Ümmet Bilinciyle Hareket Etmek

e-Posta Yazdır PDF

Sözlükte “yönelmek, kastetmek; öne geçmek, imam olmak” mânalarındaki “emm” kökünden türeyen ümmet kelimesi “kendilerine peygamber gönderilmiş topluluk, kavim, her kabileden bir grup insan, her canlı cinsi, bütün iyilikleri şahsında toplamış kişi veya kendisine uyulan önder” gibi anlamlara gelir. 


Genel olarak âlimlerin ümmet kelimesine “Hz. Muhammed’e iman edip tâbi olan kitleler” (ümmet-i Muhammed) ve bu kitlelere de “ümmet-i icâbet” denilmiştir. Kur’an’da yer alan “mûtedil ümmet” (Bakara 2/143) ve “en hayırlı ümmet” (Âl-i İmrân 3/110) ifadeleri, ayrıca çok sayıdaki hadis rivayetinde tekrarlanan ümmet kelimesi Muhammed ümmetini belirtmektedir. 


Âlemlerin Rabbi olan Rabbimiz en hayırlı ümmet olarak vasıflandırdığı Muhammed Ümmetine gönderdiği dinin ismini de kendisi vermiş ve sadece ondan razı olacağını bildirmiştir: “Allah nezdinde hak din İslâm’dır.” (Âl-i Imrân, 3/19). “Kim, İslâm’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” (Âl-i Imrân, 3/85).


Bu yüce dinin kitabı Kur’an-ı Kerim, bütün insanlığa bir kurtuluş reçetesi olarak gönderilmiştir: “Kur’an, insanlar için yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı olarak indirildi.” (Bakara, 2/185). “Bu Kitab’ı da sana, her şey için bir açıklama, bir hidayet ve rahmet kaynağı ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.” (Nahl, 16/89).


İslâm’ın Peygamber’i de bütün insanlığa gönderilmiştir. Peygamberlik ilk insan ve ilk peygamber Adem (as) ile başlamış ve Hz. Muhammed (sav) ile son bulmuştur. Kur’an bazı peygamberlerin gönderildiği kavimlerin isimlerinden bahsetmektedir. Kur’an genelde peygamber gönderilen kavimlerin büyük ve küçüklüğünden de bahsetmez. Sadece Yunus’un (as) gönderildiği kavmin büyüklüğü konusunda bilgi verilmektedir.  (Saffât, 142-147).  Büyük peygamberlerden olan Hz. Mûsâ ve Hz. İsa belirli bir kavme yani İsrailoğullarına gönderilmişlerdir. (Al-i Imrân, 3/45-49; ayrıca bkz. Saf, 61/6; Al-i Imrân, 3/50; Mâide, 5/46). 


Allah’ın gönderdiği peygamberlerin son halkası Hz. Muhammed (sav)’dir. “Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Rasûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” (Ahzâb, 33/41). Son peygamber Hz. Muhammed (sav) bütün insanlığa gönderilmiştir: “(Rasûlüm!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya, 21/107). “Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (Sebe, 34/28). 


Rabbimiz, peygamberine hitaben insanlara kendisinin peygamber olarak geldiğini söylemesini istemektedir: “De ki: Ey insanlar! Ben ancak sizin için apaçık bir uyarıcıyım.” (Hac, 22/49). “De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan Allah’ın elçisiyim...” (A’raf, 7/158). “Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbinizden kesin bir delil (peygamber) geldi ve size apaçık bir nur (Kur’an) indirdik.” (Nisa, 4/174).


Allah Rasûlü bir hadisinde diğer peygamberlerin belirli bir kavme gönderilirken kendisinin bütün insanlığa gönderildiğini bildirmektedir:   “(Ben) Tek bir topluma değil tüm insanlığa gönderildim. Peygamberlik benimle son buldu ben son peygamberim.” (Müslim, Mesacid, 5; Tirmizi, Siyer, 5).


İslâm dinine mensup olan diğer bir tabirler son din İslâm’ı din olarak kabul edenler ümmeti oluşturmaktadırlar. Yani bunlar bir millettir. Irkları, renkleri, dilleri, bölgeleri ne olursa olsun bunlar tek bir millet yani ümmettirler. Bu ümmet aşırılıklardan uzak oldukları için orta ümmet olarak isimlendirilmişler ve Kur’an’da övülmüşlerdir.

Orta Ümmet; Muhammed Ümmeti 

“Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta yolu tutan bir ümmet yaptık. Her ne kadar Allah’ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Rasûl’e tabi olanlarla, gerisin geriye dönecekleri ayırt edelim diye kıble yaptık. Allah imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.” (Bakara, 2/143). “Allah sizi hem daha önce hem de bu Kur’an’da Müslüman diye isimlendirdi ki Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız.” (Hac, 22/78).


Bu iki âyete göre Muhammed (sav) Ümmetinin orta ümmet ve Müslüman diye isimlendirilme gerekçeleri belirtilmiştir. Bu gerekçe de insanlığa şahitler, Rasûl’ün de onlara şahit olmalarıdır. Âyette “vasat” kelimesinin kullanıldığı dikkat çekmektedir. Bu kelime “orta, merkez” anlamına gelmektedir. Kenar ve çevre bozulmaya her zaman daha uygundur.  Dolayısıyla orta daha güvenlidir.  Ayrıca “vasat” kelimesi, hayır ve şer bakımından övülme ve yerilmelerin ortasını ifade için de kullanılır. 


Ebû Saîd el-Hudrî, Rasûlüllah’ın (sav) âyette zikredilen “Sizi orta yolu tutan bir ümmet yaptık” ifadesini “Biz sizi adaletli bir ümmet kıldık” şeklinde izah ettiğini rivayet etmiştir. (Tirmizî, Tefsir, 2).


Orta ümmetin diğer insanlara şahit olması sadece ahirette değil bu dünyada da geçerlidir. Allah bu ümmetin şahitliğine önem vermektedir. Enes b. Mâlik şöyle anlatmaktadır: “Onlar bir cenazenin yanından geçip onu hayırla anmışlar, bunun üzerine Rasûlüllah (sav) “Vâcip oldu” demiştir. Sonra başka bir cenazenin yanından geçmişler, onun ise kötülüğünü anlatmışlar. Rasûlüllah (sav)  onun için de “Vâcip oldu” demiştir. Bunun üzerine Ömer b. Hattab “Ne vâcip oldu?” diye sormuş. Rasûlüllah (sav)  da “Şunu hayırla andınız ona Cennet vâcip oldu. Şunu da kötülükle andınız onun için de Cehennem vâcip oldu. Sizler yeryüzünde Allah’ın şahitlerisiniz” buyurdu. (Buhârî, Cenaiz, 86; Şehadât, 6; Müslim, Cenaiz, 60).

Orta Ümmetin Özellikleri

Orta ümmetin özelliklerinden birisi hak yolu göstermek ve hüküm verdiğinde adaletle hükmetmektir: “Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir topluluk vardır.” (A’raf, 7/181).


Orta ümmetin bir başka özeliği inanmakla birlikte iyiliği emredip kötülüklerden vazgeçirmeye çalışmaktır: “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fâsık kimselerdir.” (Âl-i Imrân, 3/110).


Orta ümmetin özelliğinden birisi de dosdoğru olmaktır: “Senin yanında hak yola dönenlerle birlikte, sana buyrulduğu gibi dosdoğru ol! Siz de azıp sapmayın. Allah yaptıklarınızı çok iyi görmektedir.” (Hûd, 11/112).


Allah’ın Rasûlü, Ümmetini aşırılık konusunda uyararak daha önceki ümmetlerin dinde aşırı gitmeleri, onların helak sebebi olduğunu bildirmektedir: “Ey İnsanlar! Dinde aşırılıktan sakının. Çünkü sizden öncekileri dinde aşırılık helâk etti.” (İbn Mâce, Menâsik, 63).


Allah’ın Rasûlü, Müslümanların kendisine karşı olan saygı ve övgülerinin de bir ölçü içinde olmasını istemiştir: “Hıristiyanların Meryem oğlunu (İsa’yı) övmekte aşırı gittikleri gibi siz de beni övmede aşırı gitmeyin. Şüphesiz ki ben Allah’ın kuluyum. Onun için bana Allah’ın kulu ve Rasûlü deyin.” (Buhârî,  Enbiyâ, 48).

Önceki Ümmetlerin Aşırılıkları

Hıristiyan ve Yahudiler, Allah’ı kendisine yakışmayacak vasıflandırmalar yapmışlardır: “Yahudiler, “Üzeyr Allah’ın oğludur” dediler. Hıristiyanlar ise, “İsa Mesih Allah’ın oğludur” dediler. Bu onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği yansıtmayan) sözleridir. Onların bu sözleri daha önce inkâr etmiş kimselerin söylediklerine benziyor. Allah onları kahretsin. Nasıl da haktan çevriliyorlar!” (Tevbe, 9/30).


Hıristiyan ve Yahudilerin oğul edindi demeleri yetmediği gibi daha ileri giderek peygamberlerini ve hahamlarını ilah edinmişlerdir: “(Yahudiler) Allah’ı bırakıp, hahamlarını; (Hıristiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa, bunlar da ancak bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O, onların ortak koştukları her şeyden uzaktır.” (Tevbe, 9/31).


Allah-u Teâlâ, Ehli Kitabın haddi aşmaları ve aşırı gitmelerini öfkeyle karşılamıştır: “Ey kitab ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin ve Allah hakkında ancak doğru olanı söyleyin! Meryem oğlu İsa Mesih, sadece Allah’ın elçisi, Meryem’e atmış olduğu kelimesi ve O’ndan bir ruhtur. Allah’a ve peygamberlerine inanın (Allah) üçtür demeyin. Kendi yararınız için buna son verin. Muhakkak ki Allah tek bir ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan yüce (münezzeh)dir. Göklerdeki ve yerdekilerin hepsi O’nundur. Vekil olarak Allah yeter.” (Nisâ, 4/171). “De ki: Ey kitap ehli! Dininizde haksız yere aşırı gitmeyin. Daha önce sapmış, birçoklarını da saptırmış ve böylece doğru yolu kaybetmiş bir kavmin keyiflerine uymayın.” (Mâide, 5/77).


Hıristiyan ve Yahudilerin aşırılıkları ve Muhammed Ümmetinin nasıl davranması gerektiği şu örnekte çok açıktır. “Hıristiyanlar kadınların hayız görmesine hiç önem vermezler, hayızlı kadınlarla ailevî ilişki konusunda da bir sakınca görmezlerdi. Bu tefrittir. Yahudiler ise hayızlı kadınla ailevî ilişki şöyle dursun, aynı odada oturmazlar, beraber yiyip içmezlerdi. Bu ise ifrattır. Araplar, Cahiliyette Yahudilerin ifratına tabi olmuşlardır.” (Ahmed Naim-Kamil Miras, Tecrid-i Sarih, I, 219). İslam ise orta ümmeti onların aşırılıklarından uzaklaştırarak bu durumda olan kadınlardan bu hallerinde iken sadece ailevî ilişki kurmayı yasaklayarak (Bakara, 2/222) orta yolu tavsiye etmiştir. 


Allah Teâlâ, Muhammed Ümmetine böyle örnekleri anlatarak onların aşırılıklara düşmesini engellemek istemektedir. Bu uyarılardan dolayı Muhammed Ümmetinde inançla ilgili aşırılıklara çok az rastlanılmıştır. 

Ümmet Birliğini Bozan En Önemli Unsur Asabiyettir

Müslümanlar arasında birlik beraberliği bozan en önemli etken asabiyet yani kavmiyetçiliktir.  Asabiyet, haksızlık karşısında bile kavmini savunması, ırkıyla övünmesi, ırkının üstünlüğünü iddia etmesi, kendisinden olmayanlara kin tutması ve onları küçük görmesidir. 


  “Kavmiyet gayreti güdenler bizden değildir; kavmiyet sebebiyle vuruşan da bizden değildir; kavmiyet güderek ölenler de bizden değildir.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 111). Başka bir hadiste Allah Rasûlü şöyle buyurdu: “Bazı topluluklar ölen atalarıyla övünmekten vazgeçmelidirler, çünkü onlar Cehennem kömürüdürler, aksi takdirde pislik içerisindeki böcekten Allah katında daha değersiz olacaklardır. Allah cahiliyye gururunu ve atalarıyla övünme kötülüğünü gidermiştir. Artık bundan sonra muttaki mümin ve bahtsız günahkar vardır. Bütün insanlar Adem’in oğullarıdır. Adem de topraktan yaratılmıştır.” (Ebû Dâvûd, Edeb 27; Tirmizî, Menâkıb, 75).


Birinci Dünya savaşı yıllarında olduğu gibi birileri insanların tekrar milliyetçilik ruhunu depreştirerek başka ırktan olanlara hayat hakkı tanımamak, onları yaşadıkları ülkelerden atmak gibi bir akımı hızlı bir şekilde dünyada yayma eğilimindedirler.  Bu akıma göre başka ırktan olana tahammül etmemek temeldir. Dünyada son zamanlarda yabancılara karşı düşmanlık ve ırk temeli üzerine kurulu parti ve akımların yükselişte olması bunun en önemli göstergesidir. Oysa İslâm ırkı değil; ümmeti temel almış ve Müslümanların hangi ırktan olursa olsunlar kardeş kabul etmiştir. 


Ümmet bağlılığında temel unsur Kur’an ve Sünnettir. Yapılan bir işin veya sözün doğru olup olmaması bu iki temel unsura bağlılığıyla orantılıdır. Bu temel unsur üzerinde uzlaşarak Müslümanların bir yerde sivil toplum teşkilatı denebilecek farklı vakıf, dernek, cemaat ve gruplara üye olmasında hiçbir mahsur yoktur. Fakat bir Müslümanın bir derneğe veya cemaate bağlılığı hiçbir zaman dinine olan bağlılığının önüne geçemez. Eğer böyle ise cemaate olan bağlılığımız Allah ve Rasûlü’nün önüne geçiyorsa burada büyük bir sıkıntı var, demektir. Daha açık ifade ile cemaatin veya hocanın görüşü ile dinin ilkesi çeliştiğinde Kur’an’ın emrine uyma konusunda şüphesiz en küçük bir tereddüt yaşanmamalıdır. Yanlışı bağlı olduğumuz gruptaki kişi dahi yapsa yanlış olduğu söylenmelidir. Elbette bu yanlışlık sağlaması İslam üzerinden olmalıdır.


Ümmet bilinciyle hareket eden insanlar ümmetin zarar görmemesini isterler. Benim grubum zarar görmesin de başkası ne yaparsa yapsın şeklinde değil. Ümmet bilinciyle hareket eden Müslümanlar bir araya geldiklerinde, sohbetlerinde Allah ve Rasûlü’nün sözlerinden bahsederler. 


Ümmet bilinciyle hareket eden Müslümanlar ümmeti kuşatacak faaliyetlerde bulunmalıdırlar. Dünyanın neresinde olursa olsun Müslümanların sıkıntılarını hissetmek ve onların acı ve sevinçlerine ortak olmak gerekmektedir. Ümmetin temel harcı olan kardeşlik ruhunu bozmadan Müslümanlar birçok sosyal, siyasi ve ekonomik faaliyette bulunmalılar. Bunun için Müslümanların bilinçlenmelerine yönelik okuma seferberlikleri yapılmalıdır. Çünkü okunmadığında kişi başkasının yönlendirmelerine açıktır ve kendisine söylenen yanlışı sorgulamadan kabul eder. O zaman da yanlışı, doğru olarak bilmeye başlar. Bu dini bir konuda ise birilerinin telkîn ettiği yanlışı dinin bir emri olarak kabul eder. 


Bugün Müslümanlar, ümmet bilinciyle hareket edemediğinden inananların sesini duyuracak dünya çapında bir televizyon, gazete ve dergisi yoktur. Her grup kendi basın yayın organını çıkarmakta az olsun ama benim olsun inancıyla hareket etmektedir. Bu da Müslümanların zaman ve emek israfıdır. Bunun yerine ümmet bilinciyle hareket ederek her grup kendi gazete ve dergisini çıkarmak yerine farklı dallarda çok satan, çok okunan etkili ve güçlü bir basın çıkarılmalıdır. Bu basında toplumun her kesimi kendisine bir yer bulmalıdır. 


Bütün bunlar için okuyan, düşünen bir toplum oluşturmak zorundayız. Yoksa çıkardığımız dergi ve gazeteler sadece grubu desteklemek için alınır ve bir kenara bırakılır. 


Selam ve dua ile…