İtaatte ve Sevgide Ölçümüz

e-Posta Yazdır PDF

Ezelde Rabbülalemin ile kulluk sözleşmesi yapmışız (Araf; 172). Kainattaki sayısız gezegenden birisi olan Dünya’da geçici olarak konaklayacak, sonra ölüm denen ayetle O’na döndürülecek; ahiret hayatımızı yaşayacağız.


Anılan sözleşmemizi unutmamamızı, ahdimize vefa göstermemizi “işittik, itaat ettik!” sözlerimizi hatırlamak suretiyle “kulluk” sınavımızı kazanmamız irade buyrulmaktadır. Rabbimiz, cennetten indirildikten sonra korkmamak ve mahzun olmamak için bizlere hidayetçiler göndereceğini, onlara uyanların (tarik-i müstakimde olanların) hem dünyada hem de ahirette saadete kavuşacaklarını beyan buyurmuştur.


Özetle dünyamızı yaşıyorken, bu misafirhanede birer yolcu olarak Rabbimizin emir ve yasaklarına riayetle hayatımızın her alanını yaşamak sorumluluğundayız.


Gönderilen hidayetle (vahiy, peygamberler) kulluğun sadece, ancak, yalnızca Allahu Teala’ya yapılması gerektiği, sözün, egemenliğin O’na tahsis edilmesi emredilmektedir. “Şüphesiz yaratmak da emretmek de O’nundur.”(Araf; 54) 


Her şeyi O(C.C) yaratmıştır. Yönetmek, emretmek, egemenlik hak ve yetkisi münhasıran O’na aittir. 


Ulemamız tevhidi “zatta, sıfatlarda, isimlerde, hükümlerde, fiillerde...” olarak tasnif etmişlerdir. O (c.c) zatında olduğu gibi isimlerinde, sıfatlarında, fiillerinde, hükümlerinde de tektir, eşsiz, benzersiz, ortaksızdır. Noksan sıfatlardan yüce...Tüm kemal sıfatlar O’nun. Ve bize şirk koşmadan iman etmemiz istenmekte, şirk büyük bir zulüm olarak bildirilmektedir (Lokman, 13).  En büyük günah, en büyük yasak. Tevhidin zıddı şirk... 


“Allah, müminlerin velisidir.” “Tağut ise kafirlerin velisidir...” “Şeytan kafirlerin velisidir...”


“Yahudileri ve Hristiyanları veli(yönetici) edinmeyin.”( Maide,51)


“Kafirler birbirlerinin velisidirler. Sizde böyle yapmazsanız, yeryüzünde fitne ve fesat olur.” (D-8’in önemi)


“Yahudiler ve Hristiyanlar din adamlarını ve Meryem oğlu İsa’yı rab edindiler.”(Tevbe,31)


“Allah ile beraber başka ilahlar edinmeyin.”


“İnsanlardan bazıları Allah’tan başkasını tanrılar edinir de onları Allah’ı sever gibi severler”(Bakara,165)

“Müminler, müminleri bırakarak kafirleri veli edinmesin.”(Al-i İmran,28)


“Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenler, kafirler, zalimler, fasıklardır.”(Maide,44-47) ayet-i kerimeleri konumuza ışık tutmaktadır.


Tevhidimizin iki unsuru var: Lailahe illallah, Muhammedürresulullah... O’ndan başka mabud yoktur. İtaat ve inkiyatta bulunulacak O’dur. O’na itaat sürekli, hayatın her alanında her zaman ve kayıtsız şartsız olacaktır. 


Kayıtsız ve şartsız sadece O’na itaat edilecektir. “Resulüne itaat O’na itaattır.” (Nisa,80) “Resulü hevasından konuşmaz.”(Necm, 3) “Allah’a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan ululemre itaat edin.” (Nisa,59)


“Allah’a isyan olan hususlarda kullara itaat edilmez”; konumu, rütbesi, kimliği ne olursa olsun. Aksi takdirde itaat edilen, ilah, rab edinilmiş olur.


Meleklerin, peygamberlerin ilah edinilmeleri tehlikesine Rabbimiz dikkatimizi çekiyor.


Yaratılan hiçbir şey “rab” edinilmeyecektir.(taş,bitki,hayvan,cin,melek,peygamber). Tüm yaratılmışların ilahlığına, rablığına itirazla, onları red ve inkar sorumluluğumuz var. Tevhidimiz La ilahe ile başlamıyor mu? Allahu Teala’dan başka mabud tanımıyoruz. “La mabude illallah” “La rabbe illallah” “La melike illallah” “La veliye illallah” “İnilhükmü illalillah” “La mahbube illallah” diyenlerdeniz, elhamdülillah!

Bugün hangi konum, sıfat, unvan ve kimlikte olursa olsun hiç kimseye “kayıtsız, şartsız itaat” edemeyiz. Çünkü edilmez. Asr-ı Saadette dört halife döneminde bunlar yaşandı, uygulandı. 


Hz.Ebubekir, Hz. Ömer (R.A) hutbelerinde İslam’a aykırılık hallerinde kendilerine itaat edilmemesi gerektiğini açıkça bildirmişlerdir. “Ömer kulunun hatasını kılıcıyla düzelten Allah’a şükürler olsun.” sözü ne kadar anlamlı.


Allah’ın dini İslam(şeriat) a aykırı hiçbir söz ve emrin kıymeti yoktur. İslam’a uygun olmak kaydıyla emirlere itaat görevimiz var. Allah için itaat farzdır. Yaratılmışları rab, ilah edinmek şirktir.


İtaatte nasıl bir ölçü, sınır varsa; sevgide de aynı ölçü ve sınırlar vardır. Olmalıdır. Peygamberlerden başka  kimse masum değildir.


Hiçbir kimseyi(halife,imam,parti başkanı,tarikat şeyhi,alim...)başka tanrılar edinip de onları, Allahu Teala’yı sever gibi sevemeyiz.(Bakara,165) Allah’ı, Resulünü,cihadı her şeyden çok seveceğiz (Tevbe; 34).

Ancak onlara Allah için itaat eder, O’nun rızası için sevebiliriz. İtaatimizin de, sevgimizin de çerçevesi şeriattır. Kayıtlı ve şartlıdır, sınırlıdır...


Bozulmamış tarikatlardaki: “Şeriatsız tarikat olmaz” “Müridler, mürşidini kontrol etmeli” “En büyük keramet istikamettir” sözleri ne kadar anlamlı ve önemlidir.


Bunlar da her şeyin Allahu Teala’nın rızasına uygun olmasını gerektiriyor. İlim ve ihlas olmadan ne itaat, ne ibadet, ne de sevgi... hiçbir şeyin değeri yoktur.


Allah için salihleri sevmek farz; Allah gibi salihleri sevmek şirktir.


Allahu Teala’yı ve Resulünü kendimizden de çok seveceğiz. Birbirimizi de Allah için seveceğiz. Rabbimizin sevmediklerini(kafirler,zalimler,müşrikler   ...) sevmeyeceğiz. 


Allahu Teala’nın sevdiklerini sevmemek de, sevmediklerini sevmek de büyük tehlike.


“Seven sevdiğiyle beraberdir.” “Seven, sevdiğine itaat eder”   “Kişi imamıyla haşredilir...” “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin.”(Al-i İmran,31)


Rabbimiz her şeyi güzel ve ölçülü yaratmış; her şeye bir ölçü koymuştur. Halife ve “Ahsen-i takvim” olan insanda, tüm kainatta bir denge, bir ölçü, bir ahenk ve nizam var. Denge var,adalet var...


Taatimiz ve sevgimizde de bir ölçü takdir buyurmuştur. Mizan şeriattır. Her şey ona uygun olacak. Hayatımız, hayatımızın her alanında bu mutlak ölçü olan vahye uymak sınırların içinde kalmak sorumluluğundayız. Kulluk sınırları içinde yaşamak, haddini bilmek, aşmamak... Yoksa zulmedenlerden oluruz.

İbadet(kulluk) taat ve inkıyattır. Tevhid yalnızca, ancak Allah’a ibadet, O’ndan başka şeyleri rab, ilah olarak kabul etmemek, reddetmek...


Allahu Teala ahde vefayı emrediyor. Hem kendisiyle, hem de birbirimizle olan sözleşmemize uymamızı emrediyor. Kulluk da zaten bütünüyle bu sözleşme(bezmi elest) sınırları içinde kalmak, haddi aşmamak oluyor... Neredeyse hayatımızın her alanında söz ve sözleşmeler ne kadar önemlidir. 


Sözleşmelere riayet gerekiyor. Sözünden caymak, döneklik sonuçta vefasıza zarar veriyor. Vefanın imandan olduğunu buyurmuş Efendimiz(S.A.V).


Sözler ve sözleşmeler çok önemli. Ezelde Rabbimizle olan sözleşmemi(Araf,172), Ashabın Efendimizle Hudeybiyedeki sözleşmesi(Fetih,10),akabe sözleşmeleri, dört halifeye biatlar...dan alış-verişlerimize, nikahımıza kadar söz ve sözleşmeler çok önemlidirler. Ve riayet, vefa borçlarımız var..


Efendimiz “en güzel örnek”tir. O(S.A.V) hem vahyi tebliğ ediyor, tebyin ediyor, hem öğretiyor, hem eğitiyor kısaca Kur’an’ı ete kemiğe büründürerek o ahlakla hayatın her alanında uyguluyordu. Bir görevi de “müzekki”oluşuydu. Ashabını şirkten, günahlardan, dünya sevgisinden tezkiye ediyordu. İslam nizamı iman, ahlak, ilim, amel tüm yönleriyle hayattaydı. Efendimizdeki mükemmel hilafet, O’ndan ve dört halife devrinden sonra parçalandı. Kuvvetler ayrılmaya başladı.

Siyasi biat ile ahlaki biat(inabe/intisap) ayrıldılar. Birincisinde İslam’ın tüm nizamıyla yürütülmesi, ikincisindeyse Müminlerin ahlaken yücelmesi, nefsin tezkiyesi, kalplerin tasfiyesi ile Allah’a yaklaşmak, yücelmek amaçlanıyordu. Hem müminlerin kalpleri ıslah edilecek, hem de tüm ümmette tevhid, imar, ıslahat ve adalet gerçekleştirilecektir. 


Gerek tarikattaki şeyhe verilmiş söz(inabe,intisab), gerekse siyasi önder halifeye verilmiş söz(biat), riayet edenlere yarar, muhalefet edenlere zarar vermektedir.


Hem halifeye, hem de şeyhlere olan bağlılığımız, onların vahye, sünnete bağlılığı içinde , çerçevesinde, istikametinde olacaktır; olmalıdır. Yoksa onları rab ve ilah konumuna düşürürüz, düşeriz. Bunun en büyük zulüm, şirk olduğunu biliyoruz.


O halde önümüzdekilere öncülere, imamlara, liderlere takılırken çok dikkatli olmalı, onları denetlemeli, taatte ve sevgide haddi aşmamalıyız... Bunun için de ilim şarttır. İlim olmadan iman da, amel de makbul olmuyor...


İlmi de rabbani alimlerden almaya, kaynaklardan almaya özen göstermeliyiz. Yoksa hakkı batılı birbirine karıştırıp, şaşıran, şaşırtan dinini verip, dünyayı elde etmeye çalışan, dini ketmeden, ondan geçinmeye çalışan din bezirganlarının tezgahlarına düşebiliriz... Din adına, tasavvuf adına nice sapkınlıklar kol geziyor...


Cahilin sofusu, şeytanın maskarası olur. Onun için büyüklerimiz, ilm-i hal(fıkıh) olmadan intisabı tehlikeli ve zararlı görürler. Meydan müteşeyyihlerle dolu... Aman dikkat! En kutsal kavramlarımızın içleri boşaltılıyor, din ve tarikatlarımız, cemaatlerimiz istismar ediliyor, dünyalığa araç ediliyor...


Unutmayalım ki önderlerimizle aynı safta hesaba çekilecek, onlarla beraber olacağız. Ya cennette, ya da cehennemde!


Mevla bizi dini sömüren, şaşırtan zalim önderlerden korusun, bizleri sevdiklerine katsın, onlarla haşreylesin...


1969’ larda Hocamızın zuhuruyla tüm İslam alemi “acaba Osmanlı(hilafet) geri mi  geliyor?”diye heyecanlanmıştır. Öyle ya belki başımızın kesildiği yerden kalkardık...


Müslümanların bir emiri olmalıydı; biat ve itaat olmalıydı. Dünyadaki Müslümanlar merhum Hocamızı bu “imam” konumunda görüyorlardı. Bizler de 30-40 yıl “Hakk’ın egemenliği” için çalışacağımıza sözlerimizi yinelemiştik. Milli Görüşçüler olarak bu süreçte dünya süslerine takıldık, yorulduk, sürçtük, düştük, başka yollara girdik, ahdimize vefa gösteremedik. Vefalılar ise hak yolda yürümeye, koşmaya devam ediyorlar. Öyle ya, bu bir sınavdı, ayıklanacaktık... Ayıklanıyoruz... Oturanlardan koşanlara selam olsun!


Bizlerin, “salih, sadık” kimseleri aramak, bulmak ve onlarla birlikte olmak gibi bir sorumluluğumuz var. Arayanlar bulurlar; lütufla, tevfikiyle....


İslam nizamında, Ümmet-i Muhammed’de bir tane siyasi halifelik, birçok da tarikat halifeleri olur; olabilir... Hilafetten amaç da bellidir. Allah’ın mülkünde-dünyada- Allahu Teala’nın nizamı kurulsun, yürütülsün. Kullara kulluk yapılmasın. Kısaca barış olsun, kavga olmasın, zulüm(fesat) olmasın. Islahat olsun, ifsat olmasın. Tevhid olsun, şirk olmasın.


Beden ülkesinde de, ülkede de “hak” egemen olacaktır. İçimizdeki nefis firavunu kalbimizde oturarak hükmedemeyecek/zulmedemeyecek. Akla o da vahye teslim olacak ki adalet ve barış olsun. Huzur bulunabilsin. İşte nefis ve şeytan düşmanlarımızı tanımak ve onlarla savaşmak(cihad) öğretim ve eğitimindeki rehber tekkedeki şeyh olacaktır. Allah’ın ahlakıyla ahlaklanılacak, nefis terbiyesi/muhasebesi yapılacak, kendimiz ve Rabbimiz tanınacaktır.


Tüm ülkedeki huzur ve güvenlik, barış ve adaleti sağlamak, zulmü ortadan kaldırmak, tağutu defeylemek, kısaca Hakk’ı tüm yeryüzünde ikame ve egemen kılmak da siyasetteki  önderin(halife) görevi olacaktır. 


Amaç bellidir. Tevhid, barış ve adaletle insanların dünyada ve ahirette saadetinin sağlanması iiçin cihad etmektir. 

Hem tekkedeki şeyhler, hem de tüm Ümmet-i Muhammed’in halifesi vahye(İslam) teslimdir. Halifeleri de tüm insanları da şeriat bağlar. Aralarında ihtilaf, uyumsuzluk olmaz. Tam bir uyum, düzen vardır. Allah için O’nun kullarına hizmette yarışma ve dayanışma vardır. İşte böyle bir coğrafyada ancak adalet ve barış vardır... Huzur vardır...


Hem halifeler, hem de şeyhler tüm önderler, rehberler şeriata bağlı kaldıkça ne kadar yararlı olurlarsa, ondan ayrıldıklarında da o kadar zararlı olur, tüm toplumu ifsad ederler... Böylelerinin şerrinden Mevlam bizleri korusun.


Öyle buyurmuş ya Efendimiz(S.A.V): “İki sınıf vardır: Onlar düzgün olurlarsa toplum düzelir, onlar eğrilirlerse toplum eğrilir, ulema ve ümera.” 


Ne yazık ki günümüzde bu ifsadı hayret ve ibretle yaşıyor ve izliyoruz. Daha kötüsü bu “ifsad”, “ıslah” adı altında, o iddiayla bile yapılabilmektedir.


İncili, Tevratı tahrif edenler, zamanlarının din bilginleri ve yöneticileri olmuştur.


Bunlar insanların mallarını haksız yollardan yemek, dini satmak, değiştirmek suretiyle insanların dinden(kilise,havra) soğumalarınına, hatta din düşmanlığına sebep olmuştur.


Batıda laiklik, pozitivizm, materyalizm...tüm sapkınlıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur... 


İslam aleminde de ulema ve ümera bozulursa dinden (İslam) haberi olmayan kitlelerin İslam’dan uzaklaşmasına, hatta düşmanlıklarına sebep olabilmektedirler... “Ümmetimin en şerlileri kötü(amelsiz) alimlerdir”.(H.Ş)


Rabbani ulemaya ne kadar muhtacız...        

Zulmün ve cehaletin gittikçe yaygınlaştığı zamanımızda Efendimiz (S.A.V)’in mirasçıları olarak yıldız gibi yönümüzü, yolumuzu gösterecek, aydınlatacak örnek rehberler Rabbimizin kerim ve vehhab isminden diliyoruz. Onlar ki ilmi, ahlakı ve ameli “ehli sünnet” istikametinde birleştirmişler, yüzlerini de Mevla’ya dönmüşlerdir..