Tatil Var! Tatil Var!

e-Posta Yazdır PDF

Mecelle kanunlarından biri de ‘Su-i misal emsal olmaz’ kaidesidir. Yani hiç kimse mahkemenin huzuruna çıkarak “şu adam hırsızlık yaptığından dolayı bende hırsızlık yaptım” deyip ceza almaktan kurtulamaz. Bunu neden söylüyorum, çünkü Müslümanların bir kesimi yanlış örnekler üzerinden İslam’ı bir köşeye hapsetmeye çalışıyorlar. Ekranlar da uydurma Hadis okuyan birinden dolayı bütün Hadis-i Şeriflere uydurma muamelesi yapıyorlar. Veya kendi aklını ilah edinen birinden dolayı akıl kullanmayı yasaklı, cehennemlik bir iş gibi görebiliyorlar. Kur’an-ı Kerim’de ki onca akletmez misiniz ayetine rağmen. Bu durum dini anlama hususunda olduğu kadar sosyal hayatın içinde ki çoğu mevzuu içinde geçerlidir. Oysa eşya da asıl olan mubahlıktır. Et helaldir, eğer domuz eti değilse. Paranın çok olması kötü değildir, eğer faizden, rüşvetten, kaçakçılıktan kazanılmamışsa. Konuşmak normaldir, eğer gıybetsiz ve yalansız olursa. Yürümek, uyumak, gülmek, ev sahibi olmak, lüks bir arabaya sahip olmak sakıncası olmayan işlerdendir. Nereye yürüdüğünü, kaç saat uyuduğunu bilir ve haramlardan uzak durursan. 


Tatil yapmak mevzusu da bu mevzulardan biridir. Kimilerine göre Müslüman, tatil denen olgudan cehennemden kaçar gibi kaçmak zorundadır. Çünkü artık tatiller günah yuvalarının içinde yüzüldüğü, bütün mahremiyet kurallarının hiçe sayıldığı organizasyonlar olarak önümüzde duruyordur. Tatil deyince aklına beş yıldızlı oteller gelenler için bu tespite katılmamak haksızlık olur. Ama dedik ya su-i misal emsal olmaz. Birileri gittiği tatilinden yüksek puanlı günahlarla dönüyorsa, burada yapılması gereken tatili yasaklamak mı yoksa o adama tatili yasaklamak mıdır?


Tatil mubah bir iştir. Hatta güzel bir niyet ile beraber gittiğimiz tatilden yüksek puanlı sevaplarla dönebiliriz. Bunu yapabilmemiz için rehberimiz olan Kur’an-ı Kerim’in sayfalarına ve önderimiz olan Peygamber aleyhisselam’ın hayatına bakmamız gerekir. Bu cümlemden şu anlaşılmıyordur herhalde, tatil kelimesinin içinde geçtiği kaç ayet var ki? Veya Peygamber aleyhisselam tatile nereye giderdi sorusunun cevabını aramayacağız. Peygamber aleyhisselam ve sahabe tatili cihad meydanlarında yaptı yazıp bu konuyu burada kapatmak vardı ama anlatmak istediklerim yarım kalır. O yüzden anlatmak istediklerime devam ediyorum.

İslam öyle bir nizamdır ki yasakladığı ve emrettiği kurallar kıyamete kadar sürecek emir ve yasaklardır. Öyle bir nizamdır ki develerin ulaşım aracı olarak kullanıldığı zaman içinde aynı kurallar geçerlidir, hız ibresinin iki yüzü zorladığı arabaların kullanıldığı zaman içinde geçerlidir. Şimdi çöl şartlarında yapılan bir tatille, beş yıldızlı bir otelde yapılacak olan tatil arasında bir fark gözetmeksizin bir tatilde olması gereken kurallar dizinini sıralayalım. 


1. İsraf olmamalıdır. Üç günlük bir tatil için üç aylık maaşımız kadar borç yaptıran tatil, tatil değil kapitalizmin çarklarını yağlamaktır. Sadelik bizim imanımızın gereğidir. Bu sadelik sadece elbiselerimiz ve yemeklerimiz için değil tatilimiz içinde geçerlidir. Para harcamak mantığı ile yola çıkılan tatil banka kapılarında biter. İsraftan aldığımız günahın yanına bir faiz günahını ekledik mi gayet yüksek puanlı günahlarla tatilden mezun oluruz. Açık büfe konusunu israf konusunun dışında tuttuğum sanılmasın. Yemeyeceklerimizi almamız israftan daha çok aç gözlülüğümüzle alakalı bir durumdur.


2. Tatil biz de atalet yani tembellik meydana getirmemelidir. Yattıkça yatmak isteyen tiplerin rüyaları belki güzel olur ama hayatları kâbusa döner. Biz çalıştıkça daha fazla çalışmak isteyen bir ümmetiz. Bir iş bittiğinde yeni bir işe koyulmamızı Rabbimiz bize emrediyor. Müslüman yoruldukça koşmaya başlayan bir zihin yapısına sahip olmak zorundadır. Televizyonun karşısında muhallebiye dönmüş, tembelliği karakter haline getirmiş biri beş vakit namazı nasıl yerine getirsin? Tabi ki beş vakit namazı kılmayan biri tatili hak etmiş biri değildir.


3. Anne babayı ihmal ettiren şey değil tatil, umre bile olsa yapmayız. Anne babaya bakmak, onların gönlünü hoş tutmak, onların senden razı olmasını sağlamak farz bir ibadettir. Umre ise büyük bir sünnettir. Tatil ise mubahtır. Ve kaide bellidir. Farz sünnetten önce gelir. Farz mubahla kıyas bile edilmez. Anne babasını ihmal edip, bayram izni var deyip kendisini güneyin sularına veya başka yerlere atanlar girdikleri suyun su değil ateş olduklarını bilsinler. Allah azze ve celle kendi rızasını ve gazabını anne babanın rızası ve gazabına bağladığını bilen biri onları ihmal ederek tatile çıkmayı göze alamaz. Anne babam benden razı olsun, ben tatilimi cennette yaparım anlayışı bize hâkim olmak zorundadır. 


4. Tatile dinlenmek için gidilir daha fazla yorulup geri gelmek için değil. Şehrin kalabalığından kaçıp başka bir kalabalığa girmek, Müslümanın basiret ve ferasetine yakışmaz. O yüzden Müslüman, gideceği yerde az kalabalık olmasına, tefekkür edecek malzemesinin çok olmasına özen gösterir. Herkesin mecburi istikamet diye gittiği tatil beldeleri onun uğrayacağı yer olmaz. O, akıl sermayesinin ona boşuna verilmediğini bilerek hareket eder. Tatil deyince güneş, kumsal ve deniz üçlüsünden daha fazlasını aklına getirme salahiyetine sahiptir. O, bir dağ evinde bir köylüye de birkaç kuruş kazandırarak da tatil yapabileceğini bilen adamdır.


5. İbadetlerimizin aksatıldığı tatil de bizim tatilimiz değildir. Namazların aksadığı, Kur’an-ı Kerim’in günlerce açılmadığı, yetimin başının okşanmasının es geçildiği tatiller bizim tatilimiz değildir. Allah bizi kendisine ibadet edelim diye yaratmışken, biz eğer yaratılış gayemize ihanet edersek bunun bedelini ağır öderiz. İbadetler bizim hayatımız için gerekli soluklardır. Eğer onlar olmazsa ölü hükmündeyizdir. Ölünün de tatil yapmaya ihtiyacı yoktur.


6. Haramlara bulaşılmayan bir tatil olmalıdır. Haram değil tatil de cami de bile yasaklı bir iştir. Gözlerin harama kaydığı, içkili büfelerde oturulan, kumar oynanan otellerden rezervasyon yapılan her tatil cehenneme otostop çekmektir.


7. İlimin olmadığı hiçbir etkinlik bize ait değildir. Biz ilim ümmetiyiz. Kitaplarımızı almadan yola çıkmayız. Biz evde telefonu unuttuğunda telaşlanan değil kitaplarını unuttuğunda telaşlanan bir ümmetiz. O yüzden alim ziyaretleri yapılmayan bir tatil veya bol miktarda kitap okunmayan bir tatil pekte hayırlı bir iş değildir.

Bu maddelerden sonra o zaman tatil yapmayalım cümlelerini duyar gibiyim. Tatil yapalım ama onlar gibi tatil yapmayalım. Onlar kim mi? Bu sorunun cevabını aşağıda bulabilirsiniz.


Biz ve Onlar

Biz ve onlardık. Onların inandığı değerler bizim için pespaye şeylerdi. Onlar gibi gülmüyor, onların güldüklerine de gülmüyorduk. Acılarımız farklıydı. Onların dilleri ile yalan kustukları noktada bizim yüreğimiz kanardı. Onlar gibi giyinmemeye özen gösterirdik. Baktığımız noktalar farklı idi. Onlar bizim hep batımızdı, batılımızdı. Mekânlarımız farklı, kavramlarımız farklı, uyku düzenimiz farklı idi. Düşünde dünyamız, tepkilerimiz, hoşlandıklarımız, hatta kalp ritimlerimiz bile farklı idi. Kan gruplarımız tutabilirdi ama asla kanlarımız uyuşmazdı.


Kıblelerimiz farklı idi bir kere. Biz, yerleri ve gökleri yaratan Rabbimizin emri ile Kâbe’ye dönerken yüzlerimizi, onlar yüzlerini ve kalplerini Washington ve Tel-Aviv’e çevirmişlerdi. Bizim için takvimler 1438’i gösterirken, onlar için 2016 idi. Bizde kanın akmasının yasak olduğu haram aylar vardı, onlarda ise akan kanın ayı olmazdı. Önemli olan akan kanın Müslümana ait olup olmadığı idi.  Biz, helalinden kazanır helaline harcardık. Helalde hesap, haramda azap olduğuna inanırdık. Onlar ise kazan kazan prensibini uygularlardı. Helal, haram ver Allah’ım derlerdi. Elbisenin değil kelimenin fazlasının israf olduğunu düşünürdük, onlar ise Afrika’yı doyuracak kadar parayı kozmetik malzemelerine harcarlardı. Biz, hep kazanırdık eskiden, ölsek de kazanırdık. Şimdi yaşarken kaybediyoruz. Onlar hep kaybederlerdi bizim nezdimizde. Çünkü kazananların ve kaybedenlerin tespit yerinin mahşer meydanı olduğuna inanırdık biz. Ama şimdi onlarında kazanabileceğine inanır olduk. Biz, hacı yağı kokardık, onlar ise parfüm. Biz, çatalı da bıçağı da sağ elimizde tutardık, onlar ise bıçağı sağ elle çatalı sol elle. Besmele ve Allah’a hamd etmek yemeklerimizin vazgeçilmeziydi, onlarda ise yemeği vereni akla getirmek yoktu. Anne babalarımız evlerimizin baş tacı idi, onlarda ise huzurevlerinin daimi ziyaretçisi. Biz ve onlardık ve öyle kalmalıydık.


Tatil yapalım ama Müslüman olduğumuzu unutmadan yapalım. Namaz kılarken ki durumumuzu koruyarak tatil yapalım. Allah’tan kaçış olmadığını ama eninde sonunda Allah’a kaçılacağını bilerek tatil yapalım. Bize altın kâse de sunulan zehirlere aldırış etmeden tatil yapalım. Kapitalizmin dişlilerine yeni bir çentikte biz eklemeden tatilimizi yapalım. Allah’ı unutursak Allah’ın da bizi yok sayacağını bilerek tatilimizi yapalım. İslam coğrafyasında ki kanı unutmadan tatil yapalım. Bu dünyada çok gülenlerin diğer dünyada çok ağlayacağını bilerek tatilimizi yapalım. Bu dünyada midelerini şişirenlerin diğer dünyada aç kalacağını bilerek tatilimizi yapalım. Eee tatil var, tatil var…