Kurban

e-Posta Yazdır PDF

Bir “Kurban Bayramı”nı daha hüzünle idrak ediyoruz. Barış olmadan bayram mı olur? Adalet olmadan barış mı olur? İslam olmadan ne barış ne de adalet mümkün olur!


Hamd olsun hem ülkemizde hem de STK’lar eliyle dünyanın hemen her coğrafyasında kurban olayı canlı tutuluyor. Şekilde ve isimde, surette kurban ibadeti yerine getirilmeye çalışılıyor.


Kurban, “yakınlaşmak, yaklaşmak” demek... 


 Habil ile kardeşi Kabil’in, Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail’in kıssalarını hatırlamalıyız.


Merhum Ruhi Özcan Hoca “ibadetlerde şekil-anlam ilişkisi” üzerinde önemle durmuştu.

Her ibadette olduğu gibi kurbanda da bir şekil, birçok da anlam ve hikmet vardır.


Rabbülalemin bize şahdamarımızdan daha yakın. Bizler O’na yakın veya uzak olabiliriz. O (c.c) bize kendisine yaklaşma veya uzaklaşma nedenlerini, vesilelerini gönderdiği kitapları ve elçileriyle açıkça bildirmiştir. Emir ve yasaklarına riayet ettiğimizde yaklaşmış, hıyanet ettiğimizde -isyan- ise uzaklaşmış oluyoruz. O halde İslami hükümleri bilmekle sorumluyuz.


Dinimiz(İslam) bir bütündür, parçalanamaz. Bir kısmı kabul edilip, bir kısmı reddedilemez. Bu takdirde bu Allah’ın dini olmaktan çıkar. Kulluk da, hayat da bölünüp, parçalanamaz. Keza O’na ekleme de, çıkartma da yapılamaz: O, ekmel bir din(nizam)dır. Sadece bir ayeti kabul etmemek Müslümanı küfre götürür. “Din, duvar gibi sesli yıkılmaz.”

  

Biz Mümin ve Müslümanlardanız, elhamdülillah... Kur’an-ı Kerim’in tüm ayetlerine “ölüm ayeti” gibi inanmak durumundayız. Ölümü inkar eden var mıdır? İşte ölüm ayeti ne kadar doğru, gerçek, kesin olarak Hak ise, öteki tüm ayetler de öylece kesindir, doğrudur, gerçektir HAKTIR! diye inanırız... “Azim olan Allahu Teala doğru/doğruyu söyler...”


Bunun içindir ki tüm emir ve yasaklarına “Allahümme lebbeyk” deriz; “işittik ve itaat ettik” deriz, aralarında bir fark ve ayırım gözetmeyiz. Rabbülaleminin tüm emirleri, yasakları, hükümleri, sözleri adaletli, hikmetli ve doğrudur. Çünkü O tüm kemal sıfatlarıyla yüce, noksan sıfatlardan beridir, yücedir. Şaşmaz, yanılmaz, yanlış yapmazdır. O, kulları ve tüm yarattıkları üzerinde yegane uluhiyet, Rububiyet hak ve yetkisine sahip “Melikün muktedirün” dür.O(c.c) bizlere, sınavımız gereği bir ihtiyar (seçim) yeteneği ve hürriyeti vermiştir.


“Dileyen iman eder; dileyen de inkar eder.” “Dine zorlama da yok.” Biz, kendi irademizle hak veya batıl yollara(din,düzen...) girebiliriz, onları serbestçe seçebiliriz...


Habil’in kurbanı ile Kabil’in kurbanı bir mi? Habil’in safında, yolunda olursak kurbanlarımız da, ibadetlerimiz de makbul olur. Yoksa Kabil örneğinde olduğu gibi ibadetimizin bize ne faydası olur? 


Habil de kurban sundu, Kabil de... Habil’in sunağı kabul gördü, Kabil’inki kabul görmedi. Habil vahye uydu, kazandı. Kabil nefsinin hevasına uydu, kaybetti. Demek ki, vahye uygun olmakla doğru yola girilmiş ve kazanılmış olunuyor. Hevanın, şeytanın, tağutun yollarına girildiğinde/sapıldığında hüsran oluyor. 


Burada Habil ve Kabil kardeşlerin şahsında iki yol ortaya çıkıyor; seçilecek, gidilecek, yürünecek, koşulacak... Birisi vahiy üzerinde yürünen yol... Hak yol: İslam:Tariki müstakim:Hak din: Şeriat: Millet: Düzen... Ötekiyse batıl yollar: İslamdan başka tüm dinler, düzenler, yollar... Yolların, safların karıştığı, birbirine girdiği ahir zamanda yaşıyoruz...


Tüm insanlık ilk insan ve ilk peygamber olan Adem A.S’ın çocukları Habil ve Kabil’in ayrı ve zıt iki yolları üzerinde bulunacak; iki ayrı saf halinde birbirleriyle HAK ve BATIL mücadelesi içinde bulunacaklardır. Sonuç bildirilmiştir. Hak yolda olan muttakiler kazanacak, batıl yolda olanlar kaybedeceklerdir. Kardeşlerin bir kısmı kazanacak, bir kısmı kaybedecek... Bize düşense Habil’in Hak yolu üzerinde bulunmak, o safta batılla mücadele görevimizi ölünceye kadar sürdürmektir. Rabbimizin lütuf ve inayetiyle, tevfikiyle...Yolumuzu, safımızı yanlış seçersek ibadetlerimiz de makbul olmuyor.


İslamiyet de zaten sadece, ancak O’na(emirlerine) teslimiyet değil midir? Teslimiyet, kayıtsız, şartsız, itirazsız, şirksiz, şüphesiz ve beğenerek, sevilerek yapılacaktır. 


Hz. İbrahim(A.S) da, zamanının Nemrud’unun sarayının içinde kendine izzet, riyaset, itibar bulma ortam ve imkanına sahipti. Babası Azer Nemrud’un putlarının yöneticisiydi. O, Rabbinin yolunda, O’nun için hem babasıyla, hem Nemrud’la, hem de putlarla mücadele etti.Onlarla açıkça savaştı, onlara meydan okudu. Şöhreti, riyaseti, devleti, babasını karşısına aldı. Üstelik adağı, biricik oğlu İsmail’i de Allah yolunda kurban etmekte tereddüt göstermedi. Kısaca o yolda dünyalık neyi varsa, canı da dahil feda etti, teslim oldu ve kazandı. İsmail ve herşeyini İsmail yaparak kurban etmek suretiyle tüm masivayı-Allah’tan gayrı herşeyini- kesti... Ve sonunda Halil olma izzetine erdirildi. Herşeyini verdi de rızasını ve dostluğunu kazandı...


Adadı, adandı... Kurban etti, kurban oldu... Örnek oldu, önder oldu. Teslim oldu, “Halil” oldu... Dua etti, topraklar beldeler bereketlendi, şenlendi. Dua etti, Rahmetellilalemin (A.S) müjdelendi. Dua etti, bize duayı öğretti. Adı hem dünyada hem ahirette şanlandı. Namazımızda anılır oldu, duamıza girdi. Ululazimden oldu. Müstekbirlere, tağutlara meydan okudu, kıyam etti, izzetlendi... Teslimiyetiyle ateş gülistana çevrildi. Cebrailden bile yardım istemedi, “Rabbim bana vekil, veli, nasir, kafi” dedi. Beytullah’ı imar etti, Hacca daveti kıyamete kadar karşılık bulacak. Tevhidi, teslimiyeti, fedakarlığı, kıyamı, cömertliği, adanmışlığı öğretti...Selatü selam onlara ve tüm peygamberlere olsun.


Teslimiyet tüm eldeki nimetlerin, imkanların ve gücün çerçevesinde yerine getirilecektir. Tüm nimetleri verenin emrinde/emrine kullanmak, yasaklarda kullanmamak gerekiyor. Emanetlere riayet veya hıyanet söz konusu...


O’nun lütfundan verdiği sayısız nimetleri O’nun emirlerinde, O’nun için kurban etmek, kurban olmak... Mal, can tüm nimetler/emanetler O yolda feda edilecek.


Maldan vermeyenler candan verebilirler mi? Mallar ve canların karşılığında bize “cennet alış-verişi” teklif ediyor, Rabbimiz. En karlı ticaretin de bu olduğunu bildiriyor. Bu konuda bizlerin yarışmamızı tavsiye buyuruyor. Hayırlı işlerde, cennete girmede yarışmak ne güzel...


Tüm ibadetler, Allah’ın rızası ve emrine uyuldukça insanı Allah’a yaklaştırır. Rızasını emirlerinde gizlemiş, açıklamış... Yasaklarında ise ceza vaidi var. Ve biliyoruz ki O (c.c)’nun tüm emirleri, farzları bizim yararımızadır. Tüm haramları zararımızadır. Emir ve yasaklarında bilmediğimiz nice yararlar, hikmetler vardır. Çünkü O “Hakim”dir, “Alim”dir...


Haramları işlemek suretiyle Rabbimizden uzaklaşıyoruz; emirleri, farzları eda ederek O’na yaklaşıyoruz. Ve fesadın definin, salahın(maslahatın) sağlanmasından öncelikli olduğunu da biliyoruz (Mecelle).


Tarik-i müstakim olan hak din İslam’ın dışındaki tüm din, düzen, yol, ideoloji, hayat tarzı, izm...lerin batıl olduğunu da biliyoruz.

Öyleyse Allah’ın yasakladığı yahudi,hristiyan ve öteki yolların tümü sapıklıktır, batıldır (Fatiha Suresi). O yollara girerek, o yollarda yürüyerek o yolları beğenerek Allah’a yaklaşamayız. O’na yaklaşmak için öncelikle O’nun yoluna(İslama) girecek, o yolda yürüyecek, cehdedecek ve o zaman yardım alabilecek, o zaman O’na yaklaşabileceğiz.


Yanlış yollarda(AB gibi) yürürken, çabalarken Allah’a yaklaşmak bir tarafa O’ndan uzaklaşıyoruz.


Yardımı  yalnızca O’ndan istemek durumundayız.(Fatiha Suresi) İbrahim (a.s) ateşe atılırken Cebrail’den bile yardım istemedi. Teslimiyet ve tevekkülle kurtuldu. Bizler ne zamandır AB kapılarında yardım beklemenin, yardım alamamanın zilletini yaşıyorken, bir taraftan da şekilde kurban ibadetimizle Allah’a yaklaşma çelişkisini, şaşkınlığını yaşıyoruz. Şunu anlamalıyız: Her şey, hepimiz Allah’ a muhtacız. O’nun yardımı olmadan bize hiç kimse yardım edemez. O’nun bize yardımını da yolunda, ancak kendi yolunda (İslam’da) iken alabiliriz...


Diyanet işleri eski başkanlarından Ömer Nasuhi Bilmen Hoca merhum, Avrupalıların yolunu beğenmenin müminin imanına zarar vereceğini beyan etmiş iken, biz nice zamandır Batı yolunda çırpınıp duruyor ve zilleti yaşıyoruz...


Batının batıl yollarından çıkıp, tarik-i müstakime girmeye mecburuz; adalete, barışa ve huzura  kavuşmak başka türlü mümkün değil...


Avrupa’nın sistemlerini, kanunlarını, kavram ve kurumlarını almak, onlara benzemek, İslami hükümleri, Mecelle’yi yürürlükten kaldırmak bizi Allah’tan uzaklaştırmadı mı?! Besmelesiz eğitim ve öğretim ile faizli lokmalar bizi O’ndan uzaklaştırıyor. Bunun muhasebesini yapmadan, bu yasaklanan yollardan çıkıp, tevbe ve istiğfarla Allah’ın bize tavsiye buyurduğu tek geçerli dine(İslam) tümüyle girmekten başka çıkış yolu, çare ve çözüm yoktur.


Allahu Teala’nın düşmanlarını dost edinerek, O’nun yolunu terk ederek, O’na yaklaşamayacağımızı anlamanın zamanı çoktan geçiyor... Veli, Vekil, Nasir olarak Allah kafi değil mi?!


Besmele ve tekbirlerle kurban kesiyoruz... Allah adına/adıyla,”O’nun yüce adı ve emriyle” diye... En yüce isimler ve emirler O’nundur.. İşte O’nun tüm emir ve yasakları yücedir, üstündür, eşsizdir, diye inanmamız ve itaat etmemiz gerekiyor. 


O halde nasıl ki namaz, oruç,zekat,hac, kurban vb. emirlerine “lebbeyk” diyorsak, yasaklarına/ haramlarına da “lebbbeyk”, “işittik ve itaat ettik”demeliyiz. O’nun “yahudi ve hristiyanları veli edinmeyin, onların yollarına girmeyin” emirlerine niçin “lebbeyk” ve “işittik ve itaat ettik” demiyoruz? Ya da yasakladığı batı yolunda Allahu Ekber veya Bismillah diyebilir miyiz? Harama besmele çekebilir miyiz? Hem Allah’ın adına en yüce sözüyle, emriyle AB yolunda bulunabilir miyiz?


Bu şaşkınlıktan kurtulmazsak, yaşadığımız zilletten ve zulümlerden de kurtulamayız... Bu çelişkiden, yanılgıdan kurtulmak, bunun farkına varmak için Furkan’ımıza bakmak gerekli ve yeterli iken, gözümüz ve gayretimiz AB ile bütünleşmek, AB ailesi içinde bir yer almak, Allah’a kullukla bağdaşıyor mu? AB müktesebatı İslami hükümlerle çatışmıyor mu? çelişmiyor mu?


Yasakladığı yollarda yürüyerek, koşarak Allah’tan ancak uzaklaşılır. O’na yaklaşmak, O’nun yoluna/İslam’a girmek, öteki yolları terketmekle mümkündür...


Bize şahdamarımızdan daha yakın olan Rabbimize yaklaşmak için O’nun emir ve yasaklarına tam teslim olmak zorundayız. O’nun yoluna, O’nun yolunda nice hayvanlar kurban ola... Nice canlar kurban ola ki İslam ağacı sulana, meyveye dura, Çınar yeniden bize gök kubbe ola... “Adayanlar”a da,  “Adananlar”a da selam ola!