Kur-an-ı Kerim ve Öteki Kitaplar

e-Posta Yazdır PDF

Her şeyi yaratan Rabbülalemin, insanda konuşma/beyan/söz söyleme/kelam ve yazma kabiliyetlerini de ona ikram ve ihsanda bulunmuştur.


Tevrat, Zebur ve İncil ortada yok. Tahrif edilmiştir. İlahi özellikleri kaybolmuştur. Mahfuz (korunmuş) tek kitap Kur-anı Kerimdir. Onun da sınav gereği  metni korunmuştur (Hicr, 9) anlamı korunmamıştır.


Kerim Kitabında son Elçisi ne (s.a.v) ilk hitabı da ‘Yaratan Rabbinin adıyla oku!’ (Alak,1-7) oldu. Bu, sıradan bir okuma değildi ümmi (Ankebut, 48) Peygamber neyi, neleri okuyacaktı?.


Yine ilk indirilen surelerden birisi de Kalem Suresi başlangıcında ‘kaleme, yazdıkları şeyler üzerine yeminle başlanmış... Okuma, yazma, hitap, kelam, kalem... Bunların gereği,  yararları, önemi tartışılmaz. Müfessirlerimiz “oku”manın hem Kur’an-ı Kerim’i,  hem de O’nunla tüm kainat kitabını,  küçük kainat da denen insan, kitabını,  hayatı,  olayları, fikirleri… her şeyi Vahiyle okumak, Vahiyle ölçmek,  değerlendirmek olduğunu beyan ederler. Ki okumalar doğru olabilsin.(Beyanü’l Hak Tefsiri) Rahman suresinin başlangıcındaki ‘Kur-an’, ‘insan’, ‘beyan’ sıralamasının hikmetinin de bu olduğu yorumu yapılır. Başka bir ifade ile beyanlarımızın, Kur’an’a göre olması, O’na dayanması, ölçme ve değerlendirmemizin, fikir ve görüşlerimizin de vahye aykırı olmaması gerektiğine işaret edilmiştir. (İsfehani, “Mutluluğun Kazanılması”)


İki seçenek var; hitaplarımızda da, kitaplarımızda da. Ya vahiyle (vahye uygun)ona dayanarak konuşacağız, yazacağız, okuyacağız ki okumalarımız doğru olabilsin... Veya nefsin ‘heva’ sına göre vahye aykırı olarak bunları yapacak ve yanlışlara düşeceğiz, sapacağız. Vahiy yolu, heva/şeytan/tağut yolları ....


Vahyin de metluv (ayet), gayri metluv (hadis) şeklinde olduğunu biliyoruz. Kitapla birlikte ‘mizan’ da indirilmiş (Şura, 17) “onların hevalarına uyma” (Maide,  49). Vahiy,  biz ümmeti Muhammede/merhumeye emanet (Veda hutbesi). Her şeyin bir ölçüsü var. Hak ile batılın, hayır ile şerrin, doğru ile yanlışın, faydalı ile zararlının, dostluk ile düşmanlığın, güzel ile çirkinin, iyilik ile kötülüğün, adaletle zulmün... Ölçüsünü, özelliklerini de biz Furkan Kitabımızdan öğreniyoruz. Ve biz Müslümanların değerlendirmeleri hep buna göre olmalıdırlar. Sözümüzü de vermişiz zaten ta ezelden (Araf, 172). Ne yazık ki çoğumuz bu ahdimize vefa gösteremeyecekmişiz… (Araf, 102) Vefa gösterenlere lütfuyla bizleri de katsın...


Hakkı/doğruyu ölçüsünü bilerek tanıyabiliriz. İnsanları buna göre değerlendirmeliyiz. İlmin kapısı Hz.Ali (r.a) “Hakkı insanlarla tanımaya çalışan sapabilir. Doğrusu sen önce Hakkı tanı ki,  hak ehlini tanıyasın”,  buyurmuş. 


Yoksa hakkı insanlara göre değerlendiremeyiz. Bu konuda yanılabiliriz, hata yapabiliriz. Günümüzde örnek olabilecek insan ne kadar az...


Dünyamızda milyarlarca kitap var. Hemen hemen her şeye dair... Hayat sınırlı. Zamanda, ömürde büyük nimet ve emanetlerdendir. Milyarlarca kitaplardan hangilerini okumayı seçmeliyiz? Bu tercihimizde isabet etmemiz gerekiyor ki sonuçta okumamızdan yararımız olsun; yararımız olmazsa zarar ortaya çıkar... Kitap ya yararlı (nimet) olur ya da zararlı olabilir. Biz Müslümanların işi kolay ...Kur’an’ımız/Furkan’ımız/Şifamız var...


Tercihimiz belli Kur’an’ı ve Sünneti okuyacağız ki sonuçta iflah olanlardan olabilelim. Kur’an ve Sünnet muhtevalı olmayan, bunlara aykırı olan tüm heva ürünü kitaplar bizi hüsrana götürebilir...Bu, kullara kulluk tehlikesini taşıyabilir.

Okuduklarımızın yararları da zararları da kalıcı oluyor. Yiyecekler gibi geçici değil...


Çok kitap bize şifa yerine zehir verebilir. Şifa sadece Kur’an’da değil mi? Havaya, suya, güneşe nasıl muhtacız,  Kur’ana öyle muhtacız.


O halde Kur’an ve Sünnet bize, tüm ihtiyaçlarımıza yeter... Nimetler tamamlanmış. Ne eksik ki  onu tamamlayalım... Ne fazla ki,  onu çıkartalım hem bu bizim haddimize mi? O’nun hudutları içinde durmalıyız,  haddimizi aşmamalıyız.


Hakkı öğrendiğimizde batılı da öğrenmiş oluruz. Hak’tan öte, batıldan başka ne var ki? (Yunus, 32)          


Efendim dünya çapında nice ünlü müellifler eserler var. Bunlardan yararlanmak mümkün değil mi? Sorusu önemli. Hakkı (İslam) öğrendikten, ölçüyü bildikten sonra ömür de varsa faydalanmak mümkün olabilir. Hakkı (vahiy) bilmeden ölçüyü ele almadan “dolduruşa” gelerek,  “aydın özentisi” ile yazılan/okunan,  vahiyle ışıklanmayan kitaplar ne kadar yarar sağlayabilir?


Akıl ile Vahiy (Maide, 15), göz ile ışık (vahiy) gibidir. Işık olmadan göz neyi, nasıl görebilir,  seçebilir? Akıl, vahye tabi olmazsa nefse, heva ya tabi olur ve insanı helake götürebilir. Aklı olmayanın dini sorumluluğu da yoktur. Akıl vahye uymaya, teslim olmaya, kulluk sınırında durmaya ilmi edinmeye yarayan çok değerli bir nimettir. Mükellefiyet /emanet/sorumluluk onunla... Akıl, vahye,  peygambere muhtaç olarak yaratılmış büyük bir nimet. Vahyin dışındaki kitaplar, vahiyden değil de nefsin hevasından üretilmişse telafisi olmayan zararlar fesatlar doğurur.

İşte İslamı kabul etmekten nasibi olmayanların aklını nefsin, hevanın ürünü sistemlerini ideolojilerinin tahribatlarını yaşamıyor muyuz?


-Kabe Halil’in(A.S), gönül de Celil’in(c.c)eseri... “Mü’min Allah indinde Kabe’den daha değerlidir.”

-Esere, kitaba saygı sahibine saygıdır. Onu gerektirir.

-Selimiye’ye saygı, Sinan’a saygıdır.

-Kur’an a saygı, Ubeydullah’a saygı, Elçi’sine saygı onları korumayı gerektirir.


Tebliğ uygulama ile birlikte tahrif etmeme, gizlememe, dünyalıkları tercih etmeme, savunmayı, ona uymayı gerektirir, hakkı tavsiyeyi gerektirir.


Ve ‘İla-i kelimetullah’ için CİHAD ı gerektiriyor.

Kur-an (vahiy) bizi bize hayat veren şeylere (kur-an ve sünnete) çağırıyor.(Enfal, 24)


İlim, hikmet ve şifa kaynağı...

Kur’an “ahsen-i kelam”, sözlerin en güzeli, en üstünü, doğrusu, hikmetli olanı...


İçinde çelişki, yanlışlık, hata....gibi noksanlıklar yok.

Gönderen gibi, eşsiz, benzersiz, hatasız, yanlışsız... Nimet, şifa, adalet, hukuk... İhtiyacımız olan her şey mevcut. (Nur, 34, 46)

Alemlerin Rabbinden(Fatiha) Alemlere Rahmet (s.a.v)aracılığı ile ‘halife’ ‘eşref i mahlukat’ ahseni takvim’ (Tin Suresi) olarak yarattığı biz insanlara gönderilmiş büyük bir nimet... Hayat  Kitabımız Kur’an lafzı , anlamı, hükümleri ve üslubuyla, tüm kapsamıyla özgün/nev-i şahsına münhasır bir mucize şaheser....Önceki kitapların tahrifatlarından,  metin/lafız olarak korunmuş (mahfuz) imtihan hikmeti gereği anlamını tahrifine izin verilmiştir. Kalbimizin nasıl olması gerektiğinden, yürüyüşümüze,  konuşmamıza, uluslararası ilişkilere kadar hayatımızın her alanında, her zaman, herkes için geçerli eskimez, aşınmaz, pörsümez, hikmet dolu bir KİTAP... Anlamsız gereksiz kelam yok. Hepsi hikmetli.

-Konuştuklarımız, duruşlarımız kaydediliyor.(Zuhruf,  80)(Kaf, 17, 18) (İnfitar, 12).

Malayani, faydasız söz ve işler bize zararlı (müminun) Zaman nimeti de israf edilmeyecek.

-İlaçlar nasıl tabiatta vardır arayıp bulunmalı, kullanılmalıdır, tedavi için...

Tüm sorunlarımızın /hastalıklarımızın çözümleri, ilaçlar da ŞİFA kitabındadır. Bir kısmı açık bir kısmı da araştırılıp keşfedilmeyi kullanılmayı beklemektedirler.(madenler gibi)

-Kur’an kitabındaki sözlerin kendileri de kelam sahibi de tebliğ edilen Elçi (s.a.v)de mirasçıları da değerlidir önemlidirler.

-İlim, doğru bilgi olmayınca düşünce/tefekkür görüş ve anlayışlar da doğru olmaz. Doğru bilgi olmadan, doğru görüş, fikir ve düşünce olamaz.

Doğru bilginin kaynağı Kur’an’dır, Sünnettir.

Tüm insanlar bir araya gelseler bir Kur’an ayetinin benzerini yazamazlar. (Tur, 34)’bir araya gelseler bir sineğin kanadını dahi yaratamazlar. Kur’an dan başka hangi kitap ezberlenebilir? Akıl vahiyle mi meşgul olmalı, hevayla mı?

-Gayrimüslimler Kitab ı reddettikleri için hemen her konuda kitap yazmak zorunda kalmışlardır. Ve bu kitapların insanlığı getirdiği durum ortada...

Kitab’a aykırı hiç bir kitabın kıymeti önemi yoktur... Hatta zararlı ve zehirlidir.

Besmelesiz kitapların okunması, öğretimi bizi ne hallere düşürdü?

Eh ortaöğretim müfredatı 70  yıla yakındır Amerikalı dostlarımızın (?.) inisiyatifinde değil mi ?

‘Faydasız ilimden Allah’a sığınırım’, ‘Ya hayır söyle ya da sus’, ‘İlim yağmur gibidir. Allah onunla ölü toprağı dirilttiği gibi ölü kalpleri de onunla ihya eder.’ ‘Ya alim ol, ya talebe ol; üçüncüsü olma.’

-Kur’an’dan nasipsizler kör, sağır, dilsizlerdir, anlamazlar, akletmezler... (Bakara,  171)

Bilenlerle bilmeyenler, dirilerle ölüler, aydınlıkla karanlık, görenle görmeyen, bir olur mu?

-Tüm nimetleri bize emanet ve sınav olarak bağışlayan Allah u teala ya itaat ederek verilen bu nimetlerle ahiretteki nimetleri kazanmak da akıl işi...

En akıllılarımız peygamberler değil mi? Haydi onların yoluna, vahyin rehberliğine...

Haydi vahiy okumaya, vahye uygun kitaplar okumaya,  aykırı olanları da çöp sepetine vesselam.

Bize ve tüm İnsanlığa İslam yeter.

İSLAM’ın,  hiçbir ideolojiden, sistemden, görüşten alacağı birşey yoktur; teknolojiden,  varsa hikmetten başka...

 Biz Müslümanların da tüm insanların da İSLAM gerçeğine /adaletine ihtiyacımız çok fazla.

Hatta başka çıkış, çözüm, yol da yoktur...’nereye gidiyorsunuz’ (Tekvir, 26)

İslam’a muhtacız. İslam’a mecburuz...

Haydi yeni baştan İSLAM’a,  ki kurtulabilelim! Vesselam.