Eğitimimiz “Milli” Mi?

e-Posta Yazdır PDF

Biz insanlara, sayısız nimetleri içinde dillerimize konuşabilme, kulaklarımıza işitebilme, gözlerimize görebilme, ellerimize yazabilme kabiliyet ve kuvvetini sonsuz kereminden ihsan eden âlemlerin Rabbi Allahu Teâla(c.c)’ya rızası kadar hamdler olsun.


Allahu Teâla’nın son Kitabı Kur’an-ı Kerim “Yaratan Rabbinin adıyla oku” hitabıyla başlıyor. Okumak, âmâ neyi, nasıl, kimin adına, kimin için, niçin sorularının cevapları, açıklamaları da hem ayetlerde hem de hadislerde bildirilmiştir. Dünya hayatımızda ihtiyacımız olan bilgiler, ilkeler, haberler ve hükümler, yasalar, kıssalar... Özetle bizim için gerekli olan her şey Kur’an’da mevcuttur.


O’nun(c.c) Kitabını (kelami ayetlerini) okuyacağız, O’nun ışığıyla tüm eşyayı, kâinatı, kendimizi, olayları okuyacağız, değerlendireceğiz, ölçeceğiz, tartacağız, tanıyacak, öğrenecek ve bileceğiz, düşüneceğiz ki sağlıklı bilgi, görüş, inanış ve düşünce sahibi olabilelim. Aksi takdirde yanlış inanır, düşünür, görür ve değerlendirmeler ölçmeler yapabiliriz. Çünkü akıl; düşünce, ayırt etme ve anlama/ kavrama kuvveti/cevher/nimeti olarak tek başına yeterli olsaydı, vahiy, hikmet, peygamberler gönderilir miydi?


Din(vahiy) ile akıl karşı karşıya hasım olarak konumlandırılmış, sürdürülüyor… İkisi sanki birbiriyle çelişiyor/çatışıyor gibi bir algı ne yazık ki yerleştirilmiş zihinlerimize. Böyle olunca da zihinlerimiz, kalplerimiz uzlaşamıyor, barışamıyoruz. Gerçekte selim akıl, vahye tabi olup, onu tasdik ve ispat eder.


Mevlana Celâleddin Hz.(k.s) “Melekle akıl birdirler. Hikmet gereği ayrı iki suret olarak göründüler…” buyuruyor. Yine Ahmed-er Rufai Hz.(k.s) “Akıl, insana gönderilmiş bir elçidir.” buyuruyor…


Birbirine düşman edilerek, karşı karşıya konumlandırılmış camimizle okulumuzu yan yana getirerek, aralarındaki –sanal- mesafeyi, uçurumu, mayınları kaldırarak barıştırmak zorundayız. Yoksa hem dinimize/camimize hem de ilme zulmetmiş oluruz. Bu eğitim sistemi fıtratımızı, kimliğimizi, aklımızı bozup, ışığımızı karartıyor. İlim, aklımızın gıdasıdır.


Akıl kuvvetimizle şehvet ve gazap kuvvetlerimizi frenleyecek, disipline edecek ve dengeleyeceğiz... Kalp sarayında akıl egemen olursa, ancak o zaman barış ve adalet/saadet olabilecek... Ve akıl, nefse değil, vahye tabi olacak ki sahibini kurtarabilsin. Ahlak ve amel bozukluğu, iman bozukluğunun tezahürü... Biz HAK ile BATIL’ı (hayrı-şerri, iyiyi-kötüyü, doğruyu-yanlışı, yararlıyı-zararlıyı, güzeli-çirkini, fazileti-rezileti, helali-haramı, hidayeti,-dalaleti...)aklımızla bir adı da “Furkan” olan Kitabımızdan ve Efendimizden öğreniyoruz. Furkan, hakkı batılı birbirinden ayırdeden anlamında ilgili ayetlerde Hak batıldan, tevhid şirkten, iman küfürden ayrılıyor...


İlgili birkaç ayet meali: “De ki: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”(Zümer,9) “O Kur’an’ı öğretti. İnsanı yarattı. O güzel beyanı ona belletti.”(Rahman,1-4) “Nun. Kalem ve kalem ehlinin satıra yazdıkları ve yazacaklarına andolsun.”(Kalem,1) “Doğrusu temizlenen kurtuluşa ermiştir.”(A’la,14) “Nefsini arındıran kurtulmuştur. O’nu günaha gömen zarar etmiştir”(Şems,9-10) “Yaratan Rabbinin adıyla oku. İnsanı bir kan pıhtısından yarattı. Kalem ile yazmayı öğreten O’dur. O, insana bilmediği şeyleri öğretti.”(Alak,1-5) “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”


Konuyla ilgili birkaç Hadis-i Şerif: “İlim imanın da temeli direğidir.” “Yararsız ilimden Allah’a sığınırım.” “Âlimin mürekkebi, şehidin kanından değerlidir.” “İlim amelden üstündür.” “İlimsiz amel makbul değildir.” “Beşikten mezara ilim öğrenin.” “Âlimler ve yöneticiler düzgün olurlarsa, toplum da düzgün olur.” “Ahlakınızı güzelleştirin.”

İlim aklın gıdasıdır. Amelin kabulü için ilim, ihlas, niyet ve sabır gerekiyor. İlim de amel de niyet Allah rızası olacak ve yapılan ameller sünnete uygun olacak. İhlas ve niyet olmadan ilmin de amellerin de değeri yok, zararları da olabilir.


İlim; amel, ahlakla birlikte ne kadar güzeldir. Yararlı bilgileri öğrenmeye ne kadar muhtaç isek, ahlakımızı da güzelleştirmeye öylece muhtacız. Rabbimizin bize önder, rehber ve örnek olarak gönderdiği S.A.V Efendimiz hem “muallim” hem de “müzekki” idi. Hayatın her alanında, her zaman, herkes için rehber ve örnekti. Bedensel ihtiyaçlarımızın karşılanması ile birlikte zihnimizin de kalbimizin de ihtiyacı olan gıdaları vermek durumundayız. Yoksa dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşamayız... Karınlarımız doyacak, zihinlerimiz ve kalplerimiz de gıdalarını alacak. Bu da öğretim ve eğitim/terbiye/tezkiye ile mümkün... Hem öğretim kurumlarına hem de eğitim/ahlak kurumlarına muhtacız. İhmale gelmez ihtiyaçlarımız bugün karşılanabiliyor mu? Bunlara olumlu cevap vermeyi ne kadar isterdik...


Ülkemizde neredeyse yetmiş yıldır ABD’lilerin inisiyatifindeki Fulbright komisyonu hala varlığını sürdürmüyor mu? Başında “milli”olan eğitim, öğretim gerçekten milli özelliğinde mi? Batıcı, taklitçi, ezberci, materyalist eğitim ve öğretim bizi nerelere getirdi? Millî kimliğimiz, şahsiyetimiz, kendimiz bu eğitimin neresinde? Neslimizin Batıya karşı aşağılık duygusundan kurtulup, kişilikli ve özgüvenli olma hakkı yok mu? Batıyı da etkileyen, aydınlatan ilim, düşünce ve sanat adamlarımız neden bilinmez?


Son 16 yılda kaç bakan değiştirdik? Adı geçen Fulbright komisyonu, AB eğitim/uyum komisyonları ne işe yarıyor? YÖK’ten alınan diplomalar neye yarıyor? Kaç yüz bin üniversite mezunu işsiz? Kaç yüz bin öğretmene ihtiyacımız var? Öğretmenlerimize ne kadar önem ve değer veriyoruz? Sınav yarışı, karmaşası, sıkıntılarıyla gençlerimizin beyinlerini ne zamana kadar israfa devam edeceğiz? “Beyin göçü” niye var? Müfredat düzeltilmeyecek mi, eğitimde istikamet sorunu yok mu? Çocuklarımız eğitim ve öğretime başlarken kendilerini yaratan Allahu Teâla’nın adıyla ne zaman “oku” maya başlayacaklar?


Gençliğimiz, hatta çocuklarımız kötü alışkanlıklara, madde bağımlılığına karşı ne kadar güvendeler?


Besmelesiz eğitimin çocuklarımızı/neslimizi ne hale düşürdüğünü; kimliksiz, kişiliksiz, taklitçi, kolaycı, ezberci, sevgisiz, saygısız, sorumsuz, ahlaksız ve mutsuz yaptığını yetkililerimiz bir gün görebilecek ve düzeltilmesi için gerekeni yapabilecekler mi? Neslimizi bu hale düşürmeye kimin hakkı ve haddi var?


Cami ile okul arasında niçin mayınlar, uçurumlar ve mesafeler var? Camideki yönümüz(kıble)niçin başka da okullarımızda yönümüz/yönlerimiz başka? Bu çelişkiler bize ne kazandırdı? Bu eğitimle rüşvet alan hâkimden, zalim siyasetçiden, para için ameliyat yapan hekimden, aldatan ticaretten, artan yolsuzluktan, suçluluktan şikâyete ne kadar hakkımız var? Ektiklerimizi biçmiyor muyuz? Karma eğitimin ne yararı var? Çocuklarımızı ve hepimize “Allah ve melekleri, bizi insanlar görmediklerinde de görüyorlar, gözetliyorlar ve “kasetimiz”(amel defterimiz) kaydediliyor, ahirette de önümüze konacak.” İman ve şuuru verilmedikçe sorunlarımız artarak devam edecektir.


Din kültürü derslerinde Allah indinde tek geçerli dinin İslam olduğu, İslam’ın hayatımızın her alanını kapsayacak, her zaman ve coğrafyada geçerli hikmet ve adalet yüklü hükümlerini kapsadığı gerçeği öğretiliyor mu? Özüyle de “milli” bir eğitime ulaşabilmemiz dileklerimizle...