Geç Kalınmış Yolculuk 1

e-Posta Yazdır PDF

Kıymetli okurlar,

Bu yazıda bir ademoğlunun ilk kez gittiği umre yolculuğuna dair çok etkilendiğimiz notlarından bir bölümü paylaşmak istedik. Aslında orada her kareye dair öyle içli notlar alınmış ki, hepsini aktarmak isterdik ancak yazının çok uzun olması hasebiyle ilk bölümüne dair notları “İlk Görüşte Aşk” alt başlığı ile aktardık. İlerleyen sayılarda inşaallah diğer kısımlarına dair notları da, yine “Geç Kalınmış Yolculuk” başlıklı bölümümüzde farklı alt başlıklar ile siz kıymetli okuyucularımıza aktarmak niyetindeyiz. 

Selam ve dua ile.

GEÇ KALINMIŞ YOLCULUK 1

“İlk Görüşte Aşk”

Her giden, öyle bir aşktan bahsediyor ki, itikadınız tam olsa da merak ediyorsunuz, nasıl bir çekim gücü, nasıl bir manevi atmosfer var orada? Her giden ama istisnasız her giden nasıl böyle bir aşk hissedebilir? Sahiden anlattıkları kadar hissediyorlar mı bu duyguyu? 

İşte bu sorular ile meşgul iken ve hiç aklında yokken öyle bir fırsat çıkar ki karşısına genç ademoğlunun, onbeş gün gibi kısa bir süre içerisinde bir umre yolculuğuna çıkacaktır. Eski dostlarından gidenlerin “oralarda hep aklımıza geldin, sana dua ettik” sözünü hatırlar, sadece gitmek isteyip hiçbir çaba göstermemiş olduğunu düşünüp hayıflanır ve sonra kafasındaki tüm soruların cevabını şu cümlede bulur; 

“Elhamdülillah, Rabbimize misafir olmaya gideceksiniz!” O vakit anlar ki, evet giden herkes aşk ile dönebilir, istisnasız giden herkes... Zira hepsi Allah’ın (C.C.) misafiridir.

Hazırlıklar tamamlanır, işlemler yapılır. Ademoğlu eşi ve küçük bebeği ile vedalaşır ve zamanın gerektirdiği haliyle, havaalanında ihrama girer. O an ihramın tam olarak ne anlama geldiğini idrak edememiştir. Uzun bir bekleyiş ve ardından uçak havalanır. Geride sevdiklerini ve özellikle henüz hiç ayrılmadığı küçücük bebeğini bırakmanın hüznü ama kutsal topraklara gitmenin heyecanı ile yola koyulmuşlardır. Uçak Cidde semalarında inişe geçer. Sınav bu ya, Cidde havaalanından 10-15 saat gibi bir süre çıkamamışlardır. İçinde bir kasvet, nasıl bir aksilik bu?

Nihayet uzun ve yorucu işlemler sonrasında havaalanından çıkıp Mekke’ye doğru hareket başlamıştır. Yorgunluk, açlık, uykusuzluk ve özlem... Henüz aşk ta yoktur içerisinde. Garip bir duygu bu, giden herkes aşk ile dönüyor, ademoğlu bir şey hissetmiyor. Çok mu günahkar acaba, kalbi mi ölü?

Otele ulaşılmıştır artık, daha önce kaldığı otellere benzemiyor burası. Oldukça derme çatma bir otel. Mekke semaları inşaatlar ile dolu. Her köşede bir vinç... Kalabalık ve sıcak... Beytullah nerede, onu da göremiyor... Bir garip duygu içerisinde... 

Nihayet ilk umre için yola koyuluyorlar. Yürüdükçe heyecan başlıyor. Kabe’yi ilk kez görecektir ve hatta ilk gördüğünde edeceği dualar bile hazırdır kafasında... Dilinde “Lebbeyk...” nidaları... Tam öğle namazı vakti, kalabalıktan içeri giremeyecekleri için avluya kadar ancak ulaşabiliyorlar. Dış avlunun beyaz ve sıcak mermerleri üzerine oturuveriyorlar. Atmosfer yavaş yavaş sarıyor etraflarını... Yüzlerce, binlerce misafir, Rabb’lerine koşmuş... Namaz bitiyor, hiç bir hissiyat yok ademoğlunda, şaşkın bir vaziyette, adeta buz kesmiş tüm bedeni... Tecrübeli bir ses, “hadi, şimdi içeri doğru geçmeye çalışacağız, ilk kez gelenler bakmasınlar, ben Kabe’yi gördüğümüzde size haber edeceğim ve kafanızı kaldırıp duanızı ediniz. İçinizden geldiğince dua edin. Biliyorsunuz ki ilk karşılaşma çok önemli...” diyor. Ayak uçlarına bakarak ilerlerken, az önce hissedemediği tüm duygular bir anda sarıyor ademoğlunu... Farkında değil ama hüngür hüngür ağlıyor mu ne? Allah’ım bu nasıl bir duygu? Aynı ses; “Evet haydi kafanızı kaldırın Beytullah karşınızda, duanızı edin.” dediğinde göz, el, beden yok oldu sanki hepsi... Yakarışlar var her yanda göğe yükselen... Benimkileri de alın dercesine yalvarıyor ellerini göğe açıp... Karşısında tüm heybeti ve aynı zamanda mütevaziliği ile Beytullah... Yıllarca yöneldiği kıblegahı tam karşısında... Anlatılır gibi değil... İnsanlar, dualar, gözyaşları...

Bu duygular ile karıştı onca misafirin arasına genç ademoğlu... Tavaf için kalabalık halkanın içine daldı. Hacer-ül Esved’e heyecanla, “beni de gör” dercesine selamını verdi, ilahi bir kameranın tüm bu olan biteni kaydettiği bilinci ile...

İnsanlar grup, grup, renk renk, dillerinde dualar ile dönüyorlardı Rabb’lerine misafir olmanın heyecanıyla... Etrafındaki herkese, O’nu da aralarına kabul ettikleri için belki, mütebessim bir ifade ile “teşekkür ederim” dercesine başını sallıyordu.

Aslında nasıl dua etmesi gerektiğine dair bilgi almıştı gelmeden önce ama o diğer yöntemi yani içinden geldiği gibi, gönlünce iltica etmek istedi Rabbi’ne... Şöyle bir etrafına baktı, herkes ama herkes iştiyakla yalvarıyor kendi dillerinde, farklı şekillerde. O an orada bulunan en günahkar kişi olduğu düşüncesi ile başını göğe kaldırdı ve şöyle yakardı; “Rabbim, beni misafir olarak kabul ettin, bu müminlerin arasına kattın, sana hamd olsun. Burada edilen tüm dualar hürmetine benimkileri de kabul buyur.” 

Hamd... Ne özel bir kelime... Üzerine sayfalar dolusu, saatlerce konuşulabilecek bir kavram... Belki sık sık kullandığı bir kelimeydi ademoğlunun. Genelde nasılsın sorusuna rutin olarak verdiği cevaptı, “hamdolsun”. Ancak hiç bu denli hissederek, bu denli içini ferahlatarak söylememişti belki...

Tavaf sünnet-i seniyye’ye uygun biçimde tamamlanmıştı. Ter, adeta bir pınar gibi vücudundan akıyordu. Tam anlamı ile sırılsıklam bir vaziyetteydi. Kalabalık arasından biraz sıyrılıp, tavaf namazı için zemzem kuyularının bulunduğu yere vardılar. Şimdi kuyu yerine soğuk ve ılık su bidonlarının olduğu yer... Soğuk, buz gibi zemzemden yine hamd ederek içti ademoğlu. Akabinde istikametleri, “Say” yapmak için Merve ve Safa tepeleri...

Merve ve Safa tepeleri arasındaki uzun koridorda Hz. Hacer validemizi düşündü. Nasıl bir ruh hali olabilirdi acaba? O’nun telaşını anlamasına imkan yoktu belki ama özlemle küçük bebeğini düşündü... O susuz kalsaydı, tam şu anda, burada... Ne yapardı? İşte o zaman yüreğinde bir sızı hissetti. Gidenlerin yeşil ışık olarak bildiği ve “helvele” olarak tabir edilen, erkek hacıların ekseriyetle koşar adımla geçtikleri bu kısmı, yüreğinde derin bir sızı hissederek  tamamlamıştı. Nihayet ilk umre tamamlandı. Artık ihramdan çıkılacak ve umreyi tamamlamış olmanın huzuru ile otele dönülecekti. 

Yorgunluk, tatlı mı tatlı, serin mi serin bir yorgunluk... Evet sıcak ve kalabalık içerisinde serin bir yorgunluk...