Aranızda Selamı Yaygınlaştırınız!

e-Posta Yazdır PDF

Arapça’da “barış, esenlik ve selamet” gibi anlamlara gelen selam kelimesi, ilk insan ve ilk peygamber Âdem’den (a.s.) beri vardır: “Allah Âdem’i yarattığı vakit, git şu oturan meleklere selam ver, selamını nasıl karşılayacaklarını dinle. Çünkü senin ve çocuklarının selamı o olacaktır. Bunun üzerine Âdem (a.s.) meleklere: “es-Selâmü aleyküm” dedi. Melekler de: “es-Selâmü aleyke ve rahmetullah” karşılığını verdiler. Onun selamına ve “rahmetullah”ı ilave ettiler.” (Buhârî, Enbiya, 1; Müslim, Cennet, 28).


Selam, Allah’ın isimlerinden birisidir. İçinde Allah Teâlâ’nın “selam” isminin de geçtiği halk arasında “hüvallâhüllezî” diye bilinen Haşr suresinin son üç âyetinin meali şöyledir: “O, öyle Allah’tır ki, O’ndan başka tanrı yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, esirgeyendir, bağışlayandır.  O, öyle Allah’tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir. O, yaratan, var eden, şekil veren Allah’tır. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanlar O’nun şânını yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.” (Haşr, 59/22-24). Hadislerde bu âyetler sabah akşam okunması tavsiye edilmektedir: “Kim sabahleyin, üç kere “Eûzübillâhi’s-semîı’l-alîmi mine’ş-şeytânirracîm” dedikten sonra, Haşr sûresinin son âyetlerini okursa, Allah o kişi için akşama kadar dua edecek yetmiş bin melek görevlendirir. O gün ölürse şehittir. Kim bu âyetleri akşam okursa aynı mükâfatları alır.” (Tirmizî, Fedâilu’l-Kur’an, 22; Dârimî, Fedâilu’l-Kur’an, 22; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V, 26).


Selam, Cennetin isimlerinden de birisidir. “Allah, esenlik yurduna (dâru’s-selâm) çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.” (Yunus, 10/25; ayrıca bkz, En’am, 6/127).


Selam kelimesinin Kur’an-ı Kerim’de değişik anlamlarının yanı sıra, insanların birbirine selamı (Nisâ, 4/94; En’am, 6/54), meleklerin insanlara selamı (Râd, 13/24; ayrıca bkz, Nahl, 16/32; Furkan, 25/75; Zariyât, 51/25), cennetliklerin birbirlerine selamı (Yunus, 10/10; ayrıca bkz, A’râf, 7/46) gibi kullanımları da vardır. 

Selamın Veriliş Şekilleri 


Selam verildiği zaman daha güzeliyle veya aynısıyla karşılık vermek gerekmektedir. Allah Kur’an’da şöyle buyurmaktadır: “Size bir selam verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selamla karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.” (Nisâ, 4/86).


Allah Teâlâ, başkasının evine girerken izin alınıp selamla girilmesini tavsiye etmektedir: “Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, geldiğinizi hissettirip (izin alıp) ev sahiplerine selam vermeden girmeyin. Bu davranış sizin için daha hayırlıdır. Düşünüp anlayasınız diye size böyle öğüt veriliyor.” (Nûr, 24/27). Yine Allah Teâlâ, evlere girilirken bereket, esenlik ve güzellikler dileyerek girilmesini tavsiye etmektedir: “Evlere girdiğiniz zaman birbirinize, Allah katından mübârek ve hoş bir esenlik dileği olarak, selam verin. İşte Allah, düşünesiniz diye âyetleri size böyle açıklar.” (Nûr, 24/61). Evlerine selam vererek girmeyi alışkanlık haline getiren Müslümanların Allah’ın garantisi ve koruması altında olduğu bir hadiste belirtilmiştir: “Üç kişi vardır ki üçü de aziz ve celîl olan Allah’a emânettir. (Birincisi) Aziz ve Celil olan Allah’ın yolunda savaşa çıkan kimsedir. Bu kimse (Allah) ruhunu kabzedip de cennete koyuncaya ya da (savaştan) elde ettiği sevab ve ganimetle evine döndürünceye kadar Allah’a emanettir. (İkincisi de) Mescide giden adamdır. Bu kimse de (Allah) ruhunu kabzedip de cennete koyuncaya ya da elde ettiği sevap ve ganimetle (evine) döndürünceye kadar Allah’a emanettir. (Üçüncüsü de) evine selamla giren kimsedir. Bu kimse de Aziz ve Celil olan Allah’ın emânetindedir.” (Ebû Dâvûd, Cihad, 9).

 

 Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadislerinde de selamın farklı şekilleri olduğunu ve her bir selamın farklı sevap getirisi olduğunu belirtmektedir: Allah Rasûlü’ne  (s.a.v.) bir adam geldi ve “es-Selâmü aleyküm” dedi. Allah Rasûlü (s.a.v.) onun selamına aynı şekilde karşılık verdikten sonra adam oturdu. Allah Rasûlü (s. a. v.) “On sevap kazandı” buyurdu. Sonra bir başka adam geldi, o da “es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâh” dedi. Allah Rasûlü (s.a.v.) ona da verdiği selamın aynıyla karşılık verdi. O kişi de yerine oturdu. Allah Rasûlü (s.a.v.) “Yirmi sevap kazandı” buyurdu. Daha sonra bir başka adam daha geldi ve “es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh” dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) de o kişiye selamının aynıyla karşılık verdi. O kişi de yerine oturdu. Rasûlullah (s.a.v.): “Otuz sevap kazandı” buyurdular. (Ebû Dâvûd, Edeb, 132; Tirmizî, İsti’zan, 2).


Selamlaşmanın Âdâbları 


1- Mü’minlerin bulunduğu yere girildiğinde ve oradan ayrılındığında selam vermek. Rasûlüllah (s.a.v.) “Sizden biriniz meclise geldiği zaman selam verdiği gibi, ayrılırken de selam versin. Çünkü birinci selam sonrakinden daha faziletli değildir.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 138); Tirmizi, İsti’zan, 15) buyurdu. 

2- Gayri müslimlerle karşılaşıldığında, önce onların selam vermesini bekleyerek, selamlarından sonra “ve aleyküm” demek. Rasûlüllah (s.a.v.) “Yahudi ve Hırıstiyanlara öncelikle siz selam vermeyin.” (Müslim, Selam, 13). “Kitab ehli olanlar size selam verdiklerinde ‘ve aleyküm’ deyin” (Buhârî, İsti’zan, 20; Müslim, Cihad, 116) buyurdu. 


3- Müslümanların olduğu bir yerde tanıyıp tanımamaya bakmadan herkese selam vermek yani toplumda selamı yaygınlaştırmak. Abdullah b. Amr b. el-Âs’ın haber verdiğine göre bir adam Rasûlüllah’a (s.a.v.) gelerek “İslamın emirlerinden hangisi daha hayırlıdır?” dedi. Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Yemek yedirmen, tanıyıp tanımadığın herkese selam vermendir.” (Buhârî, İman, 20; Müslim, İman, 63). Bir başka hadiste ise Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! Selamı yayınız, yemek yediriniz, akrabalarınızla alakanızı ve yardımınızı devam ettiriniz. İnsanlar uyurken siz namaz kılınız ki bu yüzden selametle cennete giresiniz.” (Tirmizi, Kıyame, 42).


Tufeyl b. Ubey b. Kâb, sahabenin ileri gelenlerinden Abdullah b. Ömer’in, hiç işi olmadığı halde sırf insanlara selam vermek için çarşıya pazara çıktığını bildirmektedir. (Mâlik, Muvatta’, Selam, 6; Buhârî, el-Edebü’l-müfred, 1006).


4- Selamlaşmada; küçük olanın büyüğe, sayı itibariyle az olanın çok olanlara, yürüyenin oturana, binit üzerinde bulunanın yaya olana selam verme âdâbına riayet etmek. Rasûlüllah (s.a.v.) “Binitli olanın yürüyene, yürüyen oturana, sayıca az olan çok olana selam verir” (Buhârî, İsti’zan, 5; Müslim, Selam, 1) buyurdu. Ayrıca Buhârî’nin bir başka rivayetinde “küçük büyüğe” (Buhârî, İsti’zan, 4, İsti’zan, 7) ilavesi vardır.


Selam konusunda böyle bir âdâb olmakla birlikte selam vermeye teşvik sadedinde Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah’a en yakın (hayırlısı) olan kişi en başta selam verendir.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 133). Bir başka rivayette iki kişi karşılaştıklarında hangisi ilk önce selam vermesi gerekir diye Rasûlüllah’a (s.a.v.) sorulunca “Allaha en yakını (hayırlısı) olanı” (Tirmizî, İsti’zan, 6) diye cevap verdi.


5- Toplumda fesat çıkarmayacaksa, kadınlarla da selamlaşmak. Sehl b. Sad’ın haber verdiğine göre o şöyle demiştir: “(Medine’de) İhtiyar bir kadın vardı, Cuma namazından sonra yanına uğrardık ona selam verirdik o da bize yemek ikram ederdi.” (Buhârî, İsti’zan, 16). Ebû Talib’in kızı Fâhıne Ümmü Hânî’nin Rasulüllah’a selam verdiği rivayetlerde geçmektedir. (Müslim, Hayz, 70). Ayrıca Rasulüllah, mescidde oturan bir grup kadına eliyle işaret ederek selam vermiştir. (Ebû Dâvûd, Edeb, 137; Tirmizî, İsti’zan, 9).


6-Çocuklarla da selamlaşmak. Hz. Enes’in (r.a.) bildirdiğine göre Allah Rasûlü (s.a.v.) oynamakta olan çocukların yanından geçmiş ve onlara selam vermiştir. (Müslim, Selam, 14).  Hz. Enes (r.a.) de kendisi çocuklara rastladığı zaman onlara selam verir ve Rasûlüllah’ın (s.a.v.) da böyle yaptığını belirtirdi. (Buhârî, İsti’zan, 15; Müslim, Selam, 15). Ayrıca Hz. Enes’e (r.a.), Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle tavsiyede bulunmuştur: “Yavrucuğum, ailenin yanına girdiğinde selam ver ki sana ve ev halkına bereket olsun.” (Tirmizî, İsti’zan, 10).


7-Selam verirken ve alırken sesi çok yükseltmemek ve kısmamak. Sahâbiden Mikdâ’ın ifadesine göre Rasûlüllah (s.a.v.) “Uyuyanı uyandırmayacak, uyanık olanlara işittirecek şekilde selam verirdi.” (Müslim, Eşribe, 174).


8-Selam vermek için fırsat kollamak ve âdeta bahane aramak: “Sizden biriniz din kardeşine rastlarsa ona selam versin. Eğer ikisinin arasına ağaç, duvar, taş girer de tekrar karşılaşırlarsa yine selam versin.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 135).


9-Uzakta olanlara selam göndermek. Gâlib b. Hattâf şöyle anlatmaktadır: Biz Hasan-ı Basrî’nin kapısının önünde otururken bir adam gelip şöyle dedi: Babamın bana anlattığına göre dedem şöyle demiştir: “Babam beni Rasûlüllah’a (s.a.v.) göndererek “Hz. Peygamber’e git benden selam söyle” dedi. Ben de Hz. Peygamber’e varıp “babamın sana selamı var” dedim. “Aleyke ve alâ ebikesselâmu” (selam senin ve babanın üzerine olsun) diyerek selamı aldı.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 153).  Ayrıca Hz. Âişe’den rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.v.) kendisine “Cebrâil’in (a.s.) sana selamı var” demiş o da “Ve aleyhisselâmu ve rahmetullahi” diyerek bu selamı almıştır. (Ebû Dâvûd, Edeb, 153).  


Müslümanın, Müslüman üzerinde haklarından birisi de selamına icabet etmektir. Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Müslümanın Müslüman üzerindeki hakkı beştir. Selam almak, hasta ziyaret etmek, cenazenin arkasından yürümek, davete icabet etmek, aksırana elhamdülillah derse yerhamukellah demek.” (Buhârî, Cenâiz,, 2; Müslim, Selam, 4).


Bütün bunlarla beraber belki de selamın en önemli fonksiyonu insanlar arasında birlik beraberlik ruhunu geliştirmesi ve canlı tutmasıdır: Böyle olan bir toplumda insanlar, birbirlerini sevecek, Allah da onlara cennet kapılarını açacaktır. “Siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız takdirde sizin birbirinizi seveceğiniz bir şeyi söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız.” (Müslim, İman, 93; Ebû Dâvûd, Edeb, 130, 131; Tirmizî, Sıfetü’l-Kıyâmet, 56, isti’zân, 1; İbn Mâce, Mukaddime, 9, Edeb, 11). 


Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun!..