Aile Toplumların Temelidir

e-Posta Yazdır PDF

Aile toplumların temelidir. Toplumlarda aile yapısı ne kadar sağlamsa toplumun yapısı da o derece sağlamdır. Aile yapıları sağlam olan toplumda nesiller bedenen ve ruhen daha sağlıklı olur. 


Huzurlu bir aile ilk önce sağlıklı bir eş seçimiyle başlar. Allah Rasûlü, insanların eş seçiminde farklı ölçüleri olduğunu fakat tercih edilmesi gerekenin dindarlık ve ahlak güzelliği olduğunu bildirmektedir: “Kadın dört şey için nikâh edilir: Malı, asaleti, güzelliği ve dini. Sen dindar olanlarına talip ol ki huzurlu bir hayat yaşayasın!” (Buhârî, Nikah, 15/5090; Müslim, Radâ, 53/1466, 54/1467). Allah Rasûlü bir başka hadisinde de şöyle buyurdu: “Çocuklarınıza eş seçiminde seçici davranın, hem kendiniz hem de onlar için denkliği gözetiniz.” İbn Mâce, Nikah, 46/1968). 

Toplum olarak, hayırlı nesiller yetiştirmek istiyorsak bunu ilk adımı hayırlı bir eş seçimi ile başlar. Hayırlı eş seçiminden sonra, anne karnındaki çocuğun eğitimiyle devam eder ve hayat boyu sürer. Özellikle çocuklar anne sevgi ve şefkatinden uzak tutulmamalıdır. Çocuk hem anne sütünden hem de anne ilgisinden mahrum bırakılmamalıdır. 


Yeri gelmişken şunu belirtmek isterim ki, Avrupa’yı örnek alarak çocukları bakıcılara, kreşlere, babaannelere veya anneannelere bırakmak bir çözüm yolu değildir. Aileler, çocuklarına bir başkastının bakması için özendirilmesi ve desteklenmesi yerine annelerin kendi çocuklarına kendilerinin bakması özendirilmelidir.  Bu anlamda çalışmayan anneler bunu en güzel şekilde yapmaktadırlar. Bundan dolayı çalışmayan, hayatını adeta çocuklarına adayan anneler desteklenmelidir. Çalışan annelere çocuk bakımı için destek vermek bir yerde çalışmayan ve hayatını çocuklarına adamış annelere haksızlık olmaktadır. Adeta onlara sen niye çocuklarına bakıyorsun -eğer sen çalışırsan çocuklarınla ilgilenemezsen biz çocuklarınla ilgilenemediğin için sana destek de veririz- demektir.   Şunu herkes bilmektedir ki çocuk için, hiçbir besin anne sütünün yerini tutmadığı gibi kim olursa olsun annenin çocuğuna verdiği sevgi ve şefkati babaanne veya anneanne olsa dahi veremeyecektir. Bu anlamda anneler çalıştırılmaya değil; sağlıklı nesiller için kendilerini çocuklarına adamak özendirilmelidir. 


Anne sütü, sevgisi ve şefkatiyle yetiştirdiğimiz gençlerimize ve kendimize iyi örnekler seçmeliyiz. Bu anlamda genç kızlar için Hz. Şuayb’ın haya örneği kızı unutulmamalıdır. (Kasas, 28/25). Kadınlar için ise en güzel örnek iffetin ve dürüstlüğün timsâli Hz. Meryem’dir. (Âl-i Imrân, 3/42; Enbiyâ, 21/91). Erkekler için ise bütün peygamberler olmakla birlikte Yusuf sûresinde anlatılan iffetin timsâli Hz. Yusuf’tur. Ve ayrıca her yaştan Müslümana örnek olabilecek Allah Rasûlü, ailesi ve güzide sahabilerinde her ailede bulunması gereken en güzel sevgi ve saygı örnekleri vardır.  İşte Allah Rasûlü’nün eşi Âişe’ye duyduğu sevgiye dair bir örnek. Bu hadiste farklı erkek ve kadın örnekleri vardır. Yine her bir kimsenin eşine veya kendine ait bazı örnekler bulacağı bir hadis.      


Allah Rasûlü’nün Eşine Sevgisi

Evlilikte eşler bir birlerine sevgi ve saygı ile muamele etmeleri gerekir. Belki bu anlamda Allah Rasûlü’nün Mü’minlerin annesi Âişe annemize duyduğu sevgi gibi denebilir. Hz. Âişe’den rivayet edildiğine göre eşine tutkuyla bağlanan bir erkek örneğini Allah Rasûlü şöyle vermektedir: “On bir kadın oturmuşlar da kocalarının haberlerinden hiç bir şeyi gizlememeye yemin etmişler. Birincisi: “Benim kocam sarp dağ başında arık deve eti gibidir.  Düz değildi ki çıkılsın!  (Deve) Semiz değildir ki götürülsün!” demiş. İkincisi: “Kocamın haberini ifşa edemem, çünkü korkarım. Onu anlatmaya başlarsam  (bitirmeden) bırakamam. Onu anarsam irisini ufağını söylerim” demiş. Üçüncüsü: “Kocam uzun boyludur. Konuşursam boşanırım, susarsam muallakta bırakılırım” demiş. Dördüncüsü: “Kocam tihâme gecesi gibidir. Ne sıcaktır, ne soğuk, (Ondan) Ne korkulur, ne bıkılır!” demiş. Beşincisi: “Kocam (içeri) girerse pars; (dışarı) çıkarsa aslan kesilir. Emniyet ettiği şeyi sormaz” demiş. Altıncısı: “Kocam yedi mi üst üste katlayıp yer, içti mi sömürür yattı mı da sabahlara kadar uyur benimle ilgilenmez” demiş. Yedincisi: “Kocam tohumsuzdur. Erlik yapmaktan acizdir. (Ahmaklığından) İşleri üzerine yığılmıştır. Her dert onu bulur. Baş yarığı mı yahut kol kırığı mı istersin yahut ikisini de sana bir araya toplayıversin!” demiş. Sekizincisi: “Kocamın kokusu zaferan, teni de tavşandır!” demiş. Dokuzuncusu: “Kocam direği yüksek, kını uzun, külü çok, evi meclise yakın bir adamdır” demiş. Onuncusu: “Kocam Mâlik’dir. Amma ne Mâlik! Mâlik bundan çok daha hayırlıdır. Onun çok çöken, az dolaşan develeri vardır. Ud sesini işittiler mi helak olduklarını anlarlar” demiş. On birincisi: “Kocam Ebû Zer’dir. Amma ne Ebû Zer! Ziynetle kollarımı ve kulaklarımı doldurdu. Pazularımı yağla doldurdu. Beni sevindirdi. Benim de gönlüm ferah oldu. Beni dağ başında bir koyun sürüsü başında buldu da beni atları kişneyen develeri böğüren, ekinleri sürülen daneleri harmanlanan müreffeh ve mesut bir aileye getirdi. Akşam yatar, sabaha kadar uyurum. Doya doya süt içerim. Ebû Zer’in annesi de ne Ebû Zer annesi! Ambarları büyük, evi geniş.,. Ebû Zer’in oğlu da ne Ebû Zer oğlu! Yatağı soyulmuş hurma lifi gibi. Kendisini bir kuzunun budu doyurur. Ebû Zer’in kızı da ne Ebû Zer kızı! Annesine babasına itaatkârdır. Vücudu elbisesini doldurur, endamıyla kuma ve ekranlarını çatlatır. Ebû Zer’in cariyesi de ne Ebû Zer cariyesi! Bizim lâflarımızı (ortalığa) yaymaz. Zahiremizi döküp, saçmaz. Evimizi de kuş yuvasına çevirmez.


Her tarafta süt tulumları yağ çıkarılmak için beklerken bir gün Ebû Zer çıktı (gitti). Ve bir kadına rastladı ki, yanında pars gibi iki çocuğu var. Vücudu elbisesini doldurur, endamıyla kuma akranlarını çatlatır! Hemen beni boşayıp onunla evlendi. Ben de ondan sonra eşraftan bir adama kocaya vardım ki, yürüyüşlü bir ata biner. Hatta mızrağını alır, akşamüstü deve ve sığırları alır sürer getirirdi.  Getirdiği her hayvandan bana bir çift verirdi. 

“Ey Ümmü Zer! Akrabana da ver!” derdi. “Ama onun bana verdiği her şeyi toplasam Ebû Zer’in kaplarının en küçüğünü doldurmaz” demiş. 


Allah Rasûlü bu olayı anlattıktan sonra Hz. Aişe’ye dönerek şöyle “Ben de sana Ümmü Zer’e göre Ebû Zer gibiyim. Şu farkla ki, Ebû Zer, Ümmü Zer’i boşamıştır, ben seni boşamadım beraber yaşayacağız.” buyurur. (Buhârî, Nikah, 82/5189; Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe, 92/2448). Hadiste çok farklı eş örnekleri sayılmıştır. Allah Rasûlü bunlardan kendisine hangisinin uygun olduğunu bildirmiştir. Acaba biz eşimizin nazarında hangi sınıf eş grubuna girmekteyiz?  Bir başka hadiste Allah Rasûlü eşi Âişe’ye sevgisinin kördüğüm gibi olduğunu bildirmektedir. (Ebû Nuaym el- Isbahânî, Ahmed b. Abdillah b. Ahmed, Hılyetü’l-Evliyâ ve Tabakâtü’l-Esfıyâ, I-X, Mısır, 1394/1974, II, 44).  Allah Rasûlü’nün eşleri bu sevgi karşısında kendisine bir eş olarak en büyük sevgiyi vermişler ve O’nun (s.a.v.) son hastalığı sırasında Hz. Safiyye “Keşke senin yerinde ben olsaydım” diye üzüntüsünü dile getirmiştir. (İbn Sa’d, Ebû Abdillah Muhammed b. Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, thk. Muhammed Abdülkadir Atâ, I-VIII, I. Basım, Dâru’l-Kütübi’l-Ilmiyye, Beyrut, 1410/1990, VIII, 101).


Huzurlu bir ailede herkes üzerine düşen vazifeyi bilir ve ona göre hareket eder.  Abdullah b. Ömer’den rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü şöyle buyurdu:  “Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürüsünden sorumludur. İnsanlara hükmeden emir bir çobandır; o halkından sorumludur. Kişi ailesi fertlerine çobandır. O da onlardan sorumludur. Kadın kocasının evine ve çocuklarına çobandır; o da onlardan sorumludur. Köle, sahibinin malına çobandır; o da ondan sorumludur. Dikkat edin! Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürüsünden sorumludur.” (Buhârî, Cuma, 11/893, Husûmât, 20/2409, Itk, 17/2554, 19/2558, Vesâyâ,  9/2751, Nikah, 81/5188, 90/5200, Ahkâm, 1/7138; Müslim, İmâre, 20/1829). Dolayısıyla herkes sorumluluğu altındakilere karşı sorumludur ve sorumluluğunu yerine getirmek zorundadır. “Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır.” (Tahrîm, 66/6).


Anne baba çocuklarının bütün davranışlarını gözetlemek zorundadır. İnsan hangi yaşta olursa olsun hata yapabilir ve dolayısıyla anne baba yaşadığı sürece onlara tecrübelerini aktarmak durumundadır. Çocuğunun kimlerle arkadaşlık kurduğundan, eve kaçta gelip kaçta gittiğinden, yediğinden içtiğinden namazından niyazından sorumludur.  


Bu anlamda anne baba, çocukları üzerinde gözetimini, nasihatlerini bıkmadan usanmadan sürdürmelidir. Kur’an-ı Kerim’de bildirildiğine göre Lokman’ın (a.s.) oğluna nasihatleri meşhurdur. 


Oğula Öğütler           

Kur’an’da Lokman’a (a.s.) “hikmet” verildiği (Lokman, 31/12) bildirilmiştir. Buna atfen Allah Rasûlü’nün Yemen’den gelen bir heyeti karşılarken onlara, “İman Yemenli’dir, hikmet Yemenli’dir” (Müslim, İman, 88-90) şeklindeki iltifatıyla Lokman’ın Yemen’deki Ad kavmine mensubiyetine atıfta bulunduğu öne sürülmüştür. Lokman Hakîm diye bilinen Lokman (a.s.) oğluna iman, amel, ahlak ve görgü kurallarıyla ilgi nasihatte bulunmaktadır. “Lokman, oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür, demişti.” (Lokman, 31/13). “(Lokman, öğütlerine devamla şöyle demişti:) Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu (senin karşına) getirir. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır. Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir. Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez. Yürüyüşünde doğal ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.” (Lokman, 31/16-19).  Ayrıca Lokman (a.s.) oğluna şu tavsiyede de bulunmuştur: “Oğlum! Âlimlerle düş kalk, hatta imkânın varsa yanlarından hiç ayrılma!  Çünkü ölü arzın bol yağmurla hayat bulması gibi kalpler de âlimin hikmetli söz ve davranışlarıyla hayat bulur!” (Mâlik, Muvatta, İlim, 1).


İmam Gazâlî’nin (v. 505/1111), İhyây-ı Ulûmiddin adlı eserinde bildirdiğine göre Alkâme el-Utâridî ölüm döşeğinde oğluna iyi arkadaş edinmesi konusunda şu tavsiyede bulunmaktadır: “Oğlum! Kendisine hizmet ettiğinde gıyabında seni koruyacak, sana şeref kazandıracak, sıkıntıya düştüğünde sana yardım edecek kimselerle arkadaşlık et! İyilik elini uzattığında karşılıkta bulunan, senden bir iyilik gördüğünde unutmayan, kötülük gördüğünde unutan kimse ile arkadaşlık et! Bir isteğin olduğunda isteğini yerine getiren, konuşmadığında halini soran, başına bir sıkıntı geldiğinde seni ondan kurtarmaya çalışan kimse ile arkadaşlık et! Seni yalan çıkarmayan, bir işe girdiğinizde sana yardımcı olan, ayrıştığınız konularda da senin görüşünü tercih eden kimse ile arkadaşlık et!” (Gazâlî, Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed, İhyây-ı Ulûmiddin, I-IV, Dâru’l- Ma’rife, Beyrut, ts., II, 171). Böyle bir arkadaş bulmak kolay mı? Elbette kolay değil; ama en azından biz kendimiz böyle bir arkadaş olabiliriz. 


Damada ve Yöneticilere Öğütler

Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’ye kayınpederi Şeyh Edebali (v. 726/1326)  şöyle tavsiyede bulunmuştur. 


“Ey Oğul! Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül alma sana... Suçlamak bize; katlanmak sana... Acizlik yanılgı bize; hoş görmek sana... Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana... Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana...” 

 

“Ey Oğul! Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana...” 


“Ey Oğul! Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı.. Allah (c.c.) yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hakk yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin.” 


 “Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize vadedilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.” 


“Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir.”


“Milletin kendi irfanı içinde yasasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.” 


“En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir.” 


“Ülke, idare edenin, oğullan ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştürdüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar, yaşatamadılar..” 


“İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkamaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar, laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir...” 

“Akacak kan boş yere akmamalı. Ona yol ve yön lazım.. Zîra kan, toprak sulamak için akmaz. Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur.” 


“Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli.” 


“Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz.”


“Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü zaman yok, süre az...” 


“Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekin zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da... Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin.” 


“Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez.” 


“Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez. Osman, geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın...


Selam ve dua ile…