Kudsü Şerif’le İmtihanımız

e-Posta Yazdır PDF

Birkaç günlük Kudüs ziyaretimiz oldu. Bununla ilgili duygu ve düşüncelerimi paylaşmak istedim.


Ümmet-i Muhammed’e emanet ve miras olan Mescid-i Aksa yüz yıldan beri tutsak…


Üç mescitten birisi olduğu, önceki kıblemiz olduğu, etrafının mübarek kılındığı, İsra ve Mi’raç mucizelerine mekan olduğu, durak olduğu, son Peygamber (S.A.V)’in tüm elçilere imam olup namaz kıldırdığı, tarih boyunca onlarca kez el değiştirdiği tahrip edilip, imar edildiği hususları bilinmektedir. Yine Kudüs’ün sadece Müslümanların elindeyken özgür olduğu, öteki din mensuplarının da kendi dinlerini serbestçe yaşayabildikleri biliniyor. Kudüs ne zaman haçlıların veya siyonistlerin eline geçmişse, ortaya zulüm ve fesat çıkmıştır. Ve son yüz yıldır(Osmanlı’dan sonra) önce İngilizlerin, sonra da Yahudilerin elinde esirdir. Siyonist israil, BM kararlarına aykırı olarak Kudüs’ü başkenti ilan etmiş, bu yetmiyormuş gibi, altından tüneller kazmak suretiyle “Süleyman Mabedi”ni inşa etmek amacıyla  Mescid-i Aksa’mızın yıkımına çabalamaktadır. Cuma namazlarına gitmek bile bir sorun ve tehlike haline gelmiştir. Birkaç ay önce Mescid-i Aksa’nın mihrabına kadar necis ayaklarıyla çıkabilmişlerdir. Mescid-i Aksa, Kudüs, Gazze, Filistin… Mübarek kılınmış toprak ve mescitler siyonistlerin işgali altında…

     

Mescid-i Aksa’yı emanet olarak bilen oradaki şuurlu Müslümanlar ellerinde sınırlı imkanlar ile direnmekte, nöbeti terk etmemektedirler. Ve tüm coğrafyalarda Müslümanlar olarak zilleti yaşıyoruz… Ümmet parça parça… Birbirimizle kavgadayız… Birbuçuk milyar nüfuslu Ümmet-i Muhammed(?!) onbeş milyonluk siyonizme karşı aciz, çaresiz… Elbette bu zulüm böyle gitmez. Ama bu zillete neden düştük? Çıkış nerede? Kurtuluş yolu nedir? Sorularının cevabını bulmak zorundayız. 

   

Kerim Kitabımız Kur’an’a baktığımızda bunların sebeplerini de çarelerini de görürüz. Özetle emredilen “tarik-i müstakim”den ayrılıp, batılıların yoluna sapmamızdan, onların velayetine girmemizden dolayı bu zillete düştük. Yüzümüzü (yönümüzü) tekrar Kur’an’a çevirirsek kurtulabileceğiz. Veli, vekil, nasir olarak Rabbimiz bize kafi değil mi? O’nun yardımını almadan, O’nun velayetine girmeden kurtuluş bekleyemeyiz. O’nun yoluna girerek, O’ndan yardım alabiliriz. Kıblemizi düzeltmeden yardım gelmez!.. 

     

Biz Kur’an’la, bize hayat veren Vahiyle yeniden canlanıp, ayağa kalkabiliriz. Yüzümüzü tekrar Vahye döndürürsek, terk ettiğimiz “tarik-i müstakim”e tekrar dönersek, kurtuluruz. Bize dost-düşman kriterini Kitabımız Furkan vermiyor mu? Umutsuz değiliz. Rabbimizden ümit kesemeyiz. Bu böyle gitmeyecek, siyonist zincirler kırılacak, siyonistler kaçacak delik arayacaklardır. Bizler de bu arada payımızı almaya gayret etmek sorumluluğundayız. Bakın, etrafımız kuşatıldı. Melhame-i Kübra’ya doğru hızla gidiyor gibiyiz.


Kur’an-ı Kerim’de İsra Suresinin ilk ayetlerini tefsirlerden çokça okumamız gerekiyor.  Bu ayetler ibret ve muştu dolu… Ümit varız... Üniversite yıllarımızda bir kitapta okumuştuk; önemli bir zatın keşfi olarak. 


“Siyonistlerin ilerlemesi Türkiye ile karşı karşıya gelinceye kadar devam edecek. Ondan sonra hak ettiği akıbetini görecek…” Efendimiz (S.A.V) de bu bizim için “güzel sonu” haberiyle müjdelemektedir.          Bize; “Mescid-i Aksa haçlıların işgalindeyken nasıl gülebilirim?” idealiyle yaşayıp, O’nu fethedecek bir “Selahaddin” lazım! O Selahaddin ki, namazla yeniden dirilip, ayağa kalkabileceğimize inanarak, fetih öncesi 7-8 yıl sabah namazlarında camilerin doldurulmasının tedbirlerini aldıktan sonra fethe müyesser olmuştur. Haydi namazla yeniden dirilmeye, ayağa kalkmaya, yeniden fetihlere…


Siyonizmi en iyi bilen ve onunla mücadele edenler Sultan Abdülhamid Han ve merhum Erbakan (cennetmekan) Hocamızdı. Her ikisi de siyonistlerin şerrine uğramışlardır. Onlar kazandılar, kaybetmediler… İ‘la-i Kelimetullah için çalışmak ne büyük kazanç ve nasiptir…


Kubbet-üs Sahra’nın dıştan kubbesinin etrafına Sultan Abdülhamid Han, “Kur’an’ın Kalbi” olarak vasıflandırılan Yasin-i Şerif’i yazdırmış… Bunun elbette bir hikmeti vardır.


Kudüs tarihine bakıldığında; hem dün, hem de bugün neredeyse dünya siyaset ve egemenliğinin merkezi(kalbi) konumundadır. Oraya hakim olan, dünyaya egemen gibidir. Orada yüz yıldır fesad(zulüm) egemendir. Yeryüzünde de fesad(zulüm) egemen…Fitne, katilden beterken, onu yeryüzünden kimler kaldıracak?


Efendimiz(S.A.V): “Vücutta bir et parçası vardır. O salahta olduğu zaman tüm organlar, vücut salahta olur. O fesatta olduğundaysa tüm organlar, vücut fesatta olur. O kalptir.” Buyurmuştur. Vahiyden uzak kalbimiz yüz yıldır parça parça ve şeytanın egemenliğinde.


Ümmet-i Muhammedin kalbinde fesad var, yüz yıldır… Haydi kalbimizden ve Kudüs’ümüzden, tüm yeryüzünden fitne ve fesadı def eylemeye… Kudüs’ümüzün zincirleri kırıldığında, tüm coğrafyalardaki zincirlerimiz kırılmış olacaktır.


Biz Müslümanların Kitabımızla mesafemiz çok. Biz Kur’an’a yaklaştıkça Mescid-i Aksa bize yaklaşacaktır. Şimdi biz Kur’an’dan uzaktayız; Mescid-i Aksa da bizden uzaklarda değil mi?


Mescid-i Aksa boynu bükük, mahzun olarak sanki gözünü dikmiş Anadolu’ya bakıyor. Biz niye duruyoruz öyleyse? Tüm peygamberler zalim tağutların zulmünü ortadan kaldırmak için ve tevhid(adalet) ikamesi için gönderilmiştir. Ve tarih bir bakıma Hak-Batıl mücadelesi tarihidir.

Kan akan Nil, Fırat, Dicle sana bakıyorken; Ne zaman ayağa kalkacaksın SAKARYA?!


Nil, Fırat ve Dicle tutsak iken, su yerine kan akıyorken; sana uyumak ya da oyunda oynaşta olmak yakışır mı SAKARYA?!


Mescid-i Aksa, Kudüs, Gazze, El-Halil (Hz.İbrahim, Hz.Davut, Hz.Yakup, Hz.Yusuf… lar(A.S))Siyonistlerin esaretindeyken ve Anadolu’nun etrafı da kuşatılmışken, ayağa kalkman gerekmez mi SAKARYA?


Ebrehe’nin “fil ordusu” Akdeniz’de! Firavun, Nemrut, Calut Müslümanlara meydan okuyor; günahlarımız nedeniyle… Ebabil kuşlarını mı bekleyelim? 


Anadolu Gençlik, Akıncılar, Alperenler, Ülkücüler, Nurcular, Süleymancılar, Türkler, Kürtler, Araplar, Farslar, Aleviler, Sünniler… Nedir bu didişmemiz, tefrikamız, kavgamız? Birbirimize şefkatimiz, siyonizme, zalimlere şiddetimiz nerede?!


İşte bayrak…İşte Tevhid Sancağı…İşte Vahdet! İşte Kimlik… İşte yol: İşte nizam, işte reçete… “Lailaheillallah Muhammed’ür-Resulullah…” Tüm dertlerimizin ilaçları bu adreste.

Ayrı ırklarımızla, ayrı coğrafyalarımızla, ayrı mezheplerimizle, ayrı cinslerimizle, ayrı renklerimizle biriz, beraberiz ve kardeşiz… Hepimiz Adem (A.s)deniz, üstünlük takvada! Kurtuluş yok deme; el ele tutarsak olur…


Bize, Mescid-i Aksa’ya gidenler, oraya “zeytinyağı” gönderenler, ribatlar lazım… Ama en çok da yeni bir “Selahaddin” bazım…


Haydi gasp edilen mirasımıza, emanetimize ulaşmaya, sahip çıkmaya…


Haydi yeniden barışa; yeniden adalete… Vahdete…


Rabbülalemimizin, parçalanan gönüllerimizi yolunda, rızasında birleştirmesi ve bizi yaşadığımız bu zilletten keremiyle kurtarması dualarımızla…