Nereye Gidiyoruzdan Daha Önemli Nereye Gideceğiz

e-Posta Yazdır PDF

İlk insan ve ilk Peygamber Adem Aleyhisselam’ın yaratılması ile başlayan imtihan süreci son insan, son nefesini verene kadar devam edecek. Ne bireysel baz da ne de Ümmet olarak imtihan dediğimiz sürecin kesintiye uğraması söz konusu değildir. Ya yoklukla, ya toklukla, ya kâfirle, ya münafıkla, ya darbeyle, ya medyayla, ya söz ile ya göz ile ve bunlar gibi sayısız imtihan çeşidi ile adım adım ölüme ilerliyoruz. Son nefesi verene kadar hiçbir şeyin kesin olmadığı şu dünyada en büyük görevimiz Müslümanca yaşamaktan önce Müslümanca ölmektir. Evet, Müslümanca yaşam ak bizim büyük görevlerimizdendir ama sonu Müslüman olarak sonuçlanmayan hiçbir hayatın nasıl yaşandığı ahiret için geçer akçe olmayacaktır. O yüzden ayaklarımızın Allah yolunda sabit kalması için, kalbimizin fitne ve fesattan beri olması için her daim dua etmeliyiz. O yüzden şeytanın araladığı o batıl yolların hiçbirinden girmemek için her an teyakkuz da olmalıyız.  

Ahir Zaman Be Kardeşim


Ahir zamanı yaşayıp yaşamadığımızı nokta atışı tespit etmek mümkün olmasa da kendi ömrümüzden geçen her saniye ile kendi ahir zamanımızı yaşadığımızın bilincinde olmalıyız. Müslümanca ölmeyi sarf bir dağ yoluna benzetirsek uçuruma düşmeden bu yolu tamamlamayı öğrenmeliyiz. Bu yolu gidebilmemiz için kontrollü bir heyecana ihtiyacımız olduğu kesin. Hem yolun sonunda ki ödül olan cennet ve cemalullah bizi heyecanlandırmalı hem de her an Müslüman olarak ölememe korkusu bizi kontrollü bir yaşam sürmeye itmeli. Ayağımızı hangi zemine bastığımızdan tutunda, yola ne kadar hâkimiz, yanımıza almamız gereken erzaklar nelerdir, yol bilgisine sahip miyiz gibi birçok soru cevaplarını bekliyor. Ayrıca yürüdüğümüz bu yolda bizden sonra çocuklarımızın ve yeni gelen neslin geleceğini düşünürsek ayak izlerimizin nereyi gösterdiğine ayrıca dikkat etmeliyiz.

Sapma Nasıl Başlıyor?


Bazen bir söz ile bazen bir hareket ile insanoğlu kendisini İslam’ın dışına atabilir. Düşünmeden kurulan cümleler, kutsalın alaya alınması gibi durumlar cehennemin yollarını gösteren tabelalardır. O yüzden neyi nerede konuştuğumuz, zamanı ve mekânı dikkate alıyor olmamız Müslümanlığımızdandır. Hayır konuşmak ve susmanın ahirete iman ile ilişkilendirilmesini şimdi daha iyi anlıyor muyuz? Sustuğumuz yer, konuştuklarımız, tavır ve davranışlarımız bilinçaltımızın bize telkinleridir. O yüzden ilk sapma fikri altyapımızdan kaynaklanıyor. Seneler önce dinlediğimiz bir video, okuduğumuz bir makalenin mezara girerken itikadımıza etki etmeyeceğini düşünmek bile başlı başına büyük tehlikedir. Sağlam bir akidenin tesisi, Allah’a ve Resul’üne kayıtsız şartsız teslimiyet, aklın nakilden sonraya bırakılması sapmayı engelleyecek en önemli etmenlerdir. Tabi ki bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunamayacağını asla göz ardı etmeyeceğiz. Kadim ulemanın o müthiş eserleri didik didik edilmeden doğru bir fikri altyapının tesisi neredeyse mümkün değil. Çünkü bilgide tek başına bazen yeterli olmayabilir. İhlas, takva ve amel ile bezenmeyen bir ilim oryantalistlerde de vardı. Ama onları cehenneme odun olmaktan kurtaramadı. O yüzden kimlerin ayak izlerini takip ettiğimize hayatımızın her döneminde dönüp dönüp bakmalıyız.

Her Çocuk


Doğan her çocuğun fıtrat üzere doğduğunu daha sonra anne babasının onu Hristiyan ve Yahudi yaptığı bize bildiren Peygamber Aleyhisselam’ı doğru anladık mı acaba?


Burada ki sadece bu iki tahrif edilmiş dine haiz bir şey midir? Yoksa dinimizin önüne geçirdiğimiz her ideoloji, her sapma bizi fıtratımızdan ayırmıyor mu?

Mesela her çocuk fıtrat üzere doğar daha sonra anne babası onu Türk veya Kürt yapar desek yanlış mı demiş oluruz? “Tanrı Dağı kadar Türk, Hira dağı kadar Müslümanız” diye slogan atan gençlere Üstad Necip Fazıl’ın dediği  “Ya Tanrı Dağı kadar Türksünüz Ya da Hira Dağı kadar Müslümansınız” derken bunu kastediyordu aslında. İslam’ın, Müslümanlığımızın önüne geçirdiğimiz her ideoloji, her fikir bir sapmanın başlangıcıdır. Fıtrata müdahaledir. 


Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Her çocuk fıtrat üzere doğar daha sonra anne babası onu kapitalist, Kemalist, faşist, emperyalist yapar desek yanlış mı demiş oluruz? Ve ya her çocuk fıtrat üzere doğar daha sonra abiler/ ablalar onu Gülenist yapar desek yerinde olmaz mı?


Kendi dünya görüşü İslam’ın dünya görüşü ile birebir örtüşmüyorsa namaz kılması ona ne fayda verebilir ki? Kıldığımız namaz Allah’ın istediği nizamın dünyada hâkim olması gerektiği fikrini bizde uyandırmıyorsa seccadeli spor olmadığını nasıl iddia edeceğiz?

Bütünü Kabul Etmeden Olmaz


Sapmanın baş gösterdiği diğer alan ise dini bütün olarak anlamaya yanaşmamaktan kaynaklanıyor. Bu iki türlü tezahür ediyor. Birincisi uygulamada bütünü almamaktan kaynaklanıyor. Yani çoraplarla camiye girmemeyi dindarlığın büyük göstergelerinden sayan cemaatin aynı hassasiyeti kredi kartı ile camiye girmemede göstermemesi diyebiliriz. İkinci tezahürü ise İslam’ın bilgi kaynaklarını bütün olarak kabul etmemekten kaynaklanıyor. Mesela Kur’an-ı Kerim’i kabul ettikten sonra aynı Kur’an-ı Kerim gibi tevatür yolu ile bize gelen Sahihi Buhari, Sahihi Müslim gibi hadis kitaplarını hiçe saymayı buna örnek gösterebiliriz. Kur’an-ı Kerim’i tek kaynak kabul edip Resulullah Sallahu Aleyhi ve Sellem’i postacı gören zihniyette buna örnektir. Peygambere itaat Allah’a itaattir emrine rağmen Sünnetleri olmayan, Hadis-i Şerifleri söylenmemiş saymakta buna örnektir. 


İslam’a girerken hepsinin kabul şartı aranırken İslam’dan çıkarken bir hükmünün reddi yeterli oluyor. Çünkü İslam’da hata yoktur. O’nun bir parçasında eksiklik olduğunu düşünmek tamamının öyle olduğunu söylemektir. O yüzden seneler sonra kabre Müslüman kimliği olmadan girmemek için bütünü kabul edip bütünü uygulanabilir olduğuna iman etmek gerek.

Buraya nasıl gelindi?


Anlamada ve uygulamada İslam’ın tamamı kabul etmeyen kişilerin geldiği noktaları düşündüğümüzde her gece yatağa girmeden önce tecdidi iman etmeli ve her daim korku ile titremeli. Kimi millete rağmen bu çeşit gâvurluğa az rastlanır biçimde devletin tankını, topunu, silahını o devletin sahibi olan halka doğrultması gelinen noktanın ürkütücülüğüne işarettir. Ve ya Adem Aleyhisselam’ın babasının olduğunu söylemek cüretinde bulunmanın seneler sonra insanı Darvizme götüreceğini kestirmek zor mu? Bu noktaya nasıl gelindi sorusu her Müslümanı tedirgin etmeli. Onlarda zamanında bir Müslüman gibi konuşup bir Müslüman gibi düşünüyordu. Ancak geldiğimiz nokta kendi dünyaları için başkalarının ahiretini yakmayı göze alıyor olmaları bize ne söylüyor acaba? 


Evet, bu noktaya bir video ile gelindi demeyeceğim, okunan bir makale ile de olmamış olabilir. Ama bunların bir nedeni var ve her Müslümanın bunlar ne ise bulup o noktadan şeytana geçit vermemesi gerekiyor. Bana sorarsanız nedeni kâfirlere meyletmeyin yoksa size ateş dokunur emrini göz ardı ediyor olmamızdan kaynaklanıyor.