Barış ve Savaş

e-Posta Yazdır PDF

Dost kim? Düşman kim? Dostlukta barış, düşmanlıkta savaş var. İyi de bunun, dostluk ve düşmanlığın ölçüsü ne olmalı? Bizler elhamdülillah Müslümanlardan olduğumuza göre dost-düşman kriterimiz bellidir. Allah ve Resulünün dost dediğine dost, düşman dediğine de düşman olmamız gerektiği açıktır.


Dostlarımızı ve düşmanlarımızı tanımak zorundayız. Yoksa dostumuzu, düşmanımızı ABD, AB vb. tağutlara göre tanımlarsak şaşırır, Allah’ın düşmanlarını dost edinebiliriz. Zalimlerin safına düşebiliriz. Bu, aynı zamanda Allah’tan başkasını ilah, rab edinmektir ve şirktir. Bu ise en büyük zulümdür. 


“Küfür tek bir millettir.”


“Müminler Allah yolunda savaşırlar; kafirler de tağut yolunda savaşırlar…”(Nisa/76)


“Kim Allah sözünün en üstün olması için çalışıyorsa O Allah yolundadır.”(H.Ş)

Bu şuurdaki ecdad ne güzel demiş: “Hazır Ol Cenge İster İsen Sulhü Salah…”


İslamsız barış olmaz. Tarih gösteriyor ki, tüm farklı kimliklerin bir arada barış içinde yaşayabilmesi, ancak İslam’ın egemen olduğu zaman ve coğrafyalarda mümkün olabilmiştir. Çünkü İslam Allah’ın insanlar için gönderdiği tevhid, adalet ve barış nizamıdır. Cihad ise inançlara baskının ve zulmün önlenmesi için yapılır; dünyalık sağlamak için, sömürmek için değil… Kısaca dünya için değil, Mevla için yapılır.


Barış ve adaletin sağlanması için bunu gerçekten istemek yeterli değildir. Güçlü, kuvvetli olmaya da ihtiyaç vardır. Adalet taraftarları zayıf, zalimler güçlü ise barış yine sağlanamayacaktır. Ne yazık ki, kendi ayakları üzerinde duramayanların, savaşı önlemeleri de barışı sağlamaları da oldukça zordur. Allah’ın yardımı gelince her şey kolaylaşır… “Veli, vekil ve yardımcı olarak Allah yeter.”


Sevgiden barış, husumetten savaş çıkar. Rahman barışa, şeytan ve nefis ise savaşa/ateşe çağırır. (Bakara/208) Hangisine uyuyoruz?!


İslam kılıçla yayılmamıştır. 23 yıllık Asr-ı Saadet’teki savaşlarda toplam sadece 245 kişi öldürülmüştür… (Muhammed Hamidullah)


Zalimler cihad fikrini, inancını ortadan kaldırmak için, cihadsız bir İslam’ı üretmek için bu kutsal kavramı, terörizme indirgemeye, onunla özdeşleştirmeye çalışmaktadırlar.


Bu, din savaşlarının sürdüğünü göstermiyor mu?

Kimlikler ve kavramlar üzerinden kavgadayız. Çoğu zaman kimliklerimizi araç edinerek, istismar ederek amacımızı da gizleriz.


Her şeyin olduğu gibi, kimliklerimizin, değerlerimizin, kavramlarımızın da zamanla nasıl anlam kaybına uğradığını görüyoruz. 

Fıtratını bozan insan, en kutsal kimlik ve kavramları da bozmakta tereddüt etmemiştir… Niçin bu yola başvurulmaktadır? Gayrimüslimler, Müslümanlar adına ne cinayetler işliyorlar…


Aidiyetlerin farklılığı aslında tek başına çatışma nedeni değildir, olmamalıdır… Çünkü Allahu Teala, hepimizi sınırsız ilim, hikmet ve kudretiyle farklı yaratmıştır. Tanışalım, dayanışalım, yardımlaşalım, barışalım için işte ilke: “Kendin için sevdiğini/istediğini, insanlar için de sev/iste.”(H.Ş)


Hepimizi birbirimize muhtaç yaratmış, hiçbir şeye muhtaç olmayan(Samed)… Hepimiz topraktan, Adem(A.S) dan(Havva’dan) değil miyiz? Bunun içindir ki aramızda takvadan başka bir üstünlük nedeni de yoktur… 


Ne var ki, Habil ile Kabil, İbrahim(A.S) ile babası Azer, Nuh(A.S) ile oğlu Kenan, Lut(A.S) ile karısı, karısı ile Firavun… Ve son Peygamber(S.A.V) ile amcası Ebu Leheb birbirlerinin karşısında idiler…


Bu örnekler, birbirlerinin uzağı değil, yakınıdırlar…Hangi farklılık bunları karşı karşıya getirmiştir?! Bunlar, kavmiyetçilik güdülmesinin batıl olduğunu açıkça göstermekte değil midir?


Gerçekte kavga, söz(egemenlik) kavgasıdır. İnsanlara, servete hükmetmek kavgası: “Ben!” kavgası...

Bu, evden, ülkeden, uluslararası ilişkilere kadar böyledir. Dünyayı kan ve gözyaşına boğanlar ılımlı, radikal İslam’dan sonra “terörizm”i de üreterek, bize de benimsetmeye çalışıyorlar…


Bu “ben” firavununun disipline edilmesi, gemlenmesi, terbiye edilmesi zorunludur. Çünkü nefis doyumsuzdur, insanın gözünü ancak toprak doyurur. “Her ümmetin bir fitnesi vardır. Benim ümmetimin fitnesi, dünya malıdır.” “H.Ş.” “Dünya, tuzlu suya benzer; kanmak için içildikçe adamı yakar!”

Söz kavgasını bitirecek en yüce sözün sahibine teslim olmaktan(İslam) başka çare de yoktur. Çünkü gerçekte Melik O’dur. Egemenlik hak ve yetkisi sadece O’na aittir.(Tevhid)


-Dünyada 65 zenginin serveti 3.5 milyarın servetine eşitmiş! Adalet nerede?


“Bir kişiye dokuz pul, dokuz kişiye bir pul. Kurt yapmaz bu taksimi kuzulara şah olsa!”

“Seninki senin, benimki benim şeriattır.


Seninki senin, benimki de senin tarikattır.


Ne seninki senin, ne benimki benim Hakikattır, hepsi Allah’ındır. Hakikatini haykıran merhum N.F. Kısakürek’i rahmetle anıyoruz.


Yunus’umuzun da: “Mal sahibi Mülk sahibi, Hani bunun ilk sahibi? Mal da yalan Mülk de yalan, Var biraz da sen oyalan…” Hikmetli sözlerini ibretle anıyoruz…


 Bu bilgi, şuur ve imanın özümsendiği bir toplumda kavga olur mu?


Aslında her şey Allah’ındır. Bizdekiler O’nun emanetleridir. İmtihan gereği bu emanetlerden sorumluyuz. Riayet edenler kazanacak, hıyanet edenler kaybedecekler…

Fıtratımızda bencillik, haset, hırs, öfke, husumet vb. potansiyeli var. Diğergamlığı, kanaati, paylaşmayı, sevgiyi, saygıyı öne çıkartabildiğimiz ölçüde beden ülkemizde başlayan barış ve adalet dalga dalga yeryüzüne yayılarak, aranan “erdemli toplum”a ulaşılacak… “Nefsini arındıran kurtulur…” (A’la/14, Şems/9,10)


-“Nefsi emmareyle savaş, büyük cihad; düşmanla savaş, küçük cihad” sayılmış.(H.Ş)


Mevlana’mızın benzetmesiyle; Musa(A.S) da, Firavun da, buzağı da içimizde, bedenimizdeler. İktidar ve muhalefet mücadelesi içindeler./


Vahye tabi olmayan nefis, hevasına veya başkasının hevasına uyarak kulluk haddini aşar, azar… İlahlık taslamaya başlar: “Nefsinin hevasını ilah edineni gördün mü?”(Casiye/23)


Adalet ve zulüm arasında bir gel-git yaşıyoruz. O halde azgın nefsimizin disipline edilmesine, eğitimine ne kadar muhtacız… İyi de biz eğitim kurumlarını(tekke,zaviye) kapatalı ne kadar oldu? Peki bunlara ihtiyacımız yok mu?! “Efendim istismar ediliyordu” itirazları anlamsızdır. 


Doktorun hastasını, öğretmenin öğrencisini tacizleri; hastanelerin, okulların kapatılmasını değil, eğitimin ve öğretimin ıslahını gerektirir. İşte bunun için “önce ahlak ve maneviyat…”


Yoksa, giderek artmakta olan suçluluğu, huzursuzluğu azaltamayız… “Besmele” li eğitim ve öğretime ne kadar muhtacız!


İlahi kamera karşısındayız. Sözlerimiz, eylemlerimiz yazıcı melekler tarafından kaydediliyor. Ve ahirette kendi kasetimiz(kitabımız) önümüze konacak. Organlarımız da şahitlik edecekler. Bu bilgi, şuur ve eğitime tüm insanlık ne kadar muhtaç… Bilebilsek… Yapabilsek…


Dökülen kanlarımızın ve gözyaşlarımızın, İslam ağacının yeşermesine ve yeniden meyve vermesine vesile olmasını Allahu Teala’nın kereminden diliyoruz…