Büyükleri Küçültür, Küçükleri Büyültür İhlas...

e-Posta Yazdır PDF

İnsan iki yapının oluşmasından meydana gelir; beden ve ruh. Birinin olmaması insanın insanlığını yitirdiğini gösterir. Ruhu olmayan insanın, bedeni olması halinde mezara gömeriz. Bedeni olmayan bir canlıyı da göremeyiz ki, gömelim. İkisi aynı anda olması gerekiyor ki adı insan olsun.


Bunun gibi amellerimiz, duygularımız, hislerimizde beden ve ruh olarak ikiye ayrılır. Bedenin yapması gereken ameller, ruhun yapması gereken ameller vardır. Bedenin hissettiği duygular, ruhun hissettiği duygular vardır. İkisini bir arada yapabildiğimiz takdirde işlerimiz değer kazanır, duygularımızın gerçek duygular olduğunu anlarız.


Namaz bedenin yapması gereken bir ameldir. Bunun yanında o namazı huşu ile kılmak ruhun yapması gereken bir ameldir. Oruç tutmak bedenin yapması gereken bir ameldir. Bunun yanında tutulan oruca riya karıştırmamak ruhun yapması gereken bir ameldir. Zekât vermek bedenin yapması gereken bir ameldir. Verilen zekâttan sonra kibre kapılmamak ise ruhun yapması gereken bir ameldir. Uzayıp gidecek bu örneklerde dikkat etmemiz gereken ise bedeni olarak yapılan işler kontrol altında tutulabilen işlerdir. Yani namazı bedenen kılmak için yapmamız gereken bir ilmihal kitabından namazın kılınış şekline bakmak ve ne diyorsa yapmaktır. Namaz kılmama hastalığının ilacını bir kitap üzerinden giderebiliriz. Ama namazı huşu ile kılamama hastalığını bir kitabı okuyarak gideremeyiz. Bedeni hastalıkların ilacı kitapla, sohbetle giderilebilir. Ama ruhi olan hastalıklarımız daha sancılı ve zor bir süreçten geçer. Sürekli murakabe altında olduğumuzu, sürekli Allah’ın gözetiminde olduğumuzu ve her şeyin Allah’ın olduğunu bir an aklımızdan çıkarmazsak kalbi hastalıklardan kurtulabiliriz.


Allah’ın hazinelerinin geniş olduğunu ve adaletinde kıl kadar hata olmadığını sürekli düşünen biri zengin birini kıskanmaz. Bilir ki Allah’ın uygun gördüğü benim içinde uygundur. Çocuğu ölen biri bu işte bir yanlışlık olmadığını ve sabretmesi gerektiğini ancak bu duygulara hâkim olursa, yani Allah’ın yaptığı en doğrudur duygusuna hâkim olursa bu acının altından kalkar. Kişi Allah katında kimin ne durumda olacağını bilemeyeceğini bilirse, kimseye karşı kibirli davranmaz. Kalbi veya ruhi olan bu hastalıklar kitaptan okumakla uygulanabilecek şeyler değildir. Tevazu ile ilgili makaleler okunarak tevazulu olunmaz. İhlaslı olmak içinde kitap yeterli değildir. Daha fazlasına ihtiyacımız var.

Cevap: Allah’ın

Cennet kimin? Cehennem kimin? Namazlarımızı, oruçlarımızı kabul etme yetkisi kimin? İlmimizi, amellerimizi kabul etme yetkisi kimin? Sevaplarımızı kabul etme yetkisi kimin? Dünya kimin? Dünyanın içindekiler kimin? Din günü (Ahiret) kimin?


Cevabı; Allah’ın olan bu sorulardan sonra biz nasıl olurda yaptığımız işleri övünmek için yaparız? Nasıl olur da ne takvalı adam desinler diye namaz kılarız? Beşerin övgülerini nasıl olurda, Allah’ın cennetine değişiriz? Nasıl olurda ihlassız yaptıklarımızdan arta kalanın sadece yorgunluk olduğunu anlamayız? Nasıl olurda dünyayı elde etmek içinde Allah’a kul olmamız gerektiğini anlamayız? Nasıl olurda din gününde, mahşer meydanında yalnız Allah için yapılan amellerin kabul olacağını aklımızdan çıkarırız? Ne çok biliyor desinler diye ilim öğrenmek hangi selim aklın yapacağı iştir? Nasıl olurda Allah’ı unutarak tuttuğumuz oruçtan elimize sadece aç kalmanın geçeceğini düşünmeyiz? 


İhlassız yapılan hiçbir amelin kıymeti yoktur. Bu yüzden önce ihlaslı olmalı, sonra amelli olmalı. Amelin nasıl yapılacağını öğrendiğimiz gibi, ihlaslı nasıl olunacağını da öğrenmemiz gerekir. Yoksa âlim olmak, şehit olmak ve cömert olmak gibi büyük vasıflarla dünyada anıldığımız halde cehenneme yüz üstü atılabiliriz.


Resulullah Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz bir Hadis-i Şerif’lerinde şöyle buyururlar:


“Kıyamet günü, aleyhlerinde ilk hükmedilen insanlar şunlardır:


Birincisi; şehîd edilen kimsedir. O, Allah’ın huzuruna getirilir. Allah ona bahşettiği nimetleri anlatır. O da, bunları itiraf eder. 


Cenâb-ı Hak:

«–Öyleyse bunlara karşı ne yaptın?» diye sorunca adam:


«–Ya Rabbi! senin uğrunda şehit edildim.» der.


Allah Teâlâ buyurur ki:

«–Yalan söyledin! Sen, yalnızca korkusuz ve cesur denilsin diye harp ettin. Gerçekten öyle de denildi.»


(Sonra) onun hakkında emredilir ve ateşe atılıncaya kadar yüzüstü sürüklenir.


İkincisi; ilim öğrenen, başkalarına da öğreten, ayrıca Kur’ân okumakla da meşgul olan adamdır. O huzura getirilir. Allah kendisine olan nimetlerini anlatır. O da itiraf eder. 


Cenâb-ı Hak:

«–Bunlara karşı ne yaptın?» diye sorunca adam:

«–İlim tahsil ettim, onu başkalarına da öğrettim. Senin uğrunda Kur’ân da okudum.» der.


Allah Teâlâ buyurur ki:

«–Yalan söyledin! Sen ilmi, ancak âlim denilsin diye öğrendin; Kur’ân’ı da, ancak o kârîdir (kıraat ehlidir) denilsin diye okudun. Gerçekten, öyle de denildi.»


Sonra hakkında emrolunur ve ateşe, yani Cehennem’e atılıncaya kadar yüzüstü sürüklenir.


Üçüncüsü; Cenâb-ı Hakk’ın kendisini (imkân bakımından) genişlettiği, malın her çeşidinden verdiği adamdır. O getirilir. Allah ona verdiği nimetlerini anlatır. O da bunları itiraf eder. 


Cenâb-ı Hak:

«–Öyleyse bunlara karşı ne yaptın?» diye sorunca adam:


«–Hakkında infâk edilmesini emir buyurduğun hiçbir yol bırakmadım. Malımı ancak senin yolunda harcadım.» der.


Cenâb-ı Hak buyurur:

«–Yalan söyledin! Onları ancak, cömerttir denilesin diye yaptın. Nitekim öyle de denildi.»


Sonra hakkında emredilir ve Cehennem’e atılıncaya kadar yüzüstü sürüklenir.” (Müslim, İmâre, 152)

İhlas böyledir işte. Büyük büyük amelleri bir hiç eder. Küçük küçük amelleri ise Uhud Dağı kadar büyütür. Çünkü mesele ne yaptığın değil, kim için yaptığındır. Allah için olduktan sonra bir kediye su vermek insanı cennete koyarken, başkaları için olduktan sonra ölmek bile insanı kurtarmaz.


İhlas Ölçüleri

1- Yanında birileri varken namazlarını kaç dakikada kılıyorsun? Tek başına kaldığında kaç dakikada kılıyorsun?

2- Yaptığın iyiliği yaymak için fırsat kolluyor musun? Cümleleri evirip çevirip yaptığın iyiliği ortaya çıkarmak için uğraşıyor musun?

3- Yaptıklarını sadece Allah’ın bilmesi sana yetiyor mu? Yoksa medyada çıkmadığı sürece yaptıklarını yapmamış mı sayıyorsun?

4- “Ne derler diye” bir endişen mi var, yoksa “Allah ne der” diye bir endişen mi var?

5- Beraber yaptığınız bir işte arkadaşların övgü alırken senin isminin anılmaması zoruna gidiyor mu gitmiyor mu?


Bu sorulara da doğru cevapları verebilmekte ihlas gerektirdiğine göre, çok ince bir çizgi üzerinde yürümek zorunda olduğumuzu aklımızdan çıkarmayalım. İhlaslı olmak, ihlaslı olmakla mümkündür.