Rol Modeliniz Kim?

e-Posta Yazdır PDF

Rasûlüllah (sav) Necd tarafına bir süvâri gönderdi. Bunlar Benî Hanîfe kabilesinden Sümâme b. Üsâl denilen bir adam getirdiler. Getirdikleri bu kişi Yemâmeliler’in reisiydi. Onu mescidin direklerinden bir direğe bağladılar. Allah Rasûlü mescide çıkınca onun yanına uğradı “Ne haber yâ Sümâme?” dedi. Sümâme şunları söyledi: “Bendeki hayırdır, ey Muhammed. Şayet öldürürsen kan sahibi birini öldürmüş olursun. İhsan edersen şükreden birine ihsan etmiş olursun! Eğer mal istiyorsan hemen dile! Sana dilediğin kadar mal verilir!” Bunun üzerine Rasûlüllah (sav) bir şey demeden yanından ayrıldı. 


Ertesi gün Allah Rasûlü yine “Ne haber yâ Sümâme?”  diye sordu. O da “Sana söylediğimdir! Eğer ihsan edersen şükreden birine ihsan etmiş olursun! Öldürürsen kan sahibi birini öldürmüş olursun! Mal istiyorsan hemen dile! Sana dilediğin kadar mal verilir!” dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sav) yine bir şey demeden ayrıldı. 


Ertesi gün gelince (tekrar) “Ne haber yâ Sümâme?” diye sordu. Sümâme “Bende sana söylediklerim var! Eğer ihsan edersen, şükreden birine ihsan etmiş olursun! Öldürürsen kan sahibi birini öldürmüş olursun! Mal istiyorsan hemen dile! Sana dilediğin kadar mal verilecektir!” dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sav) “Sümâme’yı serbest bırakın!” buyurdu. O da mescide yakın bir hurmalığa giderek yıkandı. Sonra mescide girdi ve:


“Allah’tan başka ilâh olmadığına şehâdet ederim! Muhammed’in onun kulu ve Rasulü olduğuna da şehâdet ederim! Yâ Muhammed, vallahi yeryüzünde (şimdiye kadar) bana senin yüzünden daha sevimsiz bir yüz yoktu! Şimdi senin yüzün bana bütün yüzlerden daha sevimli oldu. Vallahi benim için senin dininden daha sevimsiz bir din yoktu! Dinin de benim için bütün dinlerden daha sevimli oldu! Vallahi, benim için senin beldenden daha sevimsiz bir belde yoktu. Şimdi belden de benim için bütün beldelerden sevimli oldu! Süvarilerin beni yakaladığında ben umre yapmak istiyordum. Ne buyurursun?” dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sav) kendisini müjdeledi ve umre yapmasını emretti. Mekke’ye vardığında ona birisi “Sen dininden mi döndün?” diye sormuş o da “Hayır! Lâkin ben Rasûlüllah (sav) ile birlikte Müslüman oldum!   Hayır,   vallahi!   Size, Rasûlüllah (sav) izin vermedikçe Yemâme’den bir buğday tanesi bile gelemez!” dedi. (Buhârî, Meğâzî, 70).


Burada dikkat çeken Sümâme b. Üsâl’in Mescid-i Nebevî’de hapsedilmesidir. Bir başka dikkat çekici mesele Allah Rasûlü’nün Sümâme b. Üsâl’a hiçbir telkinde bulunmamış olmasıdır. Allah Rasûlü’nün yaptığı sadece üç gün boyunca Sümâme’nin sahabesini gözlemlemesini sağlamak olmuştur.  Sonuçta Sümâme, tamamen Allah Rasûlü ve sahabenin davranışlarından etkilenerek Müslüman olmuştur. 


Müslümanın hayatı öyle bir hayat olmalı ki, onu öldürmeye gelen onda dirilmelidir. Bunun canlı örneği yine Allah Rasûlü’nün hayatından: Büreyde, Eslem kabilesinin Sehmoğulları koluna mensup bir kişiydi. Ebû Sehl veya Ebü’l-Husayb künyesiyle anılırdı. İslâm ile şereflenmesi söyle oldu: “Allah Rasûlü, Medine’ye hicret etmek üzere Hz. Ebû Bekir (ra) ile Mekke’den ayrıldığında müşrikler Peygamberimizi yakalayıp öldürene büyük vaatlerde bulundular. Bu haber Mekke ve çevresinde süratle yayıldı. Büreyde de bu mükâfatlara kavuşmak isteğiyle kendi arazilerinden geçen insanları durdurup kimliklerini sorardı. Bir gün karşısına Allah Rasûlü ile mağara arkadaşı Hz. Ebu Bekir çıktı. Rasûl-i Ekrem (sav) ona “Sen kimsin?” diye sordu. “Büreyde” dedi. Efendimiz arkadaşı Ebû Bekir’e dönerek  “İçimiz serinledi” buyurdu. Sonra “Kimlerdensin?” dedi. “Eslem kabilesinden” dedi. Efendimiz yine arkadaşlarına dönerek “Selâmetteyiz” buyurdular. Tekrar “Eslem’in hangi kolundan?” diye sordu. “Sehm kolundan” dedi. Bunun üzerine Efendimiz “Yâ Ebâ Bekir senin nasibin çıktı” buyurdular. Büreyde bu tatlı konuşmalardan ve o nurlu insanlardan etkilenmişti. “Ya sen kimsin?” dedi. Peygamberimiz “Allah’ın Rasûlü Muhammed” diye cevap verince Büreyde’nin gönlü İslâm’ın nuruyla aydınlanıverdi. Kendiliğinden “Eshedü enlâ ilâhe illâllah ve eshedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh” diyerek İslâm’la şereflendi. Adamlarıyla birlikte peşinde namaz kıldı.


Resûl-i Ekrem (sav) ertesi gün hicret yolculuğuna devam etti. Büreyde (ra) O’nun Medine’ye bayraksız girmesini içine sindiremedi ve “Ya Rasûlallah! Medine’ye sancak olmadan gitmeniz uygun değildir” dedi. Başındaki sarığı çözüp mızrağına bağladı ve arazilerinden çıkıncaya kadar onlara muhafızlık yaptı. Bir süre sonra o da hicret ederek Medine’ye yerleşti. (İbn Abdilber el-Kurtubî, el-İstiâb fi marifeti’l-ashâb, I-IV, Dâru’l-Cîl, Beyrut, 1412/1992, I, 213-216).


Allah Rasûlü, tutum ve davranışlarıyla bizler olduğu kadar insanlık için de en güzel rol modeldir. Yine Allah Rasûlü diğer peygamberlerini de bize örnek olarak göstermiştir. Bunlardan biri de Hz. Dâvûd’dur:


Rol Model Bir İnsan; Hz. Dâvûd (as)

Hz. Dâvûd (as),  kendisine verilen peygamberlikle birlikte bir krallık verilmiş hatta adâleti tesis için davaları başkasına bırakmamış genellikle kendisi bakmış (Enbiyâ, 21/78, 79; Sâd, 38/21-25), devlet imkânlarıyla geçinmek istememiş ve bir meslek sahibi olarak ailesinin geçimini sağlamıştır.  Allah Teâlâ da kendisine demiri kullanışlı hale getirerek zırh yapımını öğretmiştir.  “… Ona (Dâvûd) demiri yumuşattık. Geniş zırhlar imal et, dokumasını ölçülü yap…” (Sebe, 34/10-11. Ayrıca bkz. Enbiyâ, 21/80).             

Hz. Peygamber (sav) de Hz. Dâvûd’un (as) bu hasletini takdir etmiş ve ashabına bizzat O’nun ismini de vererek örnek almalarını tavsiye etmiştir. “İnsanın yediğinin en güzeli kendi kazandığıdır. Allah’ın nebisi Dâvûd kendi elinin emeğinden başkasını yemezdi.” (Buhârî, Buyu’, 15, Enbiyâ, 37).


Güzel sesiyle bol bol Allah’ı zikrederdi. Hz. Dâvûd’a (as) güzel konuşma (Sâd, 38/20) ve güzel bir ses verilmiştir. Hz. Peygamber (sav) bir gün Ebû Mûse’l-Eşari’ye “Ey Ebû Mûsâ!   Sana Dâvûd’un mizmarlarından bir mizmar verilmiştir” buyurdu. (Buhârî, Fedâilu’l-Kur’an, 31; Müslim, Misâfirîn, 235, 236). Dâvûd (as) kendisine verilmiş bu güzel sesle yetinmez aynı zamanla çok hızlı Zebur’u okuduğu Ebû Hüreyre’den rivayet edilen bir hadiste belirtilmiştir: “Dâvûd’a kıraat kolaylaştırılmıştır. O bineğinin hazırlanmasını emreder ve daha bineği hazırlanmadan Zebur’u okurdu…” (Buhârî, Enbiyâ, 37).


Kur’an-ı Kerim’de Hz. Dâvûd’un (as) hep Allah’a yöneldiği (Sâd, 38/20) sabah akşam Allah’ı tesbih ettiği (Sebe, 34/10; Sâd, 38/18) hadislerde ise insanların en çok ibadet edeni olduğu  (Müslim, Sıyâm, 182; Tirmizî, Deavât, 72) bildirilmiştir.  Dâvûd’un (as) bu özelliğini Hz. Peygamber (sav) ashabına da tavsiye etmiştir. Abdullah b. Amr, Rasûlüllah’ın kendisine şöyle tavsiye ettiğini bildirmektedir: “Allah’a en sevimli olan oruç, Dâvûd Peygamber’in orucudur. Dâvûd bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı. Allah’a en sevimli olan namaz da yine Dâvûd Peygamber’in namazıdır, O gecenin yarısını uyur, üçte birinde namaz kılar, altıda birinde tekrar uyurdu.” (Buhârî, Enbiyâ, 37, Teheccüd, 7; Müslim, Sıyâm, 188). 


Müslüman için Allah Rasûlü’nün ve diğer peygamberlerin örnekliğinden sonra O’nun güzide arkadaşları sahabiler gelir:  


Allah Rasûlü’nün Arkadaşları

Allah Rasûlü’nün arkadaşları olan Sahâbe, canlarını ve mallarını tereddüt etmeden İslâm için ortaya koymaları, Hz. Peygamber’e (sav) gönülden bağlanmaları, Kur’an ve sünneti yaşama ve yaşatmadaki gayretleri sebebiyle Allah Teâlâ tarafından insanlığa örnek gösterilmişlerdir. Bununla ilgili bazı âyet meâlleri şöyledir:


Onlar sıkıntı anlarında bile Allah ve Rasûlü’ne kulak verdiler: “O müminler ki, kendilerine yara isabet ettikten sonra bile Allah ve Rasül’ün çağrısına kulak verdiler. Onların içinden, güzel işler yapıp takvaya sarılanlara büyük bir ödül vardır. O müminler ki, insanlar kendilerine, “halk size karşı bir araya gelmiş, korkun onlardan” dediklerinde, bu onların imanını artırdı da şöyle dediler: “Allah bize yeter. Ne güzel vekildir O.”  (Âl-i Imrân, 3/172-173).                                          


İnanıp iyi işler yapanlara bağışlanma ve büyük ecir vardır: “Muhammed Allah’ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kafirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rukûya varırken, secde ederken görürsün. Allah’tan lütuf ve rıza isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. Bu, onların Tevrat’taki vasıflarıdır. İncil’deki vasıfları ise şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, bir ekine benzerler ki bu, ekicilerin hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kafirleri öfkelendirir. Allah onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükafat vadetmiştir.” (Fetih, 48/29).   


Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile kardeşlerini kendilerine tercih ederler: “Daha önce Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendilerine zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”   (Haşr, 59/8-10). 


O (sav), En Güzel Rol Modeldir

Evreni yaratan ve ona hassas bir denge kuran Rabbimiz, Dünya’yı da insanlar için elverişli kılmıştır. Yarattığı insanları orada başıboş bırakmamıştır: “İnsanoğlu kendisinin başıboş bırakılacağını ve dilediği gibi hareket edebileceğini mi zanneder?” (Kıyâmet, 75/36). Yaratıcımız, yarattığı insanları peygamberleri vasıtasıyla uyarmıştır. 


Allah’ın gönderdiği bu peygamberler sıradan insanlar değil; Yaratıcı’nın seçkin kullarıdırlar: “Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” (Ahzâb, 33/40). Peygamberler aynı zamanda insanlar için en güzel örnektir. Rabbimiz bunu şöyle ifade etmektedir: “Andolsun ki, Rasûlüllah, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (Ahzâb, 33/21). 


Müslümanlar olarak; Allah Rasûlü’nden başka her yönüyle örnek alabileceğimiz kimse yoktur. Fakat diğer Müslümanlar, Allah Rasûlü’nün hayat ölçüsüne ne kadar uyuyorsa onların iyi tarafları da o ölçüde örnek alınabilir.


Yaşantısı, dünya görüşü Allah Rasûlü’nün yaşantısından ve dünya görüşünden uzak kimseler hiçbir zaman Müslüman için bir kılavuz olamaz. Yaşantılar ona uyduğu ölçüde değerlidir: Şâirin ifadesiyle: 


Müjdecim, Kurtarıcım, Efendim, Peygamberim; 

Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim!

Selam ve dua ile…