Utanmayın, Sıkılmayın, İnanıyorsanız En Üstünsünüz

e-Posta Yazdır PDF

Günümüzde Müslümanlar İslam’ı temsil noktasında da tebliğ noktasında da eksiklik göstermekteler. Tebliğ eksikliğimiz İslam’ın daha geniş kitlelere yayılmasına engel olurken, temsil eksikliğimiz Müslümanlarla beraber İslam’ın da yara almasına neden oluyor. O yüzden biz bir konuyu izah ederken, bir olayı anlatırken, kavramlarımızın üzerinde dururken İslam zarar görmesin diye İslam ve Müslüman kelimelerini birbirinden ayrı kullanmalı ve ayrı düşünmeliyiz. Çünkü yeryüzünde İslam’ı yüzde yüz temsil eden sadece Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemdir. Hiçbir sahabi, müçtehid, şeyh, hocaefendi, siyasetçi İslam’ı yüzde yüz temsil edemez. O yüzden bazı şeylerin İslam’da olması veya olmaması ayrıdır, bu işleri Müslümanların yapması veya yapmaması ayrıdır. 


Eğer olayları Müslümanlar üzerinden okursak başımızı öne eğecek hadiselerle karşılaşabiliriz. Ama söz konusu İslam’ın hükmü olduğu zaman yüzümüz kızarmaz, başımız öne eğilmez, utanıp sıkılmayız. Dinimiz utanılacak bir din değildir. Beğeniye sunulmuş bir dinimiz yoktur. Çağın dayatmalarından dolayı iptal edeceğimiz bir iman maddesi ve yürürlükten kaldıracağımız bir hükmü asla yoktur. İslam söz konusu olduğunda “bu zamanda konuşulmayacak” sözlerimiz yoktur. Kıyamete kadar sürecek bir dinin 2018’de veya 3018’de söyleyecek sözü vardır. Kâfirler beğenmiyor diye yontacağımız, üzerinde operasyon yapacağımız, şimdi sırası değil diyeceğimiz bir dinimiz yoktur. 


Birileri sosyal medya üzerinden, medya organları vasıtasıyla dinimizi ayıplı, kusurlu ve güncellenmeye gerek bir yapıda gösterse de, asıl ayıp ve kusurların gösterileceği mahşer meydanı çok uzakta değil. Ayıplı bir dinimiz asla yoktur. Ayıplı ve kusurlu bir Rabbimiz olmadığı gibi… Ayıplı ve kusurlu bir kitabımız olmadığı gibi… Ayıplı ve kusurlu bir Peygamberimiz olmadığı gibi…


Bu dinin sahibi Allah’tır. Hikmetsiz, yersiz, zamanını kestiremediği, eksik veya fazla bir işi asla yoktur. Neyi nasıl yarattıysa, neye nasıl hüküm verdiyse o en güzeli ve en doğrusudur. Ağrı dağı, Ağrı’da güzeldir. Nil nehri tam olması gerektiği yerdedir. Dünyada fazladan bir çakıl taşı bile yoktur. Yeri değişmesi gereken bir karınca da yoktur. Namaz günde beş defadır. Oruçta Ramazan’da tutulur. Haccı da aylara yayarak yapmayız. Ve biz Allah’ın verdiği herhangi bir hükümden dolayı başımızı öne eğmeyiz. Kravatlı ve takım elbiseli adamların karşısında da dinimizin tek ve doğru olduğunu söyleriz. Dinimizin hükümlerinin eksiksiz ve noksansız olduğunu söyleriz. O yüzden bizde hırsız hapse atılmaz, kolu kesilir. Bizde zina yapan biri evliyse taşlanarak öldürülür. Eğer içki içen bir adamsa falakaya yatırılır. Bunları söylemeye de çekinmeyiz. Çünkü biz Fatiha’sından Nas süresine kadar tek bir harekesinin yanlış olmadığı bir Kitaba iman ediyoruz. O Kitabın içerisinde eğer kadın belli şartlar dâhilinde, terbiye maksadıyla dövülür yazıyorsa bunu söylemekten çekinmeyiz. Kadınların tesettürü noktasında Kitabımızda ne yazıyorsa odur. Kadınların beğenisine sunulmuş bir dinimiz yok bizim. Kadınlar iman etsin diye propaganda yapacak bir peygamberimizde yok. Sakalı olan peygamberimizin, sakalından utanacak değiliz. Sarığı da, cübbesi de bizimdir. Misvağı bizimdir, O’nun her elbisesi, ayak bastığı yerler, saç telleri, vücudundan çıkan terler bizim için değerlidir. Bunları söylediğimizde modern olmamakla, yobazlıkla, geri kalmışlıkla suçlanmak umurumuzda olmaz. Çünkü biz birileri gibi zamanın ilerlemesi ile insanlığın ilerlediğini düşünenlerden değiliz. Biz ışığın kaynağından uzaklaştıkça karanlığın arttığını düşünenlerdeniz. Ve bu dünyanın ışığı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemdir. Onun asrı en kıymetli asırdır. O zaman diliminden uzaklaştıkça karanlığımızın arttığını ve kıyametin yaklaştığını biliyoruz. O yüzden bizim güncellemelerimiz geri doğru yapılır. Biz 14 asır öncesine dönmek için çabalarız. 

Evet, Müslümanların yaptığı yanlış işlerden utanırız. Cübbeden değil ama cübbeyi hocalığına alet edenlerden utanırız. Yamalı elbiselerden değil ama yamalı iman sahibi olmaktan utanırız. Kadınlarımızın örtüsünden değil ama her teklife açık olmalarından utanırız. Zinanın hükmünden değil ama zina eden biri olmaktan utanırız. Teknolojimizin düşüklüğünden değil, amelimizin düşüklüğünden utanırız. Ev hanımı olmaktan, evlerinizde oturun ayetinden utanmayız ama evine hanım bile olamayan birinden utanırız. Yetim kalmaktan utanmayız. Babası olduğu halde yetimlik çektirilen çocuğun yüzüne bakamayız. Aynaya baktığımızda kaşlarımızın bitişik olmasından utanmayız. Bitişik olmayan kardeşliğimizden utanırız. İmanı güzel olanı çirkin gösterecek bir aynanın olmadığına inanıyoruz çünkü. Bu din de, bu dinin sahibi olan Allah’ta, bu dinin peygamberi olan Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem de eksiksiz, hatasız ve kusursuzdur. O yüzden utanacaksa, sıkılacaksa, yüzü öne düşecekse bu Müslümanlar değil, kâfirlerdir.


Batı Utansın, Müslümanlar Uyansın


Yeryüzünde utanacak bir medeniyet varsa bu batı medeniyetidir. Batı kan ve gözyaşı üzerine kurduğu medeniyetini dünyaya ihraç etmeye başladığı günden beri ve aşağılık psikolojisine bürünen Müslümanlardan dolayı, İslam’ın hükümlerinden utanır olduk. Oysa tarih sayfalarını biraz karıştırdığımızda utanması ve sıkılması gereken Bizans’ın çocukları, müşrik artıklarıdır.


Çünkü biz insanları siyah veya beyaz diye ayırmadan, ırkına ve rengine bakmadan kucaklayabilmiş ve sömürmemiş bir dinin sahibiyiz. Onlar gibi gemiler dolu insanı Afrika’dan getirip kendimize köle yapmadık. Beyazların bindikleri otobüslere, yedikleri lokantalara, gittikleri tuvaletlere siyahları sokmayan Batılılardır. Milyonlarca kızıl deriliyi yersiz yurtsuz bırakan onlardır. Sırf rengi siyah diye insanları en aşağılık işlerde kullanmak batılıların marifetidir. Biz ise Habeşli, siyah olan Bilal’i, Allah’ın evinin damına çıkarıp orada Allah’ın en büyük ve tek büyük olduğunu ilan ettiren adamlarız. Veda hutbesinde “beyazın siyaha, arabın aceme” üstünlüğü olmadığını dünyaya ilan eden bir peygamberimiz var bizim. Batı ise siyah gördüklerine ikinci sınıf vatandaş değil, ikinci sınıf insan muamelesi bile yapmıyor. O yüzden utanması ve sıkılması gereken kâfirlerdir.


Çünkü onlar Allah’ın erkeklere emanet olarak verdiği kadınları daha fazla sakız, dondurma veya araba lastiği satmak için reklam filmlerinde meta olarak kullanıyorlar. Bunu yaparken de aslında kadının sakızdan, dondurmadan, araba lastiğinden daha değersiz olduğunu deklare ediyor. Kadını etinden ve sütünden faydalanılması gereken bir nesne gibi görüyorlar. Oysa biz kadının anne olması halinde ayaklarının altına cenneti seriyoruz. Üç kız çocuğu yetiştirene cennetin vacip olduğunu ilan eden bir dinimiz var bizim. Dünyada ki en hayırlı nimetin saliha kadın olduğunu insan hakları beyannamesi değil, bizim peygamberimiz buyuruyor. Canı sıkıldığında kadınları yakmaya teşvik eden batı medeniyetidir. Onlara isim vermeyen, kocası öldüğünde öldürülmesi gereken bir varlık gören bu Moğol sürüsüdür. Oysa İslam kadına inci muamelesi yapar. Onu kapalı kutularda muhafaza etme taraftarıdır. Utansın kâfirler, sıkılsın batılılar, uyansın Müslümanlar. 


Çünkü onlar yeni yaptıkları topları ve tüfekleri denemek için insan öldürdüler. Çok uzak değil, Fransızlar yeni yaptıkları topları ve tüfekleri Cezayirli Müslümanlar üzerinde denediler. Onlar Afrika’dan getirdikleri insanları köle olarak kullandılar ve tüneller yaptırdılar. Sonra ölünce de cesetlerini o tünellerde taş olarak kullandılar. Bunu da İtalyanlar yaptılar. Attıkları kimyasal silahlarla ve kitle imha silahlarıyla yeryüzünü ot bitmez, kervan geçmez bir hale getirdiler. Sadece yaptıkları iki dünya savaşında 100 milyon insan öldürdüler. Oysa bizim peygamberimiz yaptığı 63 savaşta 300 sayısını bulmayan insan öldü. Batıya dirilmek için giden öldü, bize ise öldürmek için gelen dirildi. Utanıp, sıkılacak olan biz değiliz. Ruhunu şeytana satmış, şeytanın bile artık korktuğu batılılar utansın, sıkılsın. Değişecek, dönüşecek, güncellenecek bir şey varsa bu batılılar ve onların tahrif edilmiş dinleridir. Hepsi İslam ile güncellenmek zorundadırlar.


Utanıp, sıkılacak olan anne ve babasını gazete ilanlarıyla satılığa sunan batılılardır. Anne babası yaşlandığında onlara “öf” bile demeyi yasaklayan bir dinin ne kâfirlerden öğrenecek bir maddesi, ne de utanılacak bir hükmü vardır. Değil mi ki bu kâfirler 18 yaşına gelen çocuklarını sokağa salıp git ne halin var diyor. Artık benimle bir alakan kalmadı, başının çaresine bak deyip çocuklarına işe yaramaz muamelesi yapıyor o yüzden utansınlar. Biz çocuklarımızı kabre girdiğimizde bile kapanmayan sevap defterinin yazıcıları olarak görürüz. 


Onların ibadethaneleri insanlara yüksekten bakmak için ve hayattan kopuk olduklarını ispatlamak için dağın tepesindedir. Oysa bizim ibadethanelerimiz olan camilerimiz tam şehrin göbeğinde, toplumla iç içedir. Evlenemeyen, kısır kafalı olan onların papazları ve rahipleridir. Bizim dinimizde evlenmek cihaddır, cihad. Bizim hocalarımız cennetten parsel parsel arazi satmazlar. Ama onların papaz ve rahipleri dini sömürü aracı olarak görüp cennetten arsa satmaya kalkar. Aynı kâfirler insanların günahlarını kendilerinin çıkartabileceğine inanacak kadar küstahtır. Oysa bizde Allah’tan başka günahları affedecek kimse yoktur. Bu kadar komik duruma düştükleri için onlar utansınlar. Onların başı öne eğilsin. Müslümanlar ise İslam’dan uzaklaşmakla kaybettikleri değerleri tekrar nasıl geri kazanırız diye uyansınlar. Uyur gezer olmasınlar. 


Onların yüzü kızarması gerekir. Çünkü biz ne zaman Kudüs’ü fethettiysek adalet ve huzur getirdik. Ama onlar Kudüs’ü işgal ettiklerinde atlarının ayaklarının boyu kadar kan akıttılar. Bizim Kudüs’e girmemizle ağlayan çocuklar güldü, sızlanan anneler derin bir oh çekti. Onlar Kudüs’e girdiklerinde gülen çocukları ağlattılar, kadınları dul bıraktılar ve onların namuslarını kirlettiler. 


Onlar arenalara gladyatörleri toplayıp, onların ölümünü izleyip zevk aldılar ama hiç utanmadılar. Oysa utanmalıydılar. Onların makyaj malzemelerine verdikleri parayla dünyada açlık sorunu çözülebilir ama onlar ar etmez bir yüze ve kararmış bir kalbe sahip olduklarından çocuklar açlıktan ölüyor. 


Biz Müslümanız ve utanacak biz dinimiz yok. İslam’ın hiçbir hükmü yüz kızartıcı değil. Hiçbir hükmü zamanla beraber eskimez ve yenilenmesi gerekmez. Kıyamete kadar kalacak bir dinimiz var bizim. Allah’ımız haşa zamanını kestiremeyen bir ilah mı? Bu zamanda internetin, teknolojinin bu kadar gelişeceğini bilmiyor muydu haşa? Bu dinin Allah’ın dini değişmez ve değiştirilmesi dahi teklif edilemez. O yüzden biz birilerine yaranmak için dinimizi veya dinimizi anlatan âlimlerimizi defe koyup çalmamalıyız. Allah kendisine iman etmemizi istiyor. Yeri geldiğinde gönderdiği dini utanmadan, sıkılmadan anlatmamızı istiyor. Propagandalara aldanmadan, kafirin karşısında aşağılık psikolojisine kapılmadan dik durmamızı istiyor. Dinini de, kitabını da koruyacak olan O’dur. O yüzden önümüzde iki seçenek var: Ya teslim oluruz, Müslüman kalırız ya da cehenneme kadar yolumuz var.