Selâm Yurdu – Azap Yurdu

e-Posta Yazdır PDF

“Allah Teâlâ Âdem’i (a.s.) yaratınca ona:


– Git şu oturmakta olan meleklere selâm ver ve senin selâmına nasıl karşılık vereceklerini de güzelce dinle; çünkü senin ve senin çocuklarının selâmı o olacaktır, buyurdu. Âdem (a.s.) meleklere:


– es-Selâmü aleyküm, dedi. Melekler:


– es-Selâmü aleyke ve rahmetullâh, karşılığını verdiler. Onun selâmına “ve rahmetullâh”ı ilâve ettiler.”  

Allah’a iman eden ve birbirini Allah için seven müminler, Dârü’s-Selâm’da ki (Cennet’te ki)  selâmı, dünyaya hâkim kılma vazifesini yüklenmişlerdir.  Dünyayı, Cennet veya Cehenneme çevirmek, her şey emrine verilen insanoğlunun niyet ve amelleri neticesidir. 


“Siz, iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız.”  

Efendimiz (s.a.v.). Aramızda selâmı yaymak; huzur ve mutluluğun kaynağı olan vahyin, hayatımıza, işimize, kurum ve kuruluşlara hâkim olması için gücümüzün yettiği kadar gösterilen gayret ve çabalar sonucu Müslümanların otoriter olduğu bir dünya kurmaktır. Selâm hâkim olduğunda ise, “ve rahmetullâhi ve berekâtühü” yani rahmet ve bereket iklimi yüzünü gösterir. 


“Müslüman elinden ve dilinden Müslümanların selâmet buldukları kişidir…” 


Vahiy geleneğine göre Selam Yurdu’nun prensiplerini vazeden ve selâm ve müslüman kelimesiyle aynı kökten olan İslâm,  hem ilk hem de son dindir. Özünü Allah’ın emir ve iradesine teslimiyetin oluşturduğu ve adını da bu özelliğinden alan İslâm, son peygamberin tebliğ ettiği dinin özel ismi olmakla birlikte , tebliğlerinin esasını Allah’ın varlık ve birliğini tanıyıp O’nun iradesine teslim olma ilkesinin oluşturduğu daha önceki peygamberlerin tebliğ ettikleri dinin de adıdır. Nitekim Kur’an’ın bildirdiğine göre Nûh, “bana müslümanlardan olmam emrolundu” demiş  İbrahim’e müslüman olması emredilmiş  İbrahim ve Ya’kub oğullarına, “Allah sizin için bu dini seçti, o halde sadece müslümanlar olarak ölünüz”  tavsiyesinde bulunmuştur. Kur’an’da Benî İsrail peygamberleri, İslâm kelimesiyle aynı kökten gelen fiil ve isimlerle Allah’a teslim olmuş kişiler olarak takdim edilmekte  nihayet Hz. Muhammed de (s.a.v.) kendisine, tebliğ ettiği dine inanan ilk müslüman olmasının emredildiğini ve böylece müslümanların ilki olduğunu bildirmektedir.  


İslam, Hz. Adem’den (a.s.), Hz. Muhammed’e (s.a.v.) kadar gönderilen bütün peygamberlerin tebliğ ettikleri dinin ortak ismidir.  Kur’ân-ı Kerîm, İbrâhim’i (a.s.) kendi dinlerinden sayma gayretinde olanlara şöyle cevap verir: “İbrahim ne bir Yahudi, ne de bir Hıristiyandır. Fakat o, Allah’ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı. Müşriklerden de değildi o.” Hz. Adem’den (a.s.) kıyâmete kadar, her doğanın İslam fıtratı üzere doğduğunu haber veren  Hz. Muhammed’de (s.a.v.) şöyle buyurur: “Her doğan İslam fıtratı üzerine doğar. Annesi ve babası onu Yahudileştirir, Hristiyanlaştırır veya Mecûsîleştirir.”  


İslâm âlimleri tarafından genellikle kabul edildiğine göre fıtrat “Allah’ın insan tabiatına bahşettiği yaratıcısını tanıma eğilimi, hakkı benimseme yatkınlığı”, Hanîflik de “Allah’ın başlangıçtan itibaren insanlığa bildirdiği, insan tabiatına en uygun olan tevhid dini, Allah tarafından vazedilen aslî din” anlamındadır. Fıtrat, haniftir ve fıtratı korumakta Haniflik’tir. Hz. İbrahim’in yahudi veya hıristiyan değil hanîf-müslim olduğunu belirten âyetle  Allah katında dinin hanîf-Müslümanlık  olduğunu vurgulayan hadîs-i şeriftende Hanîflik’le İslâm’ın eş anlamlı kabul edildiği anlaşılmaktadır. 


Selam Yurdu’nun anayasası olan Kur’ân-ı Kerim, başlangıçtan kendi zamanına kadar geçen süre içindeki vahye ait geleneğin bütününe mirasçı olmuş bir kitaptır. Allah’ın dininin son halkası olan İslâm, önceki peygamberleri ve onların getirdiği ilâhî mesajları kabul etmekte, peygamberler arasında ayırım yapmamayı Allah’ın dininin temel şartı saymaktadır. Kur’an’da birçok peygamberin ismi ve nitelikleri sayıldıktan sonra, “İşte o peygamberler Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir; sen de onların yoluna uy!” denilmektedir. 

Âlâ sûresinin on sekizinci âyetinde bildirilen Suhufu Ûlâ “Şüphesiz bu hükümler ilk sayfalarda vardır”, Şit’e (a.s.) ve  İdris’e (a.s.) indirilmiş olan Sahife’lerdi.  İbrahim’e (a.s.) indirilen sahifelerde yine Âlâ sûresinin on dokuzuncu âyetinde “(Şüphesiz bu hükümler) İbrâhîm ile Musânın sahîfelerinde de vardır” diye bildirilmiştir. Bütün peygamberler (a.s.) Selâm Yurdu’nu İslâm Dîni ile kurmak ve devamını sağlamak için gönderilmişlerdir. Selâm Yurdu’nun hükümlerinin uygulanmadığı yerlerde, selâm, huzur ve mutluluğun olması imkansızdır. Selâm Yurdu olmayan her yer, Azap Yurdu’dur. Müslüman olmayandan selâm ve Selâm Yurdu beklentisi ise safdillikten başka bir şey değildir.  


İnsanlığın selâmeti için, insanlığın başlangıcından Hz. Muhammed’e (s.a.v.) kadar, Peygamberlere verilen sahifeler ve kitaplarda, kişilerin Allah ile, toplumla, birbirleriyle ve çevresindeki varlıklarla ilişkilerini düzenleyen, uymaları gereken emir ve nehiyleri bildiren kurallar bütününün (İbâdet, dünya işleri, münâkehât, muâmelât, ukûbât, siyer, miras hukuku) olduğu ve bu kuralların uygulanması için peygamberlerin görevlendirildiği, kurallara uymayanlara verilecek cezaların ayrıntılarıyla açıklandığı, hatta ölümden sonrasını kapsayan hesap gününde, İlahî adâlet mahkemesinde (mahkeme-i kübrâ) herkesin en ince detaya kadar hesaba çekileceği bildirilmektedir.  


“… Allah, (sizleri) selâm yurduna (Cennete) da’vet eder.” 


Rabb ve Erbâb


Dünyada selâm yurdunu kurmaları için, Allahu Teala’nın Ademoğulları’ndan taahhüt alırken Rabb kelimesiyle hitap etmesinin özel anlamı vardır. Yaratıldığında “Ben sizin Rabbi’niz değil miyim?”  hitabına mazhar olan insanoğlu, öldüğünde Münker-Nekir’in sorgusunda ilk olarak  “Rabb’in kim?”  sorusu ile karşılaşmaktadır. Buradan anladığımızda şudur; insanın dünya hayatında “Rabb” kelimesinin ne anlama geldiğini bilmesi ve hayatını buna göre tanzim etmesi gerekmektedir ki taahhüdünü yerine getirebilsin. Peki Rabb kelimesinin anlamı nedir?


Herşeyi sonsuz kuvveti ile idaresi altına alan, insanların idare edeni, yöneten, başa geçen, başkan, otorite sahibi, terbiye için her şeye sahip, kuvvetli ve kusursuz terbiyeci, nimet veren, Mâlik… besleyip yetiştirendir Rabb.  Kur’ân-ı Kerim’de 969 defa geçmektedir. Kulun Rabb’ini tanıyıp kabul etmesinin emâresi, dünya hayatında Rabbi’nin otorite ve idaresini kabul ettiği ve bu kurallar çerçevesinde dünyayı Selâm Yurdu kılma çalışmaları içerisinde hareket ettiği anlamındadır.


Allah tarafından gönderilen peygamberlere karşı çıkan ve onları yalanlayan güç ve iktidar sahibleri, hak ve hakikat davasını engellemek, çıkar, zulüm ve haksızlık üzerine kurdukları kendi düzenlerini devam ettirmek için, üstün ahlak sahibi peygamberlerle, her alanda kıyasıya mücadele edenler, onlarla savaşanlar,   Rabb’liğe özenen, Azap Yurdu’nun davetçileri, Selâm Yurdu’nun düşmanlarıdır erbâb. Allahu Teâlâ, rabbânîler olun  yani Rabb’inizin emirlerini ve nehiylerine ittibâ ederek,  ilâhî adâleti tesis edip ahdinizi yerine getirin, asıl değil vekil olun (halîfe) buyurduğu halde erbâb,  maddi güç ve iktidarları ile satın aldıkları din adamlarına istediklerini yaptırarak,  kutsal hukuk metinlerini tahrif etmişlerdir. Allah’ın hükümlerini değiştirerek, kendi koydukları hukuk kurallarını dinsel göstermek için de, din adamlarının beyânâtı ile icra edilir duruma getirmişler, Selâm Yurdu’nun aksine Azap Yurdu’nun davetçileri yani cehennem davetçileri olmuşlardır


“Onlara: “Allah’ın indirdiğine tabi olun!”dendiği zaman: “Hayır, biz atalarımızı neyin üzerinde bulduksa, onun ardınca gideriz.” diyorlar. Ya şeytan onları cehennnem azabına çağırıyor idiyse de mi onlara uyacaklar?” 


“Şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman kabul edin. O kendi taraftarlarını, cehennemlik olmaya dâvet eder.”  


Erbâb’ın bu sinsi yöntemi, seküler hukuka geçişin ilk adımını ve kaynağını oluşturan, aynı zamanda ilk seküler hukukçu olan şeytanın,  dostları  ve yeryüzündeki ins şeytanları  vasıtasıyla icraatına vesile teşkil etmektedir.


“Elleriyle kitap yazıp, biraz para almak için: “Bu Allah tarafındandır.” diyenlerin vay haline! Vay o ellerinin yazdıklarından ötürü onlara! Vay o kazandıkları vebal yüzünden onlara!” 

Allah’ın her peygamberle gönderdiği kesin yasaklardan; Fâiz, Zina, İçki, Kumar v.s. gibi toplumun ana yapı taşlarını oluşturan konular yasak olmaktan çıkarılarak, zâlim güç ve iktidar  sahiplerinin  idârî ve ticârî menfaatlerine hizmet eder hale getirilmiş, Selâm Yurdu, Azap Yurdu’na dönüştürülmüştür.


Allah’ın otoritesini inkâr ile terör hâkim olduğunda zulüm ortaya çıkar ve  azap, yani cehennem yüzünü gösterir. İnsanların ve toplumların zâlim olmaları ise, ilâhî irâdeye uymayan inanç, söz, fiil ve davranışları sebebiyledir.


“Allah’ın âyetlerini inkâr edenleri, haksız yere peygamberleri öldürenleri, adaleti isteyip yaymak isteyenlerin canlarına kıyanları, can yakıcı bir ceza ile müjdele!”  


Selam Yurdu tâlipleri:

Hidâyete tâbi olurlar:


“Selâm (ve selâmet), hidâyete tâbi olanlara” 

Allah yolunda cihad ederler ve kimseden korkmazlar:

“Ey Muhammed! Şimdilik sen onlara aldırma ve: “Size selâm olsun.” de. Onlar yakında bilecekler!” 


Sabrederler:

“Sabretmenize karşılık size selamlar, selâmetler! Dünya diyarının ne güzel âkıbetidir bu!”  


Sâlih ameller yaparlar:

“Selâm size! Yaptığınız işlerden dolayı buyurun cennete!”  

Peygamber ahlâkıyla ahlaklanırlar ve Peygamber’e (s.a.v.) teslim olurlar:

“Biz hiç bir peygamberi, Allah’ın izni ile, kendisine itaat olunmaktan başka bir gaye ile göndermedik....”  


 “Muhakkak ki Allah ve melekleri, o peygambere salât ederler. Ey îmân edenler! (Siz de) ona salât edin ve (ona) teslîmiyetle selâm verin!” 


Tevbe ve İstiğfâr ederler:


“Âyetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman onlara: “Selam sizlere! ” de! Rabbiniz merhameti kendi Zatına temel bir ilke edinmiştir. Sizden kim bilmeyerek bir günah işler de sonra ardından tövbe eder ve halini düzeltirse Onun da gafur ve rahîm (çok affedici ve merhametli) olduğunu bilmelidir.” 


Allah’a hamd ve tesbih ile duâ ederler:

“Onların orada duaları; “Sübhansın Allah’ım! Her türlü noksandan münezzeh ve yücesin!”, birbirlerine iyi dilek ve temennileri ise hep “selam!” dır. Duaları “El-hamdülillahi Rabbi’l-âlemin” “Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.” diye sona erer.” 


Canlarını tatlılıkla ve meleklerin selâmı ile teslim ederler:


“Onlar ki melekler canlarını tatlılıkla alırlar: “Selâm size! Yaptığınız işlerden dolayı buyurun cennete!” derler.”  


Ebedî kalmak üzere selâmetle Cennet’e girerler:

“Rab’lerine karşı gelmekten sakınanlar ise bölük bölük cennete sevkolunurlar. Nihayet oraya varıp da kapıları açılınca cennet bekçileri “Selâm olsun sizlere, ne mutlu size! Haydi, ebediyyen kalmak üzere, giriniz oraya!” derler.”  


Dipnot

1. Buhârî, Enbiyâ 1; İsti’zân 1; Müslim, Cennet 28.

2. Ahzab sûresi, 33/72

3. Müslim, Îmân 93

4. Müslim, İman, 14; Buhâri, İman, 3; Nesâî, İman, 11.

5. Mâide sûresi, 5/3

6. Yûnus sûresi, 10/72

7. Bakara sûresi, 2/131 

8. Bakara sûresi, 2/132

9. Mâide sûresi, 5/44

10. En’âm sûresi, 6/14, 163; Mü’min sûresi, 40/66

11. Âl-i İmran sûresi, 3/19,67; Yûsuf sûresi, 12/101; Hac sûresi, 22/78.

12. Sahih-i Buhâri, 1385;İbn Hibban, 139.

13. Âl-i İm¬rân 3/67

14. Tirmizî,”Menâkıb”, 32

15. el-En’âm 6/90

16. Taberi, Tarih, c.1, s.86.

17. Fâtiha sûresi, 1/3; Bakar sûresi, 2/202; Ra’d sûresi, 13/40,41; İbrâhim sûresi, 14/41; Sad sûresi, 38/16,26.

18. Yunus suresi, 10/25

19 Araf sûresi, 7/172.

20. İbn Mace, Zühd, 32;Buhari, Tefsîr, Sûre, 14.

21.  İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, s. 1546-1552; Ragıb el-İsfehânî, Müfredâtü’l-elfâzı’l-Kur’ân (çev. Yusuf Türker), s. 587-590.

22. Bakara sûresi, 2/61; Âl-i İmran sûresi, 3/21,181; Nisa sûresi, 4/155.

23. Âl-i İmran sûresi, 3/79.

24. Bakara sûresi, 2/79,159,174; Âl-i İmran, 3/71; Tevbe sûresi, 9/34.

25. Lokman sûresi, 31/21

26. Fâtır sûresi, 35/6

27 Bakara sûresi, 2/34-36;  Nisâ sûresi, 4/60, 119-120; En’am sûresi, 6/71; A’râf sûresi, 7/11-30; isrâ sûresi, 17/64-65; Meryem sûresi, 19/83; Hacc sûresi, 22/3-4; Ankebût sûresi, 29/38;Lokman sûresi, 31/2; Fâtır sûresi, 35-5-6.

28. Âl-i İmran sûresi, 3/175; En’âm sÛresi, 6/121, Arâf sûresi, 7/27,30.

29. En’âm sûresi, 6/112.

30. Bakara sûresi, 2/79.

31. Âl-i İmrân sûresi, 3/21

32. Tâhâ sûresi, 20/47

33. Zuhruf sûresi, 43/89.

34. Ra’d sûresi, 13/24

35. Nahl sûresi, 16/32

36. Nisa sûresi, 4/64.

37. Ahzab sûresi, 33/56.

38. En’âm sûresi, 6/54.

39. Yûnus sûresi, 10/10.

40. Nahl sûresi, 16/32.

41. Zümer sûresi, 39/73.