Biz ve Onlar

e-Posta Yazdır PDF

Biz ve onlardık. Onların inandığı değerler bizim için pespaye şeylerdi. Onlar gibi gülmüyor, onların güldüklerine de gülmüyorduk. Acılarımız farklıydı. Onların dilleri ile yalan kustukları noktada, bizim yüreğimiz kanardı. Onlar gibi giyinmemeye özen gösterirdik. Baktığımız noktalar farklı idi. Onlar bizim hep batımızdı, batılımızdı. Mekânlarımız farklı, kavramlarımız farklı, uyku düzenimiz farklı idi. Düşünde dünyamız, tepkilerimiz, hoşlandıklarımız, hatta kalp ritimlerimiz bile farklı idi. Kan gruplarımız tutabilirdi ama asla kanlarımız uyuşmazdı. Kıblelerimiz farklı idi bir kere. Biz, yerleri ve gökleri yaratan Rabbimizin emri ile Kâbe’ye dönerken yüzlerimizi, onlar yüzlerini ve kalplerini Washington ve Tel-Aviv’e çevirmişlerdi. Bizim için takvimler 1438’i gösterirken, onlar için 2016 idi. Bizde kanın akmasının yasak olduğu haram aylar vardı, onlarda ise akan kanın ayı olmazdı. Önemli olan akan kanın Müslümana ait olup olmadığı idi.  Biz, helalinden kazanır helaline harcardık. Helalde hesap, haramda azap olduğuna inanırdık. Onlar ise kazan kazan prensibini uygularlardı. Helal, haram ver Allah’ım derlerdi. Elbisenin değil kelimenin fazlasının israf olduğunu düşünürdük, onlar ise Afrika’yı doyuracak kadar parayı kozmetik malzemelerine harcarlardı. Biz, hep kazanırdık eskiden, ölsek de kazanırdık. Şimdi yaşarken kaybediyoruz. Onlar hep kaybederlerdi bizim nezdimizde. Çünkü kazananların ve kaybedenlerin tespit yerinin mahşer meydanı olduğuna inanırdık biz. Ama şimdi onlarında kazanabileceğine inanır olduk. Biz, hacı yağı kokardık, onlar ise parfüm. Biz, çatalı da bıçağı da sağ elimizde tutardık, onlar ise bıçağı sağ elle çatalı sol elle. Besmele ve Allah’a hamd etmek yemeklerimizin vazgeçilmeziydi, onlarda ise yemeği vereni akla getirmek yoktu. Anne babalarımız evlerimizin baş tacı idi, onlarda ise huzurevlerinin daimi ziyaretçisi. Biz ve onlardık ve öyle kalmalıydık.


Peygambere Kulak Değil, Gönül Vermeyince

Âlemlerin Rabbinin âlemlere rahmet olarak gönderdiği elçisinin Hadis-i Şeriflerine belki kulak vermişizdir ama gönül vermeyince bu hale geldik. Defalarca uyarılmıştık hâlbuki. Allah’ta uyarmıştı, Resulü de uyarmıştı.

1- Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur.

2- Abdullah b. Ömer’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim kendini bir kavme benzetirse, o da onlardandır.” ² 

3- Abdullah b. Amr diyor ki: “Rasulullah (s.a.v.) benim üzerimde boyanmış iki elbise gördü ve şöyle buyurdu: “Doğrusu bunlar kafirlerin giysilerindendir. Onları giyme.”³ 

4- “Yahudi ve Hıristiyanlara benzemeye özenmeyiniz.”  (Tirmizi, istizan 7, edep 41)

5- “Müşriklere muhalefet ediniz. Bıyıkları kazıyınız, sakalları koyuveriniz.” (Buhari, libas 64; Müslim, lahare 54)

Çizgi İnce, Durum Hassas

Daha birçok delil olmakla beraber şimdi sizin dikkatinizi Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’in bu konuda ne kadar hassas olduğuna dikkatinizi çekmek istiyorum. 


Ubâdetu’bnu’s-Sâmid radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) cenazeyi takip ettiği vakit, cenaze mezara konuncaya kadar oturmazdı. Bir Yahudi âlimi (bir gün) karşısına çıkıp: “Ey Muhammed, biz de böyle yaparız!” dedi. Bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm: “Onlara muhalefet edin! Oturun!” emrettiler!” [Ebu Dâvud, Cenaiz, 47, (3176); Tirmizî, Cenâiz, 35, (1020).]


Bu Hadis-i Şerif üzerine bugün mangalda kül bırakmayan biz Müslümanlara birkaç sözüm olacak. Can yakabilir ama çuvaldızı kendimize batırırsak başkalarını iğneye razı edebiliriz. Cuma’dan Cuma’ya camiye gelenlere değil bu sözlerim. Orucu sadece Ramazanlarda tutanlara da değil. Kur’an-ı Kerim’i mezarlık kitabı olarak görenlere hiç değil. Bu sözlerim Müslümanlık dedin mi ondan başka herkesi cehenneme odun görenlere, yaptığı ibadetlerden dolayı başkalarını kınama hakkını kendinde görenlere bu sözlerim. 


1- “Onlara muhalefet edin! Oturun!” diye emreden “Resûlullah’ın (aleyhissalâtu vesselâm) ümmeti olarak Allah’ın evi olan mescidlerimizi bodrumun en köhne yerine atan kapitalizmin merkezi AVM’lerde ne işimiz var? Oralarda gezip tozarken ve oradaki insanları kınarken onlardan olmadığımızı mı vehmediyoruz?1

2- “Onlara muhalefet edin! Oturun!” diye emreden “Resûlullah’ın (aleyhissalâtu vesselâm) ümmeti olarak nasıl oluyor da hilafetimizi ilga eden, âlimlerimizi darağaçlarına gönderen birinin resmini, biz kurduğumuz müesseselere asabiliyoruz? Nasıl olsa karşı duvardaki Ayetel Kürsi levhasının bizi temize çıkaracağını mı zannediyoruz?2


3- “Onlara muhalefet edin! Oturun!” diye emreden “Resûlullah’ın (aleyhissalâtu vesselâm) ümmeti olarak Müslümanca kullanma kılavuzu olmayan televizyonu nasıl evime sokarım? Hadi soktum, nasıl olurda onlara ait programları saatlerce izleyebilir, hatta üzerine yorum yapabilirim!3


4- “Onlara muhalefet edin! Oturun!” diye emreden “Resûlullah’ın (aleyhissalâtu vesselâm) ümmeti olarak ve ölümünde her an bizi bulacağına iman eden kişiler olarak nasıl oluyor da onlar gibi biriktiriyor ve onlar gibi stokçu olabiliyoruz? Allah için ver denildiğinde neden cebimizdeki akrep sayısında her geçen gün artma meydana geliyor?


5- “Onlara muhalefet edin! Oturun!” diye emreden “Resûlullah’ın (aleyhissalâtu vesselâm) ümmeti olarak nasıl oluyor da kızlı erkekli bir düğün icra edebiliyoruz?


Özümüze dönmeliyiz. Biz, biz olmalıyız. Onlara ait hayatımızda ne kadar emare varsa hepsini hayatımızdan çıkarmalıyız. Hacı yağı ile parfüm arasına sıkıştırılmış hayatlar yaşamaktan vazgeçmeliyiz. Türban mı başörtüsü mü sorulunca meydan yerine çıkıp tesettür diye haykırmalıyız. Vereceğimiz tepkileri bile onlar belirler oldu. İki kınama, bir ihtar, dört ‘’bak bir daha yapma ayıp oluyor’’ şeklinde tepkiler vermekten ve bildiri okumaktan daha fazlasını yapabileceğimizi onlara göstermeliyiz. Daha fazla canlarını yakacak tepkiler vermeliyiz. Kredi kartı kullanmamaya söz verelim, varsa alalım yoksa almayalım. Üç yamalı olmadan hiçbir elbiseyi kullanılmayanlar bölmesine almayalım. Daha az uyuyup daha çok okuyalım. Kendi mahallelerimizi kuralım, haramın girmediği mahalleler. Onların kitaplarının satılmadığı kitapçılarımız, onların isimlerinin anılmadığı sohbet meclislerimiz olsun. Kendi pistimizde, kendi figürlerimizi sergilemeyi öğrenmeliyiz vesselam.


Dipnotlar

1- Hûd Suresi 113. Ayet  2- Ahmed: 2/50-92, 7/142, Ebu Davud Libas: 4031  3- Müslim, Libas: 29-31, Ebu Davud, Libas: 8, Nesai, Zinet: 43