Merhametsiz Asla

e-Posta Yazdır PDF

İslam’ın sahibi olan Allah Azze ve Celle’nin rahmeti gazabını geçmişken,


İslam’ın peygamberi olan Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem âlemlere rahmet olarak gönderilmişken,


İslam’ın kitabı olan Kur’an-ı Kerim Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile başlarken, bu Allah’a, bu Peygambere, bu Kitab’a iman etmiş mümin merhametten yoksun olamaz.

Çünkü o, bu Allah’ın kulu, bu Peygamberin ümmeti ve bu Kitab’ın okuyanı ve uygulayanıdır. 


Çünkü o, yüz rahmetinin doksan dokuzunu ahirete saklamış bir Allah’a iman ediyor.

Çünkü o, gördüğü bunca eziyete rağmen şefaat hakkını ahirete ertelemiş bir Peygambere iman ediyor.


Çünkü o, “De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin!” (Zümer Suresi 53. Ayet)  ayetinin yazılı olduğu Kur’an’a iman ediyor. 

Modern Zamanların Aşındırdığı Kavramlardan; Merhamet

Eğri ağacın doğru gölgesi olmayacağı gibi, düşünce yapısı altüst olmuş, kavramlar arasında kargaşalar yaşayan bir toplumundan da düzgün işler beklemek hatalıdır. Gündelik dilde özellikle televizyon ekranlarında sıkça duyduğumuz faizsiz kredi, alkolsüz bira, İslami demokrasi gibi kavramlarla adeta zihnimizle alay ediliyor. Zihnimizle alay eden bu müstekbirlere şu gerçekleri haykırmaktan çekinmemeliyiz. Bir şey faizsizse o kredi değildir, yok eğer bu kredi ise faizsiz değildir. Bir şey eğer alkolsüz ise o bira değildir, yok eğer bira ise alkolsüz değildir. Ayrıca İslam yama kabul eden bir din değildir. Ne demek İslami demokrasi! İslam önüne ve arkasına ek almayacak kadar hak, büyük ve yegâne dindir. İslam hiçbir ideolojinin yedek parçası değildir. İslam ya heptir ya hiç. Bizde ya tam Müslümanız ya değil. Müslümanın antikapitalisti de ılımlısı da olmaz.


Merhamet de aşınan bu kavramlardandır. Gece uyuyan çocuğunu namaza kaldırmayan annelerin en fazla istismar ettiği kavramlardandır. Tesettüre girmeyi reddeden kızların anneleri de aynı kavramdan bolca ekmek yemişlerdir. Günahların su gibi içildiği ortamlarda tavır gösteremeyen pasif Müslümanlar da sıkça kullanırlar merhamet denen kavramı. Oysa merhametten anlamamız gereken bu mudur? 


Esas merhamet; “Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrim Suresi 6. Ayet)  ayetini uygulayarak çoluk çocuğumuzun uykusunu bölerek onları namaza kaldırmaktır.


Esas merhamet; eli ayağı olmadığı halde namaz kılana acıdığımızdan daha fazla eli ayağı olup namaz kılmayana acımaktır.


Esas merhamet; “Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler” (Nur Suresi 31. Ayet) emrini kız çocuklarımızın uygulaması için senelerce çabalamak, gecelerce dua etmek ve çeşmeler gibi gözyaşı akıtmaktır.

Bizden Olmayana Merhamet

Enes bin Mâlik şöyle anlatıyor: Bir gün Hz. Peygamber’le birlikte oturuyorduk. “Birazdan yanınıza cennet halkından bir kişi gelecektir!” buyurdular. O sırada pabuçlarını sol eline almış ve sakalından abdest suları damlamakta olduğu halde, Ensar’dan bir kişi geldi.

Ertesi günü Hz. Peygamber bir gün önceki sözlerini tekrarladı. Aynı şekilde yine o kişi çıkageldi. Hz. Peygamber üçüncü gün de aynı şeyleri söyledi ve bu defa da yine o kişi geldi.


Hz. Peygamber kalkıp gittikten sonra Abdullah bin Amr İbnü’l-As o kişinin peşinden giderek ona: “Ben babamla münakaşa ettim ve üç gün onun yanına gitmemek için yemin ettim. Eğer müsaade edersen bu üç günü senin yanında geçireyim!” dedi. O zat da bunu kabul etti.


Abdullah onun yanında üç gün kaldı. Bu üç gün içerisinde adamın gece ibadeti yaptığını görmedi. Ancak adam yatağının içerisinde durumunu değiştirip bir yandan öbür yana döndükçe Allah’ı zikrederek tekbir getiriyordu. Onun bu durumu sabah namazına kadar böyle devam ediyordu. Ama bu arada Abdullah onun ağzından hayırdan başka bir şey işitmedi.


Üçüncü gün olduğunda, onda olağanüstü bir şey görememiş olan Abdullah adama şunları söyledi: “Ey Allah’ın kulu! Babamla aramızda herhangi bir anlaşmazlık yoktur. Onun evine üç gün gitmemeye dair söylediğim sözler de yalandı. Fakat Hz. Peygamber üç gün üst üste “Birazdan yanınıza cennet halkından birisi gelecektir” buyurdu. Onun bu sözlerinden sonra her defasında da sen geldin. Bunun üzerine ben de birkaç gün senin yanında kalarak seni cennet halkından yapan amelini öğrenip onları işlemek istedim. Fakat bu üç gün içerisinde de büyük bir amel yaptığını görmedim. Seni bu mertebeye hangi amelin ulaştırmış olabilir?”


O da: “Görmüş olduklarından başka bir amelim yoktur. Amellerim bundan ibarettir” dedi. Abdullah oradan ayrıldıktan sonra da adam onu çağırtarak şunları söyledi: “Daha önce de söylediğim gibi o görmüş olduklarının dışında bir amelim yoktur. Ancak şu var ki kalbimde hiç bir Müslüman için kötü bir niyet beslemediğim gibi Allah Teâlâ’nın kendilerine vermiş olduğu servet, makam ve rütbe gibi şeylerden dolayı da hiç bir Müslüman’ı kıskanmam.”


Bunun üzerine Abdullah: “İşte seni bu mertebeye getiren şey bu halindir” dedi. (Nesai, Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 166.)

Bu sahabinin Abdullah Bin Selam olduğuna dair rivayetlerde mevcuttur. 


Hadis-i Şerif’e dikkatli baktığımızda hiçbir Müslümana kin ve nefret beslenmediği, kötü bir niyet beslenmediği vurgulanıyor. Peki ya şimdi? 


Herkesin kendi vakfına, derneğine, teşkilatına, partisine, kliğine, hizbine Nuh’un gemisi muamelesi yaptığı günümüzde kim ve kime ait olduğunu ayırt edilmeden merhamet kanatlarımızı Müslümanların üzerine indirebiliyorsak, biz o Allah’ın kulları ve o Peygamber’in ümmetiyiz demektir. Yok, eğer biz hala Müslümanları ırkına, rengine, ülkesine, partisine, derneğine göre tasnif ediyorsak o büyük merhamet deryalarından bize bir damla bile düşmemiştir. 


Hayvanlara Merhamet


“Bir adam yolda, yürürken susadı ve susuzluğu arttı. Derken bir kuyuya rastladı. İçine inip susuzluğunu giderdi. Çıkınca susuzluktan soluyup toprağı yemekte olan bir köpek gördü. Adam kendi kendine: ‘Bu köpük de benim gibi susamış.’ deyip tekrar kuyuya inip, mestini su ile doldurup ağzıyla tutarak dışarı çıktı ve köpeği suladı. Allah onun bu davranışından memnun kaldı ve günahlarını affetti.”

Resûlullah’ın yanındakilerden bazıları:

“Ey Allah’ın Resûlü! Yani bize hayvanlar (a yaptığımız iyilikler) için de ücret mi var?” dediler. Aleyhissalâtu vesselâm:


“Evet! Her ‘yaş ciğer’ (sahibi) için bir ücret vardır.” buyurdu.” [Buhârî, Şirb 9, Vudû 33, Mezâlim 23, Edeb 27; Müslim, Selâm 153, (2244); Muvatta, Sıfatu’n Nebi 23, (2, 929-930); Ebû Dâvud, Cihâd 47, (2550)]


“Bir kadın, eve hapsettiği bir kedi yüzünden cehenneme gitti. Kediyi hapsederek yiyecek vermemiş, yeryüzünün haşerâtından yemeye de salmamıştı.” [Buhârî, Bed’ü’l-Halk 17, Şirb 9, Enbiya 50; Müslim, Birr 151, (2242)]


İki Hadis-i Şerif, iki kişi, iki sonuç. Biri cennet bahçelerinde diğeri cehennem çukurlarında… Biz Müslümanız. Her yerde Müslümanız. Her zeminde Müslümanız. Her zaman Müslümanız. Develerin şikayete geldiği peygamberin ümmetiyiz. En çok Hadis-i Şerif nakleden Ebu Hureyre’nin (Kedi Babası) ne anlama geldiğini bilen bir ümmetiz.


Eğer bu ümmet dünyayı idare etmeyi becerebilseydi değil aç çocuklar, aç köpekler, aç kediler olmayacaktı. Eğer bu ümmetin dünyada söz geçseydi sadece ağlayan anneler değil ağlayan develerde bile olmayacaktı. Eğer bu ümmet, ümmet olmanın hakkını verebilseydi sorunların çözümünü Cenevre de değil içimizde aramayı öğrenirdik. Ümmet olana kadar acılarımız devam edecek bunu unutmayalım.