Hayatımız Seçim

e-Posta Yazdır PDF

Allah Teala’nın irade sıfatının tecellisiyle, hem cinlerde hem de biz insanlarda irade (isteme/dileme/seçme/tercih etme) kuvvet ve kabiliyetinin varlığını inkar mümkün değildir. “O(c. c) hep vardı. Hiçbir şey yoktu.” O(c. c) her şeyin yokluktan varlığa çıkmasını emir ve irade etti. Ve her şey “kün/ol” emir ve iradesiyle oluştu. İnsanın adı bile yoktu. Ve “halife”, ”ahseni takvim”, ” eşrefi mahlukat” olarak topraktan/balçıktan yaratılmış Ruhundan üflemesiyle bilinen akıl, şuur, irade, düşünce, işitme, konuşma, görme, anlama vs.. gibi birçok yetenekle donatılmıştır. Emanet denilen kulluk sorumluluklarını da kendi irademizle kabul etmişiz ve cennetteki meyve yasağının ihlali nedeniyle de geçici ikametten sonra Kendisine/ahirete dönmek ve sorgulanmak üzere dünyaya indirilmişiz. (Hz. Adem. Hz. Havva) 


İslam fıtratı üzerine doğarız. Reşit/mümeyyiz çağımızda da seçme/tercih hak ve hürriyetimiz var. Çünkü bize seçebilme yeteneği verilmiştir. İstersek iman ederiz, istersek inkâr ederiz. Fücur veya takva, hak veya batıl, tevhid veya şirk yollarını seçebilir, tercih edebiliriz. Adem (a.s) ın yaratılıp halife kılınmasına O ‘na secde emrine melekler hemen icabet ettiler. Yaratılışları gereği olarak. Ancak İblis itiraz etti. İsyan etti. Kibirlendi, Adem(a.s)ı küçümsedi, kıskandı ve lanetlendi. Çünkü İblis cinlerdendi. Ve isyan ve itaat yetenekleri vardı. İlmi de ibadeti de çoktu. Tercihini isyandan yana kullanıp, pişmanlık duyup, tevbe ve istiğfar etmeyince lanetlendi. Adem (a.s) ise hatasından dolayı kendisini kınadı, tevbe istiğfar etti. Hatasını kabullendi ve sonra affedildi. 


Sınavdayız. Denemedeyiz. “Kalü Bela” da Rabbimizle yaptığımız sözleşmeye vefa edip, etmeyeceğimizle deneniyoruz. Cinler ve insanlar dışında tüm mahlukat her halde, her an secdede, itaattedir, teslimiyettedir. Emirlere tam saygılı ve teslimdirler. Melekler masumdurlar, onlar için itaatsizlik söz konusu değildir. Sadece nur/akıl dırlar. Hayvanların ise nefsi vardır aklı yoktur. Hem meleklerin hem de hayvanların sorumlulukları yoktur. Sorumluluk cinlerde ve insanlardadır. Cinlerde hem akıl, hem de nefis vardır. Dolayısıyla kulluk/sorumluluk için akıl denen büyük nimet verilmiştir. O cevher ki, doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, yararlıyı yararsızdan, adaleti zulümden, hakkı batıldan, dostu düşmandan, helali haramdan ayırdedecek ışık/nurdur. Aynı zamanda sınav hikmeti gereği oluşan irade sıfatı(ihtiyar/seçme/tercih kabiliyet ve kuvveti) ihsan eylemiştir. Kendi ihtiyarımız/irademizle bu kabiliyetimize hem itaatte hem de isyanda kullanabilmekteyiz. Başka bir ifadeyle hem sevap/hayır işlerinde, hem de günah/şer işlerde serbest irade sahibiyiz. Gerçekte Allah Teala dilemeden, izin vermeden, yaratmadan O’nun bilgisi olmadan kainatta hiçbir şey olmaz, olamaz… İsyanlara, inkarlara, itaatlara... izin ve kuvvet veren O (c.c). İzin vermezse itaat da isyan da edemeyiz. Hangi hükümdar kendisine isyan edene izin verir ? Ne var ki itaate rızası, isyanlara da cezası vardır. 


Dikkatle bakılırsa her zaman seçimde/seçmedeyiz. Neredeyse hayatımız seçimle /seçmelerle geçiyor. Tüm seçimlerimizi Hakkın emri, rızası doğrultusunda yaparsak kazanacak, muhalif tercihlerimizle yaparsak kaybedeceğiz. Ana-babayı, memleketimizi seçme gücümüz yok. Ama yiyeceklerimizi, giyeceklerimizi, bineklerimizi, kitapları, iş ve mesleklerimizi, eşlerimizi, arkadaşla rımızı. yollarımızı, dostlarımızı, dinimizi…. Seçme hak ve hürriyetimiz yok mudur ? Ya da bunlardan sorumluluğumuz? 


Örneğin kendi irademizle seçtiğimiz partilerin hizmetlerine/sevaplarına da emanetlere hıyanetlerinne/günahlarına da ortağız. Çünkü onlara emanetler için vekâlet (oy) veriyoruz. Ve onlar bizi hangi yola çağırıyorlarsa onlarla birlikte o yola girip, onların peşine takılıyoruz. Sonuçta da onlarla (liderlerle) birlikte haşrolacak, hesap verecek, birlikte olacağız. Evet önderlerimiz ve sevdiklerimizle olacağız… Onun için din/düzen/yol ve lider seçimi (dinde, cemaatte, tarikatta) hem dünya, hem de ahiret hayatıyla ilgilidir. Tüm seçimlerimizi Hak ölçüsüne göre yaparsak şaşmayız. Yanlış tercihler yapmayız. Hak ölçüsü İslamın yerine başka ölçülere göre tercihlerimiz bizi ancak hüsrana, ateşe götürebilir. Seçtiğimizin yolunu da seçmiş, beğenmiş oluyoruz. Kişisel değil… Partilerden birisini tercih hakkımız ve özgürlüğümüz sınırlı olsa da, var. Ne var ki, önümüze sunulmayan tercihlerimizi seçme hak ve hürriyetimiz yoktur. Seçtiklerimizin kişisel kimliğinden çok, çağırdıkları, bulundukları ve çözümüne inandıkları yol ve görüşleri önemlidir. Sevdiklerimiz Hak yolda değillerse ne olacak?!. Hayra vesile, destek, sebepolan onu işleyen gibi sevap alır. Kim şerre (zulme) sebep, vesile ve destek olursa onu işleyen gibi günah yüklenir. O halde sevdiklerimize, seçtiklerimize çok dikkat etmeliyiz. “Oy vermek kız vermekten önemlidir.” Ya adalet tarafında ya da zulum tarafında, safında olabiliyoruz. Oy/rey vermek genel vekaletname vermek demektir. Vekalet verdiğimiz avukatımızı istediğimiz zaman azledebiliriz. Ne var ki oy vekaletimizi sonraki seçime kadar geri alıp, azletmek hakkımız yoktur. Hangi konuda, hangi alanda ne kadar seçme/tercih imkanınız varsa o kadar sorumluluğumuz vardır. Gücümüz oranında sorumluluklarımız var. Güç ve imkanımızın olmadığı yerde sorumluluğumuz da yoktur. Gücümüzün yettiğinden sorumluyuz. İyiliklerimiz de, kötülüklerimiz de ahirette karşımıza çıkacak. Ya “tuba” ağacına ya da “Zakkum” ağacına meyvelerini dünyadan seçip gönderiyoruz. 


“Allah Teala tüm kainattaki her şeyde her an tasarruftadır. O’nun dilediği olur. Kuvvet ancak O’nundur. ” “O bir şeye kün/ol deyince o oluverir. ” Biz her istediğimizi elde edemeyiz. Hayır olsun, şer olsun. Niyet ve gereken çabayı(kesb) gösteririz; onun meydana gelmesi için. Ancak Allah Teala’nın iradesi, izni ve yaratması olmadan bu niyet ve kespler (çaba) o işin gerçekleşmesi için yeterli olmaz, olamaz… O’nun yardımına muhtacız. O’nun(c. c) iradesi de kudreti de sınırsız, sonsuzdur. Bizimki ise sınırlıdır… Bizim isteğimiz, O (c.c) istemezse olmaz, olamaz. 


İrademizi doğru/doğruya kullanmak kulluğumuzun gereğidir. Verdiği nimetlerden, emanetlerden, onları Rızasına uygun kullanmak sorumluluğundayız. Ve sorgulanacağız. 


Alemlerin Rabbi’nden kendilerine nimet verdiği Peygamberlerin, sıddıkların, şehitlerin ve salihlerin yolunu/tarık-i müstakimini seçip, o yolda onlarla birlikte olmamızı; gazaba uğrayanların, azanların yollarına sapmaktan korumasını “Fatiha” hürmetine diliyoruz…