Her Açıdan Tesettür

e-Posta Yazdır PDF

Modern Müslümanlar olarak önümüze gelen soruları en başından almayı öğrenmeliyiz. Soruların cevaplarını en sondan başlayarak vermek bataklık kurutmaya değil sinekleri öldürmeye yarıyor. Kucağımıza bırakılan bombanın türünü, şeklini, etki gücünü ölçmeden önce neden bizim kucağımıza bırakıldığını sorgulamamız gerekir. 


Ne tür bir sorun olursa olsun bu yöntemin işletilmediği yani sorunun kökenine inilmediği her problem tekrar tekrar önümüze gelecektir. Hatta bu çoğu zaman daha fazla sorunla beraber gelecektir. O yüzden sorun çözme anlamında bir metodumuz olması gerekir.


15 Temmuz darbe girişimi neden oldu sorusuna sadece ajan bunlar demekle geçeceksek ve bu teröristleri bu duruma getiren süreci iyi okuyamazsak başımıza daha fazlası da gelecektir. Veya 15 Temmuz darbe girişimi engellendikten sonra Müslümanlar neden camileri daha fazla doldurmak yerine sanatçı bozuntularının konserlerini doldurmayı tercih ettiler sorusuna sondan başlayıp cevap veremeyiz. Meselenin kökenine inmeli ki ne bir daha darbe olsun ne de darbeler günahlara kılıf olsun.


O yüzden kullandığımız cetvel düz olmalı ki düz çizgiler çizebilelim. Diktiğimiz ağacı düz yetiştirmeliyiz ki gölgesi düz olsun. Sorularımızı düzgün sormalıyız ki doğru cevapları alalım. Yoksa yamuk cetvelle, eğri ağaçla ve yanlış sorularla ileriyi göremeyiz, bataklıkları kurutamayız.

Modern Kadının Problemi

Günümüz kadınının en büyük problemi ilk baktığımızda tesettür gibi duruyor. Burnunu göstermeye utanan ninelerin başını örtmeye utanan torunları çıktı meydanlara. Başörtüsünü saç örtüsü diye algılayan genç kızlar peydah oldu. Belinin aşağısına başının üstünden daha az değer veren bir nesil geldi de geçiyor. Sokaklarımızda başörtülü sayısının arttığını söyleyebiliriz belki istatistiksel olarak ama tesettürlü oranı arttı mı cevabı tam tersini söylüyor. 


Peki, nasıl başladı bu süreç? Buraya nasıl geldi kızlarımız? Neden bu nineye bu torun taksimi yapıldı? Giydiklerini gösterme hevesini tetikleyen şeyler ne? Meselenin başına dönmeliyiz, eğer bataklığı kurutmak istiyorsak. Bu sürecin başına döndüğümüzde üniversite önlerinde başörtüsü mücadelesi verenlerin bile yıllar geçtikçe nasıl evrildiğini görüyoruz. Bu evrilmeye onları iten ilk sebebin ise imani bir durum olduğunu söyleyebiliriz.


Ne yazık ki biz inandığımız Allah’a güvenmez olduk. O’nun kurallarının en iyi ve en güzel olduğunu, bizim için en hayırlısının O’nun bize tayin ettiği yasalar olduğunu artık düşünmüyoruz. Ama ‘ayet’ demiyoruz da ayet ‘ama’ diyoruz. Kur’an-ı Kerim’i sorgulanabilir, daha iyisi üretilebilir bir kitap olarak görüyoruz. Bunun kadınlar üzerinde tezahürü ise miras taksiminde, aile de yöneticiliğin erkeğe verilmesinde, erkekten izin alamdan hareket edememe de kendini gösteriyor. Belki uzun izahlarla bu durumların aslında kadınların lehine olduğunu söyleyebiliriz. Ama bu izahlara kalmadan kadınların bu ayetlere, bu Hadislere iman ediyor olması gerekirdi. Kocam dediyse komşu kadını dinlemem ben diyebilmeliydi kadınlar. Madem Allah bana bir hisse erkek kardeşime iki hisse verdi, ben senden razıyım sende benden razı ol Allah’ım diyebilmeliydi kadınlar. Evet, ben dört yıllık üniversite bitirmiş, yüksek ücretli bir işte çalışıyor olsam bile lise mezunu olan eşim evin yöneticisidir diyebilmeliydi kadınlarımız. Ama imani zafiyet farklı cümleler çıkardı ağızlardan. O yüzden tesettürün modaya döndüğü günümüzde tekrar eski haline dönmesi için kadınlarımıza iman aşısı yapmamız gerekir. İman aşısı yapılan kadın neden dışarı az çıkması gerektiğini, yalnız eşine güzel görünmesi gerektiğini anlatmadan anlayacaktır. Ama iman aşısı yapılmayan birine davulun sesi uzaktan hoş gelecektir.


Tesettürün modaya dönüşmesinde ki ikinci büyük etken Müslümanların sermaye sahibi olmasıdır. Banka hesaplarında ki paralarımızla beraber artmayan takvamız bizi bu hale getirdi. Aşırı dünyevileşme, dünyaya kazık çakma mantığı elbiselerimizi küçülttü. Ölmeyecek ve hesap vermeyecekmiş gibi yaşıyor olmak bizi daha fazla arzı endam etmeye zorladı. Ölülerinin bile kefene sarıldığı bir yerde dirileri örtememenin başka ne izahı olabilir ki? Dünya bizim olmasın demiyoruz belki. Fakirlik bizim yaşam biçimimiz olsun demiyoruz belki. Ama jipe binmek içinde illa pantolon giymek zorunda değiliz. Koca koca güneş gözlüklerinin o başörtüsünün altında ne kadar komik durduğunu fark edelim diyoruz. Afrika’da bir kabilenin bir aylık erzak parasını bir pardüseye, bir elbiseye, bir eşarba vermeyelim diyoruz. Dünyevileşme hastalığı dünyanın üzerinde yaşarken tedavi etmemiz gereken bir hastalıktır. Bu yüzden zordur. Ama işte tam da bu yüzden bu zamanda dünyevileşme kervanına katılmadan tesettürünü muhafaza eden kadına mücahide deniyor. Farz namazı kılan birine kimse mücahid veya mücahide demez. Aynı şekilde tesettürlü olmakta namaz gibi farzdır. Ama günümüzde geldiği pozisyonda her türlü etkene rağmen tesettürünü muhafaza edene mücahide demek zorunda kalıyoruz. Çok fazla kapıldık yalan dünyaya. O yüzden burada ki bakışları önemsedik. Daha fazla görünmek istedik. Daha fazla ilgi çekelim, hep biz konuşulalım istedik. Oysa ahiret endeksli yaşayabilseydik kimseler görsün istemezdik bizi. Çünkü biz Allah’ın, anne olmamız halinde ayaklarının altına cennet serdikleriydik. Kıymetliydik, korunmalıydık. Cam fanuslarda muhafaza edilmediydik. Güneş ışığı girmesin diye koyu koyu ambalajlara sarılmalıydık. Ama ah bu dünya yok mu? Aklımızı başımızdan alırken, başörtümüzü başımızda bırakmadı. Başörtümüzü bıraktıysa eteğimizi küçülttü.


Tesettürün modaya dönüşmesinde ki üçüncü büyük etken kâfirle aramızda fark görmüyor olmamızdan kaynaklanıyor. Onlara meyletmeyi bir afet saymıyoruz. Onlar gibi konuşuyor ve gülüyor olmak içimizi acıtmıyor. Hatta onlara benzemeyi övünç kaynağı sayar olduk. Onlarda düşen gardımızı çok iyi kullandılar. Artık büyük büyük silah fabrikaları yerine kadınlar için pantolon fabrikaları yapıyorlar. Bizleri o kadar düşünüyorlar ki denize tesettürle girmemiz için mayo bile üretiyorlar. Ve bunları hep biz daha sağlıklı olalım ve daha iyi gülümseyelim diye yapıyorlar. Yoksa ninelerimizin namusunda gözü olanların bizim namusumuzda gözü yok. Çünkü onları Çanakkale’den geçirmeyen biz değil çarşaflı ninelerimizdi. Bizi çanak antenlerle avladıklarını anlayamadık. Kandırıldık. Anlayamadık gemilerin bayrağından kime ait olduğunu. Anlayamadık askerlerin üniformasından kime ait olduğunu. Sahi modern Müslüman kimin bayrağı dalgalanıyor senin sırtında, kimin üniformasını giyiyorsun? Medine’de tesettür ayeti indiğinde başı açık bir saniye dolaşmayı ar sayan ensar kadınlarının üniformasını mı yoksa Paris moda haftasında sahne de boy gösteren kâfirin üniformasını mı?


Tesettürün modaya dönüşmesinde ki dördüncü büyük etken toplumun önünde duran liderlerin eşlerinin giyim kuşamlarının toplum tarafından örnek alınıyor olmasından kaynaklanıyor. Ne yazık ki bu liderlerin eşleri düzgün bir tesettüre bürünmediği için toplumda bulunanları da kendi peşlerinden sürüklüyorlar. Hakkı ve hakikati öğrenmeden, gerçek tesettürü öğrenmeden tesettürlü olduğunu sandıklarımızın peşinden kızlarımız heba oluyor. 

Tesettür Bize Ne Söyler?

Tesettür, kadına giden yolda kale kapısıdır. Nasıl kale kapısı olmadığında işgal edilme tehlikesi her an mevcutsa, tesettürü olmayan hanımlarda bu tehlike ile baş başadırlar. Tesettür, dokunulmazlık zırhıdır. Sadece mahremlerin şifresini bildiği bir mekanizmadır. Onun sayesinde toplum iffetini korur. Onun sayesinde evlerde huzur olur. Onun sayesinde geleceğimiz kurtulur. Tesettür yoksa bütün toplum tepetaklak olur. Tesettürlü bir kız sadece kendini değil toplumun namusunu kurtaran bir bekçidir. Erkekler onun sayesinde kendilerine çeki düzen verirler. Onun sayesinde gözler haramdan, toplum zinadan korunur. Tesettür, kadın için namazdan önce gelir. Tesettür, cinsiyetin değil şahsiyetin bir göstergesidir. İnsan olduğumuzun alametidir. İlk insanın imtihanının adıdır. Şeytanın planlarının ilk basamağıdır. Tesettürsüz bir hanıma her şeyi yaptırabileceğini biliyor şeytan. Kendini haram gözlerden korumayanın, namusunu, vatanını, dinini korumayacağını bilir şeytan. Müslüman kadının namahreme karşı gardıdır tesettür. O yüzden tesettür baş tacı yapılmalıdır. Tesettüre bürünen her hanım kalemizde yeni bekçidir. Tesettürden taviz veren ise bütün kaleyi işgale çağıran biridir.

Her Yerde Tesettür

Tesettür sadece dışarı çıkarken üzerimize aldığımız dış örtünün adı değildir. Tesettür sadece bez parçasına indirgenecek kadar basit bir şey asla değildir. Tesettür, topuklu ayakkabı giymemektir. Tesettür, ağzında sakızla cıyak cıyak etmemektir. Tesettür, yürümek ama ses çıkarmamaktır. Tesettür, bir kişinin değil milyonların olduğu sosyal medyada da zırha bürünmektir. Tesettür, bana bakma demektir. Tesettür, gülmeni birilerinin duymamasıdır.  Tesettür, bulunduğu kabın şeklini almamaktır. Tesettür, bu dünyada yanıp diğer dünyada yanmamaktır. Tesettür, akşamdan sonra dışarı çıkmamaktır. Tesettür, gece olan teravih namazına camiye gitmemektir. Tesettür, mitinglerde slogan atmamaktır. Tesettür, olmak ama görünmemektir. Tesettür, dikkat çekmemektir. Tesettür, öküzlerin bakmaması için tren görevi görmemektir. Tesettür, ben açarım onlar bakmasın dememektir. Tesettür, makyajlı olmamaktır. Tesettür, profil resmine kendini koymamaktır. Tesettür, güneş gözlüğü takmamaktır. Tesettür, başı deve hörgücü gibi yapmamaktır. Tesettür, dışarda rengarenk elbiseler giymemektir.

Tesettürün Ölçüsü

1- Tek parça olmalıdır. Etek ceket ile tesettür olmaz. Pantolonu konuşmuyorum bile. Denize girerken giyilen haşamadan Allah’a sığınırız. Başımızın üstünden topuğumuza kadar tek parça olacak bir örtü olmalıdır. Buna ister çarşaf deyin, ister pardesü deyin, ister ihram deyin fark etmez. Tek parça olsun bizim olsun.

2- Vücut hatlarını belli etmeyecek şekilde olmalıdır. Bel, kalça, göğüs hatlarının belli olduğu bir örtü tesettür değildir. Bunun en pratik ölçüsü hamile olduğumuzda ve kilolarımız artığında bunu tartıdan ve eşimizden başkası anlamıyorsa tesettürlüyüz demektir. Kilo alıp verdiğimiz herkes tarafından fark ediliyorsa genişletmememiz gereken elbiselerimiz var demektir. 

3- Renk konusu hakkında kesin bir kanaat olmamakla beraber âlimlerimiz ağırlıklı olarak siyah rengi vurgulamışlardır. Aişe annemizin, Medine tesettür ayeti ile karakargalara bürünmüştü sözü kulağımıza küpe olmalıdır. Sıcaklığın beyni kaynattığı bir yerde hanım sahabiler siyah giyiyorsa bir bildikleri vardır elbet. Onlarla aynı cenneti arzulayanlarında tercihleri siyah olmalıdır.