Kurban, Allah’a (c.c.) Teslimiyettir

e-Posta Yazdır PDF

Allah Teâlâ, Müslümanlara sevinç ve mutluluklarını artırmaları, birlik ve beraberliklerini pekiştirmeleri için bayramları bahşetmiştir. Rasûlüllah (s.a.v.), Medine’ye geldiğinde Medinelileri Cahiliye döneminden kalma iki bayram kutlarken gördü. Onlara: “Allah Tebârake ve Teâlâ bu iki gününüzü bunlardan daha hayırlı iki günle değiştirdi. Bunlar, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Salât, 245; Nesâî, Ideyn, 1; Ahmed b. Hanbel, III, 103, 178, 235, 250). 

Ramazan Bayramı, farz olan oruç ibadetini eda ettikten sonra kutlanmaktadır. Dolayısıyla Ramazan Bayramını inananlara sabrın karşılığında daha dünyada iken verilen bir ödül olarak değerlendirmek gerekmektedir. Kurban Bayramı ise yine İslâm’ın şartlarından birisi olan Hac ibadetinin ve aynı zamanda kurban ibadetinin yapıldığı zamandır. 

İbadetleri genel olarak ferdî ve sosyal yönü ağırlıklı ibadetler olarak da bir taksimat yapılabilir. Kurban Bayramı zamanlarında yerine getirilen hac ve kurban ibadetleri sosyal yönü ağır basan ibadetlerden sayılabilir. Hac mevsiminde Allah Teâlâ, imkânı olan bütün Müslümanları hiçbir sınıf, makam ve sosyal statü farkı gözetmeksizin aynı zaman ve mekânda görmek istemektedir. Hacda özellikle Arafat’ta Zilhicce ayının dokuzunda safiyeti temsil eden bembeyaz elbise ihramla sanki mahşerin provası yapılmış olmaktadır. Hac aynı zamanda dünyanın farklı ülkelerindeki Müslüman dini ve siyasi liderlerin, bakanların, akademisyenlerin, doktorların, mühendislerin bir araya gelerek kendi alanları ile ilgili sorunların ve gelişmelerin ve Müslümanların sorunlarının görüşüldüğü, tartışıldığı bir zamandır. 

 Kurban Bayram günleri hac ibadetinin yanında kurban ibadetinin de yapıldığı mübârek zamanlardır. Bu zamanlar, iki hatta namazı da eklersek üç temel ibadetin yapıldığı anlardır.  Bu ibadetlere zikir, akraba ziyaretleri vb. de dahil edilebilir. Bayramlar Allah’ı anma günleri olduğu gibi yeme-içme eş dost akraba ziyareti zamanlarıdır. Bu anlamda, bayramları, bayram tadında geçirmek için bayram günlerinde oruç tutmak uygun görülmemiştir.  Bayramlar, yakında olan akrabalara bizzat giderek hayır dualarını almak, uzakta olanların da en azından seslerini duymaktır. Bayramlar bu anlamda tatil zamanı değildir. Bayramları tatil olarak görmek ve değerlendirmek bayramların ibadet ruhuna uygun değildir. Kurban Bayramında aynı zamanda sosyal bir ibadet olan kurban ibadeti yerine getirilmektedir. Kesilen kurbanları fakirlerle paylaşarak bayramların sevinç ve ibadet ortamlarına onlar da dahil edilmelidir.   

Kurbanı, Allah’ın kullarına verdiği nimetlerin gerektiğinde gözlerinin kırpmadan O’nun için bağışlayıp bağışlamayacağının bir testi olarak görmek gerekir. Sözlükte yaklaşmak, Allah’a (rahmetine) yakınlaşmaya vesile olan ibadet anlamlarına gelen kurban, dinî bir terim olarak, ibadet maksadıyla, belirli şartları taşıyan hayvanı usulüne uygun olarak kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder. 


Bütün Dinlerde Kurban İbadeti Vardır


İnsanlık tarihi boyunca hemen bütün dinlerde kurban uygulaması mevcut olmakla birlikte şekil ve amaç yönüyle aralarında farklılıklar bulunur: “Biz, her ümmete -(Kurban kesmeye uygun) hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah’ın adını ansınlar diye- kurban kesmeyi gerekli kıldık. İlâhınız, bir tek İlah’tır. Öyle ise, O’na teslim olun. (Ey Muhammed!) O ihlâslı ve mütevâzi insanları müjdele!” (Hac, 22/34).

Kur’an’da, ilk insan ve ilk peygamberin oğullarından Hâbil ve Kâbil’in Allah Teâlâ’ya kurban sunduklarından bahsedilir: “Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden), “Andolsun seni öldüreceğim” dedi. Diğeri de “Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder” dedi (ve ekledi:) “Andolsun ki sen, öldürmek için bana elini uzatsan (bile) ben sana, öldürmek için el uzatacak değilim. Ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım. Ben istiyorum ki, sen, hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenip ateşe atılacaklardan olasın; zalimlerin cezası işte budur.” Nihayet nefsi onu, kardeşini öldürmeye itti ve onu öldürdü: bu yüzden de kaybedenlerden oldu.” (Mâide, 5/27-30). 

Allah Teâlâ, inananların kurban kesmeleri gerektiğini ve eti konusunda ne yapmaları gerektiğini şu âyette açıklamaktadır: “Biz, büyük baş hayvanları da sizin için Allah’ın (dininin) işaretlerinden (kurban) kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şu halde onlar, ayakları üzerine dururken üzerlerine Allah’ın ismini anınız (ve kurban ediniz). Yan üstü yere düştüklerinde ise, artık (canı çıktığında) onlardan hem kendiniz yiyin, hem de ihtiyacını gizleyen-gizlemeyen fakirlere yedirin. İşte bu hayvanları biz, şükredesiniz diye sizin istifadenize verdik.” (Hac, 22/36). Fakat, Allah’a ulaşan kesilen hayvanların kanları ve etleri değil; kişinin kulluğu ve samimiyetidir: “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvânız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele!” (Hac, 22/37).


Kurban O’nun Emrine Teslimiyettir


Kurbanda, canın yongası olan maldan vazgeçme vardır. Kurban belki bunun küçük bir örneğidir. Aslında her şeyimiz Allah’a aittir. “De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En’âm, 6/162).

Teslimiyetin en güzel örneğini İbrahim (a.s.) ve İsmail (a.s.) göstermişlerdir. İbrahim (a.s.), müslümanca bir duruşla “Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin?” deyince oğlu da aynı olgunlukla cevap vermişti  “Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi.” (Saffât, 37/102). Ve her ikisi de Rablerinin emirlerine teslim olanlardan oldular. (Saffât, 37/103).

Yine teslimiyet deyince İbrahim (a.s.) ve İsmail (a.s.) geldiğine dair bir başka örnek de şudur: Onlar Kâ’be’yi yaptıkları zaman “Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah’ın temellerini yükseltiyor (şöyle diyorlardı:) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin. Ey Rabbimiz! Bizi sana teslim olanlardan eyle, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira, tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin. Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin âyetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin.” (Bakara, 2/127-129). 

Teslimiyet, istediğini yalnız O’ndan istemektir. Teslimiyet gerektiğinde vatanını terk ederek muhacir; gerektiğinde de muhacirlerle ekmeğini paylaşıp ensar olabilmektir. 

Teslimiyet, hiç kimseyi hor görmemektir. “Düşmez kalkmaz bir Allah’tır” deyip yaratandan ötürü yaratılanı hoş görmektir. 

Teslimiyet, kendi çocuğunu Suriyeli Aylan bebeğin ve beş yaşındaki Ümrân’ın yerine koyabilmektir.

Teslimiyet, İsmail’in (a.s.) yaptığı gibi Allah’ın emrine tereddütsüz canını verebilmektir. Teslimiyet, değerleri uğruna uykusuz kalabilmektir. Teslimiyet, vücudunu gerektiğinde tankın paletleri önüne atabilmektir. Teslimiyet, lider için gerektiğinde tehlikenin merkezine gidebilmektir. 

Teslimiyet, Hâbil ve Kâbil olayında olduğu gibi öldürüleceğini bilse de Allah korkusundan dolayı kardeşine elini kaldırmamaktır. 

 Teslimiyet Rabbi tarafından “teslim ol” dendiğinde İbrahim’ın (a.s.) dediği gibi “Alemlerin Rabbine teslim oldum” (Bakara, 2/131) diyebilmektir. 

O’na (c.c.) teslim olanlardan olmamız temennisiyle…