Başörtüsü Değil, Beden Örtüsü

e-Posta Yazdır PDF

Abdullah İbn-i Abbas (r.anhümâ), “Eğer benim devemin ipi kaybolsa onu Allah’ın kitabından bulurum” buyuruyor. Sahabenin Kur’an’a bakışını anlayabilmemiz için bu sözü ser levha yapıp evlerimizin, iş yerlerimizin, kalplerimizin duvarına asmalıyız. Evet, sözü söyleyende, söylenen sözde büyüktür. Bize olan yansıması ise daha büyüktür. Biz bugün devemizin yuları gibi basit bir şeyi kaybetmedik. Kendimizi kaybettik. Hayâmızı, edebimizi, imanımızı, Allah’a olan itimadımızı, kardeşlik bağlarımızı, takvamızı kaybettik. O kadar çok şey kaybettik ki, kaybettiklerimizi hatırlamayacak kadar çok şey kaybettik. Helal kazancımızı, eğitim anlayışımızı, fedakârlık duygumuzu, merhametimizi, tesettürümüzü kaybettik. Ama daha acısı, kaybettiğimiz bunca şeye rağmen sahabenin devesinin yularını bile bulmak için baktığı Kur’an’a biz dönüp bakmıyoruz. Acaba kaybettiğimiz bunca şeyi tekrar nasıl geri kazanırız diye Kur’an’ın sayfaları arasında yolculuğa çıkmıyoruz. Kaybettiklerimizi arama ihtiyacı hissetmiyoruz. Çünkü modern hayat kaybettiklerimizi bize hissettirmeyecek bir düzen kurdu veya kaybettiklerimizi hatırlatmamak için elinden geleni yapıyor. Arada kaybettiklerini bulma çabası içerisine girenlerde Kur’an’a bahanelerle yaklaşıyor. Kur’an’ın emirlerini Yahudi mantığıyla okumaya çalışıyor, sahabe mantığıyla değil.


Sahabe bir emir geldiğinde sorgulamazken, emrin başım üstüne derken, Yahudiler işi zora koşmak için ardı ardına sorular sordular. Bunun en bariz örneği Kur’an’ın ikinci suresi olan Bakara Suresi’nde kendini gösterir. Allah’ın bir inek kesin emrine cinsini, yaşını, rengini gibi ayrıntılara girerek yapmamak için çabalamak Yahudi mantığını gözlerimizin önüne serer. Ama aynı durum sahabe için söz konusu olduğunda bu tavrı görmezsiniz. Tesettürle ilgili ayet indiğinde Aişe annemiz durumu bize şöyle bildiriyor:


Nûr sûresinde “Kadınlar başörtülerini yakalarının üstüne taksınlar...” ayeti inince, onların sahabe erkekleri bu ayetleri okuyarak eve döndüler. Bu erkekler eşlerine, kız, kız kardeş ve hısımlarına bunları okudular. Bu kadınlardan her biri etek kumaşlarından, Allah’ın kitabını tasdik ve ona iman ederek başörtüsü hazırladılar. Ertesi sabah, Hz. Peygamberin arkasında başörtüleriyle sabah namazına durdular. Sanki onların başları üstünde kargalar vardı.” (Buharî, Tefsîru Sûre, 29/12 )


Sahabe mantığı ile Yahudi mantığı arasındaki fark. Rengi ne olacak, cinsi ne olacak, boyu ne olacak sormadılar. Allah örtünün dedi, onlarda örtündü. Çünkü onlar bu ayetlerden önce Âdem aleyhisselam ve Havva annemizin yasak ağaca yaklaşmaları sonucu ilk imtihanlarının tesettür üzerinden olduğunu okumuşlardı. Çünkü onlar settar olan Allah’ın yani örten Allah’ın, örtünmeyen kulları olunamayacağını biliyorlardı. Peki, biz bugün kaybettiğimiz bu teslimiyeti ve tesettürü Allah’ın kitabında arıyor muyuz? 


Sahi, tesettürün fıtri bir şey olduğu, yaratan tarafından insana kodlandığı aklımıza geliyor mu? Eğer tesettürümüze dikkat etmiyorsak kodlarımızla oynanmış bireyler olduğumuzu hiç düşündük mü? Utanmayı bilenlerin, tesettüre girebileceğini, tesettürsüz olanların hayâ damarlarında bir çatlak olduğu aklımızdan geçti mi? Toprağın altına canlı değil ölü birini koyarken bile tesettüre riayet eden bir dinin mensuplarının, canlı bir halde toprağın üstünde tesettürden yoksun olmasını ne ile izah edebiliriz? Mezarlıklara giderken üstümüzü başımızı düzeltme ihtiyacı hissediyor olmamızı ama canlıların yanına giderken tesettürden yoksun bir tavır sergiliyor olmamızın nasıl bir mantığa dayandığını kime, nasıl izah ederiz? 


Tesettür bizim için sadece bir fantezi mi? Sadece annemizden bize kalan bir mirasın adı mı? Yoksa Rabbimizin bize emrettiği ve başım gözüm üstüne deyip uygulayacağımız bir iman göstergesi mi? Tesettürü kaybettiğimizde neyi kaybettiğimizi, kazandığımızda neyi kazandığımızı idrak etmemiz bu kadar zor değil aslında. Çok basit bir formülle açıklayalım. Bakın ne buyuruyor Resulullah sallallahu aleyhi vesellem: 


“Ümmetimin fesada gittiği zamanda kim benim sünnetime sarılsa ona yüz şehit sevabı vardır.”( et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1:41 ). Sünnete sarılanın şehitlerle aynı kategoride değerlendirildiği bir yerde farz olan tesettürün hakkını verenlerin kimlerle, nerelerde olacağını tahmin etmek zor olmasa gerek. Ah keşke, bu ümmetin kadınları anlasalar değer olduklarını, değerli olduklarını ve o yüzdende onlara gözlerin değmemesi gerektiğini. Ah bir anlasalar Allah’ın Ahzab Suresi 59. Ayeti’nin hikmetini. Ne buyuruyor Rabbimiz: 


“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.”


Ah bir anlayabilsek açıldığımızda değil, örtündüğümüzde tanınacağımızı ve incitilmeyeceğimizi. Tesettürün hakkını verdiğimizde Allah’ın bizim hakkımızı koruyacağını bir anlayabilsek. Keşke, tesettürlü bir hayat yaşadığımızda Allah’ın bizi bağışlayacağını ve merhametiyle muamele edeceğini anlayabilsek. Keşke, tesettürün kimliğimiz olduğunu, nüfus cüzdanımızdan önce hangi dine bağlı olduğumuzu tesettürümüzle gösterebileceğimizi bir anlayabilsek. Keşke, tesettürün şahsiyetimiz olduğunu, bizimle insanların cinsiyetimizden dolayı değil de şahsiyetimizden dolayı ilgilenmesi gerektiğini bir anlayabilsek. Keşke, tesettürün izzetimiz olduğunu, tesettürlü olduktan sonra ezikliğe ve ezilmişliğe razı olunamayacağını bir anlayabilsek. Keşke, tesettürün kalkanımız olduğunu, onsuz düşman saldırılarına açık bir pozisyonda olduğumuzu, şeytanın bizi ilk yakalamak istediği cephemiz olduğunu bir anlayabilsek. Ah keşke, ah keşke…

Gözler Tesettürlü Olacak

“Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini korusunlar..” diye başlıyor Nur Suresi’nin 31. Ayeti. 


Mümin kadınların bedenlerini örtmeden gözlerini örtmesi gerektiğini, gözü dışarda olanın gönlüde dışarda olacağını gösteriyor bize bu ayet. Gönlünü harama kaptıranı da örtecek bir örtünün bulunmadığını söylememize gerek olmamalı herhalde. Gözleri açık ve bu yüzden her teklife açık ama bedeni kapalı tipler istemiyor Allah. Başka gözlerden bedenimizi koruduğumuz gibi, kendi gözlerimizi de başkalarının bedeninden korumalıyız. Niye mi, buyurun:


Ümmü Seleme Radıyallahu Anhâ anlatıyor: 

“Ben Resûlullah’ın yanında idim. Yanımda Meymune bint Haris de vardı. O esnada İbn Ümmü Mektum bize doğru geliyordu. (Bu vaka tesettürle emredilmemizden sonra idi) ve yanımıza geldi. Resûlullah bize:


“Ona karşı örtünün.” diye emretti. Biz: 


“Ey Allah’ın Resûlü! O, âmâ ve bizi görmeyen, varlığımızı tanımayan bir kimse değil mi?” dedik. Bunun üzerine Resûlullah: 


“Siz de mi körlersiniz, siz onu görmüyor musunuz?” (Ebû Davud, Libas 37, 4112; Tirmizî, Edeb 29, 2779; Kütüb–i Sitte, 10. cilt, s.233) buyurdu.

Sözler Tesettürlü Olacak

“Ey Peygamber hanımları! Siz herhangi bir kadın gibi değilsiniz. Eğer halinize layık bir takva ile korunacaksanız, yabancılarla câzibeli bir şekilde konuşmayın ki, kalbinde fesat bulunan kimse bir ümide kapılmasın. Konuşurken ciddiyet ve ağırbaşlılıkla söz söyleyin.” buyuruyor Ahzab Suresi 32. Ayetinde Rabbimiz. 


Ey Peygamber hanımları diye başlayan hitap bizi kandırmasın. Durumun ciddiyetini anlamamız için böyle buyuruluyor. Peygamber hanımlarının – ki analarımız onlar bizim- dikkat etmesi gereken bir konuya bir mümin kadın aman ne olacak diye yaklaşamaz. Sesimizi incelttiğimiz takdirde elbiselerimizi de incelttiğimizi anlamalıyız. Tesettür bizi daha ağır başlı ve takvalı konuşmaya itmiyorsa, bizi daha ciddi takınmaya yönlendirmiyorsa “vay o namaz kılanların haline” hitabı bizim için “vay o tesettüre girenlerin haline” şeklinde tecelli edecektir.

Yürüyüş Tesettürlü Olacak

“Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah’a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” diye bitiyor Nur Suresi’nin 31. Ayeti. 


Tık tık veya tak tak yürüyenlerin aslında “bak bak” diye seslendiklerini anlaması zor değil sanırım. Artık bir kadın topuklu ayakkabı giyebilir mi diye bir soru sormaya gerek yoktur herhalde. Ayak seslerine bile ayar koyan bir dinin, sallana sallana yürümeye, cazibeli bir şekilde dolaşmaya bir şey demeyeceğini düşünmüyoruzdur dimi?

Tesettürü Teşhir Etmeyeceğiz

Tesettürü teşhir etmekte nasıl olur diyorsanız, teberrücün ne demek olduğunu bilmiyorsunuz demektir. Teberrüc, ziynet ve kıyafetlerin dikkat çekecek şekilde ortaya dökülmesidir. Kıyafet ister çarşaf olsun, ister pardösü olsun, eğer onu da dikkat çekmek için kullanıyorsak şu hadisle karşı karşıya geleceğizdir.  

“Kadınların şerlisi kibirli olan ve teberrüc yapanlardır. Onlar münafıktırlar. Bu sebeple kadınlardan cennete girecek olanlar siyah kargalar içindeki alacalı karga gibi az olacaktır.” (Beyhaki, c. 7, s.82)


Münafıklık gibi ağır bir şeyle neden itham edildiğini söylemeye gerek yok. Hem örtüneceksin hem de daha fazla görünmek için çabalayacaksın ve bu çelişkiyi de meleklere ispatlayacaksın. Mümkün mü? Daha fazla görünmek için tesettüre girilmez. Tesettür bir aksesuar değildir. Bir teşhir malzemesi hiç değildir.

Taklit Olmayacak

“Kim bu kavme benzemeye çalışırsa ondandır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, Beyrut 1985, II/50)

“Kadınlara benzemeye çalışan erkeklere ve erkeklere benzemeye çalışan kadınlara lânet etti.” (Buhari, Libâs 61)


Bu sözler bir Hoca efendinin sözleri değil. Bir şeyhin, bir âlimin, bir köşe yazarının sözleri değil. Bir şairin, bir edebiyatçının sözleri değil. Yalan konuşmayan, âlemlere rahmet olarak gönderilmiş Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sözleri. Hani iman ettiğimiz, itiraz ettiğimiz zaman imanımızdan olduğumuz, cennete girmek için uymak zorunda olduğumuz Peygamber var ya, işte onun sözleri.


Şimdi üzerinde İslam kültürünü yansıtmayan bir elbiseyi giyebilir miyiz diye konuşalım. Ya da kadınlar pantolon giyebilir mi diye uzun uzun muhabbetler edebiliriz. Veya İngiliz bayrağının bulunduğu bir çarşaf İslam kıyafeti midir diye tez çalışması yapabiliriz. Hangi cinse benzediğimize de dikkat edeceğiz, hangi millete benzediğimize de. 

Kibir Katmayacak

Taktığımız başörtüsünün bizi başkalarının başının üstüne çıkaracağını düşünüyorsak büyük bir yanılgıyla karşı karşıyayız. Yaptığımız ibadetler bizim ahlakımızı güzelleştirmesi gerekirken daha fazla bozulmasına neden oluyorsa, o ibadetleri mahşer meydanında sağ tarafımıza değil sol tarafımızda buluruz. Namaz nasıl kötülüklerden alıkoyması gerekiyorsa, tesettüründe bizi daha fazla tevazu sahibi yapması gerekiyor. 


Başının üstünde Allah’ın ayetini taşıyan birinin dik kafalı, dik burunlu olması mümkün değildir. Müslümanlara karşı tevazu kanatlarımızı yere sermeyi bize telkin etmeli tesettürümüz. 

Kokun Alınmasın

“Her göz yabancı bir kadına bakarak göz zinası işlemiştir. Bir kadın da güzel kokular sürünerek erkeklerin yanından geçerse o da aynen bakan erkekler gibi zina etmiş gibidir.” (Tirmizi, Edeb, 35; Dârimî, İstizan, 27) 


“Kendisine buhur değen kadın sakın bizimle yatsı namazına katılmasın.” (Nesai, Zinet 37, 8, 154)


Bu hadisleri kalbi kararmış, aklı imanını örtmüş insanlar anlamayabilir. Toplumda ki tecavüzlerin, kadın cinayetlerin nedenlerinin bu kurallara uyulmadığından kaynaklandığını anlamayacak olanlara söyleyecek çok bir sözümüz yok. Kıymetli eşyaların kasalarda saklandığını, kokularının bile alınmaması gerektiğinin, kokusu alındığı takdirde kötü niyetli insanların kalbindeki fitnelerin harekete geçeceğini anlamak bu kadar zor değil aslında. Anlamak istemeyene ne anlatacak biri, ne de anlatacak söz bulunur. 


Bu kurallardan sonra bedenin tesettürünü açıklamaya gerek yok. Bu kadar ince ayarlara dikkat edecek bir kadının dikkat çekici renklerde, ince ve şeffaf olan, bedeni gösteren, vücut hatalarını belli eden, kaç kilo olduğunu ortaya çıkaran bir tesettürün uygun olmadığını anlaması gerekir. Son olarak cennete girmek isteyenlere değil, kokusunu almak isteyenlere Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in söyleyeceği var.


“Ateş ehlinden iki sınıf vardır, henüz onları görmedim: Yanlarında sığırkuyruğu gibi bir şeyler taşıyıp onu insanlara vuran insanlar; giyinmiş, çıplak kadınlar ki bunlar Allah’a itaatten dışarı çıkmışlardır. Bunlar, başkalarını da baştan çıkarırlar. Başları deve hörgücü gibidir. Bu kadınlar cennete girmek şöyle dursun, kokusunu dahi almazlar. Hâlbuki onun kokusu şu şu kadar uzak mesafeden duyulur.” buyurdular.” [Müslim, Cennet 53, (2857), 52, (2128).]