Rabbimiz! Kâfirlere Karşı Bize Yardım et!

e-Posta Yazdır PDF

Yaratıkların en güzeli ve Allah’ın yeryüzündeki halifesi olan insanoğlu peygamberler aracılığıyla gönderilen ilâhi buyruklara uyduğu müddetçe değerlidir. İnsanoğlu değerliliğini zaman zaman taçlandırarak en yüksek seviyeye çıkmış, bazen de en alçak seviyelere düşmüştür. 

İnsanoğlu, meleklere uygun davranışlar sergilemişse yüce değerlere ulaşmış; ama hayvanî değerlere özenmiş ve hayvanların yaptıklarını yapmışsa alçalmış ve hatta hayvanlardan daha aşağı seviyelere düşmüştür.  İnsanlık bugün böyle bir sınav vermektedir. 

Müslümanların güçsüzlüğünü gören dünya âdetâ leş kargaları gibi üzerlerine üşüşmüş durumdadır. Ölen Müslüman yani Müslüman kanı akıyor ise dünya bunu zevkle izlemektedir. Bugün Müslüman ülkeler dışında dünyada kan ve gözyaşı yok gibidir. Oynanan bütün oyunlar Müslümanlar üzerinedir. Müslümanların bölünmüşlüğü de fırsat bilinerek her gün biraz daha savaş körüklenmekte ve daha fazla Müslüman kanı dökülmesine seyirci kalınmaktadır.  

Tarihi tecrübelerimiz göstermiştir ki, küfür, tek millettir. Onların dinine girmediğimiz sürece onlar bizden razı olmazlar ve bizi düşman olarak görmeye devem ederler. Gerçek anlamda sadece Müslümanlar dostumuzdur. “Sen onların dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da senden asla memnun kalmayacaklardır.” (Bakara, 2/120). Dünya, bugün Müslümanların yok olası için birlik olmuş durumdadır. Özellikle ülkemiz üzerinde terör örgütleri içten ve dıştan her gün yeni tuzaklar kurmakta masum insanların ölmesine sebebiyet vermektedirler. Bunun belki de en önemli sebebi ülkemizin Müslüman ülkeler arasındaki siyasi ağırlığıdır. Diğer siyasi ve ekonomik ağırlığı olmayan Müslüman ülkelerle uğraşmaktansa liderliğe oynayabilecek Türkiye ile uğraşmak ve pratik bir çözüm yoludur. Mesele Müslümanların önderliğini yapacak bir lider ülkenin doğuşunu engellemek veya geciktirmektir. Çünkü bilirler ki, Müslümanlar, tuzakların farkına vardıklarında oyunları bozulacak ve masada ben de varım diyecektir. Müslümanların masada olması istenmemektedir. Çünkü Müslümanlar akıllarını başlarına toplarlarsa şu anda onların işgal ettikleri Kudüs ve Mescid-i Aksâ gibi yerlerle ilgili haklarını da alacaklarını bilirler. 


Mahzûn Mescid-i Aksâ

Mescid-i Aksâ, Müslümanlar için sembol yerlerdendir. Burasını elinde tutan dünyanın sacayaklarından birisini elinde tutmuş olur.  Mescid-i Aksâ, Müslümanların ilk kıblesi, en kutsal sayılan üç mescidden biridir. Buranın ve çevresinin mübârek kılındığına dair Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (İsrâ, 17/1).

Âyette bereketli olduğu belirtilen yerin merkezi Mescid-i Aksâ’dır. Burası yeryüzünde Allah için kurulan ikinci (Buhârî, Enbiyâ, 40; Müslim, Mesâcid, 1, 2)  ve insanların ziyaret için yolculuk yapabilecekleri mescidlerden biridir: “(İbadet için) sadece şu üç mescide yolculuk yapılır: Mescid-i Harâm, Mescid-i Nebî ve Mescid-i Aksâ...”  (Buhârî, Fadlu’s- Salât, 1, 6; Müslim, Hac, 511). Ayrıca Hz. Peygamber hayatında Mescid- i Aksâ’yı Müslümanların ziyaret etmeleri icin teşvik etmiştir.  “Mescid-i Aksâ’ya gidin ve orada namaz kılın. Eğer oraya gidemez ve orada namaz kılamazsanız kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderin.” (Ebû Dâvûd, Salât, 14)


Yapmamız Gerekenler

Bütün bu oyunları bozmak için birlik beraberliğimiz bozmadan ümidimizi kaybetmeden mücadeleye devam etmemiz gerekir. Daha önceki ümmetlerin hastalıklarından uzaklaşmak ve tek vücut olunmalıdır. Hz. Peygamber (s.a.v.) “Ümmetime (daha önceki) ümmetlerin hastalığı bulaşacaktır” deyince Sahâbe: “Ümmetin hastalığı nedir?” diye sordular. O şöyle buyurdu: “Taşkınlık, şımarıklık, dünya hususunda birbirlerine karşı öğünmek ve yarışmak, birbirinden uzaklaşmak ve hasetleşmek. Öyle ki, böylece zulüm ortaya çıkar ve anarşi olur.” (Hâkim, el-Müstedrek, IV, 282, hadis no: 7390). Oysa Allah bir ve beraber olan gruplara yardım eder. “Allah’ın eli cemaatin üzerindedir.” (Tirmizî, Fiten, 7; Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, II, 205). “Cemaat rahmettir, ayrılık azaptır.” (Kuzâî, Müsnedü’ş-Şihâb, I, 43, hadis no: 15; Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, I, 145). 

Kardeşliğimizi daha fazla kenetleyerek, saflarımızı daha fazla sıklaştırmalıyız. Oynanan oyun basit değildir. Mesele güç mücadelesidir. Meseleyi belki de Müslümanların ayağa kalkmak için son hamlesi olarak görmek gerekmektedir. Gün, ayrıştığımız küçük meseleleri gündeme getirme zamanı değildir. Yoksa bu aşamada ortada ne Müslüman ne de sahip oldukları devletleri kalacaktır.  Merhum Mehmed Akif’in deyişiyle: 

Artık ey milleti merhume, sabah oldu uyan! 

Sana az geldi ezanlar, diye ötsün mü bu çan? 

Ne Kürtlük, ne de Türklük kalacak aç gözünü! 

Dinle Peygamber-i Zişânın İlahi sözünü.    

Veriniz başbaşa; zira sonu hüsranı mübin,  

Ne Halife (hükümet) kalıyor ortada, billahi ne din! 

“Medeniyet!” size çoktan beridir diş biliyor;  

Evvela parçalamak, sonra da yutmak diliyor.    

Bu aşamada yapılması gereken fiili duaların yanında sözlü duaya da sarılmalıyız. Bu anlamda herkes üzerine düşen vazife ne ise onu en güzel şekilde yapmalı ve Müslümanların üzerinde dolaşan kara bulutların bir an evvel gitmesi için özellikle seher vakitlerinde dua etmeliyiz. Kur’an’da Rabbimizin bize öğrettiği böyle sıkıntılı anlarında okunabilecek dua örneklerinden bir kaçı şöyledir:   

Mü’minlerin duası: “(Onlar şöyle yakarırlar:) Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan sensin. Rabbimiz! Gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlaka toplayacak olan sensin. Allah asla sözünden dönmez.” (Âl-i Imrân, 3/146-147). 

“Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru! Ey Rabbimiz! Doğrusu sen, kimi cehenneme koyarsan, artık onu rüsvay etmişsindir. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur. Ey Rabbimiz! Gerçek şu ki biz, “Rabbinize inanın!” diye imana çağıran bir davetçiyi (Peygamberi, Kur’an’ı) işittik, hemen iman ettik. Artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, ruhumuzu iyilerle beraber al, ey Rabbimiz! Rabbimiz! Bize, peygamberlerin vasıtasıyla vâdettiklerini de ikram et ve kıyamet gününde bizi rezil-rüsvay etme; şüphesiz sen vâdinden caymazsın!”(Âl-i Imrân, 3/191-194).

Olgunluk yaşına gelen Mü’minlerin duası: “Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın yararlı iş yapmamı temin et. Benim için de zürriyetim için de iyiliği devam ettir. Ben sana döndüm. Ve elbette ki ben müslümanlardanım.” (Ahkâf, 46/15).

Cennetliklerin duası: “Hidayetiyle bizi (bu nimete) kavuşturan Allah’a hamdolsun! Allah bizi doğru yola iletmeseydi kendiliğimizden doğru yolu bulacak değildik. Hakikaten Rabbimizin elçileri gerçeği getirmişler.” (A’râf, 7/43).

Bazı peygamberlerin yaptığı dua: “Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığımızı bağışla; ayaklarımızı (yolunda) sabit kıl; kâfirler topluluğuna karşı bizi muzaffer kıl!” (Âl-i Imrân, 3/146-147).

  Yunus’un (a.s.) duası: “Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!” (Enbiyâ, 21/87).

Tâlût ve askerlerinin duası: “Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır. Bize cesaret ver ki tutunalım. Kâfir kavme karşı bize yardım et!” (Bakara, 2/250).

Ya’kub’un (a.s.) duası: “Ben sadece gam ve kederimi Allah’a arzediyorum…” (Yusuf, 12/86).

Mûsâ’nın (a.s.) duası: “Rabbim! Doğrusu bana indireceğin her hayra (lütfuna) muhtacım!” (Kasas, 28/24).

Ayrıca karar merciinde olan yöneticilerimizin hatalı karar vermemeleri için dua edilmeliyiz. Çünkü onların hata yapması bütün ümmeti bağlamaktadır. Her zaman ümitvar olalım. Kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır: “Onlar ağızlarıyla Allah’ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler istemeseler de Allah nûrunu tamamlayacaktır.” (Sâf, 61/8). 

 Bir televizyon kanalında yayınlanan izlenme oranı yüksek bir dizide mutasavvıf ve düşünür Muhyiddîn İbn Arabî’yi  (ö. 638/1240) canlandıran kişinin yaptığı dua da bu anlamda halimizi ortaya koyan hepimizin âmin diyebileceği bir dua:

“Ey Göklerin ve yerlerin Nûr’u olan Allahım! Sen Hâkimsin! Sen Muktedirsin! Tüm acizliğimizle sana sığınırız! Senden yardım diler, senden merhamet bekleriz! 

Yâ Rabbi! Müslümanların hali perişandır. Fitne nifak tüm kalpleri esir almıştır. Kardeşliğimizi unuttuk. Samimiyetimizi yitirdik. Nefsimize yenik düştük. Zalimlerle ortak olduk. 

Yâ Rabbi! Bizi bağışla! Kalplerimizi iman nuru ile temizle!

Yâ Rabbi! İhlâsımızı artır! Samimiyetimizi bitiştir! Küfre karşı, zalime karşı bizi bir eyle! Güçlü eyle! Uyanık eyle!

Yâ Rabbi! Bize Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ümmeti olma şerefi verdin. Bu uğurda şehit olmayı da nasip eyle! Bizi yolundan döndürme! Bizi rahmetsiz bırakma! Hay isminin hürmetine bize yeniden Dirilişi (Kıyâmı, ayağa kalmayı) nasip eyle Yâ Rabbi! 

Âmin! Âmin! Âmin!

Selam ve dua ile…