örnek olarak sunulan Nûh ve Hûd (a.s.)’ın eşlerinin ardından, kâfirlere bile örnek bir kişilik olarak takdim edilen Hz. Meryem Tahrim suresi 12. ayette “Irzını koruyan İmran’ın kızı Meryem…” şeklinde bize iffetiyle ön plana çıkarılmıştır. Ayette Hz. Meryem’in annesine nispetle anılması ve de hamile kalabilmesi yönüyle bu tecrübeyi yaşarken genç olduğunu düşündüğümüz Hz. Meryem’in Enbiya suresi 91. ayette ise kendisinden isim belirtilmeden “Namusunu koruyan kadın…” şeklinde bahsedilmesi ve ayetin sonunda “Biz onu ve oğlunu diğer insanlar için bir işaret kıldık.” ifadesine yer verilmesi de onun iffet ile bütünleşen ve bu yönüyle insanlara örnek olan bir bayan olduğuna işaret etmektedir. 

Hz. Meryem’in on yedi yaşında genç bir kız iken[15] erkek suretinde kendisine gelen Cebrail’i ilk gördüğünde “Şayet Allah’tan korkarsan ben sana Allah’a sığınırım.” şeklindeki tepkisine Kur’an’da yer verilmesi de[16]  hem Meryem (a.s)’ın iffetine dikkat çekmek ve de bu yolla, Müslüman kadının iffetli olmasının gerekliliğini anlatmak için olduğu açıktır. Yine aynı surenin 23. ayetinde doğumu esnasında söylediği “Keşke daha önce ölseydim de unutulup gitseydim.” ifadesiyle açığa vurduğu ölüp unutulma temennisinin altında yatan sebebin iffetine leke gelmesi korkusu olduğu anlaşılmaktadır. İffetini özenle koruyan bu asil kadının, namusuna dil uzatılması da onu ölümü isteyecek kadar yaralamaktadır. Surenin 26. ila 28. ayetleri arasında belirtildiği gibi insanlar tarafından iffeti ile tanınan Hz. Meryem’in kucağında babası olmayan bir çocuk ile çıkagelmesi toplum tarafından elbette ki hoş karşılanmayacak ve de bu durum Hz. Meryem’e ağır gelecekti.

 Bedenî ve ruhî saflığı, kendini Allah’a adaması ve iffetini koruması açısından Kur’an’da örnek şahsiyet olarak karşımıza çıkan Hz. Meryem, hadislerde de bu vasfıyla öne çıkarılmış, en zamanlarının hayırlı kadınları olduğu gibi[17] Cennet hanımlarının da en hayırlıları arasında sayılmıştır.[18]

Hz. Meryem’in üzerinde durulan bir diğer ahlaki vasfı ise doğruluğudur. Maide suresi 75. ayette kendisinden “Çok doğru kadın…” şeklinde bahsedilmesi onun bu ahlaki vasfıyla da kadınlar başta olmak üzere insanlar için örnek olduğunu ifade etmektedir. Kur’an’da Hz. Yusuf için de aynı özelliklere dikkat çekilmesi, hem bayanlara hem erkeklere ayrı ayrı mesaj vermek içindir. Ayrıca Kur’an’da Hz. Meryem’in iffeti ve doğruluğu sebebiyle övülmesi, buna mukabil Züleyha’nın yalancı ve iffetsiz bir kadın olarak öne çıkarılması, Müslüman kadın için bu iki haslete sahip olmanın gerekliliğini ortaya koymaktadır. İffet ile doğruluk arasındaki kuvvetli bağı göstermesi açısından önem arz eden bu iki örnek, kadınların en çok sınandıkları iki ahlaki vasfa işaret etmesi ve bu yönüyle de dikkatli olunması gerekliliğini hatırlatması açısından da önemlidir.

2. Hz. Yusuf: Erkekler İçin İffetin, Dürüstlüğün, Affediciliğin ve Ana Babaya Saygının Timsali ve Tam Karşısında Bir Kişilik Olarak Züleyha

Kur’an’da iffetiyle öne çıkan ve gençlere bu yönüyle örnek olarak sunulan diğer şahsiyet ise Hz. Yusuf’tur. Hz. Meryem bayanların iffet önderi iken Hz. Yusuf ise bu konuda erkeklere öncülük etmektedir. Kur’an’da yaşadıklarından ders çıkarılması gereken bir peygamber olarak takdim edilen Hz. Yusuf’un[19] kuyuya atılma süreci ile başlayan imtihanı Mısır sarayına ulaştığında nefsiyle devam etmiştir. Kur’an’da, ergenliğe erişmesinin ardından kendisine hikmet ve ilim verildiği belirtilen genç yaştaki Hz. Yusuf’a karşı Mısır azizinin karısı Züleyha’da farklı hisler uyandığı ve Hz. Yusuf’la gayrı meşru ilişki planını devreye soktuğu ve Hz. Yusuf’un kurulan bu tuzağa Allah’ın yardımıyla alet olmadığı anlatılmaktadır.[20] Züleyha’nın ısrarına rağmen Hz. Yusuf nefsine uymamış zindana atılmayı ahlaksız teklife tercih ederek bir peygambere yakışır ahlaki bir duruş sergilemiştir.[21]

Bu kıssada Hz. Yusuf Allah’ın inayeti ile iffetli bir genç olarak kendisinden sonraki gençlere örnek teşkil ederken, Züleyha gayri meşru arzularının esiri olmuş, iradesine hâkim olamayan, amacına ulaşmak için başkalarının ve kendisinin hayatını hiçe sayan, iffetsiz, gözü dönmüş, müfteri ve düzenbaz bir kişilik olarak resmedilmiştir.[22] Ayrıca surenin 18. ve 53. ayetlerinde insanın psikolojik yapısına işaret edilmiş, onun kötülüğe olan potansiyeline dikkat çekilerek bu hususta bireysel çabanın gerekliliğinin yanı sıra Allah’ın yardımının önemine vurgu yapılmıştır.

Yusuf (a.s.) iffetli gençlerin önderi olduğu gibi, Hz. Meryem gibi doğruluğu ile de örnek gösterilmiştir. Kur’an’da kadınların tuzak kurmakla mahir olduğunun belirtildiği ayetlerin[23] ardından 46. ayette Hz. Yusuf’a “Ey Doğru insan…” şeklindeki hitaba yer verilmesi onun ahlaken şartlar ne olursa olsun hileye başvurmayan bir kişiliğe sahip olduğunu ve Müslüman gencin de bu hasletle donanması gerektiğine işareten belirtilmiş olmalıdır.

Surenin sonlarına doğru Hz. Yusuf üzerinden bir başka ahlaki mesaj daha verilmektedir ki o da affedici olmaktır. Kardeşlerinin kendisine yapmış olduğu kötülüğe karşı Hz. Yusuf’un “Bugün size azarlama yok.” şeklinde cevap vermesi,[24] Mekke’nin fethinde yıllarca kendisine zulmeden müşrikleri “Artık serbestsiniz.”[25] diyerek intikam almayan Hz. Peygamberin ahlakı ile örtüşmektedir. Her iki örnekte de Müslümanın kindar olamayacağı, affedici olması gerektiğine de işaret edilmiştir.

Hz. Yusuf’un anne babasını bağrına bastığının anlatıldığı 99. ayetle onları tahtına oturttuğunu belirten 100. ayet birlikte düşünüldüğünde Hz. Yusuf’un anne babasına karşı tutumu da ahlaki açıdan örnek teşkil etmektedir. Hz. Yusuf makam sahibi olmasına rağmen anne ve babasına karşı saygıda kusur etmemiştir. Babaya saygı yönüyle Hz. Yusuf ile müşrik olmasına ve kendisine kaba davranmasına rağmen babasına saygıda kusur etmeyen Hz. İbrahim arasında benzerlik bulunmaktadır. Her iki örnekte de Müslüman gencin her durumda ebeveynine saygıda kusur etmemesi gerektiğine işaret edilmiştir.

3. Bayanlar İçin Hayâ Örneği: Hz. Şuayb’ın Kızı

Kur’an’da tevhit mücadelesinde çoğunlukla kavminin ahlaki bozukluklarını düzeltmeye çalıştığı sahnelerle ön plana çıkarılan Şuayb (a.s.)’ın[26] kızlarına da yine bir ahlaki davranış olan ve nefsin çirkin işlerden rahatsız olup onları terk etmesi anlamındaki hayâyı[27] vurgulamak üzere Kur’an’da yer verilmiştir. Kasas suresi 25. ayette koyunlarını otlatması karşılığında babası Şuayb (a.s.)’ın davetini iletmek üzere kızlarından birinin Hz. Musa’ya gelişinin anlatıldığı ayette “Hayâlı bir şekilde yürüyerek…” ifadesi ile olayın adeta dramatize edilmesi, Müslüman genç kızda bulunması gereken hayâ duygusunun zihinlerde yer etmesini sağlamaya yöneliktir. Bu yönüyle ayette Müslüman kadının, mahrem erkeklerle ilişkisinin nasıl olması gerektiğine de işaret edilmiş olup, iki cinsin edep ve hayâ sınırları içerisinde birbirileriyle iletişime geçmeleri mesajı da verilmiştir. Bu ahlaki vasfın ayette bayan üzerinden aktarılması bu konuda bayanın daha hassas olması gerektiğini de düşündürmektedir. Ayrıca hadislerde hayânın imanla ilişkilendirilmesi,[28] İslam ahlakının hayâdan oluştuğunun belirtilmesi[29] ve utanma ile davranış arasındaki bağa işaret edilmesi[30] bu ahlaki vasfın dinimizdeki önemini ve konumunu göstermesi açısından yeterlidir.

4. Hz. İbrahim: Şefkatli, Dürüst ve Anne Babasına Saygılı Bir Peygamber   

Kur’an’da tevhit mücadelesinin baş aktörlerinden biri olarak aktarılan Hz. İbrahim’in[31] bu mücadelesi, Allah’a dönük yumuşak huylu bir kul olması[32] ve ahlaki vasıfları sebebiyle Allah’a dost olduğu ifade edilir.[33] Baba-oğulun diyaloğunun aktarıldığı ayet grubu incelendiğinde genç olduğu anlaşılan[34] ve anne babasını seven ve sayan bir peygamber olarak Hz. İbrahim’in Kur’an’da ebeveyni için dua ettiği görülmektedir.[35] Hz. Yusuf, Hz. İdris[36] ve Hz. Meryem[37] gibi çok doğru bir kişilik olarak bizlere sunulan Hz. İbrahim,[38] tevhit mücadelesine giriştiği babasına yönelik aynen Hz. Yusuf gibi[39] “ey babacığım” şeklinde tekrarladığı saygı ve sevgi içeren ifade biçimiyle dikkat çekmektedir. Kur’an’da Hz. İbrahim’in, müşrik olmasına rağmen babasının tehditkâr ifadelerine karşılık ona saygısızlık etmek şöyle dursun bilakis yumuşak bir üslup ile hitap etmekte[40] ve kendisine dua ederek Allah’tan bağışlanma dilediği görülmektedir.[41] Bu açıdan bakıldığında Hz. İbrahim ve Yusuf’un babalarına karşı kullandıkları bu kibar ifade biçimleri ve takındıkları tavırlar Kur’an’da bir evlâdın anne babasına nasıl davranması konusunda Müslüman gençlere örnek olarak verilmektedir.[42]

5. Hz. Yahya: Temiz, Anne Babasına İyi Davranan, Mülayim Bir Peygamber

Kur’an’da birçok güzel ahlaki huy ve davranışıyla övülen bir peygamber olarak Hz. Yahya (a.s.), önder vasıflı, çok namuslu ve salih,[43] insanlara merhametle muamele eden temiz fıtratlı, Allah’tan korkan, anne babasına iyilikte bulunan, mülayim[44] bir örnek şahsiyet olarak takdim edilmiştir. Kendisine daha çocukken peygamberliğin verildiği belirtilen Hz. Yahya[45], sahip olduğu bu ahlaki vasıfları sebebiyle de hayatı boyunca ve öldükten sonra Allah’ın iltifatına mazhar olmuştur.[46] Liderlik ruhu ve iffetine yönelik övgülere bakıldığında ayette, bu davranış biçimlerinin, gücü kuvveti yerinde genç kişilere ait olması yönüyle[47] Hz. Yahya’nın gençlik döneminin anlatıldığı anlaşılmaktadır.

Birçok ahlaki vasfıyla Kur’an’da ön plana çıkarılan Hz. Yahya’nın Ali İmran suresi 39. ayette ahlâken namuslu olduğu belirtilirken mübalağa kalıbının kullanılması, kendisinin bu konudaki özen ve dikkati ile Allah katında gördüğü önemini göstermesi açısından önemlidir. Surede iffetiyle ön plana çıkarılan Hz. Yahya’nın peşi sıra aynı ahlaki vasıf ile Hz. Meryem’in anlatılması konunun önemini vurgulamak içindir. Zira iffet, karşısındakine aynı zamanda güven telkin eden ahlaki vasıflardan birisidir ki tebliğ vazifesiyle görevli bir peygamberde ve Müslümandaki en önemli vasıflardan birisidir. Hz. Peygamber’in “Müslüman Müslümanın elinden ve dilinden emin olduğu kişidir.”[48] hadisi de bu hususu desteklemektedir. Ayrıca Hz. Meryem ile İsa’nın akraba oldukları düşünüldüğünde bu ayet grubunda ahlaki konularda yakınların birbirine örnek olmaları konusunda da bir mesajın olduğu akla gelmektedir.

 Hz. Yahya Meryem suresi 13. ve 14. ayetlerde diğer peygamberlerde olduğu gibi salih, temiz bir ahlaka sahip olma, anne babaya iyi davranma merhametli ve yumuşak huylu olmak gibi ahlaki vasıflarla gençlere örnek gösterilmiştir. Esasında Kur’an’da bu gibi vasıfların sadece Yahya (a.s.) için değil, Hz. İsa[49] ile Peygamber Efendimiz[50] gibi farklı zamanlarda yaşamış peygamberler için de belirtilmesi, yüce Kitabımızda belirtilen bu ahlaki davranışların her zaman ve mekânda geçerli olduğuna da işaret etmektedir. Dikkat edildiğinde bu vasıfların olgun insanın özellikleri olduğu,[51] bu örnekler aracılığıyla da gençlerin, peygamberler ve salih kimseleri örnek alarak onlara benzemeye çalışmaları yolunda mesaj verildiği anlaşılmaktadır.

6. Hz. Lokman (a.s.) ve Oğlu: Baba Oğul Diyaloğunda Verilen Ahlak Dersi

Kur’an’da kendisi vasıtasıyla ahlaki mesaj verilen bir diğer kişilik ise Hz. Lokman’ın oğludur. Peygamber veya bilge/salih bir kişi olduğu konusunda ihtilaf edilen Hz. Lokman (a.s.)’ın[52] Kur’an’da ismi belirtilmeyen oğluna verdiği bazı ahlaki öğütler yer almaktadır. Lokman suresi 13. ayette belirtildiğine göre Hz. Lokman, oğluna dikte edici bir üslupla değil, şefkat dolu ve öğüt verici bir üslupla tavsiyelerde bulunmaktadır. Lokman (a.s.)’ın bu üslubu bizlere eğitim metodu açısından çocuklara nasıl yaklaşılması konusunda bir ufuk çizmektedir. İlk diyalog cümlesinin ardından diyaloğun kesilip Allah’a şirk koşmaya zorlasalar bile çocuğun anne babasına iyi davranması gerektiği yönündeki ara cümleye yer verilmesinin ardında[53] Allah nezdinde anne babanın önemini ifade etmek ve baba oğul arasında geçecek olan diyaloğun önemli mesajlar içermesi yönüyle dikkatlice okunmasını sağlamak amacının güdülmesi muhtemeldir.

Hz. Lokman surenin 17 ila 19. ayetleri arasında oğluna verdiği öğütlerde toplumsal ahlâkın devamlılığı açısından önem arz eden iyiliği emredip kötülükten sakındırmayı öğütlemiş ve bu ahlaki öğretiyi, önemine işaret etmek için İslam’ın en temel ibadeti olan namazla ilişkilendirmiştir. Hz. Lokman ardından, oğluna kibirden uzak durmasını öğütlediği görülmektedir. Hz. Lokman’ın oğluna ilk önce ilkesel olarak ardından teşbih yoluyla nasihat vermesi, bu davranışın çirkinliğini daha iyi anlayabilmesi içindir. Eğitim metodu açısından örnek alınması gereken bu betimleme yönteminde, kibirlenen kişinin davranış biçimi adeta resmedilmiş, insanın baş hareketleri, yürüyüş biçimi ve ses tonuyla kibrini dışa vurduğuna değinilerek, toplum arasında yaygın olarak yaptığımız ve farkında bile olmadığımız bazı istenmeyen davranış biçimlerine dikkat çekilmiştir.  18. ayette ise kibrin, develerin boyunlarına sirayet eden bir hastalıkta kullanılan kelime ile anlatılması,[54] bir sonraki ayette de kibre ait davranış biçiminin hayvanla ilişkilendirilmiş olması bu davranış biçimlerinin çirkinliğine işaret etmek içindir. 18. ayette yapılmaması öğütlenen yürüyüş biçiminin, bir sonraki ayette olması gerektiği şekliyle anlatılması da toplum içerisinde davranış biçimlerinin ne denli önemli olduğunu ve bu konuda özellikle gençlerin dikkatli davranması gerektiğini ifade etmek içindir.

7. Hz. Musa ve Hızır: Bilge Kişi İle Nebi Diyaloğunda Verilen Ahlak Dersi

Kehf suresi 65 ila 82. ayetlerde Hz. Musa ile kendisine Allah’tan bir ilim verilmiş olduğu belirtilen salih bir kul olarak aktarılan kişinin yolculukları esnasında karşılaştıkları bazı olaylar anlatılmaktadır. 66. ayette Hz. Musa’nın, kaynaklarda Hızır (a.s.) olduğu belirtilen[55] kişiden, Allah’ın kendisine öğretmiş olduğu bilgilerden öğretmesini istediği belirtilir. Bu olayda bir peygamberin makamca kendisinden daha düşük konumda bulunan birisinden ilim talep etmesinde gençlere, öğrenci olarak öğretmenlerine karşı saygılı tutum sergilemelerine ve ilim öğrenmede alçak gönüllülük ve edebe yönelik ahlaki bir mesaj verilmektedir.[56]  Bu ayette Hz Musa’nın bilge Hızır’dan zorba bir tavırla değil de kibarca, “Sana öğretilen doğru bilgiyi bana öğretmen için size eşlik edebilir miyim?” şeklinde izin istemesi bu ahlaki tutumun davranışa yansıyan biçimidir. Yine 69. ayette, Hz. Musa’nın ilim talebine karşılık buna dayanamayacağını ifade eden Hızır’a Hz. Musa’nın, “Allah’ın izniyle beni sabırlı bir kişilik olarak bulacaksın ve de ben sana hiçbir hususta karşı çıkmayacağım.” şeklinde verdiği cevap da öğrencinin hocasına karşı takınması gereken saygılı tavır konusunda gençlerimize yol göstermektedir. Yine, 73. ayette merakına yenik düşen Hz. Musa’nın Hızır’ın hatırlatmasına karşı verdiği “Unuttuğum şey konusunda beni azarlama…” şeklindeki cevabı, öğrencinin hatasını kabullenip hocasından af dileme; hocasının da öğrencisini bağışlama erdemine sahip olması gerektiğini de düşündürmektedir. Ayetin sonundaki “…bana işim hususunda güçlük çıkarma!” ifadesinde de öğretmenlerin eğitimde kolaylaştırıcı bir yöntem takip etmeleri gerektiğine de işaret edilmektedir.

 

Sonuç

Allah’ın gönderdiği her dinde olduğu gibi İslam dininin temel gayelerinden birisi de ahlaklı bireyler yetiştirmektedir. Bu açıdan bakıldığında Kur’an’ın birçok ayetinin yanı sıra hadislerde de ahlaki konulara sıkça temas edilmektedir. İslam’ın her iki kaynağında mesele daha çok ilkeler üzerinden ele alınmakla birlikte yer yer şahıslar üzerinden de konuya temas edildiği görülmektedir. Kur’an’da bazı ahlaki prensipler gençler üzerinden verilse de, gençlere yönelik vurguyu her zaman açıktan görmek mümkün değildir.

Kur’an’da gençler çoğunlukla olumlu davranış özellikleri ile ön plana çıkarılmışlardır. Kur’an’da bu gençlerin şahsiyetleri örnek olarak sunulmakta ve günümüz gençliğinin bu şahısların hayatlarından ibretler çıkararak İslam’ın öngördüğü biçimde ahlaki bir hayat biçimlerini benimseyip yaşamaları istenmektedir. Kur’an’da olumlu ahlaki davranış biçimleriyle Hz. Meryem, Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. İbrahim, Hz. Yahya, Şuayb (a.s.)’ın kızı ve Lokman (a.s.)’ın oğlunun ön plana çıkarıldığı,  bu dönemin psikososyal özelliğine binaen iffetli ve hayâlı olmaya ilişkin ahlaki mesajlara ağırlık verildiği ve de bu konuda hem erkek hem de bayanlar için ayrı örnekler verildiği görülür. Bu açıdan bakıldığında Kur’an’da yaşamlarından kesit sunulan bu örnek şahsiyetlerin, her gencin yaşamında örnek alınması gereken bir yönü bulunmaktadır. Ayetlerde -dönemin biyopsikolojik özellikleri açısından- bu şahsiyetler üzerinden özellikle iffetli olmaya vurgu yapılması, basın yayın organları başta olmak üzere dört bir taraftan ahlâksızlık ve iffetsizlik girdabına sürüklenmek istenen gençlerimize karşılaşacakları tehlikenin büyüklüğünü önceden haber vermek içindir.

Gençler aracılığıyla üzerinde sıkça durulan konulardan biri de anne babaya ve büyüklere saygıdır. Bu ahlaki vasfın çoğunlukla peygamberler üzerinden işlenmesi de konunun Allah katındaki değerini göstermesi açısından önemini göstermektedir. Günümüzde anne-babaya karşı bazı evlatların takındığı olumsuz tavırların nasıl olumlu bir yöne kanalize edilmesi hususunda da Kur’an’ın bu yöntemi bizlere ışık tutup yolumuzu aydınlatacaktır. Bu yönüyle her türlü ahlaki bunalımdan kurtuluş yöntemleri Kur’an ve onun açıklayıcısı Hz. Peygamberin sünnetinde verilmiştir. Gençlerimiz, Hz. Peygamberin iki emaneti Kur’an ve sünnet ilkelerini doğru bir şekilde anlayıp yaşamlarına geçirdiklerinde gerek imanî gerek de ahlaki açıdan yollarını şaşırmayacakları gibi, güzel ahlaki vasıflarıyla kendilerinden sonraki nesillere de örnek olacaklardır. Sahip oldukları bu güzel hasletlerle de bu gençlerimiz hiçbir gölgenin olmadığı kıyamet gününde Allah’ın gölgesinde yer bulan zümreye dâhil olma şerefine de nail olarak hem bu dünyada hem de ahirette saadete erecektir.



[1] Cevherî, İsmail b. Hammâd, (1984). es-Sıhâh, Tâcu’l-Lüğa ve Sıhâhu’l-Arabiyye, th. Ahmed Abdülğafûr Attâr, Beyrut: Dâru’l-İlm li’l-Melâyîn, s. 1472;  İsmail Parlatır v.d. (1998). Türkçe Sözlük, Ankara: TDK Yayınları, I/48.

[2] Cevherî, Sıhâh, s. 1472.

[3] Bk. Parlatır v.d, Türkçe Sözlük, I, 48; Fîrûzâbâdî, Mecdüddîn Muhammed b. Yakub, el-Kâmûsu’l-Muhît, Müessesetü’r-Risale, s.1137.

[4] Gazâlî, Ebû Hâmid, İhyâu Ulûmi’d-dîn, Beyrut: Dâru’l-Marife, III, 53.

[5] Parlatır v.d, Türkçe Sözlük, I, 48; ayr. bk. Mustafa Çağrıcı, (1998). “Ahlak”, DİA, İstanbul: I, /1.

[6] Bk. Aydın, İbrahim Hakkı, (2011). “Seküler Ahlak Bağlamında Din-Ahlak İlişkisi”, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı: 35, s. 6.

[7] Çağrıcı, “Ahlak”, II, 2.

[8] İsra 17/9.

[9] Bk. Çağrıcı, “İffet”, DİA, İstanbul, 2000, XXI, 506.

[10] Ali İmran 3/36.

[11] Ali İmran 3/35.

[12] Ali İmran 3/37.

[13] Ali İmran 3/42-47; Meryem 19/17.

[14] Ali İmran 3/42.

[15] Mesudî, Ebu’l-Hasen b. Ali, Mürûcu’z-Zeheb ve Meʿâdinü’l-Cevher, th. Kemal Hasen Merʿâ, Beyrut, 2005, el-Mektebetü’l-Asriyye, I, 50.

[16] Meryem 19/18.

[17] Buhari, Ebû Abdillah Muhammed b. İsmail, el-Câmiʿu’s-Sahîh, Dâru Tavki’n-Necât, ts. Enbiya,  32; Ahmed b. Hanbel, Müsnedü Ahmed b. Hanbel, th. Muhammed Abdülkadir Atâ, Beyrut, 2008, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Müsned, II, 111, 400.

[18] Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 338.

[19] Yusuf 12/7.

[20] Yusuf 12/22-24.

[21] Yusuf 12/33.

[22] Yusuf 12/25-32.

[23] Yusuf 12/28, 36.

[24] Yusuf 12/92.

[25] Beyhakî,  Ahmed b. el-Hüseyn b. Ali Ebûbekr, es-Sünenü’l-Kübrâ, th. Muhammed Abdülkadir Atâ, 2003, Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, IX, 118.

[26] Araf 7/85-92; Hud 11/84-95; Şuara 26/177-189.

[27] Isfahânî, Râgıp Müfredât fî Ğarîbi’l-Kur’an, Mektebetü Nezâr Mustafa el-Bâz. ts. 184.

[28] Buhari, Sahîh, İman, 16.

[29] İbn Mace, Ebû Abdillah Muhammd b. Yezîd, Sünenu İbn Mâce, th. Beşşâr Avvâd Maruf, Beyrut, 1998,  Dâru’l-Cîl, Zühd, 17.

[30] Buhari, Sahîh, Edeb, 78.

[31] Bakara 2/258; Enbiya 21/51-70; Şuara 26/69-82; Zuhruf 43/26-27.

[32] Tevbe 9/114; Hud 11/75; Saffât 37/84.

[33] Nisa 4/125.

[34] Meryem 19/42-47.

[35] İbrahim 14/41.

[36] Meryem 19/56.

[37] Maide 5/75.

[38] Meryem 19/41.

[39] Yusuf 12/4, 100.

[40] Meryem 19/42-45.

[41] Meryem 19/46-47.

[42] Karaman v.d. Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir, Ankara, 2007, DİB. Yay.  III, 602.

[43] Ali İmran 3/38-39.

[44] Meryem 19/13-14.

[45] Meryem 19/12.

[46] Meryem 19/15.

[47] Bk. Elmalılı, Muhammed Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul, Azim Dağıtım, ts. II, 359.

[48] Buhari, Sahîh, Îmân, 4.

[49] Meryem, 19/32-33.

[50] Ali İmran 3/59; İsra 17/23.

[51] Ebu Zehra, Muhammed, Zehratü’t-Tefâsîr, Dâru’l-Fikr, ty. IX, 4617.

[52] İbn Atiyye, Ebû Muhammed Abdilhak b. Ğâlib, el-Muharraru’l-Vecîz fî Tefsîri’l-Kitâbi’l-Azîz, th. Abdüsselâm Abdü’ş Şâfî Muhammed, Beyrut, 2001, IV, 347; Elmalılı, Hak Dini, VI, 271; Karaman v.d. Kur’an Yolu, IV, 336.

[53] Lokman, 31/14.

[54] Elmalılı, Hak Dini, VI, 274.

[55] Elmalılı, Hak Dini, V, 370; Karaman v.d. Kur’an Yolu, III, 572.

[56] Elmalılı, Hak Dini, V, 372.