Müslümanlar Nasıl Kurtulur?

e-Posta Yazdır PDF

Yaratıkların en güzeli ve Allah’ın yeryüzündeki halifesi olan insanoğlu peygamberler aracılığıyla gönderilen ilâhi buyruklara uyduğu müddetçe değerlidir. İnsanoğlu değerliliğirni zaman zaman taçlandırarak en yüksek seviyeye çıkmış, zaman zaman da en alçak seviyelere düşmüştür. 


İnsanlığın kültür mirası olarak nitelendirilecek medeniyet zaman zaman el değiştirse de devamlıdır, süreklidir. Bazen doğudadır bazen batıdadır. Sahip olunan medeniyet doğunun batının veya bir toplumun tekelinde değildir.  Bu bazen doğuda bazen de batıdadır. Allah bunu şöyle açıklamaktadır: “Zafer günlerini insanlar arasında nöbetleşe döndürür dururuz” (Âl-i Imrân, 3/140).   Medeniyetin el değiştirmesi Allah’ın kahrından veya nimetinden dolayı olabilir. Bu nimet tarihte uzun müddet Müslümanların elinde kalmış, daha sonra batıya geçmiştir. Batı kendisine sunulan bu nimetin kıymetini bilemedi ve kötü bir sınav verdi. Sahip olduğu bu nimetin eline geçme ihtimali olan toplumların filizlenmesine imkan vermemek için mücadele etmektedir. Batı tekrar medeniyetin Müslümanların veya başka bir toplumun eline geçeceğini çok iyi bilmektedir. Bütün çabaları kendi saltanatlarını biraz daha uzatmaktır. Ama “Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar ne de bir an ileri gidebilirler.”  (A’raf, 7/34). Elmalılı Hamdi Yazır, kavimlerin bu yok oluşunu, bu âyetin tefsirinde şöyle açıklamaktadır:  “Her cemaat, büyük veya küçük her kavim ve devlet için Allah katında belirli bir vakit ve süre vardır. Allah’a karşı peygamberini yalanlayanların, müşriklerin, azgınların, dinsizlerin, zalimlerin, asilerin, edepsizlerin, hepsi dünyanın her tarafında birdenbire aynı anda cezalandırılmazlar. Çeşitli toplumların, kavimlerin belirli müddetleri vardır. Birini şu kadar zaman içinde helak eden bir fenalık, diğerini mahvetmek için daha az veya daha çok zaman alabilir. Ancak ecelleri gelip mühletleri bitince ne bir saat gecikebilir ne de bir saat öne geçebilirler, helak edilirler. İbn Abbas ve tefsircilerin çoğunluğunun tercihine göre bu âyetteki ecel, söz gelişine göre mutlak ömür manasına olmayıp, “azab ve helak eceli” demek olduğundan “her ümmetin bir eceli vardır” kanunu, fertleri dinlerine bağlı olan bir ümmetin (veya adalet üzere olan toplumların), dünyanın sonuna kadar yaşayabilmesine engel değildir. Bundan günah ve ahlâksızlık içinde koşan kâfir ve âsi ümmetlerin bir müddet nâil oldukları görünüşteki refah ve safaya bakıp da arkalarına düşmemek ve onları bâkî kalacak sanıp da ahlâk ve hareketlerini ve medeniyet tavırlarını benimsenecek bir örnek saymamak gerektiğini anlamalıdır.” Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Zulme dalmışken helak ettiğimiz nice beldeler vardır ki evlerini duvarları çatıları üzerine yıkılmış, ıpıssız kalmıştır. Şimdi oralarda kullanılamaz hale gelmiş nice kuyular, (harap olmuş) nice görkemli köşk var!” (Hac, 22/45).


Medeniyet Hak Ediştir


Dünyadaki mücadele aslında gücün kimde olacağı mücadelesidir. Medeniyet mücadelesi yarışında bazı Müslüman halklar üzerine düşeni yaparken, bazıları kısır döngüler peşindedir. Medeniyet mücadelesinin Müslümanların eline bir an evvel tekrar geçmesi için hiç zaman kaybetmeden herkes gereken mücadeleyi vermesi gerekir. Böylece kimin gerçekten samimi bir şekilde çalışıp çalışmadığı ortaya çıkmış olmaktadır. Hayat zaten bunun için değil midir? Hangimizin daha iyi olduğunu ortaya koymak. “Hanginizin davranışça daha iyi olduğunu deneyerek göstermek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur.” (Mülk, 67/2). Başka bir âyette bu durum şöyle ifade edilmektedir. “Arşı, su üzerinde iken hanginizin daha güzel davranacağını denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur.” (Hûd, 11/7). Mücadele anında başarı ve başarısızlıklar bizler içindir. “Başarmam Allah’ın yardımına bağlıdır.” (Hûd, 11/88). Bizler zaferden değil; seferden sorumluyuz. Yani çalışıp çalışmadığımızdan sorumluyuz. “İnsan ancak çabasının sonucunu elde eder.” (Necm, 53/39).


Medeniyet yarışını Allah bazısına kahrından, bazısına da rahmetinden dolayı verir. Batı medeniyeti zamanını doldurdu. Medeniyetin el değiştirmesi kaçınılmaz ve bu hak edenin eline geçecektir. Yani medeniyet bir hak ediştir. Batı bunu bildiğinden medeniyetin eline geçme ihtimali olan Müslümanlara komplo üstüne komplolar kurmaktadır. Bunu yapmakla aslında kendi ecelini hızlandırmaktadır. Son olarak da Sünnî Şiî savaşı çıkarabilmek için uğraşmaktır. Batı safını şimdiden belirlemiş Şiiler tarafında olduğunu ilan etmiştir. İran’a 1979 yılından beri uygulanan ambargonun kaldırılmış olması da bunun bariz göstergesidir.  Fakat herkesin bir planı varsa Allah’ın da bir planı vardır.  “Onlar hileye başvurdular, Allah da onların tuzağını boşa çıkardı. Allah hileleri boşa çıkaranların en hayırlısıdır.” (Âl-i Imrân, 3/54).   


Nasıl Kurtuluruz?


Medeniyet yarışının tekrar bir an evvel Müslümanların eline geçmesi için yapmamız gerekenler belki şöyle sıralanabilir. Bu, bir anlamda “kurtuluşumuz için neler yapılabiliriz?”in de cevabıdır:  


-Müslümanlığımız sözde kalmamalı, kalbimizde bunu onaylamalıdır. “Ey İman edenler! Allah’a, peygamberine, peygamberine indirdiği Kitab’a ve daha önce indirdiği kitaba iman edin!” (Nisâ,  4/136).


-İbadetlerimizi aksatmadan yerine getirmeliyiz. 


-Günahlardan özellikle de büyük günahlardan kaçınmalıyız. Bir hadiste bunlar şöyle sayılmıştır: “Allah’a şirk koşmak, sihir yapmak, Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı bir kimseyi haksız yere öldürmek, yetim malı yemek, faiz yemek, savaş meydanından kaçmak, namuslu bir kadına zina iftirasında bulunmak.” (Buhârî, Hudûd, 44; Müslim, İman, 145). 


-Gerçek anlamda sadece Müslümanlar dostumuzdur. “Sen onların dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da senden asla memnun kalmayacaklardır.” (Bakara, 2/120). Fakat bu âyet onlarla bir arada yaşamayın, ticari ilişkilere girmeyin anlamına gelmez. Allah Mü’minlerin kimlerle barış ve savaş halinde olunduğunu şu âyetlerle belirtmektedir: “Allah, din konusunda sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlarla iyi ilişkiler içinde olmanızı ve onlara adaletli davranmanızı yasaklamaz. Allah adaletli olanları elbette sever. Allah ancak, din konusunda sizinle şavaşmış, sizi yurtlarınızdan çıkarmış ve çıkarılmanıza yardım etmiş olanlarla dostluk kurmanızı yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte bunlar kendilerine yazık etmişlerdir.” (Mümtehıne, 60/8-9).


-Her zaman âdil olmalıyız. “Ey İman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adâletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adâletsiz davranmaya itmesin. Adâletli olun; bu, takvâya daha uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Mâide, 5/8).


-Sadece yeme içme konusunda değil; hiçbir konuda israf etmemeliyiz. “Allah israf edenleri sevmez.” (A’râf, 7/31). 


-Çok çalışmalıyız. Herkes bulunduğu konumda en iyi olmaya çalışmalıdır. Müslümanın boş vakti olmaz, olmamalıdır. “Bir işi bitirdiğinde hemen diğerine başla! Ve yalnız Rabbine yönel.” (İnşirâh, 94/7-8).


-Müslümanlarla tartışıp enerjimizi boşa harcamamalıyız. 


-Uyanık olmalıyız. Müslüman bir delikte ikinci kez ısırılmaz. “Mü’min aynı delikten iki defa sokulamaz, ısırılmaz.”(Buhârî, Edeb, 83; Müslim, Zühd, 63). 


-İhlastan samimiyetten ayrılmamalıyız. 


-Müslüman olarak nasıl olmamız gerekiyorsa öyle olmalıyız. “Senin yanında hak yola dönenlerle birlikte, sana buyrulduğu gibi dosdoğru ol! Siz de azıp sapmayın. Allah, yaptıklarınızı çok iyi bilmektedir.” (Hûd, 11/112).


-Geleceğe ümitle bakmalıyız ve bu inancımızın da gereğidir.  “Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü inkâr edenlerden başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez!” (Yusuf, 12/87). Necip Fazıl KISAKÜREK’in ifadeleriyle:


“Mehmedim sevinin başlar yüksekte,

Ölsek de sevinin eve dönsek de. 

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte,

Yarın elbet elbet bizimdir.

Gün doğmuş gün batmış ebed bizimdir.” 


Selam ve dua ile…