Mahrum Olduğumuz Mahremiyet

e-Posta Yazdır PDF

Cennete ve cehenneme gitmenin kolay olduğu zamanlarda yaşıyoruz. Kitle iletişim araçları sayesinde iyiliğe ve kötülüğe ulaşmanın kolay olduğu zamanlar… Attığınız bir tweetle binlerce insana faydalı olacağınız veya çektiğiniz bir video ile büyük bir topluluğun günahını yükleneceğiniz zamanlar… İyilik yapmak isteyenler içinde kapılar sonuna kadar açık, kötülük yapmak isteyenler içinde. 


Evet, yollar her zaman açıktı ama bu çağda bu yollar artık asfalt dökülmüş durumda. Yani isteyen istediği istikamette, istediği kadar hız yapma gücüne sahip durumda. İyiliği yaygınlaştırma adına da, kötülüğü yaygınlaştırma adına da yollar duble olmuş, çukurlar doldurulmuş, bütün engeller kaldırılmış durumda. İsteyen cami yapıyor, isteyen o caminin avlusuna faizli bankamatik dikiyor. İsteyen çarşaf giyip peçe takıyor, isteyen o peçe parçası kadar üstünü örtmeyi tercih ediyor. İsteyen helal olan aza razı oluyor, isteyen haram olan çoğa bile razı olmuyor. İsteyenin Kur’an kursları açıp eğitim verdiği, isteyenin ise dernekler adı altında ateistliği yaydığı bir zamandayız. Çizgilerin net olmadığı, Müslüman ve kafirlerin birbirine karıştığını, aradaki netliğin kaybolup flulaştığı zamanlar Müslümanlar için tehlikeli zamanlardır. Çünkü böyle zamanlarda kötülerin kaybedecek bir şeyi yoktur ama iyilerin kaybedeceği şeyi çoktur. 


Bu karma ortamların Müslümanlara verdiği en büyük zarar, mahremiyet duygusunu öldürmesidir. Çünkü küfrün istediği de budur. İslam dünyayı aydınlatmasın, biz küfrün griliğine razıyız derler. Böyle ortamlarda Müslüman koruması gereken mahremiyet alanlarını fertten başlayarak, aile ve topluma yaymanın çarelerini aramalıdır. yoksa mahremiyetimizi İslam standartlarına yükseltmedikçe camiye namaz kılmaya giderken daha kılmadığımız namazın sevabını yolda maruz kaldığımız haram bakışlarda bırakırız. Eğer bu ortamı düzeltmezsek eskiden yalnız başına izlemekten haya ettiğimiz sahneleri bugün ailece oturup izlediğimiz gibi, sonraları da bu sahnelerin evimizde çekilmesine engel olmayız. 


İnsan sayısının artasıyla mahremiyetimizin aşındığı üç alan göze çarpıyor: Telefon, televizyon ve trafik. Telefonun artık konuşmak dışında her şeye yaradığı, bizim için modern bir kelepçe olduğu, onunla uyuyup onunla uyandığımız aşikâr bir gerçek. Televizyonun ise senelerdir evimizin demir başı olduğu, kıblenin televizyona göre ayarlandığı, yüzlerin kıbleye değil de televizyona dönük olduğu, çocuklarımızın televizyonlara evlatlık verildiği, plan ve programlarımızın namaz saatlerine değil de televizyon dizilerine ayarlı yaşadığımızda görünen köydür. Trafik deyince de sadece arabaların gidip geldiği yollar değil de yayaların dolaştığı sokaklar ve caddeleri anladık mı mahremiyet alanlarımızın nasıl aşındığını anlamış oluruz. Fert olarak mahremiyetimizi telefonla, aile olarak mahremiyetimizi televizyonla, toplum olarak mahremiyetimizi sokaklarla kurşuna dizdiler. 


Oysa mahremiyet, onurlu yaşamak, hürmetli yaşamaktı. Oysa mahremiyet dokunulmazları korumak, kutsalı olmaktı. Oysa mahremiyet, özel alanları muhafaza etmek, özeli olan Müslüman olmaktı. Biz mahremiyeti muhafaza etmediğimizden, mahremiyette bizi muhafaza etmiyor. Yapmamız gereken mahremiyeti kendimizde, ailemizde ve toplumda bir daha yıkılmamak üzere ayağa kaldırmaktır.

Yatak Odası Mahremiyeti

Nur Suresinin 58. ve 59. Ayetlerinde Allah azze ve celle buyuruyor ki; 


“Ey iman edenler! Köle ve cariyeleriniz ve sizden olup da henüz büluğ çağına ermemiş çocuklarınız, yanınıza girmek için şu üç vakitte sizden izin istesinler: Sabah namazı öncesi, öğle vakti elbiselerinizi çıkardığınız zaman ve yatsı namazı sonrası sizin için üç mahrem vakittir. Bu vakitlerin haricinde yanınıza izinsiz girmelerinde ne size ne de onlara bir günah yoktur. Çünkü onlar sizin yanınıza sık sık girmek zorunda kalırlar, siz de birbirinizi sıkça dolaşırsınız. Ayetlerini Allah size böyle açıklıyor. Allah her şeyi hakkıyla bilen, her işi hikmetle yapandır.”


“Çocuklarınız büluğ çağına erdiklerinde, kendilerinden önceki büyüklerin izin istemeleri gibi, bu üç vaktin dışında yanınıza girmek için izin istesinler. Ayetlerini Allah size böyle açıklıyor. Allah her şeyi hakkıyla bilen, her işi hikmetle yapandır.”


Bedevi bir toplumu medeni bir toplum haline bu ayetler getirdi. Şimdi biz bu ayetlerden uzaklaştığımız için bedevilerden daha bedevi olduk. Çünkü nasıl ki, bilmediğini bilmeyen kara cahilse, bedeviliğini bilmeyen medeni olduğunu zanneden de bedeviden daha bedevidir. 


Yatak odasına mahremiyet getiren bir dinin mensuplarıyız. Orası bizim özel alanımızdır. Kendi çocuklarımız bile oraya izinsiz giremez. Çocuklarımızın izinsiz girmediği yere, misafirleri ev gezmesine çıkarıp yatak odamıza getirmeyiz. Yatak odamızın resimlerini sosyal mecraya servis etmeyiz. 


Çocuklarımız için bu durum böyle olduğu gibi bizim içinde geçerlidir. Anne babamız 90 yaşına gelmiş, biz de 50 yaşında olsak bile onların odasına izinsiz giremeyiz. Çünkü biz şu hadisi şerifi buyuran Peygamber aleyhisselam’a iman ediyoruz. 


Ata bin Yesar anlatıyor: Resulullaha (a.s.m.) bir zat gelerek sordu:


“Ya Resulallah, annemin yanına girerken izin isteyeyim mi?”

“Evet.” cevabını verince, o zat tekrar,

“Ama ben onunla beraber evde oturuyorum.” dedi.

Resulullah ise, “Ondan izin iste.” buyurdu.

O zat, “Ben onun hizmetini görüyorum.” deyince, Resulullah,

“Annenden izin iste, onu çıplak olarak görmek hoşuna gider mi?” diye sordu.

O zat, “Hayır” dedi. Bunun üzerine Resulullah,

“Öyle ise her seferinde yanına girerken annenden izin iste buyurdu.” (Muvatta, İstizan:1) 


Ah! İslam’ı bir anlasaydık. Ah! Şu İslam’ı bırakıp nereye gittik biz? Batının ideolojilerine nasıl mahkûm olduk? Onlara mahkûm olup nasıl mahremiyetimizden mahrum olduk? İnsana, aile, topluma en ince ayrıntıya kadar ayar veren, fıtratına döndüren şu dini bırakıp yama ideolojilerin, karma ortamların, kargaşadan başka bir şey vadetmeyen sistemlerin esiri nasıl olduk? 

Çocuk Odası Mahremiyeti

Ebu Rafi (r.a), Peygamberimizin (a.s.m) ahirete irtihalinden sonra kılıcının kabzasında bulunan bir sayfada besmeleden sonra şu hadisin okunduğunu bildirir: “7 yaşında erkek ve kız çocuklarının,erkek ve kız kardeşlerin yataklarını ayırın.” (Cem’ül-Fevaid, 1:139 ) 


Aynı mealde Müstedrek’te şu hadis-i şerif rivayet edilir: “Çocuklarınız 7 yaşına geldiklerinde yataklarını ayırınız.”( el-Müstedrek, 1:201)

Darekutni’de yer alan hadis-i şerifte ise bu yaş sınırı farklı bir şekilde bildirilir:“Çocuklarınız 10 yaşına gelince yataklarını ayırınız.” (Sünenü’n-Darekutni, 1:230)


Aliyyü’ül-Kari, “Çocuk 7 yaşında yataktan uzaklaştırılır” hükmünü verirken şu açıklamayı da getirir: “Yani annesinin,kız kardeşinin ve diğerlerinin yatağından uzaklaştırılır.Çünkü bu yaş; çocuğun,kadın ve diğerlerini ayırt etme yaşıdır.”


İmam Nevevi ise bu hadisleri yorumlarken şu hükümleri ifade eder: “Kız ve erkek çocuklar 10 yaşına basınca onların yataklarını anne,baba,kız ve erkek kardeşlerinin yataklarından ayırmak vaciptir.Erkeğin erkekle,kadının kadınla aynı yatakta yatmaları asla caiz değildir; her biri yatağın birer kenarında olsa bile...” (Feteva’n-Nevevi, s.215; İbrahim Canan, Hz.Peygamberin Sünnetinde Terbiye, s.309) 


Kafirler çocuk odası diye bir tabiri ürettiklerinde yıl 2010’ları gösteriyordu. Ama bundan 1439 sene öncesinde bu hadisi şerifler Medine sokaklarında yankılanıyordu. Çocuklara özel yatak tahsis eden bir medeniyetin çocukları, bugün çocuk katilliği ile anılıyorsa bu Kur’an ve Sünnet’ten uzaklaşmamızdan kaynaklanıyordur. Yatakları ayırın emri sadece oraya has olmadığını anlamamız için bilimsel deneylere ihtiyacımız yok sanırım. Sınıfları ayırın, okulları ayırın, eve misafir geldiğinde kadın ve erkekleri ayrı ayrı yerlerde ağırlayın diye anlamamıza ne engel olacak? Mahremiyetimizi koruduğumuzda gayrı meşru ilişkiler sonlanacak, daha iffetli bir toplum haline gelecek ve gömleklerimiz hep arkadan yırtılacaktır. 

Ev Mahremiyeti

Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): Erkeğin seferden geceleyin gelerek ailesinin yanına dalmasını onların hıyanetini anlamak istemesini yahut kusurlarını araştırmasını yasak etti. (Muslim, Emirlik, Bab 56, Hadis no: 184) 


Mahremiyet ihlal edilmesin diye insanı kendi evine bile girmesine kurallar getiren bu dini gerici olarak yaftalamaya çalışanlar herhalde ‘siz geriden bizi iterek ileriye taşıyın’ demek istiyorlar. Kadının saçının dağınık olarak kocası tarafından görülmesini istemeyen ve kadına değer veren, onun rencide olmasını istemeyen bir dini kadın düşmanı göstermeye çalışanlarda herhalde ‘değersiz kadınlarımızı sizin değerlerinizle değer katmak’ istiyoruz demek istiyorlardır. Kendi evine bile girerken kurallar koyan bir dinin başkasının ev içi mahremiyetine nasıl kurallar koyduğunu merak ediyorsanız buyurun: 


1- “Kendisine izin verilmeden bir perdeyi aralayıp da evin içine bakan kimse, muhakkak ki kendisi için helal olmayan bir sınıra girmiştir. Böyle bir durumda (ev sahibi olan) bir kişi tarafından gözü (ne bir şey atılıp da) kör olsa heder olur / hiçbir cezası yoktur.” (Macmazu’-zevaid,8/43)


2- İzin isteyip huzuruna çıkmak için müminlerden biri Allah’ ın Resulü’ ne geldi. Fakat yüzü kapıya dönük olarak durdu. Allah ‘ın Rasulü kapıya çıktığında onunla yüz yüze karşılaşınca şöyle buyurur.


“Yüzünü kapıya çevirme. Şöylece yan dur. Zira izin istemenin amacı izinsiz bakmamaktır.” (Zevaid, 8/43-44)


Biz İslam’ı kaybederek kendimizi kaybettik. Ailemizi, dostluğumuzu, çocuklarımızı, anne, babamızı, Ayasofya’yı, Kudüs’ü kaybettik. Mahremiyetimizi kaybedince bakacağımız yerleri, düşüneceğimiz fikirleri, söyleyeceğimiz sözleri kaybettik. Hayâmızı, edebimizi, insanlığımızı kaybettik. Mahremiyetten mahrum olunca her yere giren, her söz karışan, her şeye bakan tipler olduk. 

Sosyal Medya Mahremiyetleri

Bazı mahremiyet alanlarımız var ki, bunlar sonradan meydana geldi. Ama İslam genel ilkeler üzerinden hareket ettiği için burada da kuralları olmadığını düşünmek abes olurdu. Yani korkacak ve endişelenecek bir şey yok. Cep telefonu ve sosyal medyada da ilkeleri olan bir dinimiz var bizim. Bir ailenin her hususunun neredeyse mahrem olduğunu bilenler tabi ki koskoca bir pazar olan sosyal medyaya hanımıyla fotoğraflarını atmayacaktır. Damarlarındaki kanda erkeklik oranı azalmayan her şahıs hanımını kıskanır. Kıskandığı içinde onu başka gözlerin görmesine tahammül edemez. Ama kandaki erkeklik oranı düşük olanlar, hatta kalpteki imanlık oranı düşük olanlar için söyleyecek sözümüz yok. Ayrıca cep telefonlarının herkesin kendi mahremiyet alanı olduğunu bilmeliyiz. Kadın kocasının, koca eşinin telefonunu izinsiz karıştırmayı kendisinde hak olarak gördüğü takdirde çatırdayan bir aile ile karşı karşıyayız demektir. Hatta çocukların telefonu bile anne baba tarafından izinsiz karıştırılmamalı. Bu çocukları salmak anlamına gelmiyor muhakkak ama bir birey olarak çocuğunda mahremiyetinin ve özelinin olduğu unutulmamalı. Yediğimiz yemeklerin, evimizin içinin de mahremiyet alanlarına girdiğini unutmadığımız zaman, yediğimiz yemekleri sofraya servis etmeden önce sosyal medyaya servis etmemizin ne kadar yanlış bir iş olduğunu anlamış oluruz. Yüz kişilik bir pazara giderken tesettürüne dikkat eden birinin, uluslararası pazar olan sosyal medyada gelişi güzel davranması aklın onaylamayacağı bir şeydir, bırakın dinin onaylamasını.


Helal ve haram sınırlarının korunmadığı toplumlarda, hakikat ile batılın ayırt edilemediği mecralarda, tesettürle çıplaklığın karma hale geldiği sokaklarda ilk darbeyi yiyen mahremiyettir. Mahremiyetin aldığı darbeden sonra evlerimizde misafir, sokaklarımızda yabancı, camilerimizde turist, vatanımızda sürgünde yaşarız.