Nefis Bir Terbiye Metodu

e-Posta Yazdır PDF

İnsanoğlu Allah’ın halifesi olmasına rağmen terbiyesi en zor olan varlıktır. Allah Azze ve Celle insanı Ahsen-i takvim yani en güzel bir biçimde yaratmış olmasına rağmen terbiyesi en zor varlıktır. İki hafta içerisinde en yırtıcı hayvanların bile eğitilip sirklerde oynatılması ama buna oranla iki yıl yatırım yapılan bir insanın terbiyesinde büyük kusurlar oluyor olması bunun en büyük kanıtıdır. İnsan bu dünyada Allah adına söz söyleyebilen bir varlıktır ama terbiye edilmediği takdirde bu sözcülük şeytan adına da olabilir. Terbiyesi zor olan insanı kim tarafından terbiye edilmesi gerektiği veya insan kendisine terbiye edici olarak kimi seçmesi gerektiği Fatiha Süresi’nin ilk ayetinde gözümüzün önüne seriliyor. Daha Kur’an-ı Kerim’in ilk ayetine kelime anlamlarından biri de terbiye eden olan Rabb kelimesi ile başlaması insanın kimi kendisine terbiye eden olarak seçmesi gerektiğini gösteriyor. Ve tabi ki Allah tarafından en ince ayrıntısına kadar terbiye edilip önümüze üsve-i hasene olarak konulmuş olan Peygamber aleyhisselam, Allah’ın terbiyesinin nasıl olduğunu, O’nun gücü ve kudretini bize gösteriyor. 


İlk Müslümanlar kendilerini Allah’ın kitabı ve gözlerinin önünde ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile terbiye ettiklerinden onlarda bizim yıldızımız konumundadır. Ve yeni icat yapmaya gerek duymadan kime, ne şekilde örnek alacağımız bellidir. Nereden başlasak da yol alsak diye uzun uzun düşüncelere gerek yok. O kutlu nesil nereden başladıysa veya nereden başlatıldıysa oradan başlamalı ve onların bastıkları yerlere basmayı kendimize ilke olarak benimsemeliyiz. İnen her ayetle kendilerini terbiye eden, yanlarında okunan her Hadis-i Şerif ile Ahsen-i Takvim basamaklarını tırmanan sahabe gibi yapmalı ve nefsimizi, ailemizi, toplumumuzu terbiye yolunda bizde ilerlemeliyiz.  

Nereden Başaladılar?


İnen ilk sürelere baktığımızda aralarında Müzzemmil Süresi’ni görürüz. Kendisine ağır bir yük olan vahyin yükleneceğini bildiren ayeti kerimeden önce bu ağır yükün altından Müslümanların nasıl kalkacağını bizi bildiriyor Allah Azze ve Celle. Ve buyuruyor k:


Az bir kısmı hariç olmak üzere gece kalk! Onun (gecenin) yarısı veya ondan (yarısından) biraz eksilt. (Müzzemmil Süresi 2. ve 3. Ayet)

Yani terbiye olmak isteyen nereden başlamalı sorusunun ilk cevabı: Uyku düzeni.


Nefsine sürekli mağlup olan, namaz kılmakta tembellik gösteren, Kur’an okuma noktasında aksaklık gösteren, tövbesine sadık kalamayan, faize bulaşmış olan herkesin başlaması gereken yer uykudur. Uykusunu sabah namazına göre ayarlayabilmiş olanlar namaz konusunda tembellik göstermezler. Sabah namazını kılabilmeyi başarmış bir nefsin diğer namazlarda zorlanmayacağı gün gibi ortadadır. Uyku düzenini ayarlayabilmiş, ömrünü uykuya vermemiş olanlar gerekirse çift mesai yapar ama faize bulaşmaz. Uykusunu disipline edebilmiş olanlar trafikte de rahat rahat yol alırlar. Açlıktan kaza yapan yok denecek kadar az iken uyku yüzünden kaza yapanları saymaya gücümüz yetmez. Uyku disiplini Peygamber ve O’nun yolundan gidenlerin Allah tarafından ilk terbiye edildiği mevzudur. Bizde bugün buradan başlamalıyız. Şeytanın başını önce uykumuzu terbiye ederek ezebiliriz. Bu ümmetin uyurgezerlerden elde edebileceği bir katkı yoktur. Uyku terbiyemiz şu şekilde olmalı:


1- Hasta ve yaşlı olmadığımız süre zarfında 6 saatten daha fazla uyumamayı kendimize ilke edinmek zorundayız. Çalışanın yol alacağı, uyuyanın rüya göreceğini unutmayalım. Ümmetin gözyaşı ve kanı aktığı sürece yataklarında sineklerin uçuştuğu bir mümin olursak bunu meleklere izah edemeyiz.

2- Aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmak vazgeçilmezimiz olmalıdır. Bu alışkanlık planlı bir Müslüman olmanın en önemli kaidesidir. 


3- Yatsı namazından sonra günü bitirmeli, sabah namazı ile güne başlamalıyız. Yatsıdan sonra uzun uzun çay fasılları sabah namazından sonra yatakta vakit geçirmek büyük ruhlu insanların uygulamadığı bir metoddur. Büyük olanın büyüklüğü yatsı ve sabah namazına olan tavrından belli olur.


Nasıl Devam Ettiler?


Uyku ile başlayan terbiye sadıklarla beraber olmakla devam etti. 


Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam O’na yalvaranları kovma! Onların hesabından sana bir sorumluluk; senin hesabından da onlara herhangi bir sorumluluk yoktur... (En’am Suresi 52. Ayet) ayeti ile beraber Peygamber aleyhisselam sadıklarla beraber olunması konusunda Allah tarafından ihtar edildi. Allah’ın terbiyesinde uyku düzeninden sonra uyku düzeni olan Rabbini zikredebilen adamlarla olmak gerektiği anlaşılıyor. Sadece bizim uyku düzenine sahip olmamız yetmez. Eğer çevremiz uyku düzenine sahip olmayan, Rabbi ile arası bozuk olan tiplerse bizimde rabbimizle aramızı açacaklardır. Sadıklarla ilgili terbiyemiz şu şekilde olmalı:


1- İnsanları Allah ile olan mesafelerine göre tasnif etmeliyiz. Bu tasnifin sonucunda da pozisyonumuzu ona göre belirlemeliyiz.


2- Kötü arkadaş edinenlerin iyi kalamayacağını aklımızdan çıkarmamamız gerekir. Aynı cins kuşların beraber uçtuğunu bilenler kötü insanların yanında iyilerin bulunmayacağını bilir.



3- Arkadaş tercihlerimizde sadece namaz kılıyor olmasına aldanmamalıyız. Sözüne sadıklık derecesi, emanete riayet hassasiyeti, hanımı ile olan ilişkileri gibi insanın kişiliğini ön plana çıkaran durumlar daha fazla dikkate alınmalı.


4- Arkadaşlıklarımızda ölçülü davranmayı başarmalıyız. Aşırı derece de soğukluk ve aşırı derece de sıcaklık durumları Müslüman için sakıncalı durumlardır. Birisinde soğuk algınlığı, diğerinde ateşli hastalıklar meydana gelebilir. O yüzden ilişkilerimize hatta bütün hayatımızda itidal duygusunu yitirmemeliyiz.

Nasıl Bitirdiler?


Mekke fethedildiği zamanda göklerden inen vahiy Allah’ın hem son ikazlarını içeriyordu hem de başarı durumunda insanın nasıl davranması gerektiği hususunda terbiye metodunu önümüze koyuyordu. Mekke fethedildiğinde nazil olan Nasr Süresi başarı durumunda nefis terbiyemiz nasıl olması gerektiği hakkında uyarılarda bulunuyor. Ne buyuruyor Rabbimiz bu süre-i celile de: 


“Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman ve insanların dalga dalga Allah’ın dinine girdiklerini gördüğünde hemen rabbini överek tesbih et O’ndan mağfiret dile gerçekten O, tevbeleri çok kabul edendir” buyuruyor. 


 Yani başarıyı kendinden bilmememiz gerektiğini, başarını havai fişekler atarak kutlamamız gerektiğini bize bildiriyor. Bizi her an gözetleyen Rabbimizi unutup başarıyı kendi nefsimize kesmenin nasıl bir mahrumiyet olduğundan bahsediyor bize. Ben ile başlayan cümlelerin olmaması gerektiğini, cümlelere Allah böyle nasip etti diye giriş yapılması gerektiğinden bahsediyor bize. 

Hulasa


Namazı kendi kafamıza göre kılamadığımız gibi, orucu istediğimiz saatte açamadığımız gibi, malımızdan biz istediğimiz ölçüde zekât veririz diyemediğimiz gibi nefis terbiyemizi ve metodunu da kendimize göre belirleyemeyiz. Metodumuzu bizi bizden daha iyi bilen rabbimiz ve O’nun peygamberi belirleyebilir. Özetini sunduğumuz bu tablonun içerisine Ayetlerden ve Hadis-i Şeriflerden daha birçok örnek koyabiliriz muhakkak. Sadece yola nasıl çıkmalı, yola kiminle olunmalı ve sonunda zafer gelirse nasıl davranmalı hakkında kısa bir yazı nefis terbiyemiz için yeterli olmaz, olmamalı. Namazı benden gördüğünüz gibi kılın buyuran peygambere uyarak nefis terbiyemizi de ondan gördüğümüz gibi yapmalıyız. Nasıl ki  Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Cebrail aleyhisselam’ın rahle-i tedrisatından geçtiyse bizde kendimize rahle-i tedrisatından geçeceğimiz bir mürşid yani terbiye eden bulmalıyız. Bu mürşid namazını tıpkı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gibi kılmalı, hayatı da onun hayatının kopyalayıp yapıştırılmış hali olmalı ki bizi irşad edebilsin. Bir tıp kitabını okuyup ameliyat yapılamayacağı gibi terbiye kitaplarını okuyup nefis terbiyesi yapılamaz. O yüzden yaptığımız bu üç tespit kişisel baz da yapılacaklardır. Asıl yapmamız gereken düştüğümüzde bizi kaldıracak, yanlışa kaydığımızda  uyaracak bir mürşid bulmaktır. Böylece tam anlamı ile sünnete göre bir nefis terbiye metodumuz olmuş olur. Ama dikkat etmeli bu mürşidin şu özellikleri muhakkak olmalı:

1- Sabah namazında camide ki safında yerini almalı.

2- Bir baba gibi talebelerinin üzerine titremeli.

3- Sadece ibadetler değil her alanda talebelerine yol göstermeli. Sehiv secdesini öğrettiği gibi, ekonomik anlamda nasıl davranılmasını gerektiğini, sandıktaki tercihine kadar her konu onun süzgecinden geçmeli. 

4- Kendisine değil Allah’a ve Resulu’ne çağırır bir pozisyonda durmalı.

5- Müslümanların sıkıntılarını tribünden seyretmemeli.

6- Bölen parçalayan değil birleştiren ve tevhid eden olmalı.

7- Kısır çekişmelerle ve gündemlerle değil kıyamete kadar değişmeyecek konular üzerinden irşad vazifesini görmeli.

8- Kâfire karşı izzetli, Müslümana karşı tevazu kanatları yerde olmalı.

9- Hakkınıda haddini de bilmeli. Ne kimseye boğun eğmeli ne de kimseden boyun eğmesini istemeli.

10- Doğru işler yapmaya çalışmalı ama tek doğrunun kendi olduğunu iddia etmemeli. Müslümanların arasındaki sevgi ve saygı temellerinin sarsıldığı noktada hiçbir tabelanın kıymeti olmadığını bilmeli.


Böyle mürşidi bulan bunu kaybetmesin, bunu bulamayan da bir şey bulduğunu zannetmesin.