Şimdi, Şimdi, Şimdi…

e-Posta Yazdır PDF

Çanakkale’den geçemeyen düşman çanak antenlerle evlerimizi işgal etti. İçki içmiyorduk belki ama içkili sahneleri evimize taşıdılar. Bankaların bulunduğu caddelere uğramıyorduk belki ama banka reklamları ile girdiler evimize. Gemilerine engel olduk ama kablolu, kablosuz ağlarına engel olamadık. Kodlarımızla oynadılar. Her şeyi onlar gibi düşünür olduk. Saç şeklimiz, giyimimiz, konuşmamız aynı oldu. İki farklı ülkenin askerleri üniformalarından ayrıldığı gibi bir Müslüman ile bir kâfir ayırt edilemedi. Bize kendi üniformalarını giydirmeyi başardılar. 


İmanın bedel istediğini unuttuk. Bedeli ödenmeyen bir şeyin elde kalacağı gibi boş hayallere daldık. Her yıl yapılan kendi gayri milli ama adı milli olan piyango çekilişinden sonra kazananların ismi en zenginler kulübünde hiç yer almadı. Çünkü alın teri olmadan kazanılan paranın ömrü kısa vadeli olur. Aynı bunun gibi bedeli ödenmeyen, bedelinin ödenmesine razı olunmayan bir iman bizi cennete nasıl götürür?  Yazın sıcağında bizi tesettüre sokmayan,  herkesin kendini çıplak bile denmeyecek bir durumda sahillere atarken ben cennet havuzlarında yüzeceğim diyemeyen iman iddiası yavan kalmaz mı? İman ettim demek bu dünyanın en iddialı cümlesidir. Çünkü iman ettim derken aslında ben bu dakikadan sonra ömrümü boşa değil beşe ayıracağım diyoruz. Artık bu gözler harama kaymayacak, boş laf bu ağızdan çıkmayacak, bu mideye haram lokma girmeyecek diyoruz. İman ettik dedik mi, artık ben yok, benim fikrim yok, bence yok, Allah var, Allah’ın dini var, Allah’ın şeriatı var diyoruz. 


Ebu Cehil’in Anladığıİman


Mekke’nin ilk yıllarında namaz emredilmediği halde, tesettür, oruç, zekat, hac emredilmediği halde iman etmeyen Ümeyye bin Halef’’i anlayamadık. İlk yıllarda Faiz, zina, kumar, içki haram edilmediği halde iman etmeyen Ebu Cehil’i anlayamadık. İman etmenin ne demek olduğunu Ebu Cehil bizden daha iyi anlamıştı. O biliyordu ki iman ettim demekle kalınacak bir şey değildir. Artık ‘ne derler’ diye bir putun hayatında yeri olmayacağını biliyordu. Artık söz verince tutulması gerektiği, yalana hayatında yer vermemesi gerektiği, aristokrat yapısının yerle bir olacağını çok iyi biliyordu. O biliyordu ki eğer iman edersem Bilal’in haklı olduğu yerde benim kim olduğuma bakılmayacak. Bunu anlamadığımızdan veya bize tam olarak anlatılmadığından tepki veremedik haramlara.


Bunun karşısında reflekslerimiz zayıf kaldı. Evi yanan biri gibi davranmadık. Sele giden bir evin sahibi gibi hissetmedik kendimizi. Halimizi izah ederken romantik cümleler kurmayı yeğledik. Halbuki evi sele giden biri suyun içindeki oksijen ve hidrojenin oranıyla ilgilenmez. Ona daha fazlası lazımdır. O sele giden evi için onu uyaracak bir dosta, bir hocaya, bir mürşide ihtiyacı vardır. Ne yazık ki hocalarımızda fon müziği altında hüzünlü sahneleri anlatmayı tercih etti. (Hepsi böyledir demiyoruz. Bir kısmı için kurulan bir cümle). Sokağın ortasında durup yanıyoruz diye bağıracak hocalar arar olduk. Faizin haram olduğunu bangır bangır bağıracak hocalar, flört denen lanet şeyin neslin ahlakına dinamit koyduğunu söyleyecek hocalar, boş konuşmanın, kalp kırmanın insanı cennetten edecek kadar ağır cürümler olduğunu söyleyecek hocalar…

Gençler Siz, Siz. Başkası Değil.


Hocalar bunu yapamadığı gibi tam olarak beyni kirlenmemiş gençleri de aşağılık psikolojisi ile mat ettiler. Küçükken ayağına ip bağlanan file uygulanan yöntemi bize uyguladılar. (Fil daha yavruyken ayağından bir iple ağaca bağlanır. İp ne kadar çekiştirse de gücü ağacı devirmeye yetmediğinden kurtulmayı başaramaz. Zamanla büyüyen fil artık mücadele etmekten vazgeçer. Öyle ki ipin ağaca bağlanmasına bile gerek kalmadan sadece ayağına bağlanması onu durdurmakta ve kaçmaması için yeterli olmaktadır). Küçük yaşta okul ve aile iş birliği ile ‘senden adam olmaz’ lafları genç neslin buna inanmasına neden oldu. Babaların çocuklarına bakkal dükkânını bile emanet edemedikleri zamanları gördük. Oysaki bizim gençlerimiz bu Ümmet’in halifelerinin er olduğu bir orduya komutan atanan Usamelerdi. Gençlerimizi bu kadar örselememeliydik. 


Eğer biz onları itmeseydik şimdi cahiliyenin değişik versiyonları olan Komünizma’nın, Sosyalizma’nın ağına düşmüş gençlerimiz olmayacaktı. Cahiliyenin kilidinin her gün yeni şekillerle karşımıza çıktığı bir ortamda kilidin aynı olduğunu ve cahiliyeyi yıkmak için Kur’an ve Sünnet anahtarını kullanmamız gerektiğini bilseydik gençlerimiz ölüme terkedilmeyecekti. Cahiliye dönemindeki kilitler nasıl bir, bir açıldıysa sadece üzerine biraz şekiller yapılıp, ambalajlandığı için kilitlerde bir değişiklik olduğunu sanmayalım. Sadece anahtarı elimize almayı bilelim ve o anahtarı gençlerin eline nasıl ulaştırırızın yollarını arayalım.


Çünkü bu Ümmet düştüğü yerden gençlerle kalkacaktır. Bu Ümmet’in direksiyonu elleri titreyen, gözlükle gazete okuyan yaşlılara değil hedefe kilitlenmiş, sözü israf etmeyen, söyleyince bir kere söyleyen, dinleyince bir kere dinleyen gençlere verilmelidir. Evet, yaşlılar başımızın tacıdır ama direksiyona kalbi hızlı atan, atik, refleksleri kuvvetli gençler geçmeli. Yaşlılar bize yol göstersin, düşünce uyarsınlar ama bize ayak bağı olmasınlar. Zamanında yaptıkları mücahitlikleri unutup ‘oğlum biz o yollardan çok geçtik, boş ver bunları’ demesinler. 

Neyi Bekliyoruz?


Peki, gençler siz bu sancağı almak için neyi bekliyorsunuz? Cebrail aleyhisselam’ın vahiy getirmesini mi? Resulullah sallallahu aleyhi vesellem’i rüyada bize bu görev senindir demesini mi? Güneşin sıcağından terleyip terlerin boğazımıza geleceği o hesap gününü mü? Kalbimizin en derin noktalarına ait niyetlerimizin ortaya döküleceği günü mü bekliyoruz? 


Artık ayağa kalkalım. Kimseden vazife beklemeyelim. Bu vazifeyi bize “Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah’a inanırsınız” buyuran Allah Azze ve Celle verdi. İnsanların koşa koşa cahiliye bataklığına yuvarlandığı bir dönemde gençler meydana çıkın ve salonlara alınmayan hocalarınıza sahip çıkın, sohbetler düzenleyin, afişler asın. Bu din için yapacak bir şey bulun. Bu Ümmet, bu merhum Ümmet sizi bekliyor.