Hidâyet Kaynağı Mübârek Camilerimiz

e-Posta Yazdır PDF

Rabbimizin “Şüphesiz insanlar için kurulan ilk mabed, Mekke’deki çok mübarek ve bütün âlemlere hidayet kaynağı olan Beyt (Kabe)dir.”1 buyruğu ile dünya üzerinde Hz. Adem (a.s.) tarafından inşa edilen 2 ve  ilk mabed olan Kâbe’nin iki önemli özelliğine vurgu yapılmaktadır:


1. Mübârek  (kutsal, hayırlı) 

2. Hidâyet Kaynağı. Mübârek ve hidâyet kaynağı olmak Kâbe’nin vazifelerini ve özelliklerini yüklenen ve birer beytullah olan dünya üzerindeki bütün camilerin de hakkıdır. Zıt anlamlısı dalâlet olan hidâyet, iman ve amel çizgisinin manevî pusulasıdır.


“Kim  Allah’a iman ederse, Allah onun kalbine hidayet verir.”3


Allah’ın herşeyi öğrettiği4 Adem’in (a.s.), yerleşeceği yeryüzünde evinden önce Allah’a ibâdet edeceği beytullahı inşâ ettiğine şahit oluyoruz. Rasûlullah’ın da (s.a.v.) Medine’ye hicretinde ilk yaptığı, önce Mescid-i Kuba’yı ve akabinde Mescid-i Nebevi’yi inşâ etmek olmuştu. Bütün insanlara örnek olarak gönderilmiş peygamberlerin bu davranışları; “Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım”5 âyet-i kerimesindeki ahlakla ahlaklanmalarının neticesiydi. İlâhi sistemin hâkim olduğu mübârek ve hidayet kaynağı bir yapı oluşturmak ancak beytullah merkezli bir dünya kurmakla mümkündü. Hayatın merkezinde tâgutların, maddi ve mânevî putların değil de Allah’ın olması, beraberinde bütün taşların yerine oturmasını getirmekteydi. Rasûlullah’ın (s.a.v.) inşâ ettiği Mescid-i Nebevi müştemilâtında, elçilerin kabul edildiği bir bölge, avlu duvarlarına bitişik ama kapıları içeri açılan, Hz. Peygamber (s.a.v.) ve eşlerine ait evler, Suffe adı verilen bir yatılı okul ve buna bağlı olarak misafirlerin kalabileceği misafirhane, en geride (dışta) de misafir develeri ve zekat mallarının konabileceği bir mekan yer alıyordu.6 Dînî ve dünyevî işlerin birlikte yürütüldüğü, ibâdetlerin birlikte edâ edildiği, elçilerin kabul edildiği, mâli durumların görüşüldüğü bir merkez,  mübârek ve hidâyet kaynağı idi Mescid-i Nebevî ve burada yetişen ashâb-ı kirâm saadet asrının mimarları ve dünyanın hidayet rehberleri olmuştu.


İnşâ edilen binalar içlerindekine göre değerlidirler ve korudukları şeyler onları anlamlı kılar ve kıymetlendirir. Mekanların kıymeti içerlerinde olanlarladır. Saray, sultanla bir anlam kazanır, kale de asker ve komutanla. Mekandan münezzeh olan Allah’ın,  camileri beytullah yani “Allah’ın evi” diye isimlendirmesi mecâzîdir, yani korudukları anlam ve değerler yüzündendir. Zira Allah’a imanın mekânı olduğu için müminin kalbi de beytullahtır. Camilere de dini ve imanı koruyan kaleler olduklarından beytullah denilmiştir. Müminin kalbi, caminin îmârı ile kuvvetlenir ve içi  ve dışı ziynetlenir. 


“Ey Âdemoğulları! Her mescide gidişinizde güzel giysilerinizi giyin”7


Kâbe’den günümüze, Allah’a ve âhiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başka hiç kimseden korkmayan müminler8 tarafından inşâ ve îmâr edilmeye devam edilen mescid ve camilerimiz, yaptıranlarının, mimarlarının ve ustalarının ulvî düşünceleriyle birer şâhasere  dönüşmüşlerdir. İslâmî bir hayata sahip olan Osmanlılar; zengini, fakiri, çırağı, ustası, mimarı, mühendisi ile hayatlarının merkezlerinde yer alan ve özümsedikleri caminin, her türlü ihtiyaçları karşılaması için hangi özelliklere sahip olması gerektiğini de çok iyi biliyorlardı. Efendimiz (s.a.v.)’in “Kim: Allah’ın rızasını talep ederek bir mescid inşa ederse, Allah ona cennette bir ev inşa eder.”9 müjdesine nâil olabilmek için,  güç ve kudretlerinin yettiği nisbette, dâhi mimarların eserlerini, yaşadığı dönemlerinin en kaliteli malzemelerini, mesleğinde zirveye çıkmış, mahâretlerini estetik ve zarâfetin en üst sınırlarına taşımış ustası, kalfası ve çırağıyla dantel gibi işleyerek, geçmişten günümüze gözlerimizi ve gönüllerimizi aydınlatan, mübârek ve hidâyet kaynağı hediyeler olarak takdim etmişlerdir. 

Ecdâdımızdan mübârek birer mîras olarak devraldığımız ve yeni inşâ ettiğimiz, inşâ etmekte olduğumuz camilerimizin mübârek ve hidâyet kaynağı vasıflarını teslim etmek adına, hayatımızın her alanında bizim için örnek alınıp yaşanılacak bir rehber olan Efendimiz’in10  (s.a.v.) anlayışıyla madden ve mânen îmar ederek, camilerimizin haklarına riâyet etmeliyiz. 


Osmanlı başkentine bakan bir yabancının (Le Corbusier); “İstanbul’da veciz bir doku görülür: Bütün fânilerin evleri ahşap ve Allah’ın evleri ise taştandır” sözünü hatırlatırken;  ecdâdımızın yaptığı gibi, dünya durdukça durmasını istedikleri camileri inşâ edebilmek için, camilerin maddî dokusunda kalıcı malzemenin kullanılmasına dikkat  edilmesi gerekmekteğine dikkat çekmek isterim. 


Camilerimizin inşâsı öncesi ve sonrası belli aşamalar vardır.11 Camilerimizi madden îmar  edip haklarını teslim edebilmek için şunlara dikkat etmek gerekir:

1. Öncelikle cami inşaatını yaptıracak özel veya tüzel idârenin heyetinde, cami mîmârisinde tecrübeli mimar, inşaat mühendisi, avukat, hattat, mâli müşavir mutlaka bulunmalıdır. 

2. Cami mîmâri projesi, mübârek ve hidâyet kaynağı hedefli, hayatın merkezinde ve günümüz ihtiyaçları göz önünde bulundurularak, sosyal kompleksleriyle yaşam alanı olarak tasarlanmalıdır.

3. Câmi mîmâri projesi, milletimizin sanat ve kültür mirasına vizyon katmalı, milletimizin ortak değerlerine hitap eden özellikleri kesinlikle değiştirilmemeli, anlamsız ve hedefsiz kurgularla ucûbe hâline getirilmemeli, İslam karşıtı kültürleri ve batıl dinleri temsil eden motif, tasarım ve şekillerden uzak tutulmalıdır.

4. Cami mîmâri projesinin çizimi,  öncelikle îmanlı, cami cemaatine müdâvim, daha önce câmi projesi çizmiş ve uygulamasını takip etmiş tecrübeli mimarlara teslim edilmelidir. 

5. Mîmâri proje, statik proje ile işbirliği içinde yapılmalıdır.

6. Mimâri, statik, elektrik, aydınlatma, mekanik v.s. bütün projeler, proje müellifleri arasında mutabık olunduğunda 3D için çizimine geçilmelidir. 

7. Projeler tamamlandıktan sonra inşâ edilecek caminin üç boyutlu görüntüsü (3D) üzerinden bütün  detaylar tekrar tekrar gözden geçirilmeli ve uygulamaya geçilmelidir. 

8. Projelerin uygulamaları, proje müellifleri tarafından cami inşaatı bitene kadar takip edilmelidir.

9. Cami inşaatının bölümler halinde ihale edilmesine dikkat edilmelidir. Küçük veya büyük cami projesi olsun anahtar teslimi cami ihalesi kesinlikle yapılmamalı, her iş konusunda uzman firmalara verilmelidir.

10. İhâle öncesi, ihaleye konu olan inşaat pozlarının yaklaşık maliyeti en ince detayına kadar idâre teknik heyeti tarafından yapılmalıdır. Pozlar oluşturulurken, Vakıflar, Bayındırlık ve serbest piyasa araştırmaları yapılmalı, kaliteli ve hesaplı düsturuyla günün şartlarını yansıtan poz tarifleri ve maliyetleri olmasına dikkat edilmelidir.

11. İhâle edilecek kısmın, Teklif Alma Şartnamesi, Genel Teknik Şartnamesi ve Birim Fiyat Listesi, Özel İdari Şartname, İş sağlığı, İşçi Güvenliği ve Çevre Planı teknik heyet tarafından hazırlanmalıdır.

12. İhalelere, gerekli şartlara uygun herkes katılabilmesi için basın ve sosyal medya yoluyla gerekli duyurular yapılmalı, mail veya mesaj gönderilerek firmalara haber verilmelidir.

13. İhâle, halka açık, video kaydı altında, kapalı zarf, açık indirim usulü ile en az iki oturumda gerçekleştirilmeli, konusunda uzman ve tecrübeli, referansları ve mâli durumu güçlü firmalarla, banka teminat mektubu alınarak çalışılmalıdır.

14. Ayrı ayrı ihâle edilebilecek kısımlar sırasıyla şöyle olabilir: 1.Kargas 2. Elektrik İşleri 3. Mekanik İşleri 4. Minare 5. Duvarlar ve Sıva 6. Kurşun (Kubbe İzolasyonu) 7. Mermer İşleri 8. Doğrama İşleri 9. Asma Tavan 10. Tezyinat 11. Ses Sistemleri 12. Aydınlatma - Avize İşleri 13. Asansör 14. Halı 15. Çevre Düzenlemesi

15. İdâre, ihaleyi alan firmanın şartnameye uygun imâlatlar yapmasını titizlikle kontrol ve takip etmelidir.

Eğer mescidlerin mânevî îmarı olmazsa, sadece bir geometri olarak kalır. Ecdadımız Osmanlı fethettiği beldeleri, her biri birer sanat harikası olan mescidlerle donatırken o ibadetgâhların asıl tezyinini ve güzelliğini de mânevî îmarla, yani dolu dolu bir cemaat ile temin ediyordu. Manevi mimarlık, maddi mimarlıktan daha zordur. Çünkü maddi mimarlığın işleyeceği, kullanacağı malzeme, taş, demir, ahşap ve çimento gibi maddi yapı malzemesidir. Mânevî mimarlığın konusu ise insandır. Tevbe Sûresi, 18. âyet-i kerimede Allahımız mânevî  mimarları, Allah’a ve âhiret gününe îman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler olarak vasfeder. Camilerimizi mânen îmar edip haklarını teslim etmek için yapılması gereken şeyler şöyle sıralanabilir:


1. “Kıyâmet günü çok şiddetli bir gün, zorlu bir gün. Yedi kişi Arş’ın gölgesi altında kalacak, bunlardan biri yürekleri mescide asılı olanlar…”12  hadis-i şerifinde Efendimiz’in (s.a.v.) buyurduğu gibi mescidleri günde beş vakit cemâatle namaz kılarak ihyâ etmek.


“Kim sabah ve akşam mescide giderse, Allah onun için her sabah ve akşam karşılığında Cennet’te bir konak hazırlar”13


2. Camilerimizde ezan ve Kur’ân okumak, vaaz ve nasihat etmek


“O nûra, Allah’ın yükseltilmesine ve içlerinde kutlu isminin zikredilmesine izin verdiği evlerde (mescidlerde) kavuşulur. Oralarda, sabah akşam O’nun şanını yücelterek tenzih eden öyle yiğitler vardır ki, ne ticaretler, ne alım ve satımlar onları Allah’ı zikretmekten, namazı hakkıyla ifa etmekten, zekâtı vermekten alıkoymaz. Onlar kalplerin ve gözlerin dehşetten halden hale döneceği, alt üst olacağı bir günden endişe ederler.”14


Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Din nasihattir” Ashâb-ı kirâm: “Kimim için nasihattir?” dediler. Rasûlullah (s.a.v.): “Allah için, Kitab’ı için, Rasûlü için, Müslümanların imamları ve onların geneli için” buyurdu.15


3. Arapça, Dil ve Belağat ilimleri (sarf, nahiv, vad’, mantık, adabü’l-bahs, bedi, beyan, meani), Farsça, Osmanlıca, meal, tefsir, hadis, fıkıh ve ilmihal dersleri yapılarak bu hizmetleri îfâ edecek peygamber vârisleri, dünya ve ahiretin ışığı ve şeytana bin âbitten yaman olan âlimleri yetiştirmek. 

Camilerini madden ve mânen îmâr ederek kendilerini yetiştirip hidâyet rehberleri olacak Ümmet-i Muhammed’in her bir ferdine,  günümüzde bütün insanlığın her zamandan daha çok ihtiyacı var.  Şanlı tarihimizde olduğu gibi, ilim ve gönül erlerinin, hidayet rehberlerinin yetişmesi ve insanlığın hizmetine sunulması, tekrar İslam medeniyetinin dört yön altı cihete hâkim olması için,  hangi konum ve şartlarda olursak olalım hepimiz gücümüz yettiğince gayret sarfetmeli,  imkanlarımızı seferber etmeliyiz. Mevlamız şöyle buyurur:


“Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet olmak üzere vücuda geldiniz. İyiliği emreder, kötülükten nehyedersiniz ve Allah’a inanır iman edersiniz...”16 


Dipnotlar

1. Âl-i İmran Sûresi, 3/96.

2. Ezrâkî, Ahbâru Mekke, I, 36.

3. Tegâbün Sûresi, 64/11.

4. Bakara Sûresi, 2/31.

5. Zâriyât Sûresi, 51/56.

6. Muhammed Hamidullah, İslam Müesseselerine Giriş, Çev. İhsan Süreyya Sırma, 56-57.

7. Arâf Sûresi, 7/31.

8. Tevbe Sûresi, 9/18.

9. Buhâri, Salât 65; Müslim, Mesâcid 25, (533); Tirmizî, Salât 237, (318).

10. Ahzab Sûresi, 33/21.

11. Camilerimizin proje ve uygulaması ile alakalı paylaştığımız bu bilgileri, altı yıldır dernek başkanlığını yaptığımız, birçok özellikleriyle Türkiye’de ilkleri gerçekleştirme imkanı bulduğumuz, yığma taştan bina edilen, 25 bin kişilik Akdeniz Üniversitesi Camii inşası sırasındaki tecrübelerimizden istifade ederek yazdık. 

12. Buhâri, Ezan 36; Müslim, Zekât 91.

13. Buhârî, Ezan 37; Müslim, Mesâcid 24,25.

14. Nûr Sûresi, 24/36-37.

15. Müslim, İman 55,95; Ebu Davud, 4944; Tirmizi 1990.

16. Âl-i İmran Sûresi, 3/110.