Kulluk Ve Vatandaşlık Arasında

e-Posta Yazdır PDF

Kulluk ve vatandaşlık hem hukuki, hem siyasi kavramlar olup, aynı zamanda kimlik/aidiyet/ mensubiyet anlamlarını ifade eder. Bir tarafta egemen olan/emreden, öbür tarafta ise itaat edenler/ memurlar vardır.


İki taraflı bir sözleşme/ahitleşmedir. Kulluk sözleşmesini ezelde yapmışız. Rububiyet ile ubudiyet sözleşmesinde (Araf,172) “Bela/evet” demişiz, “ahidiz” demişiz, “işittik, itaat ettik” demişiz. İslam dini bu ezeldeki Rububiyet-Ubudiyet arasındaki egemenlik ve itaat ilişkisi, sözleşmesi değil mi? Böylece yalnız ve ancak Allah’u Teala’ya yeryüzü sınavında kulluk edeceğimize, başka hiçbir şeye/kimseye kulluk etmeyeceğimize, emir ve yasak koyma yetkisinin yalnızca Rabbülalemine ait olduğunu kabul etmişiz. Bu, göklerin, dağların ve yerin üstlenmekten çekindikleri “kulluk” emanetidir. (Ahzab, 72)Bu emanetle sınanıyoruz, sınanacağız...

Ahdimize sadakat ve vefayla hem dünya hem de ahiret hayatımızda mutluluk var. Hıyanetimizde ise mutsuzluk; her iki alemde de...


Bizim adımızı, kimliğimizi Yaratanımız koymuş. “Mü’min”,”Müslim”  buyurmuş. Kimliğimizi tespit ve tayin buyurmuş. Bu kimliklerin üstünde kimlik var mıdır?


Biz, kelime-i tevhidimizle, şehadetimizle bu kimliğimizi ifade ediyor, tekrarlamak ihtiyacını duyuyor, kulluk sözleşmemizi hatırlıyoruz. Sadece, yalnızca, ancak Allah’u Teala’nın kuluyuz, Rabbimiz ancak O’ dur. Haram ve helal koyma yetkisi, hakkı sadece O’nundur; O’nunla beraber hiç kimsenin değildir, diyoruz. Elhamdülillah, diyoruz; kullarına kul değiliz.


Namazda 40 kez Fatiha okuma ihtiyacındayız. Bu sözümüzü, ahdimizi hatırlıyor, yeniliyor, gözden geçiriyoruz. Sadece, O’nun yoluna gireceğimizi, başka yollara sapmayacağımızı ikrar, tekrar edip duruyoruz.


Tevhid, hem düşüncede, hem itikatta, hem de eylemlerde birlikte olur, olmalıdır.


Hac ibadetinde, tavafta “lebbeyk”te, istilamda. Bu kulluk sözümüzü hatırlıyor, tekrar edip, duruyoruz... Kullukla vatandaşlık çeliştiğinde, çatıştığında nice sorunlar çıkabiliyor. Bu durumda iyi bir müslümanlıkla iyi bir vatandaşlık nasıl mümkün olabilir? Haramlar ve helaller koyma yetkisi Allah’ın iken (Rabb sıfatıyla) haram helal, helal de haram kabul edilmişse vay halimize!


Zulüm ve şirk tehlikesi bizi bekler. “Ümmetim yetmiş üç fırka olacak... Fırka-i naciye kurtulacak. Ötekiler ateşte. En zararlısı da haramları helal, helalleri de haram sayan görüştür (şirk, zulüm)”


En iyisi kullukla vatandaşlığımızın çelişmemesi, çatışmaması, karşı karşıya bulunmaması...


Medine Vesikası (622) bilinen ilk yazılı ANAYASA’dır. Benzeri bir metin Avrupa’da, İngiltere’de 1215 te ortaya çıkabilmiştir.(Bununla hükümdar yetkisi sınırlandırılmış) 


Medine Vesikasıyla Müslümanlar, Yahudiler ve Hristiyanlar kendi kimlikleriyle bir arada kendi içlerinde ayrı, dışarıya karşı tek vücut olarak bunu gerçekleştirmişlerdir. Osmanlıda da farklı kimliklerin birlikte barış içinde yaşayabilmeleri yüzyıllarca sağlanabilmiştir.


İslam’ın egemen olmadığı öteki kimliklerde müslüman kimliğine hoşgörü esirgenmiş, kimi zaman da yok edilmesi, savaşılması gereken “ötekiler” olarak gayri insani siyaset izlenegelmiştir.


Tarihte bu ve benzeri durumlar çok görüldüğü gibi (örn; Kudüs) günümüzde bile bu ötekileştirme, düşman, nefret siyaseti gözümüzün önünde izlenebilmekte değil midir? İşte İslam: Yegane barış, adalet ve hoşgörü dini...İşte ötekiler...Özetle İslami anlayış ve uygulamalara sadece biz müslümanlar değil tüm insanlığın ihtiyacı var... 


Osmanlı tevhid ve adalete dayalı yönetiminde tüm farklı kimlikleri(din, ırk, mezhep, dil, renk..) Müslüman, Hristiyan, Yahudi...Türk, Kürt, Arap, Fars...barış içinde bir arada yüzyıllarca yaşatabilmiştir.


Osmanlı bakiyesi üzerinde kurduğumuz Türkiye Devleti vatandaşlığı kimliği altında; Türk-Kürt, Sünni-Şii, dindar-laik çatışma ve kutuplaşma sorunuyla karşı karşıyayız.


Dünya herkese yetecek nimetlerle hizmetimize sunulmuş...


İslam’da cihad farzı, zulmün önlenmesi, İslam’la insan arasındaki engellerin kaldırılması, dinin (can, akıl ,nesil, mal) güvenliklerinin sağlanması için, barış ve adaleti kurmak için yapılır. Öldürmek için değil; diriltmek için...Ve kimse hiçbir gayrimüslim, inanmaya zorlanamaz. (Bakara, 256)


“Dileyen inanır, dileyen inanmaz,” (Kehf, 29 )

“Sizin dininiz size, bizimki de bize.”(Kafirun,son)


Milletin değerleriyle devletin değerleri farklıysa, çatışıyorsa, devlet, milleti zorla, eğitimle dönüştürmek için “terbiye” ediyorsa, devletin değerleri batının değerleriyse; millet-devlet kaynaşması nasıl sağlanabilecek? Milletin kıblesiyle devletin kıblesi farklıysa? Devlet kimin devleti?!


Bu durumda kullukla vatandaşlık çatışması olmaz mı? O halde devletin, milletinin değerleri üzerine kurulup, işletilmesi gerekir. Laiklik aracılığıyla dönüştürme yüz yıldır sürüyor. Laik, seküler devlette müslümanlar kullukla vatandaşlık arasında gidip-gelirler...Kulluğun vatandaşlıkla çatışmadığı, çelişmediği bir adil devlet için çalışmak zorunluluğu ve sorumluluğu tartışılabilir mi?


Allah’ın haram kıldığını, devlet helal kılarsa veya helali yasak sayarsa o halde sorun daha da büyüyecek. Hele hele haramlar helal, helaller de haram olarak algılanırsa en büyük tehlike ortaya çıkacak.


Çünkü bu algı mümini müşrik veya kafir yapabilecek. Ve en büyük zulüm olan şirk günahı söz konusu olabilecek. Yalnızca Allah’a kullukla sorumlu mümin, yaratıkları rabb edinme tehlikeyle karşılaşabilecektir.


Biz müminler tevhidimizin bir gereği olarak “La Rabbe İllallah”, “La Mabude İllallah”, “La Hükme İllallah”, “La kuvvete illa billah” diyoruz...


Kullarına, yarattıklarına değil, sadece ve ancak Allah’a kulluk... Rabb olarak yalnızca Allahu Teala kabul edilecek. Müminlik de, müslümanlık kimliğimiz, tevhidimiz, şehadetimiz de bunu gerektirmiyor mu?


Ne var ki çoğunluk bu ahdimize vefa ve sadakat göstermeyecekmişiz. Ve kazanacaklar; hem dünya hem de ahiret saadetini kazanacaklar bu sözlerine sadık ve vefalı olanlar olacaklar....


Rabbülalemin ayaklarımızı yolunda sabit eylesin, kaydırmasın. Yolunda hayırda istihdam eylesin. Yolunda koştursun ve alsın emanetini... Hakkı ve batılı görüp, Hakka uyan, batıldan kaçınanlardan, sevdiklerinden eylesin... Vesselam.