İtaatte ve Sevgide Ölçü

e-Posta Yazdır PDF

Allahu Teala herşeyi bir ölçüyle yaratmış, herşeye bir ölçü koymuştur. “Herşeyi yaratıp, bir ölçüye göre düzenleyerek, takdir etmiştir.” (Furkan,2) İtaat ve sevgiye de ölçü konmuştur. Her konuda olduğu gibi, bu konuda da “kulluk” sınırı içinde kalarak, haddimizi aşmadan tayin edilen ölçüler ve sınırlar içinde kalmak, kulluğumuz gereği... Hem itaatte hem de sevgide ölçüyü aştığımız zaman zulüm ortaya çıkar... Bu iki konu o kadar hassastır ki, ölçünün ihlali bizi iman dairesinden bile çıkarabilir, şirk tehlikesine düşürebilir. Yahudiler Hz. Uzeyir’e, Hıristiyanlar da Hz. İsa’yı sevgi ve saygıda ifrata düştüklerinden tevhidden şirke saplanmışlardır... 


Hem itaat hem de sevgide ölçüyü bilmek gerekiyor. Yoksa gözü kapalı teslimiyet, tehlikeli, zararlı olabiliyor. İmamımızın/liderimizin dini üzerineyiz. “İmamımızla/liderimizle haşredileceğiz.” buyurmuş Efendimiz(s.a.v). 


La ma’bude illallah, La Rabbe illallah, La mahbube illallah... Allahu Teala’nın tüm isimleri, sıfatları Kelime-i Tevhid kalıbı ve anlamı içinde... Efendimiz (s.a.v) de O’nun(c.c) hem kulu, hem de son Resulüdür. “Hevasından konuşmaz. Vahiyle konuşur.” Kulluğu bize hem öğretir, hem de örnekliğini bize gösterir, hayatıyla... 


Dolayısıyla Resulü’ne itaat ve biat Allahu Teala’yadır, O’ndan dolayıdır ve O’nun emriyledir. 


Resulüne imanı, itaati ve bey’atı, tabi olmayı emreden Allahu Teala’dır. Sevgi de öyledir. Allahu Teala’ yı sevmek, Resulünü de sevmeyi gerektirir. Düşmanlık da öyledir, inkar da... 


Vahyi getireni inkar, vahyi Göndereni de inkar değil midir? 


Allah’a ve Resulüne iman, itaat birçok ayeti kerimede zikredilmiştir. Hem Allahu Teala’ya hem de Resulüne iman ve itaat emredilmiş. Tevhidimizin de iki unsuru var: La ilahe illallah, Muhammed Resulullah... Mümtehine/12’de: “Ey Peygamber! Mü’min kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” Bu ayet Devlete, Hilafete, İmama itaati kayıtsız şartsız değil de, Kur’an ve Sünnete aykırı olmamasında (marufta) olabileceğini açıkça göstermekte, hem yöneticilere hem de ümmete önemli mesajlar vermektedir. 


Kimse masum değildir. Başka bir ifadeyle, adı ve unvanı ne olursa olsun herkes hata, günah işleyebilir. Kimse hatasız, günahsız, yanlışsız olamaz. Kimseye kayıtsız, şartsız itaat edilmez. Sadece Allah’ a ve Resulüne kayıtsız, şartsız/mutlak itaat edilir. Siyasi ve manevi/ahlaki halifelere/imamlara da Kur’an ve Sünnete uygunlukta itaat edilir; aykırılıkta itaat edilmez. “Masiyette itaat yoktur.”


Ulu’l emre de itaat kayıtsız şartsız değildir. Kur’an ve Sünnete uyduğu müddetçe itaat edilir; yoksa itaat edilmez. Bizden olan “ululemre” itaat edilir. Allah için itaat farz, Allah’a itaat gibi itaat şirktir. Sevgide de ölçü gerekiyor: Allah için sevmek farz, Allahu Teala’yı sever gibi sevmek şirktir. 


İlk biatımızı “bezm-i elest” te Rabbülalemin’e yapmışız. O’nun “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” Sorusuna “Bela”/evet demişiz. (Araf, 172)Sadece O’na kulluğa/itaata söz vermişiz. Yine “işittik, itaat ettik” demişiz. Kulluk/ibadet teklifini kabul etmişiz. Tam itaate, isyan etmemeye söz vermişiz. Dünyada deneniyoruz, bu sözümüzle... Namazda(Fatiha ile)bu ahdimizi anıyor ve yeniliyoruz. Yine tahiyyatta, istilamda (Hacerül esvedi öpme, selamlama)aynı anlamlar var. Namazda hem anlam, şuur, hem sözlerle hem de eylem olarak tevhidi ikrar ve tasdik ediyoruz... 


Hem Rabbimizle hem de birbirimizle yaptığımız sözleşmelere vefa borcumuz var. Ve kullarla yaptığı sözleşmelere uymayanlar, Rableriyle yapılan sözleşmeye uymazlar. Dünyada gerek siyasi emirlere gerekse tasavvuf şeyhlerine yapılan biatlar, bir anlamda ruhlar alemindeki kulluk sözleşmesinin devamı, yenilenmesi, anılması gibidir. 


Konuyla ilgili birkaç ayet:

* “Allah’a, Resulüne ve sizden olan ululemre itaat edin...” (Nisa, 59)


* “(Hudeybiyede) Sana bey’at edenler, Allah’a bey’at etmektedirler. Allah’ın yedi(eli) onların elleri üzerindedir. Kim bu ahdini bozarsa kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de vefalı/sadık olursa büyük mükafat görecektir...”  (Fetih, 10)


* “Allah (Hudeybiyede) beyat edenlerden razı olmuştur.” (Fetih, 18)


Konuyla ilgili birkaç tarihi olayı analım:

* Hz. Ebubekir(r. a) halife seçildikten sonraki hutbesinde: “-En hayırlınız olmadığım halde, seçilmiş bulunuyorum. Kur’an ve Sünnete aykırı davrandığımda bana itaat etmeyin...”


* Hz. Ömer(r. a) da hilafetinde aynı mahiyette müslümanları uyardığında: “Yanlış yaparsan seni kılıcımızla düzeltiriz “tepkisine:” Muhammed ümmeti içinde Ömer kulunun yanlışını kılıcıyla düzeltecek kullar yaratan Allah’a şükürler olsun.” demiştir. 


Yine mehir konusundaki görüş ve yorumunun yanlışlığını ikazla/itirazla düzelten bir kadına olumsuz tepki vermemiş, hatasını kabullenme erdemini göstermiştir. 


“Başlar başa, baş da Şeriata bağlıdır.”  Allah’a isyan olan yerde mahluka itaat olmaz.”  


*İsmet sıfatıyla günahlardan korunmuş olmasına rağmen, Efendimiz(s. a. v) Müslümanlardan biat/ bey’at alırken (Akabe) “marufta itaat” ibaresiyle bunu ifade etmesi ne kadar önemli ve dikkat çekicidir!


* “Yahudiler hahamlarını, hıristiyanlar da ruhbanlarını Rabb edindiler...”  (Tevbe, 31)  ayetini Efendimiz (s.a.v) “Allahu Teala’nın emirlerine aykırı emrettiklerinde ya da haram kıldıklarını helal kıldıklarında onlara itaat onları Rabb edinmektir.” yorumunu yapmıştır. Bu, yöneticiler ve ulema için ne büyük bir tehdit ve tehlikedir. Onun için Efendimiz(s. a. v): “İki sınıf vardır: Ulema, umera. Bunlar düzeldiğinde toplum düzelir, bozulduğunda toplum bozulur...” buyurmuştur. 


Hz. Hüseyin(r. a) den sonra hilafet parçalanmış, siyasi/hukuki ve manevi/ ahlaki olarak ikiye ayrılmıştır. Ahmed-er Rufai(k. s) hilafet konusunda şunları söylemiştir: “Efendimizden(s.a.v) sonra hilafet görevi, zahir ve batın olmak üzere ikiye ayrıldı. Kadıya verilen vazife insanlar tarafından bilinmektedir. Batıni varislere verilen vazife gizli olup, aynı kişiye verilmemiştir. Resulullah ve torunları dönemlerinde dört halifenin batıni durumları (velayetleri)gizli kalmıştır. Sadece zahiri hilafetleri görülmüştür. Gerçekte her iki vazifeyle mirasçılardı. Muhammedi nur nöbetini Hz. Fatıma’dan sonra Hz. Ali devam ettirmiştir. Hilafet kılıcını kuşanan Hz. Ali(k.v) Allah’a kavuşuncaya kadar siyasi halifeliği asaleten, manevi halifeliği ise vekaleten yerine getirmiştir. Bu hilafet gömleğini Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin giymişlerdir. Bu manevi hilafet elbisesini Allah’a verdikleri sözde sadık olan bazı kimseler giyip, yerine getirmişlerdir. Onlardan bir kısmı ehl-i beytten olan Fatımiler, bir kısmı da başkalarıdır. (Marufu Kerhi, Cüneyd-i Bağdadi, Şibli, Tusteri...) “Bu, Allah’ın lütfu olup, dilediğine verir...” (Al-i İmran, 74)


“De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihattan daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah, fasık topluluğu doğru yola erdirmez.” (Tevbe, 24) Herşeyde ifrat ve tefritten uzakta, itidal üzere olmamız isteniyor. “De ki:Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki, O da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın...” 


“İnsanlar arasında Allah’ı bırakıp da O’na ortak koşanlar vardır. Onları, Allah’ı severcesine severler. Mü’minlerin Allah’a olan sevgisi daha güçlü bir sevgidir. Zulmedenler azaba uğrayacakları zaman bütün kuvvetin Allah’ın olduğunu ve Allah’ın azabının pek şiddetli olduğunu bir bilselerdi!” (Bakara, 165)Allah ve Resulü herşeyden, herkesten, kendi nefsimizden daha sevgili olmalı. 


Gerek siyasi/hukuki bey’atta, gerekse manevi/ahlaki bey’atta kadın eline dokunulmadan bey’at alınır. 


“Seven sevdiğini anar, sevdiğine itaat eder, sevdiğiyle haşrolunur.” “Konusu suç olan emir yerine getirilmez.” “Kanunu bilmemek mazeret olamaz.” “Lehimize ve aleyhimize olan hükümleri bilmek farz.” “İlmihalini bilmeyenlerin tasavvufa girmeleri yanlış.” (İmam-ı Rabbani(k.s)) Müteşeyyihler saptırıyorlar, sömürüyorlar. “Liderlerin/şeyhlerin her işinde keramet aranmaz.” Şeriata aykırılıkta keramet aranmaz, olmaz, olamaz. En büyük keramet, istikamettir. 


“Sevenin sevdiğinin ayıplarına gözleri kördür.”  Sevdiklerimizi ölçülü sevmeliyiz, putlaştırmamalıyız. Uyarıp, itiraz da edebilmeliyiz. Unutmayalım ki, dünyada sadece Allah için sevenler kurtulacak, dünyevi çıkarlar için sevenler, ahirette birbirlerine düşman olacaklar. 


Siyasi/hukuki hilafette biat, ahlaki/manevi hilafette intisap söz konusudur. Her ikisinde de Kur’an ve Sünnete bağlılık şartı ve sözü vardır. Marufta itaat sözleşmesi vardır. Normalde ümmetin başında bir siyasi (halife, emir) olması gerektiği halde, manevi halifeler (tarikat şeyhleri) çok olabilir. Gerekli şartları (ehliyet) kaybetmedikçe ve şer i şerife uydukları müddetçe kendilerine itaat edillir. Yoksa edilmez. Sıfatı, unvanı ne olursa olsun, hiçbir kimsenin imanla öleceğinin teminatı yoktur. Müminler havf ve reca (korku ve umut) arasındadırlar, olmalıdırlar... 


Peygamberler bile “beni müslüman olarak vefat ettir, salihlere kat...” niyazında bulunmuşlardır. (Yusuf, 101) Hz. Musa (a.s) zamanında yaşayan ve duası kabul olunanlardan alim ve abid bir zat (Bel’am) ın akıbetinin hüsranı ibretle zikredilir... 


Allahu Teala hem siyasi biatıımızda hem de manevi biatımızda (intisabımızda)sabit kadem durmayı, ahdimize sadık/vefalı olmamızı lütfeylesin; sözümüzden caymaktan, dönmekten de, tağutları ve müteşeyyihleri rab edinmekten de hepimizi korusun, dileklerimizle...