Kendi İsmini Söyleyebilen Tek Organ: Dil

e-Posta Yazdır PDF

Allah Azze ve Celle Kur’an-ı Kerim’in Ahzab Suresi’nin 45. Ayeti kerimesinde Resulullah Sallahu Aleyhi ve Sellem’i neden gönderdiğini bize şöyle bildiriyor: Ey Peygamber, gerçekten biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı, korkutucu olarak gönderdik.

Uzun izahlara gerek olmadan yalın bir dille bize aktarılan bu ayet Resulullah Sallahu Aleyhi ve Sellem’in üç nedenle gönderildiğini bize bildiriyor.

1- Şahit

2- Müjdeleyici/Müjde veren/Teşvik eden

3- Uyarıcı/Korkutucu/Tehdit eden

Evet, O şahittir ve ahirette de şahitlik yapacaktır. Dünyayı bırakıp gittikten sonra dünyayı ne duruma getirdiğimize şahitlik yapacaktır. Geçmiş ümmetlerin peygamberlerine yaptıklarına şahitlik yapacaktır. Abdestli adam kim, ezana kim kulak vermiş bunlara da şahitlik yapacaktır. Dili salavatla ıslanmış olanlara da şahitlik yapacaktır.

Evet, O teşvik eder, müjde verir. “Her namazdan sonra otuz üç kere ‘sübhanallah’, otuz üç kere ‘elhamdülillah’, otuz üç kere ‘Allahü ekber’ derseniz, tamamı 99 eder. Yüzün tamamında da, ‘Lâilaheillallahü vahdehu lâ şerika leh, lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şeyin kadîr’ derseniz, günahlarınız denizin köpüğü kadar da olsa, affolunur”1 diyerek bizi tesbih çekmeye, namazın ardından kıldığımız namazı tefekkür etmeye teşvik eder. Veya “Kim ki üç tane kız çocuğu yetiştirir, güzel terbiye eder, evlendirir ve onlara iyilikte bulunursa, o kişi için cennet vardır”2 diyerek bizi çocuklar arasında ayrımcılık yapmamaya, kız çocuğunu hor görmemeye teşvik eder.


Evet, O tehdit eder, uyarır. “Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederek söylüyorum, içimden öyle geçiyor ki, odun toplamayı emredeyim, odun yığılsın. Sonra namazı emredeyim, ezan okunsun. Daha sonra bir adama cemaate imam olmasını emredeyim. En sonunda cemaate gelmeyen adamlara gidip onlar içindeyken evlerini yakayım”3 diyerek namaz kılmayanları, alnında secde izi olmayanları tehdit eder. Veya “Gözlerin zinası bakmaktır, dilin zinası konuşmaktır, elin zinası dokunmaktır, her nefis arzu eder ve iştahlanır. Ferc ise ya yalanlar ya da doğrular”4 diyerek karşı cinsle olan münasebetlerimizde sınırlar çizer ve bu sınırların aşınması sonucu başımıza gelecek olanlar konusunda bizi tehdit eder.

Şimdi hem teşvik hem de tehdidin içerikli olan şu Hadisi Şerife göz atalım.


Muâz b. Cebel (r.a)’den, dedi ki: Ey Allah’ın Rasulü dedim, bana beni Cennet’e girdirecek ve beni Cehennem’den uzaklaştıracak bir ameli bildir. 


Peygamber aleyhisselam şöyle buyurdu: “Büyük bir şey hakkında soru sordun. Bununla birlikte Yüce Allah’ın kolaylaştırdığı kimse için de şüphesiz ki o çok kolaydır. Allah’a, O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ibadet edersin, namazı dosdoğru kılarsın, zekâtı verirsin, Ramazan orucunu tutarsın ve Beyt’i haccedersin.                                                  


Daha sonra şöyle buyurdu: “Sana hayrın kapılarını da göstereyim mi? Oruç bir kalkandır, sadaka su ateşi nasıl söndürüyorsa günahı öylece söndürür. Bir de kişinin gece ortasında namaz kılması.” 


Sonra da şöyle buyurdu: “Sana işin başı, temel direği ve tepesinin zirvesini haber vereyim mi?” Evet ey Allah’ın Rasulü, dedim, şöyle buyurdu: “İşin başı İslâm, temel direği namaz, tepesinin zirve noktası da cihâddır.” 


Sonra şöyle buyurdu: “Sana bütün bunların esasını da haber vereyim mi?” Ben de: Evet, ey Allah’ın Rasulü, deyince dilini tutup şöyle buyurdu: “Buna gereği gibi hâkim ol!” Ey Allah’ın Peygamberi dedim, biz konuştuğumuz şeylerden dolayı da sorgulanacak mıyız? Rasulullah Sallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:


“Hay anan seni kaybedesice! İnsanları yüzüstü -yahut da burunları üzerine-Cehennem’e yıkan, dillerinin biçtiklerinden başka bir şey midir ki?5 dedi.


Nafile oruç tutmanın, sadaka vermenin, teheccüd namazı ile ilgili teşvikleri okuduğumuz hadisi şeriften dille ilgili tehdidi de anlamışızdır. Yapacağımız bütün faziletli işlerin ucunun dönüp dolaşıp dile bağlanıyor olması imtihanın ağırlık merkezini bize bildiriyor zaten. Dilini kontrol altına alamayanların dinini de kontrol edemeyecekleri gün gibi ortadadır. Yaptığımız bunca faziletli işi -ki bu işler biz söylemezsek kimsenin bilemeyeceği oruç, sadaka ve gece namazıdır- dilimizle heba edebiliriz. İnsanların bilmesini isteyip dilimizle bunları ifşa ettiğimizin anda kazandıklarımız oruç karşılığında aç kalma, gece namazı karşılığında uykusuz kalma olacaktır. O yüzden dilin kemiği olmayışı imtihanın büyüklüğünü görmemiz için yeterlidir.


1- Müslim, Mesacid: 146; Ebû Dâvud, Vitir: 2

2- Ebu Davud, Edep, 120, 121

3- Buhârî, Ahkâm 52, Ezân 29; Müslim, Mesâcid 251-254. Ayrıca bk. Tirmizî, Salât 48; Nesâî, İmâmet 49

4- Buhari, istizan, Baku Zina’l-Cevârih. VII/130. Müslim.. Kader, 2657 Ebu Dâvud. Nikâh, 2152; Ahmed b. Hanbel, Müsned. II / 317, 379

5- Tirmizî, Sünen, İman 8

Dilim Dilim

Dil, kendi küçük, imtihanı büyük bir organdır. Mühimmatı ses olan, söylediği ile dünyaları yıkan veya dünyaları yapandır. Kurşunda daha fazla kalıcı hasar bırakır. Bu hasarı da hiç iz bırakmadan bırakır. Dilin ne kadar etkili bir silah olduğunu buradan bile anlayabiliriz. 


Dil, kalbimizde ki imanın izharı için gereklidir. O, namazın kıraatı, haccın telbiyesi, Kur’an’ın okunması için gereklidir. O, hakkı haykırma, yanlışa müdahale etmek için vardır. O, hayır konuşmadığında susmak için vardır. O, serçe parmağımız gibi değildir. Kalbin kalibrasyon merkezidir. Kalbin doğruluğu dilin doğruluğuna bağlıdır. İstikamet üzere kalabilmemizin ilk durağı, iki dudak arasında ki dilimizdir. Dilim dilim şeklinde kullanıldığında cennete, kullanılmadığında ucu cehenneme çıkan bir köprüdür.


Dil, bıçak gibidir. Hayır işleri için kullanılabildiği gibi şer işlerinde de başını çeker. Gıybetin baş mimarı dilimizdir. Yalan, iftira onun başının altından çıkar. Ara bozuculuk, laf taşıma dilin maharetlerindendir. Kalp kırma, hakaret, küfür onun işidir.  Konuşulacağı yerde susmak, susulacağı yerde konuşmak gibi zamansız işleri de yok değildir. Pişmanlıklarımızın en büyük nedenidir.


İyisiyle kötüsüyle dil budur. İşte bu dili korumakta müminin imanından dolayı ayrılmaz vasıflarındandır. En son söyleyecek sözü, en son söylemelidir mümin. İki kulak bir dil verilmesinin hikmetini düşünüp çok dinlemeli az konuşmalıdır. Dilin önüne engel olarak konulmuş dudakları ve dişleri tefekkür etmeli ve laf ağızdan kaçmamalıdır. Kemiksiz yaratılmış dili kemikli bir şekilde kullanmayı becermelidir. Ağızındaki baklayı hiç çıkarmamalıdır. Sustuklarından daha fazla konuştuklarından pişman olduğunu hatırda tutmalıdır. Cebinde değil dilinde akrep varmış gibi yaşamalıdır. Küçük büyük demeden her şeyin yazıldığına iman eden biri hesapsız para harcamadığı gibi hesapsız da konuşmaz. Parasını sayarak harcadığı gibi kelimeleri de sayarak harcar. 


Kendi adımıza, tutarsak kurtulduğumuz bir organ hakkında çok konuşarak/yazarak aleyhimize delil biriktirmeyelim. Öyle bir susalım ki, her şeyi söylemiş olacak kadar susalım.