Hayatı Ramazan Kılmak

e-Posta Yazdır PDF

Mülkün sahibi olan Allah’tır. O dilediğini alçaltan, dilediğini yükseltendir. Dilediğini dilediği şekilde yapandır. Ölçüyü o belirler. O’nun ölçüsünü kullanmayanlar iki dünyada da bedbaht olurlar. O’nun ölçüsünü kullananlar ise iki dünyasını da mamur ederler. Mülk O’nun olduğu için bazı zamanlara ve bazı mekânlara diğerlerinden fazla değer biçebilir. Müslüman da buna itiraz edemez. İçinde Kâbe’nin bulunduğu Mekke diğer yerlerden üstündür. Toprağında ticaret yapılmasa da, muz olmasa da, çilek bitmese de, türlü türlü meyvelerin bittiği bir ovadan üstündür. Mekke’nin bir metrekaresi bütün Konya Ovası’ndan üstündür, bütün yeryüzünden üstündür. Çünkü Kur’an-ı Kerim de Mekke’nin ismi geçerken ne Konya’nın ne Ankara’nın ne Bağdat’ın ismi geçmez. O yüzden Mekke büyüktür bütün dünya parçasından. Değil mi ki Mekke Allah’ın, değil mi ki yeryüzü Allah’ın. İstediğini istediğinden üstün tutar.

Bu kural zamanlar içinde geçerlidir. Haftanın günlerinden olan Cuma diğer günlerden üstündür. Daha sıcak veya daha yağışlı olduğu için değil. Daha az ölümün olduğu için veya daha çok insan o günde doğduğu için değil. Allah öyle istediği için öyledir. Bu kural mübarek geceler içinde geçerlidir. Kur’an-ı Kerim’in inmeye başladığı Kadir Gecesi ile diğer gecelerin bir olma ihtimalini dinimiz kabul etmediği gibi akıl da kabul etmez. Kur’an-ı Kerim, Kadir Gecesi’nde indirilmeye başladığı için mi bu gece mübarek oldu veya zaten Kadir Gecesi mübarek olduğu için Kur’an-ı Kerim o günde indirilmeye mi başlandı gibi sorulara kafa yormaya gerek yoktur.


 Zamanın ve mekânın sahibi olan Allah’tır. Termometreler aynı sıcaklığı gösteriyor olsa da, sabah namazı aynı dakika da kılınıyor olsa da, güneşin her zaman doğduğu yerden doğuyor olsa da Ramazan ayının ilk günü Şaban ayının son günüden üstündür. Ramazan ayı diğer aylardan üstündür. Bütün fiziksel özellikleri aynı olsa da bu kural böyledir. Çünkü Ramazan üstünlüğünü maddiyattan değil maneviyattan alır. O ay da fırınlar daha fazla pide çıkardığı için Ramazan üstün değildir. Üstünlüğünü şeytanın zincirlere vurulmasından, Kur’an-ı Kerim’in daha fazla okunuyor olmasından, Allah için tutulan orucundan, kılınan teravih namazından ve verilen sadakasından alır. Yoksa iki pide ile hiçbir zaman kıymet kazanmaz. O yüzden Müslümanın sadece Ramazan da değil her zaman da ilk bilmesi ve yapması gereken şey; Allah’ın değer verdiğine değer vermeyi öğrenmesidir. Ters taraftan Allah’ın değersiz gördüğünü değersiz görmesidir. 


Misafir Ramazan’dan Ev Sahibi Ramazan’a Geçmek


Ramazan’a değer verip vermediğimizin ölçüsü O’nu misafir mi ev sahibi mi gördüğümüzle doğru orantılıdır. Ramazan bizim önümüze konulmuş ve kendimizi test edebileceğimiz bir zaman dilimidir. Bu zaman diliminde yani şeytanların zincirlere vurulduğu bu zaman diliminde yapabileceğimiz ideal kulluk standardını belirleyebiliriz. Kaldıracağımız yükü test edebiliriz. Bir ay boyunca bıraktığımız sigarayı tekrar ağızımıza götürmemeyi bu ayda test edebiliriz. Kılmaya erindiğimiz namazların aslında kılınabilir olduğunu hatta üzerine birde yirmi rekâtlık teravih namazının kılınabileceğini biz bu ay da anlarız. Karnımızın açlığına rağmen sesimizi yükseltmediğimiz hanımımıza ve çocuklarımıza, tok karınla da ses yükseltmeden ömür sürebileceğimizi anlarız. Bir ay tuttuğumuz orucu, Pazartesi ve Perşembe de tutulabileceğini anlarız. Ramazan, bizim için yapamayız dediklerimizi aç ve susuz kaldığımız halde yapılabileceğimizin kanıtıdır. Ve asla gelip geçmemesi gerekiyor. O, bizim evin misafiri değil ev sahibi olmalıdır. Ramazan’dan sonrada Ramazan standartlarına göre yaşamalıyız ki ev sahibi olduğu anlaşılsın. Zaten Ramazan bizim için istasyon niteliğindedir. Bir senelik manevi azığımızı bu ay da depo edip bir daha ki Ramazan’a kadar ulaşma çabasıdır amacımız. Değil mi ki kıyamet kopana kadar Ramazan ayı hep olacak ama buna oranla insanlarda ölecek. O zaman biz Ramazan’ı ev sahibi kendimizi misafir görerek bir hayat yaşamalıyız ve hayatı Ramazan kılmalıyız. 


Sevabıyla Günahıyla Ramazan


İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: 

Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir.


Ramazan’ın durumu budur. Enflasyonu yüksektir, üzerine yatırım yapana çok kazandırır. Ramazan Müslümanlığının oluşmasında ki en büyük nedenlerden biri de budur zaten. Öyle ki bu ayda kazandıklarımızın bize on bir ay yeteceğini düşünüyoruz. Oysa bu sevap enflasyonu günah enflasyonu içinde geçerlidir. Şeytanlar zincire vurulduğu, insanların sadakalar verdiği, teravihler kıldığı, itikâfa girdiği, oruçlar tuttuğu, iftar sofraları kurup kardeşliklerini pekiştirdiği bir ay da eğer sen vaktini kahve köşelerinde, gıybet ortamlarında, müstehcen dizilerin karşısında buluyorsan günah enflasyonunun canavarına denk gelmişsin demektir. Bu ay da alacağın faiz diğer aylarda alacağın faizin yetmiş katıdır. Bu ay da yapacağın gıybet, konuşacağın yalan, oynadığın kumar, doldurduğun iddia, toto loto kuponu, baktığın haram diğer aylardakinden yetmiş kat daha fazla günahtır. Çünkü sen şeytanların bağlandığı bir zaman diliminde onların görevini icra etmeyi üzerine almış gibi davranıyorsun. Şeytanlar duruyor, sen durmuyorsun. Sevabın çokluğu yanında mayınlı bir arazide dolaştığımızın da farkında olalım. Ramazan da kazandıklarımızı yine Ramazan da kaybetmeyelim. 


Ramazan’ın Bayramı


Ev sahibi edindiğimiz ve günah olan enflasyon canavarına yakalanmadığımız Ramazan’ın bayramını neden Şevval ayında ifa ettiğimizi hiç düşündük mü? Şevval ayının madem orucu Ramazan da tutuyorsunuz bayramı da Ramazan ayının içinde yapın dediğini duyduk mu hiç? Duyamayız. Çünkü Ramazan’a kimin bayram olduğu Ramazan bitince anlaşılır. Ramazan da ki hayatını Şevval’in ilk gününden itibaren korumayı kendine söz vermiş olanlar bayramı hak edenlerdir. Yoksa çok şeker toplayanların bayramı değildir bu bayram. Oruç tutmayanların, teravih kılmayanların, ellerini semaya Müslümanlar için kaldırmayanların bayramı Ramazan değil glikoz bayramıdır. Ramazan’ın bizim için bayram olup olmadığı Şevval’den anlaşılır. Zilkaade’den, Zilhicce’den, Safer’den, Muharrem’den anlaşılır. Çünkü Ramazan sınavının sonuçları diğer aylarda açıklanıyor. Ramazan’da yaptıklarımızın kabul olup olmadığı Ramazan’dan sonra ki hayatımızın üzerinden değerlendiriliyor. Hayatı Ramazan kılanlar bayramı hak edenlerdir. Hem de on iki ay bayramı hak edenlerdir. 


Son sözler olarak birkaç yanılgıyı düzeltelim.


Oruç fakirleri anlamak için tutulmaz. Allah rızası için tutulur. Hikmetlerinden biri de fakirlerin halini anlamak değildir. Eğer öyle olsaydı fakirler oruç tutmazdı. Onlar oruç tutup kimin halini anlıyorlar?


İftar vermek sevabı çok olan bir iştir. Ama bu şov malzemesi olarak yapılmadığında ve sadece zenginler çağırılmadığında böyledir. Yetimlerin ve fakirlerin dışlandığı bir sofra iftar sofrası değil iftira sofrası olur. Pide yemek bir ibadet değildir.


Allah oruçlarımızı ve dualarımızı kabul etsin. Dualarımızda da bu kardeşinize her zaman yer versin. Dedik ya enflasyon yüksek. Payımızı isteriz.