Su Kasidesi

e-Posta Yazdır PDF

21.  Dostu ger zehr-i mâr içse olur âb-i hayât

  Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâre su


Hz. Muhammed’e gönül veren, onun dostu olan yılan zehri içse hayat suyu olur,

Onun düşmanları ise tatlı su içse yılan zehiri olur.


Açıklaması: Eski inanışlara göre âb-ı hayât denilen bir ölümsüzlük suyu vardır. Kaynağı Karanlıklar Ülkesi’nde olan bu sudan içen ölmez, sonsuza kadar yaşar. Rivayete göre Büyük İskender’in ordusunda asker olan Hızır ve İlyas Peygamberler, bu suyu bulup içen iki kişidir. Aslında, ölümsüz olmak isteyen İskender, bu sudan içmeyi istemektedir. Bu sebeple bu iki askerini âb-ı hayâtı bulmak üzere görevlendirir ve onları Karanlıklar Ülkesi’ne gönderir. Âb-ı hayâtı aramaktan yorulan ve acıkan iki asker dinlenmek ve yemek yemek için bir pınar başında mola verir. Hızır, pınarın suyundan ellerini yıkarken ellerinden azığındaki pişmiş balığa su sıçrar ve balık birden canlanır. Bunu gören Hızır ve İlyas âb-ı hayâtı bulduklarını anlarlar ve hemen bu sudan içerler. Böylece ölümsüz olan bu iki peygamberden Hızır, denizde, İlyas da karada başı sıkışanlara yardım etmek üzere Allah(cc) tarafından görevlendirilir. Bu arada Büyük İskender bu iki askerine ulaşamaz, dolayısıyla ölümsüzlük suyunu içemez. Beyitte bahsi geçen su da budur. Şair, buradan yola çıkarak, Hz. Muhammed’in dostunun içtiği şeyin, zehir dahi olsa, ölümsüzlük suyuna dönüştüğünü O’nun düşmanının içtiği suyun ise zehre dönüşeceğini ifade etmektedir. Peygamberimizin Hz. Ebû Bekir’le Mekke’den Medine’ye giderken saklandığı Sevr mağarasındaki bir olaya da telmih vardır bu beyitte. Hz. Ebû Bekir , mağaradaki delikten çıkan bir yılan görür. Yılan Peygamberimize zarar vermesin diye ayağıyla yılanın çıktığı deliği kapatır. Yılan Hz. Ebû Bekir’in ayağını sokar. Bunu gören Hz. Muhammed , tükürüğüyle Hz. Ebû Bekir’in ayağını iyileştirir. Başka bir olayda da Peygamberimizin dostlarından Hz. Ömer’le Halid bin Velid’in düşmanlar karşısındayken yılan zehrini içmek zorunda kaldıkları; ancak zehirlenmedikleri anlatılır. Zehir O’nun dostları için âb-ı hayât olmuş olur. Bu iki telmihten yola çıkılarak söylenebilir ki Peygamberimizin dostlarına, Allah dilerse zehir bile bir şey yapamaz. Beyitteki zehr-i mâr ile âb-ı hayât, dost ile hasm (düşman) kavramları arasında tezat vardır.


22.  Hâk-i pâyine yetem der ömrlerdir muttasal

 Başını taştan taşa urup gezer âvâre su


Ömürler süren yıllardır ki, su başını taştan taşa vurarak bir avare gibi gezer,

Bütün amacı peygamberin mezarına ulaşabilmektir.


Açıklaması: Su, Hz. Peygamber’in aşkından divane olmuş, ona kavuşmak için başını taşlara vurup başıboş ve perişan bir şekilde dolaşıyor. Peki hiç ulaşmıyor mu? Muttasıl’ın “ulaşan” demek olduğunu da unutmamalı. Elbette ulaşan damlaları var. Ya diğer damlalar! Onlar da ulaşıyor elbette; ama sırayla ve bu aralıksız devam ediyor. Yunanlı filozof Herakleitos iyi ki “Bir nehirde iki kez yıkanılmaz.” demiş. Hiçbir şey aynı kalmaz. Kâinatta her şey sürekli bir oluş hâlindedir. Su, devamlı aktığından, bir yerden diğerine gittiğinden bir yerdeki akarsu, aslında her an değişir, aynı kalmaz. Peygamber’in bastığı topraklara ulaşan su damlaları da yerini yeni su damlalarına bırakıyor, sonra sırası gelen başka damlalar... Bu, aralıksız sürüyor. İnsan cephesinde de durum farksızdır. Kutsal topraklara akın eden insanlar ona ulaşır, sonra diğerleri ve diğerleri... Su damlası misali sırası gelen kullar kutsal topraklarda Hac vazifesini yerine getiriyor; ama sadece bu uğurda su gibi çırpınanlar... Hele Fuzulî’nin yaşadığı çağlarda çırpınma, gerçek anlamıyla çırpınmaydı. Kavurucu güneşin altında, kızgın çölün üstünde aylarca süren yorucu ve bir o kadar da tehlikeli yolculuklar...