İnanç ve Amelde İhlâs

e-Posta Yazdır PDF

Sözlükte “arınmak, saflaşmak, kurtulmak” manasındaki ihlas kelimesi, terim olarak “ibadet ve iyilikleri riyadan ve çıkar kaygılarından arındırıp sadece Allah için yapmak” demektir. İslami literatürde ihlâs daha geniş olarak şirk ve riyadan, batıl inançlardan, kötü duygulardan, çıkar hesaplarından ve genel manada gösteriş arzusundan kalbi temizlemeyi, her türlü hayırlı faaliyete iyi niyetle yönelmeyi ve her durumda yalnızca Allah’ın rızasını gözetmeyi ifade eder.

İhlâs Sûresi

İhlâs, Kur’an’daki yüz on ikinci sûrenin adıdır ve orada Allah Teâlâ bazı sıfatlarının yanında tevhid sıfatını ön plana çıkarmıştır. “De ki: O, Allah birdir. Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur.” (İhlâs, 112/1-4).


Hadislerde bu sûrenin Kur’an’ın üçte birine denk olduğu bildirilmiştir. (Buhârî, Fedâilu’l-Kur’an, 13). Çünkü İslâm üç temel akide üzerine kurulmuştur. Bunlardan birisi tevhid, ikincisi risâlet (peygamberlik), üçüncüsü ise ahirettir. Bu sûrede hâlis tevhid inancı beyan edildiğinden bu sûre Kur’an’ın üçte birine denk olarak kabul edilmiştir.


Hz. Âişe annemizin rivayet ettiğine göre Allah Rasûlü sahabilerinden birini askeri birliğe kumandan yapıp savaşa gönderdi. Bu sahabi maiyyetindeki arkadaşlarına kıldırdığı namazlarda Kur’ân okur ve kıraatini her zaman “Kul huvellâhu ahad” sûresi ile bitirirdi. Seferden döndüklerinde kumandanın bu âdetini Allah Rasûlü’ne anlattılar. Allah Rasûlü de onlara “Niçin böyle yapmakta olduğunu kendisine sorunuz” buyurdu. Onlar da gidip bunu kendisine sordular. Kumandan da “Kul huvellâhu ahad” sûresi, Rahmân’ın vasıf ve tarifidir (Allah’ın bütün isimleri ve sıfatları bu sûrededir). Onun için ben bu sûreyi okumayı severim” diye cevap verdi. Gelip bu cevabı haber verdiklerinde Rasûlüllah (s.a.v.) “Siz de kumandana, Allah’ın da onu muhakkak sevmekte olduğunu haber veriniz!” buyurdu. (Buhârî, Tevhid, 1; Müslim, Salâtü’l-Misafirin, 263).  Allah Rasûlü ihlâs sûresini sevdiği için her namazda okuyan sahabiye “Onu sevmen seni cennete götürür” buyurmuştur. (Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’an, 11). 


İhlâs, Felak ve Nâssûrelerine ise Muavvizât (sığınma) sûreleri denmiştir. (Buhârî, Fedâilu’l-Kur’an, 14).

Dini Allah’a Has Kılarak Kulluk

İhlâs, öncelikle dini Allah’a has kılmak ve yalnızca O’na samimi bir şekilde ibadet etmektir. “Bu Kitap izzet ve hikmet sahibi Allah katından indirilmiştir. (Rasûlüm!) Şüphesiz ki Kitab’ı sana hak olarak indirdik. O halde sen de dini Allah’a has kılarak (ihlâs ile) kulluk et.  Dikkat et, hâlis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler: Onlara, bizi sadece Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola iletmez.” (Zümer, 39/1-3). Ve Müslüman dini Allah’a has kılarak ihlâslı bir şekilde ibadetle emrolunmuştur:  “De ki: Bana, dini Allah’a hâlis kılarak O’na kulluk etmem emrolundu. Bana Müslümanların ilki olmam emrolundu.  De ki: Rabbime karşı gelirsem, doğrusu büyük günün azabından korkarım. De ki: Ben dinimde ihlâs ile ancak Allah’a ibadet ederim.” (Zümer, 39/11-14).

İbadetler Sadece Allah Rızası İçin Yapılmalı

İhlâslı Müslüman yaptığı ilim ve ameli sırf Allah rızası için yapmalı ve ibadetine riya/gösteriş karıştırmamalıdır. Böyle yapanların durumlarını Allah Rasûlü bir hadislerinde şöyle haber vermektedir: “Kıyâmet gününde aleyhinde ilk hükmedilen insanlar şunlardır: Birincisi şehit edilen kimsedir. O Allah’ın huzuruna getirilir. Allah kendisine olan nimetlerini anlatır. O da, bunları itiraf eder. Cenâb-ı Hak “Öyleyse bunlara karşı ne yaptın?” diye sorar. Adam “Yâ Rabbi! Senin uğrunda şehit edildim” der. Allah buyurur ki: “Yalan söyledin! Sen, yalnızca kahraman ve cesur denilsin diye savaştın. Gerçekten öyle de denildi.” (Sonra) onun hakkında emredilir ve ateşe atılıncaya kadar yüzüstü sürüklenir. İkincisi ilim öğrenen, başkalarına da öğreten, ayrıca Kur’an okuyan adamdır. O huzura getirilir. Allah kendisine olan nimetlerini anlatır. O da itiraf eder. Cenâb-ı Hak “Bunlara karşı ne yaptın?” diye sorar. Adam “İlim tahsil ettim. Onu başkalarına da öğrettim. Senin uğrunda Kur’an da okudum” der. Allah buyurur ki “Yalan söyledin! Sen ilim öğrendin, ancak âlim denilsin diye; Kur’an okudun, ancak o kârîdir yani kırâat ehlidir denilsin diye. Hakikat öyle de denildi.” Sonra hakkında emrolunur ve ateşe, yani cehenneme atılıncaya kadar yüzüstü sürüklenir. Üçüncüsü Cenâb-ı Hakk’ın kendisini genişlettiği, malın her çeşidinden verdiği adamdır. O getirilir. Allah ona olan nimetlerini anlatır. O da bunları itiraf eder. Cenâb-ı Hak “Öyleyse bunlara karşı ne yaptın?” diye sorar. Adam “Hakkında infâk edilmesini emir buyurduğun hiçbir yol bırakmadım. Malımı ancak senin yolunda harcadım” der. Cenâb-ı Hak buyurur: “Yalan söyledin! Onları ancak cömerttir denilesin diye yaptın. Nitekim öyle de denildi.” Sonra hakkında emredilir ve cehenneme atılıncaya kadar yüzüstü sürüklenir.” (Müslim, İmâre, 152/1905). 


Ebu Umâme el- Bâhilî’den rivâyete göre “Bir adam Rasûlüllah’a (s.a.v) gelerek “Şöhret ve ücret elde etmek için savaşan kimse hakkında ne dersin?” diye sordu. Rasûlüllah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Onun için hiç bir şey yoktur.” Adam sorusunu üç sefer tekrarladı. Rasûlullah (s.a.v) da her defasında: “Onun için hiçbir şey yoktur” buyurdu ve şöyle devam etti: “Allah ancak kendi rızası gözetilerek ihlâsla yapılan ibadetleri kabul eder.” (Nesâî, Cihâd, 24; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV,126).


Mâûn sûresinde ise Rabbimiz gösteriş için namaz kılanların halini şöyle bildirmektedir: “Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar gösteriş yapanlardır.” (Mâûn, 107/4-6).

İhlâslı (Samimi) Kulların Allah Yardımcısıdır

Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre “Rasûlüllah, İsrail oğullarından bir adamı anlattı. O adam İsrail oğullarının birisinden ödünç olarak bin dînâr vermesini istedi. Para vermek isteyen kişi “Buna şâhit yapacağım şâhitleri getir” dedi. Ödünç isteyen “Şâhit olarak Allah yeter” dedi. Ödünç verecek olan bu sefer de “Haydi bana kefil getir” dedi. O adam “Kefil olarak Allah yeter” dedi. Para sahibi “Hakîkaten doğru söyledin” dedi ve belirlenen bir vade ile ona bin dînâr verdi. Parayı alan müteakiben deniz seferine çıktı. İşlerini gördü. Sonra kendisine ödünç veren kişiye gelmek üzere bineceği bir gemi aradı. Belirlenen müddet yaklaşıyordu. Fakat bir gemi bulamadı. Bunun üzerine bir odun parçası alıp, onun içini oydu. İçine bin dînârı ve bir de kendisinden o arkadaşına yazdığı bir mektup sahîfesini koydu. Sonra o oyuk yerin ağzını sıkıca kapatıp düzeltti. Sonra o odun parçasını deniz kenarına getirdi de şöyle duâ etti:


“Yâ Allah, Sen bilmektesin ki, ben fulan kimseden bin dînâr ödünç istedim. O benden bir kefil istedi. Ben “Kefîl olarak Allah kâfidir” dedim. O, Sen’in kefilliğine razı oldu. Bir de benden şâhit istedi. Ben yine “Şâhit olarak Allah kâfidir” dedim. O yine Sen’in şâhitliğine de razı oldu (ve bin dînârı verdi. Ben vadesinde borcumu ödemek kaygısına düştüm de) ona bu parayı göndereyim diye bir gemi bulmaya çalıştım. Fakat bulamadım. Artık ben şu bin dînâr borcumu Sen’in koruyuculuğuna emânet ediyorum!” dedi de o odunu denize attı.


Odun denizin içine girdikten sonra kendisi geri döndü. Borçlu bu hususta kendisini beldesine çıkaracak gemi bulmağa çalışırken, alacaklı da onun dönmesini umarak deniz kenarına çıktı da belki bir gemi malını getirmiş olabilir diye gözetliyordu. Bu sırada birdenbire sahilde içinde mal bulunan o odunu gördü. Onu ailesine yakacak bir odun olarak aldı. Evde onu parçalayınca içindeki paraları ve mektup sahîfesini buldu. Sonra borçlu kimse kendisine borç verene geldi ve ona bin dînârı getirdi de:


“Allah’a yemîn ederim ki, malını sana getirmem için bir gemi aradım. Fakat sana geldiğim şu zamandan önce bir gemi bulamadım” dedi ve borcunu verdi. Alacaklı  “Sen bana bir şey gönderdin mi?” dedi.   Borçlu “İçinde sana geldiğim şu günden önce bir gemi bulamadığımı sana haber veriyorum” dedi. Alacaklı “Şüphesiz ki, Allah senin odun içinde göndermiş olduğun borcunu senin adına ödemiştir. Binâenaleyh tekrar vermek için getirdiğin bu bin dînârı, bir râşid olarak sevinçle götür, dedi.” (Buhârî, Zekât, 65, Havalât, 4, İsti’zan, 259).


Dolayısıyla verdiği sözü samimi bir şekilde ödemek isteyen kişiye Allah Teâlâ bir şekilde onun sözünü yerine getirtecek imkanları sunar. Yeter ki Allah’a olan güvenimizi kaybetmeyelim ve istediğimizi samimiyetle isteyelim.

İhlâsla Allah’a Dua Edin

Rabbimiz amellerde olduğu gibi duadan da ihlâslı olarak yapılanları kabul eder ve bu şekilde dua etmemizi istemektedir: “Yeri sizin için yerleşim alanı, göğü de bir bina kılan, size şekil verip de şeklinizi güzel yapan ve sizi temiz besinlerle rızıklandıran Allah’tır. İşte Allah, sizin Rabbinizdir. Alemlerin Rabbi Allah, yücelerden yücedir. O daima diridir; O’ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O halde dinde ihlâslı ve samimi kişiler olarak O’na dua edin. Her türlü övgü âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.” (Mü’min, 40/64-65). “De ki: Rabbim adaleti emretti. Her secde ettiğinizde yüzlerinizi O’na çevirin ve dini yalnız Allah’a has kılarak O’na yalvarın. İlkin sizi yarattığı gibi (yine O’na) döneceksiniz.” (A’raf, 7/29). “Haydi, kâfirlerin hoşuna gitmese de Allah’a, Allah için dindar ve ihlâslı olarak dua edin!” (Mü’min, 40/14).

Mü’minler dini Allah’a has kılarak dua ederler. “…Ve onlar dini Allah’a hâlis kılarak yalvarırlar..” (Yunus, 10/22). Rabbimiz, Müşriklerin dualarında samimi olmadıklarını bildirmektedir. “Andolsun ki  (Müşriklere) onlara: “Gökten su indirip onunla ölümünün ardından yeryüzünü canlandıran kimdir?” diye sorsan, mutlaka, “Allah” derler. De ki: (Öyleyse) hamd da Allah’a mahsustur. Fakat onların çoğu (söyledikleri üzerinde) düşünmezler. Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız O’na has kılarak (ihlâsla) Allah’a yalvarırlar. Fakat onları sâlimen karaya çıkarınca, bir bakarsın ki, (Allah’a) ortak koşmaktadırlar.” (Ankebut, 29/63, 64). “Dağlar gibi dalgalar onları kuşattığı zaman, dini tamamen Allah’a has kılarak (ihlâsla) O’na yalvarırlar. Allah onları karaya çıkararak kurtardığı vakit içlerinden bir kısmı orta yolu tutar. Zaten bizim âyetlerimizi, ancak nankör hâinler bilerek inkâr eder.” (Lokman, 31/32).

İhlâslı Müslümana Allah’tan Başka Kimse Zarar Veremez

İnancında ihlâslı olan gerçek Müslümanlara Allah’ın izni dışında kimse zarar veremez.  Allah Teâlâ Hz. Âdem’i yaratıp meleklerden secde etmelerini isteyince şeytan hariç hepsi secde etmişti. Şeytan secde etmeyince Allah Teâlâ da huzurundan kovar ve yeryüzüne gönderir. Şeytan da kıyamet gününe kadar Allah Teâlâ’dan mühlet ister. Rabbimiz de kıyamet gününe kadar mühlet verir. (Hıcr, 15/28-38). Bunun üzerine şeytan ihlâslı kullar hariç hepsini yoldan çıkaracağını söyler: “(İblis) dedi ki: Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım! Ancak onlardan ihlâslı kulların müstesnadır. Buna karşılık (Allah) “İşte bana varan dosdoğru yol budur. Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir hâkimiyetin yoktur. Ancak azgınlardan sana uyanlar müstesna” buyurdu.” (Hıcr, 15/39-42). “Şurası muhakkak ki, benim (ihlâslı) kullarım üzerinde senin hiçbir ağırlığın olmayacaktır. (Onları) koruyucu olarak Rabbin yeter.” (İsra, 17/65).


Sadece şeytan değil eğer bizler inancımızda, yaşantımızda samimi olursak bize kimse zarar veremeyeceğini yine Rabbimiz bildirmektedir: “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. Artık O, size yaptıklarınızı bildirecektir.” (Maide, 5/105).

İhlâslı Kullar İçin Vaat Edilenler

Rabbimiz ihlâslı kulları için türlü türlü nimetler hazırlamıştır. “(Cehennem azabından) ancak Allah’ın hâlis kulları istisna edilecek. Bunlar için bilinen bir rızık vardır. (Türlü türlü) meyveler vardır. Ve onlar Naîm cennetlerinde ağırlanırlar. 


Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar. Onlara pınardan (doldurulmuş) kadehler sunulur. Berraktır, içenlere lezzet verir. O içkide ne sersemletme vardır ne de onunla sarhoş olurlar. Onların yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri gözlü eşler vardır. Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.” (Saffat, 37/40-49).


Ebû Hüreyre’nin rivayet ettiği bir hadise göre Allah Rasûlü şöyle buyurdu: “Kıyamet gününde halk içinde şefaatimle en çok sevinecek olan kimse kalbinden -yâhud içinden- ihlâsla La ilahe ille’llah.. diyendir” (Buhârî, İlim, 33, Rikâk, 51).


Selam ve dua ile…