Dünyayı Güzellik Kurtaracak

e-Posta Yazdır PDF

Beynimizi uydu antenlerinin kontrolüne bırakalı, iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin, hak-batıl kavramlarımızda büyük oynamalar oldu. Navigasyonumuz artık Kur’an ve Sünnet değil ekranlar oldu. Ağustos ayının sıcaklarını gözle görüyor olduğumuz halde yarın kar yağabilir şeklinde bir haber görsek sokakların paltolu insanlarla dolmayacağının garantisini veremiyoruz. Sanki televizyonun kablosu prize değil de bize bağlanmış. Onlara göre düşünüyor, onlara göre bakıyor ve onların istediğini görüyoruz. Korkularımızı, sevinçlerimizi, inancımızı, ağlamamızı, gülmemizi onlar belirliyor. Sunulan bir haberin arkasına konulan ağlamaklı bir fon müziği adeta bize ‘siz neye ağlayacağınızı bilmezsiniz o yüzden biz nereye bu fonu koyduysak orada ağlayın’ diyor. Veya bir komedi programında gülme efektlerine gelince gülün dercesine bizimle dalga geçiliyor. Veya her yeni çıkan diş fırçasının öncekinin ulaşamadığı yerlere ulaştığını söyleyerek algılarımızla alay ediyorlar. İnancımıza taalluk eden boyutuna hiç girmiyorum. Horozdan kurban olması, İsa Aleyhisselam’ın göğe kaldırılmadığı, kaderin inkarı, namazın ritüel olması, Allah’ın (haşa) geleceği bilmediği vs. bir çok ipe sapa gelmez görüşlerin imanımıza dinamit koyması yine medya aracılığı ile oluyor. 


 İşte medya böyle kardeşlerim akı kara, karayı ak gösterecek kadar sapıtmış bir organdır. Ak diyenlerin kara çıktığı, karalananların aklandığı, konuşamayanların bülbül gösterildiği, bülbüllerin ise dikenleriyle lanse edildiği bir âlem. Medya hakikatin önündeki en büyük engel olması ile beraber, zirvelere çıkmak içinde en önemli dayanaktır. Medya senelerdir kılınan teravih namazını bidat, faizi helal, zinayı meşru, katili maktul, darbeyi seçim, seçimi zafer gösterecek kadar aymaz bir çocuktur. Biz beynimizi medya organlarına bağlanmış bir kablo niyetiyle kullanmaya başladığımızdan beri hiç doğruyu bulamadık. Hep seneler sonra kandırıldık, aldanmışız, safmışız cümleleri kurarak gittik bu dünyadan. O yüzden ilim kapısı olan Hz. Ali r.a. şu sözüne kulak verelim:


Hakikat insanlara bakarak öğrenilmez. Önce hakikati öğren, hakikat adamlarını da tanırsın.


Biz bu sözü biraz daha genişleterek hakikati öğrendikten sonra sadece hakikatin adamlarını değil, olayların hakikatini, kitapların hakikatini, dinin hakikatini de öğrenebileceğimizi söyleyebiliriz. 

Kâfirin Medyası Ve Ya Medyanın Kâfiri


Adamın biri New York Central Park’ta yürüyüş yaparken, aniden bir köpeğin küçük bir kıza saldırdığını görür. Koşar ve köpekle boğuşmaya başlar. Hayli uzun bir boğuşmadan sonra, üzeri yara bere içinde kalır ama köpeği öldürür. Bu arada küçük kızın da hayatını kurtarmıştır. Son anda bu sahneyi gören polis nefes nefese olay yerine gelir. Sarılıp, teşekkür ettikten sonra der ki: 


- Sen bir kahramansın! Yarın bütün gazeteler seni yazacaklar. Ve göreceksin başlığı da şöyle olacak: “New York’lu cesur bir genç, küçük kızın hayatını kurtardı!” 

-Ama ben New York’lu değilim ki! 

-Fark etmez. Bu durumda o zaman gazeteler şunu yazacaklar: “Cesur Amerikalı, küçük kızın hayatını kurtardı!” 

-Ama ben Amerikalı da değilim. 

-Yine fark etmez. O zaman da gazeteler şöyle yazarlar: “İnsanlık ölmedi. Bir genç, küçük kızın hayatını kurtardı.” 

-Pekiyi, sen nerelisin? 

-Ben Irak’lıyım! 


Polis, kızı hastaneye götürür. Adam ertesi gün gazeteleri aldığında şöyle bir başlıkla karşılaşır: “Radikal bir İslâmcı, masum Amerikan köpeğini öldürdü...”


Sanki karikatürize edilmiş gibi duran bu olay aslında gerçeğin kendisidir. Hatta az bile kalmış olabilir. Seneler önce yurdundan çıkarılmış sonra o yurdu fethe giderken yolda yavrularını emzirmekte olan bir köpeği düşünen (Vâkıdî, Megazi, II, 225) Resulullah Sallahu Aleyhi ve Sellem’in dinini savaş ve barbarlık dini göstermeye çalışmak ancak kâfirin yapabileceği bir şeydir. Kendilerini nazik, Müslümanı kaba göstermek küfür yobazlarının doğasında vardır. O, bunu yapar. Akıttığı kanların aslında daha iyi bir gelecek inşa etmek için akıttığını bize söyler. O, bunu da yapar. O, dini, canı ve malı için cihad eden (savaşan değil) Müslümanları terörist diye yaftalar. O, bunu da yapar. Buna şaşılmaz. Çünkü o, kızı geldiğinde ayağa kalkan bir peygambere, çocuk, kadın, yaşlı ayırmadan ömrü boyunca kimseden nefsi olarak hak talep etmemiş bir peygambere, hicrete zorlandığı Mekke’ye muzaffer bir komutan olarak girerken başı devesinin hörgücüne değecek kadar tevazua bürünmüş bir peygambere iman etmemiştir. Kâfirlerin, Müslümanları eli kanlı terör örgütleri ile yan yana getirmeye çalışması kadar doğal bir şey yoktur. 


Şaşılacak olan, gözünün nuru olan namazda bile sırtındaki çocukların kalbini düşünen peygambere iman etmiş Müslümanların İslam’ı ve hükümlerini ar edilecek şeyler olarak telakki etmesidir.


Şaşılacak olan, dünyanın en büyük inkılabını gerçekleştirmiş bir Peygamberin hayatına dair bazı olaylardan utanıp sıkılan Müslüman profilidir.


Şaşılacak olan, fitnenin baş aktörlerinden olan Abdullah bin Übeyy bin Selûl ölürken ona cübbesini veren bir Peygambere iman etmiş Müslümanların diğer cemaatten diye mümin kardeşinden bir selamı esirgemesidir.


Şaşılacak olan, hanımları ile ilgilenen, onlara ev işlerinde yardım eden, üzerine idrarını yapan bir çocuğa tebessümden başka bir karşılık vermeyen(1), yapılan yemekten seneler önce vefat etmiş hanımının arkadaşlarına gönderen(2) , amcasını öldürenleri affeden, nafile bir ibadet için hanımından izin isteme nezaketi gösteren(3) bir Peygamberin Sünnet’inden utanan, bize Kur’an yeter diyen ambalajlı Müslümanlardır.

Bu Din Allah’ındır.


Söz konusu İslam ise daha güzeli, daha iyisi, daha mükemmeli düşünülemez. Allah’a ait olan bir dinde eksiklik, noksanlık, kötülük, çirkinlik barınmaz. Beşerin icat ettiği ideolojiler ise her tarafı delik yamalı bohçalardır. Delinin bile oy kullanabildiği, ağızın olanın her şeyi söyleyebildiği, parası ve nüfuzu olanların yüksek yerlere geldiği sistemlerin neresi doğru ve güzel olabilir. 


Oysa İslam, Allah’ın dinidir. Ve bu din aç komşusunu varken kendine uykuyu haram edenlerin dinidir. Bu din, alır gibi verenlerin dinidir. Bu din, adaletin boynuzlu koyun ile boynuzsuz koyun arasında bile tecelli edeceğine iman edenlerin dinidir. Bu din, haksız yere cana kıymanın büyün insanları öldürmek gibi olduğuna iman edenlerin dinidir. Bu din, yerden insanlara eziyet veren bir dikeni kaldırmaya iman gibi büyük bir mefhumu yükleyenlerin dinidir. Bu din, tebessüme, güzel söze, selama, yemek yedirmeye cennetleri vadeden bir dindir. Bu din, ailene harcadıklarını sadaka kabul eden ve onlarında cehenneme kalkan olacağını bildiren bir dindir. 


Ve unutmayalım ki: Şüphesiz ki Allah güzeldir, güzeli sever(4) ve bu dinin sahibi de Allah’tır. Güzel olan Allah’ın seçip beğendiği, razıyım dediği din olan İslam da güzellik dinidir.  


Dipnotlar

1- Müslim, “Tahâret”, 102

2- İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, 7/84

3- Beyhakî, “Şuabul’-İman”, 3/384, no: 3837; İbn Mâce, İkame 191;Tirmizî, Savm 39; Ahmed b. Hanbel, 6/238; Müslim, Salât 222; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, İstanbul, 1981, II, 164.

4- Müslim, İman, 1/93; İbn Mâce, Duâ, bâb 10