GEÇ KALINMIŞ YOLCULUK 3

e-Posta Yazdır PDF

“Yaşanılası Bir Duygu...”


Öğle vakti çıktıkları Mekke’den Hicreti tefekkür ederek yol almışlardı. Yavaş yavaş Medine’ye doğru yaklaştıklarının farkındaydı ademoğlu. Zira garip ama havada bir yumuşaklık, hoş bir esinti vardı. Sanki ruhlarını kaplayıveriyordu gül kokulu bir meltem...


Evet Medine’ye yaklaşmışlardı. İçinde hissettiği huzur, biraz sonra beraber seyahat ettikleri  nur yüzlü ihtiyarın şu ifadeleri ile netlik kazanacaktı;


“Mekke-i Mükerreme Rabbimizin Celal sıfatının tecelli ettiği, Medine-i Münevvere ise Cemal sıfatının tecelli ettiği mübarek yerlerdir.” 


Şimdi içindeki huzurun sebebi belli olmuştu.


Medine farklı bir yerdi, oldukça nizami, düzenli ve bir o kadar da sakin ve huzurlu. Sanki tüm varlık, Efendimizi (s.a.v)  rahatsız etmemek adına sükunetli davranıyor gibi. Ademoğlu bu hali müşahede edip, rahat davranabilmenin imkansızlığının farkına varmış gibi dikkatli ve nazik... 


Geç vakit geldiklerinden otele yerleşme, yemek vs. ile meşgul olup sabah namazında topluca Mescid-i Nebevi ziyaret edilecekti. Ancak ademoğlu heyecanına yenik düştü, kafileden kendisi gibi heyecanlı bir genç ile birlikte sabahı bekleyemeyip, ilk ziyaret için Mescid-i Nebevi’nin yolunu tuttular. 


Yaklaştıkça heyecan artıyordu. Oldukça büyük bir yer, nereden girip nereden çıkılacaktı acaba... İşte bu sorular ile Mescid içerisinde ilerlerken, Efendimizi (s.a.v) ziyaret edebilecek olmanın derin hazzı içerisindeydiler. Zira ademoğlu, gelmeden evvel, kıymetli bir büyüğü kendisine; 




“Özellikle Medine’de Efendimizi (s.a.v) ziyaret edeceğin zaman dikkatli ol, edep üzere ol ve unutma Efendimiz (s.a.v) senin ve diğerlerinin gelişinizden haberdardırlar. Ruhaniyetleri (s.a.v), oradadırlar. Böyle düşün ve bu düşünce ile hareket et, selamını alacağını ve mukabele edeceğini unutma, ona göre davran.” diye nasihat etmişti.


Aklına gelince irkildi, daha dikkat  ederek, yakında bulunan bir kimseye “Bab-ı Selam” kapısını soruverdi. Çok yaklaşmış olduklarını fark edip, biraz daha toparlandı. Kafileden ayrı olunca biraz acemilik çekmişlerdi fakat yine de heyecan doruktaydı. Kapıdan içeri ilk adım atıldı, derin bir nefes ve adeta parmak uçlarında yürürcesine sessiz adımlar... Ecdadı Hicaz Demiryolunun Medine kısmındaki  rayları keçe ile kaplamış ki ses çıkarmasın... Böyle  bir ecdadın torununa yaraşır şekilde bir edep hali...


O heyecanla Efendimizin (s.a.v) mübarek huzuruna geldiğini bile fark etmemişti bile, nispeten kalabalık arasında kafasını kaldırdığında karşısında Ravza-ı Mutahhara... Hz. Ömer ve Hz. Ebubekir, Efendimizin yanında...


İşte Yeşil Kubbe diye bildiğimiz yer... Maneviyatın merkezi... Ya Rasulullah, ben geldim... 


Bu an kelimelerle nasıl ifade edilir bilemiyorum. Sanırım ifadesi çok mümkün değil, ancak yaşanılası bir duygu...

.....................................................................



Kıymetli Okurlarımız,

Ademoğlu’nun Medine’ye ilişkin aldığı son not bu olmuştur;


“Yaşanılası Bir Duygu...”


Sonrasında yaptığı ziyaretler ve dönüş hüznü birkaç cümle ile dökülmüş satırlara... Bir anda kesivermiş notları, tekrar ziyaret edip, kaldığı yerden devam edecekmişcesine...

Rabbim bizlere de nasip etsin...

Sizlere etkilendiğimiz bölümlerden kısa bir demet sunmayı amaçladık. İnşaallah farklı bir yazı dizisi ile buluşmak dileğiyle, Ramazanımızın ve Bayramımızın şimdiden hayırlara vesile olmasını dileriz.