Laiklik Fitnesi

e-Posta Yazdır PDF

Laiklik, Latince kökenli bir kavram. Tam karşılığı: “La-dinîliktir”, din karşıtlığıdır. Ama “din ve vicdan özgürlüğünün teminatı” olarak pazarlanır... Dini olmayan, dine dayanmayan, dine karşı, din dışı herkes; şahıs,devlet, kurum, hukuk, eğitim demektir. İslam’da din-dünya, din-devlet(siyaset) ayrımı yoktur. Dünya hayatı- ahiret hayatı ayrımı vardır. Batıda hayat parçalanmış, bölünmüştür. din-dünya, din-devlet, din- siyaset gibi. Hayat da dini hayat(kilise)-laik ve seküler hayat olarak ayrıştırılmıştır.

Allah’ın mülkü olan yeryüzünde O’nun emir ve yasakları, hükümleri, yasaları, helal ve haramları olmasın. Allah biz kulların yaşayışına, sorunlarına, ilişkilerine karışmasın. Yasaları, yasakları, hukuku, yaratılmış insanlar koysunlar! Özetle Allah’ın kulları üzerinde söz sahibi olması istenmemektedir. İnsanların koyduğu yasalar daha değerlidir, daha yararlıdır, daha üstündür, diye inanmak laikliğe inanmaktır. Allahu Teala’nın emir ve yasaklar koyma(yasa) hak ve yetkisini reddetmek, bu hak ve yetkiyi insanlara tanımak tevhide aykırıdır, şirktir. “Hüküm ancak Allah’ındır(Yusuf/40)”. “La hükme illallah, La rabbe illallah”,”Yaratmak ve emretmek ancak Allah’ındır,(Araf/54)”. Tevhidimizin gereği laikliğe LA diyoruz.


Denecek ki din başka, devlet, siyaset başka...  Kim diyecek?! Dünyayı kan ve gözyaşına boğanlar, tağutlar, zalimler! Söz onlarda olacak ki, dünya bugünkü gibi yaşanmaz hale gelsin. Bunun için “laiklik olmazsa olmaz”dır. Laiklik millete sorularak mı getirildi? Lozan’da Hahambaşı Haim Nahum ve İngilizlerin telkiniyle getirildi. Egemenlik millette mi?


Laiklikle İslam’a ve ümmeti Muhammed’e karşı savaş açılmış, maalesef hem din tahrifi, parçalanması, hem de ümmetin parçalanması sağlanmıştır. Din, devletin emrine girmiş, Allah’ın dini yerine devletin dini egemen olmuştur. Devlet, Avrupa’dan hukuk ithal(iktibas) etmiştir.


İslam dini hayatın her alanından kovulmak istenmiştir. Başlangıçta İslam dini yerine Hristiyanlık getirilmek istenmiş, bundan vazgeçilerek laiklik ilke ve anlayışı benimsenmiştir. Şayet Hristiyanlık gelseydi, Müslümanlar çoktan uyanırlardı. Laiklikle hem ümmet, hem din, hem de millet bölündü, parçalandı. 


Hilafet kaldırılmasaydı, laiklik belki de konamazdı. Yine Latin harflerinin kabulüyle, hem İslam’la hem de öteki  Müslümanlar arasında irtibatın kesilmesi  hedeflendi. Ve büyük başarı sağlandı. Müslüman halkımız bu vahim anlayış ve uygulamaları benimsemedi. Bedel de ödedi.


Neredeyse iki yüz yıllık anlayış ve uygulamalar bizi batılılara birçok yönden benzetti. Bozulduk, çözüldük, parçalandık...Bu ifsad ancak yeniden İslam’a dönmekle önlenebilir. Birçok sorunun sebebi bu sakim anlayıştır.


Bizim laikliğimizde kimlerin yararları var? Batıda İncil ve Tevrat üzerine yeminler sorun olmuyor da neden bizde Kur’an üzerine yemin sorun oluyor?


Egemenlik milletteyse, millet laikliği reddediyorsa o zaman kimler, niçin laiklikte direniyor? Hangi yetkiyle? Hangi hakla? Ülkemizdeki darbelerin, muhtıraların gerekçeleri aynı değil mi? “Laiklik tehlikede!”


Laiklik din ve devletin ayrılması ise laik devlet dinimize niye karıştı, karışıyor? Niye haramları serbest kılıp, emirleri yasaklıyor?


Biz laik devletin bize izin verdiği kadar Müslümanız...Müslümanlık, gönüllere ve camilere hapsedilmiştir. Bu din, Allah’ın dini olmaktan çıkıyor, laik devletin dinine dönüşüyor. Devlet, dine alan, çerçeve çiziyor. “İtikat, ibadet, ahlak” diye sınırlandırıyor. Dini bölüyor. Elmalılı merhuma göre: din=millet=şeriat=siyaset.   


Firavun da halkını bölerek, parçalayarak kendi hevasıyla yönetiyordu. Hz. Musa(A.S) ise Tevrat’a göre düzen istiyordu. Firavun, Musa(A.S)’ı ifsatla, düzeni(dini) değiştirmekle suçluyordu...

Bizde laikliği kimler savunuyor? İslam’ı bilmeyenler, İslam düşmanları. Kandan ve gözyaşından beslenenler...


Dışarıda İsrail, İngiltere, ABD, AB bizim laik kalmamızı mı istiyorlar, yoksa dinimize İslam’a dönmemizi mi? Peki bunlar bizim dostlarımız mı? Düşmanlarımız mı? O halde İsrail niye siyonist? Muharref Tevrat’a göre değil mi düzen? İsrail adı bile, dinî değil mi?


İngiltere’de devletin başı niçin dinin (Anglikan Kilisesi’nin) de başı? Avrupa’da niye hala krallıklar var? Niye Hristiyanlık önemli?


“Onlar başka. Onlarda tehlike yok, bizde başka.” “Bizim kendimize özgü şartlarımız bunu gerektiriyor...” Özetle, ülkemizde de, dünyada da her şeye geçit var, İslam’ın, Allah’ın egemenliğine, dinine geçit yok...Bunu anlamak zorundayız. Laiklik anlayışı ve uygulamalarıyla İslam’la savaşılmış, dinimiz parçalanmıştır.


Din güvenliği, can güvenliği, akıl güvenliği, nesil (namus) güvenliği, mal güvenliği... yokmuş... Ülkemiz belki de tarihinin en zor zamanlarından birini yaşıyorken, içeride ve dışarıda savaş ve çatışma tehlikesi, bölünme tehlikesi  yaşıyorken, eşkıya dağdan en güvenli yerlere inmişken, Mehmetler toprağa düşerken, analar ağlarken, mezhep ve ırk çatışmaları körüklenirken, boşanmalar artarken, madde bağımlıları, içki, kumar, fuhuş kökleşirken, birbirimizi boğazlarken, gelirler arasındaki uçurum derinleşirken, en yetkililerimiz dalaşırken, yabancıların üssü haline gelmişken, işsizlik, geçimsizlik artarken, bizler nelerle meşgulüz?! Tüm olumsuzluklar olsun; yeter ki laiklik ayakta olsun!  


Aman “laiklik” putuna halel gelmesin diye nice kurum ve kişiler teyakkuzdalar! Bu nasıl memleket? Doğruları söylemek yasak... Doğru ne? 


Laiklikle nice değerlerimiz vuruldu. İslam ve Müslümanlara nice zararlar verildi. Adına ne cinayetler işlendi... Sorunlarımızın temelinde yabancılaşmak, yoldan sapmak var. Laiklik var...


Laiklik, demokrasi, tüm batılı değerler, kavram ve kurumların tümü bizim bünyemize musallat edilerek bizi hasta etti. Bağışıklık sistemimizi bozdu. Dengemizi,  direncimizi kırdı. Kalplerimizi, zihinlerimizi, vahdetimizi, devletimizi, ümmetimizi parçaladı. İthal malı bu mikroplardan arınmadıkça bünyemiz şifa bulamaz. Anılan kavram ve sistemler üzerinden saldırılar sürerken, biz hala bunların ne olup ne olmadıklarını, zararlarını anlayabilmiş değiliz. 


Hakkı, batılın kavramlarıyla kelimeleriyle anlayamayacağımızı ne zaman anlayacağız? Ne hakkı tanıyabiliyoruz, ne de batılı. Kimliğimiz mi? İşte biraz öyle, biraz böyle. Bir yüzümüz bu tarafta, öbür yüzümüz başka tarafta. Bedenlerimiz Kabe’ye, gönüllerimiz Brüksel’e doğru... Tercihlerimiz yanlış, önceliklerimiz farklı.

Dünyayı ahiretimize tercih ediyoruz. Dünya önümüzde, ahiret arkamızda. Dinimizden satıp, dünyamızı kazanmaya çabalıyoruz. Sonuçta ikisinden de olmak tehlikesindeyiz. Dinimiz stepne konumunda...


Ülkemizde açıktan ve sistemli olarak din düşmanlığı yapanlar, sürekli laikliği bir maske ve araç olarak kullanagelmişlerdir. Hala bunu ellerinde bir silah, bir sopa ve araç olarak kullanmak istemektedirler! 


Laik-dindar kamplaşma ve çatışması halk içinde denenmişse de bu istenen sonucu vermemiştir. Bunun için ırk ve mezhepsel ayrılıklar kaşınmış, maalesef bu yöntem büyük zararlara neden olabilmiştir. Bu cepheleştirmeler beslenerek, kardeş kavgaları savaş boyutlarına taşınmak istenmektedir. Kendileri daha da birleşirken bizi daha da ayrıştırıp, çatıştırabiliyorlar.


Osmanlı Devleti, tam olmasa da “İslami Devlet” sayılırdı. Devletin dini 1928’e kadar İslam’dı. 1937’de laiklik benimsendi. Osmanlı Devleti’nin bünyesinde tüm kimlikler müslim-gayrimüslim, arap, türk, kürt, fars, boşnak, rum, ermeni tüm kimlikler bir arada barış içinde yüzyıllarca yaşayabildiler. Biz şimdi laik devlet ve anlayışta birbirimizi yiyoruz!


İşte bu bize laikliğin getirdikleri: Tefrika, çatışma, savaş, gözyaşı, ahlaksızlık, sömürü, güvensizlik, terörizm... Bunlar bir bakıma laikliğin çocukları değil mi?


Avrupa’da doğan laiklik, orada krallarla kilise arasındaki egemenlik kavgasını bitiren uzlaşma iken, bizde İslam’la savaşan devlet, İslam’ı esir almıştır. Batıdaki uzlaşma aracı, kurumu bizde çatışma aracı haline dönüştürülmüştür. Bu, Müslüman halkın devlete mesafesini arttırmıştır. Din, devlete teslim olmuştur. Böylece Allahu Teala’nın dini(İslam) laik devletin dini haline dönüşmüştür. Artık devlet denen ilah, ne kadar izin verirse o kadar Müslümanlık tercihimiz olacak!


Osmanlı dine bağlı bir devletti. Ondan sonra devlete bağlı din sistemi benimsendi. Peki nerede “din başka, devlet(siyaset) başka; din ve devlet birbirine karışmaz, müdahale etmez...” palavrası?!

Batı toplumu sınıf esasına dayanan bir toplumdur. İslam’da ise takvadan başka üstünlük nedeni yoktur. İslam’da hayat, insan bir bütündür. Ve din insanın hayatının her alanını düzenlemiş olup, hayatın Allahu Teala’nın rızasına, tavsiyelerine uygun yaşanmasını hedefler. Çünkü insan dünyada ancak bu şekilde mutlu olabilecektir. Kula kulluk yapılmayacak, Yalnızca Allah’a kulluk edilecektir. (Tevhidin gereği olarak).


Sadece Allah’a kulluk, sadece O’na itaatle mümkündür. O halde Allah’a itaatle, O’na aykırı laik devlete itaat arasındaki insan, nasıl Müslümanlık yapacak? Hangi emre uyacaktır?! İşte laik devlette Müslümanca yaşamanın zorluğu burada.  Laik devlet, Allah’ın emrettiklerini yasaklayabilecek, yasakladıklarını da emredebilecektir. (Tesettür emri ve yasağı, zina yasağı ve serbestliği, faiz yasağı ve serbestliği vb.) Kendisini İslam karşıtlığına konumlandırmıştır.


İşin bir başka tarafı da kullukla vatandaşlık karşı karşıyadır. “Allah’a isyanda kula itaat yoktur” (Hadis-i Şerif). Tabii ki bu, ben Müslümanım diyenler içindir! Yoksa dini olmayanlar için bu sorun yoktur.


Hem kulluk, hem de vatandaşlık kavramı egemen(otorite) ile buna bağlı olanlar arasındaki hukuki ilişkidir(açık veya zımni sözleşme). Egemenlik(emreden ve yasaklayan) bir tarafta, itaat, boyun eğenler öbür tarafta... 


Biz ezelde Rabbimizle kulluk sözleşmesi yapmışız... Sadece O’na kulluk edeceğimize söz vermişiz... Kullara kulluk etmeyeceğimize söz vermişiz...(Araf,172) 

İslam, inananları bağlar; inanmayanları bağlamaz. Onlara çağrı vardır, hikmetle... İslam’da hukukun kaynağı vahiydir, ilahidir. Laiklikte kaynak beşeridir, kaynak akıldır. Hangi akıl? İslam’da dine(inanmaya)zorlamak yoktur. “İsteyen inanır, istemeyen inanmaz.” ayetleri açıktır. Tebliğ, ikna, sevdirme yöntemi vardır. Laiklikte tabiatı gereği zorlama, şiddet vardır. İslam’da Müslümanlar gibi Müslüman olmayanların da kendi dinlerini yaşama hakları vardır. İslam’ın egemen olduğu toplumlarda farklı inançtan olanlar barış içinde bir arada yaşayabilirler. Bu ancak, sadece İslam egemenliğinde mümkündür. Laik devlet, dindarlara şiddet uygulayabilir, farklı kimlikleri hoş görmez; “tek tipçidir”, dayatmacıdır... 


Özetlersek laiklik, bugün dünyada özellikle Müslüman coğrafyalardaki kan, gözyaşı, sömürü... her türlü fesadın merkezi olan ırkçı emperyalizmin(siyonizmin) İslam’a ve Müslümanlara karşı kullandığı büyülü, etkin bir araçtır. 


Yakın tarihimizde ve bugün İslam’a ve Müslümanlara karşı yürütülen ifsadın, zulmün en korkunç ve etkili aracı konumundadır. Bunu artık görmemiz gerekiyor...

Ülkemizdeki darbelerin arkasında da Siyonizmin etkisini artık görebiliyoruz. 1980 darbesinin  Kudüs hassasiyetinden, 28 Şubat postmodern darbesinin de yine, Kudüs(sinemadaki piyes) hassasiyetinin akabinde gerçekleştirildiği ortada. Siyonizmin elinden bu silahı almak zorundayız. Siyonizme karşı olan tüm İslam coğrafyalarındaki şuurlu liderler ve partileri, etkisizleştiriliyor. Bu oyunu görmek ve bozmak zorundayız. 


Osmanlının ipini çeken, ümmetin başını kesen, İslam’la ve Müslüman dünyasıyla irtibatımızı kesen ve halen başımızda kılıç gibi sallandırılan bu musibet varken iflah olamayız... Bu Allah’ın belasından kurtulmak zorundayız. Ki tüm sorunlarımızın temelinde de bu “anaç sorun” var...


Manzara bu kadar vahim... Yeis, ümitsizlik yok. Şuna kesin inanıyoruz: Zulüm devam etmeyecek, bir gün son bulacak. Siyonizmin, emperyalizmin hükümranlığı bitecek. “Zulüm ile abad olunmaz.” Beniisrailin (siyonizm) akıbetini bizlere Furkan’ımız ve sadık Elçi’miz(S.A.V) haber vermektedir. İsra Suresini ve ahir zamanla ilgili hadisleri tekrar tekrar okumak, ümitlenmek ve sorumluluğumuzu kuşanmak durumundayız... 


İstikbal ne şunun, ne bunundur; İslam’ındır! Yeniden adalet=barış=İslam olmadan kıyamet kopmayacaktır.


Hakk’ı tutanlara, hidayete erenlere, zulümle kavga edenlere selam olsun! İnecek İsa(a.s)’a, zuhur edecek Mehdi’ye, O’nun ordusuna selam olsun! Deccalın ordusuna lanetler olsun! “Hak gelince batıl gider...”


Vesselam.