Allah Rasûlü ve Mübârek Ramazan Ayı

e-Posta Yazdır PDF

Ramazan, sözlükte “günün çok sıcak olması, güneşin kum ve taşları çok ısıtması, kızgın yerde yalınayak yürümekle ayakların yanması” anlamlarındaki ramad masdarından veya “güneşin güçlü ısısından çok fazla kızmış yer” manasındaki ramdâ kelimesinden veya da  “yaz sonunda ve güz mevsiminin başlarında yağıp yeryüzünü tozdan temizleyen yağmur” anlamındaki ramadi kelimesinden türediği ileri sürülmüştür. (Günay, Hacı Mehmet, Ramazan, XXXIV, 433-435). Ramazan ayı kameri yılın şabandan sonra, şevvalden önce gelen dokuzuncu ayının adıdır. Ramazan ayı İslam’ın değer atfettiği mübârek bir aydır.  


Ramazan ayı İslamiyetten önce kendisine bir kutsiyet atfedilmemiş yani savaşılması yasak aylardan birisi kabul edilmemiştir. Bu ay değerini İslam ile birlikte kazanmıştır.   Kur’an-ı Kerim’de adı geçen ve değerine vurgu yapılan yegane ay Ramazan ayıdır. Aynı zamanda o, Kur’an-ı Kerim’in nâzil olduğu mübârek bir aydır:  “(O sayılı günler), doğruyu eğriden ayırma, gidilecek yolu bulma konusunda açıklamalar ve insanlara rehber olarak Kur’an’ın indirildiği Ramazan ayıdır.” (Bakara, 2/185). Diğer kutsal kitaplar ve sahifeler de bu ayda inmiştir: “İbrahim’in (as) sahifeleri Ramazan ayının ilk gecesinde indirildi. Tevrat Ramazan ayının altısında indirildi. İncil Ramazan ayının on üçünde indirildi. Kur’an da Ramazan ayının yirmi dördünde indirildi.” (İbn  Hanbel, IV, 107).


Ramazan ayı, oruç ayıdır. İslam’ın şartlarından olan oruç bu aydadır. Yukarda bir kısmını verdiğimiz Bakara sûresi 185. âyetinin devamı şöyledir: “Artık içinizden kim bu aya (Ramazan ayına) yetişirse onu oruçlu geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, başka günlerden sayısınca tutar. Allah sizin için kolaylık istiyor güçlük çekmenizi istemiyor.” Oruç, daha önceki ümmetlere farz kılındığı gibi bizlere de farz kılınmıştır: “Ey İman edenler! Sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi sakınasınız diye üzerinize de sayılı günlerde oruç yazıldı.” (Bakara, 2/183). Oruç İslâm’ın şartlarından da birisidir: “İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekat vermek,  haccetmek, Ramazan orucu tutmak.”  (Buhârî, İman, 2; Müslim, İman, 19, 20, 21). Ramazan orucunu tutan kimse hem Allah’ın emri farz bir ibadeti yerine getirmiş olmakta hem de günahları bağışlanmaktadır: “İnanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutan kişinin geçmiş günahlarının bağışlanır.” (Buhârî, Savm, 6; Müslim, Müsafirin, 175).

Ramazan ayı, bin aydan hayırlı olan Kadir Gecesi’ni barındıran bir aydır: “Biz onu (Kur’an’ı) Kadir Gecesi’nde indirdik. Kadir Gecesi’nin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir Gecesi, bin aydan hayırlıdır. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar. O gece, tan yeri ağarıncaya kadar esenlik doludur.” (Kadr, 97/1-5).


Ramazan ayı, cennet kapılarının açılıp cehennem kapılarının kapandığı bir aydır: “Ramazan ayı gelmiştir. O mübârek bir aydır. Allah o ayda size orucu farz kıldı. O ayda cennet kapıları açılır; cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur. Onda bin aydan hayırlı bir gece vardır. Kim Kadir Gecesi’nin hayrından mahrum kalırsa, her hayırdan mahrum kalmıştır.” (İbn Hanbel, II, 230, 385, 425; Nesâî, Savm, 3). Aynı zamanda Ramazan ayının rahmet ve sabır ayı olduğu belirtilmiştir: “Ayların efendisi, Ramazan ayı geldi. Sıhhat, mükâfât ve hayır ayı hoş sefa getirdi. O sabır ayıdır. O ayda şeytanlar zincire vurulur, rahmet iner, çokça tevbe edilir, cehennem kapıları kapanır ve cennet kapıları açılır.”  (Ebû Tâhir es-Silefî, İntihâb, I, 20 (Hadis no:19)).


Ramazan ayı, ibadetlerin sevabının bol bol alındığı bir aydır. Allah’ın Rasûlü, Ramazan ayında yapılan ibadetin diğer aylara göre çok daha faziletli olduğunu şöyle belirtmektedir: “Kim Ramazan ayında nâfilelerden bir nâfile ibadet yaparsa, Ramazan ayının dışında bir farz ibadeti yapmış sevabı alır. Kim de Ramazan ayında bir farz ibadetini yaparsa, Ramazan ayı dışında yetmiş farz ibadeti yapmış sevabı alır.” (İb Huzeyme, Sahih, III, 191; İbn Ebi’d-Dünya, Fezâilu Ramazan, I, 69 (Hadis no: 41)). Enes’ten (r.a.) rivâyet edilen bir hadiste, Rasûlüllah (s.a.v.) “En faziletli sadakanın Ramazan ayında verilen sadaka” (Tirmizî, Zekât, 28), Buhârî ve Müslim’de rivâyet edilen bir hadise göre “Ramazanda umre yapmanın hacca eşdeğer” veya Hz. Peygamber’le “beraber haccetmeye eşdeğer” olduğu belirtilmiştir. (Buhârî, Umre, 4; Müslim, Hac, 221- 222).


Hayatımızın her anında bizim için örnek olan Allah Rasûlü’nün, Ramazan ayında hayatının nasıl olduğunu bilmek bu anlamda önemlidir.  Allah Rasûlü, Ramazan ayına ayrı bir önem verirdi. 

O, Ramazan Ayında Daha Cömertti


Allah Rasûlü’nün Ramazan’da cömertliği de diğer aylara göre daha fazlaydı. Abdullah b. Abbâs bunu şöyle belirtmektedir: “Rasûlüllah (sav) hayır konusunda insanların en cömertiydi. Özellikle Ramazan ayında Cebrail (as) ile görüştüğünde bu cömertliğinin sınırı olmazdı. Cebrail (as) ile görüşmesi ise Ramazan ayı boyunca her gün gerçekleşirdi. Onun da hayır-hasenattaki cömertliği esen rüzgara benzerdi.” (Buhârî, Savm, 7).

O, Ramazan Ayında Gece İbadetine Daha Düşkündü


Allah’ın Rasûlü özellikle Ramazan ayında etrafındakileri gece namazı konusunda dikkatli olmalarını isterdi. Bununla ilgili olarak O, şöyle buyurdu:  “Kim Ramazan gecesini, sevabına inanarak ve bunu elde etmek niyetiyle namazla ihya ederse geçmiş günahları affedilir.” (Buhârî, İman, 27, Salâtu’t-Teravih, 1; Müslim, Salâtü’l-Misâfirîn,173, 174).


Peygamberimiz (sav) Ramazan gecelerini ihya amacıyla teravih namazı kılmış, ashabına da kıldırmış; ancak teravih namazının ümmetine farz olur endişesiyle sürekli cemaate kıldırmaktan uzak durmuştur. Onun bu durumunu eşi Hz. Aişe şöyle anlatmaktadır:  “Rasûlüllah (sav) (bir gece) mescidde (nafile) namaz kılmıştı. Birçok kimse de (ona iktida ederek) namaz kıldı. (Sabah olunca “Rasûlüllah geceleyin mescidde namaz kıldı” diye konuştular.) Ertesi gece de Efendimiz namaz kıldı. (Halk yine olanları konuştu, katılacakların) sayısı iyice arttı. Üçüncü (veya dördüncü) gece halk yine toplandı. (Öyle ki mescid, insanları alamayacak hâle gelmişti.) Ancak Efendimiz (bu dördüncü gecede) yanlarına çıkmadı. Sabah olunca Efendimiz: “Yaptığınızı gördüm. Size çıkmamdan beni alıkoyan şey, namazın sizlere farz oluvermesinden korkmamdır” dedi. İşte bu olay Ramazanda cereyan etmişti.” (Buhârî, Teheccüd, 5; Müslim, Salâtü’l-Misâfirîn, 177). Efendimizin farz olur endişesiyse devamlı kıldırmadığı teravih namazlarında camiler; Ramazan ayının ruhuna uygun bir şekilde özellikle çocuklarla gençlerle dolup taşması gerekir. Büyükler yani anneler, babalar, dedeler, nineler; çocukların ellerinden tutarak camiye götürmeleri onların da bu manevî havayı teneffüs etmeleri için gereklidir.  Özellikle teravih namazlarında camilerimizin içi dışı bir etkinlik alanı olması gerekmektedir. Müslümanın cami merkezli bir hayatı olduğunu hem kendisi yaşamalı hem de toplumda bunun işaretleri olmalıdır.    


Efendimiz (sav) Ramazan ayının son on gününde ibadetlere daha fazla ağırlık verir ve özellikle itikâfı ihmal etmezdi. Bilindiği gibi itikâf; ibadet niyetiyle mescidde inzivaya çekilmek demektir. Ülkemizde unutulan sünnetlerdendir. Fakat bu sünnet Efendimizin ihmal etmediği bir ibadettir. İtikâfa Ramazan ayının son on gününde girilmesi Kadir Gecesi’ni de ihya etme fırsatı vereceği için ayrı bir önem taşır. Hz. Âişe ve Abdullah b. Ömer’in bildirdiğine göre Efendimiz (sav) Ramazanın son on gününde itikâfa girerdi.  (Buhârî, İ’tikâf, 1; Müslim, İ’tikâf, 1). Ebû Hüreyre’nin rivayetinde ise Allah’ın Rasûlü her Ramazanda on gün itikâfa girerken vefat ettiği yıl ise yirmi gün itikâfa girmiştir. (Buhârî, İ’tikâf, 17, Fedâilu’l-Kur’an, 7). Yine Hz. Âişe, Efendimizin (sav) Ramazanın son günü girdiğinde geceleri ihya etmekle kalmayıp ev halkını da uyandırdığı ve kendisini tamamen ibadete hasrederek eşleriyle ilişkisini kestiğini bildirmektedir.  (Buhârî, Leyletu’l-Kadr, 5;  Müslim, İ’tikâf, 7).    

O, Sahura Kalkardı


Bir hadiste sahurda bereket olduğu belirtilmiştir: “Sahura kalkın, çünkü onda bereket vardır.” (Buhari, Savm, 20; Müslim, Sıyam, 45).  Burada hem maddî hem de manevî bereket ve hayırdan bahsetmek mümkündür.  O gün tutacağı oruca başlamak için sahura kalkıldığında Allah’ı zikretme ihtimalinden dolayı sahurda ilahi bir feyiz vardır ve bu da insana sevap getirecektir. Bir hadiste ise, “Sahurun yemeği berekettir, bir yudum su ile bile olsa onu terk etmeyin. Muhakkak Allah ve melekleri sahur yapanlara dua eder.” (İbn Hanbel, III, 12,44). Veya da maddi bereket vardır insan sahura kalktığında gündüz daha dinç olacak, vücudu zarar görmeyecek bu da sağlığı için bir dayanma gücü olacaktır. Rasûlüllah (sav) “Sahur yemeği ile gündüz orucuna, gündüz uykusu ile de gece kalkmaya karşı yardım alın” (İbn Mâce, Sıyâm, 22)  buyurdu. Sahurda aslında birçok bereketten bahsedilebilinir. Nitekim bazı alimler sahura kalkmakla çok cihetten bereket hasıl olacağını söyler:

* Sünnete uymak,

* Ehl-i Kitab’a muhalefet,

* İbadet etmeye sahur yemeği ile güç kazanmak.

* Şevk ve canlılıkta artış.

* Açlığın sebep olacağı ahlaki düşüklüğün atılması.

* O sırada isteyeceklere, sadaka verme imkanına kavuşmak.

* Dua ve ibadetlerin kabul edilme vakti olan seher vaktinde dua ve zikre sebebiyet.

* Uykudan önce ihmal edenlere oruca niyet etme imkanı vb.  (Canan İbrahim, Hadis Ansiklopedisi Kütüb-i sitte, Akcağ Yayınları, IX, 490).


O, Şevval Orucunu Tavsiye Ederdi


Ramazan ayı dışında da imkanı olan mü’minler oruç tutması gerekir. Özellikle Efendimiz (sav) Ramazan ayından sonra gelen şevval ayında altı gün oruç tutmayı tavsiye etmektedir. Ebû Eyyûb el-Ensârî’den rivayet edildiğine göre Rasûlüllah (sav) şöyle buyurdu: “Kim Ramazan orucunu tutar, peşinden şevval ayında da altı gün oruç tutarsa bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi olur.” (Müslim, Sıyâm, 204; Ebû Dâvûd, Savm, 58; Tirmizî, Savm, 53). Çünkü iyilik on misliyledir. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Kim iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı vardır; kim de kötülükle gelirse o sadece getirdiğinin dengiyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar.” (En’am, 6/160).  Dolayısıyla Ramazan ayında oruç tutmak ve akabinde şevval ayında oruç tutmak bütün bir yılı oruçlu geçirmeye denktir. Sevbân b. Bücdüd’den (v. 54/674) rivayet edildiğine göre Rasûlüllah (sav) şöyle buyurdu: “Ramazanda oruç tutmak on aya denktir. Şevvalde altı gün oruç tutmak iki aya denktir. Böylece bütün yıl oruçlu geçirilmiş gibi olur.” (İbn Hanbel, V, 280).  


Ramazan ayı, Rabbimizin bizlere eşsiz bir ikramıdır. Bu,  Kur’an, oruç, sabır, namaz ayını ruhuna uygun bir şekilde değerlendirmek gerekir. 


Selam ve dua ile…