Bayramlar ve Kazanımlarımız

e-Posta Yazdır PDF

Allah Teâlâ, Müslümanlara sevinç ve mutluluklarını artırmaları, birlik ve beraberliklerini pekiştirmeleri için bayramları bahşetmiştir. Nasıl insanların hayatlarında doğum günü, evlilik yıl dönümü vs. gibi önemli günler varsa, toplumlar için de önemli günler vardır. Şüphesiz bu önemli günler farklı adlar altında her toplumda vardır. İslâm toplumunda birlik beraberlik ve paylaşımın simgesi ve inananlar için değer ifade eden Ramazan ve Kurban bayramları vardır.

Rasûlüllah (s.a.v.), Medine’ye geldiğinde Medinelileri Cahiliye döneminden kalma iki bayram kutlarken gördü. Onlara: “Allah Tebârake ve Teâlâ bu iki gününüzü bunlardan daha hayırlı iki günle değiştirdi. Bunlar: Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı” buyurdu.1

Allah oyun ve eğlence günlerini zikir, şükür, bağışlanma ve af günleri olan bu iki günle değiştirdi. Müminler için dünyada üç bayram vardır: Her hafta tekrar edilen Cuma bayramı, her yıl tekrar etmeksizin gelen iki bayram; Ramazan ve Kurban Bayramları.

Bayramların insanlar arasında birlik beraberliği, kardeşliği, yardımlaşmayı artırdığı muhakkaktır. Bayramları bir vesile bilerek bol bol akraba ziyaretleri yapılmalıdır. Son zamanların modası olan bayramları bir fırsat bilerek tatil beldelerine gitmek İslami olarak doğru olmasa gerek. Hiç olmasa yılda iki defa aile büyüklerini ziyaret etmek ve onların gönüllerini almak gerekmektedir. Dargın olan Müslümanlar barışmalı, büyükler ziyaret edilmeli ve küçükler sevindirilmeli her yerde bir bayram havası esmelidir. Müslüman nasıl beş vakit namazında son tahıyyâtta başta kendisine, anne babasına ve bütün Müslümanların kurtuluşu için ettiği dua sözde kalmamalıdır. “Rabbim! Hesap kurulacağı gün beni, annemi babamı ve müminleri bağışla!”2 Hem varlığının sebebi olan anne babası için dua edecek ve onlarla dargın olacak! Veya da Müslüman kardeşi için dua edecek, aynı Allah’a ve Peygambere inanacak ve aynı kıbleye karşı aynı safta namaz kılacak ve dargın olacak! Bunlar Müslümana yakışmayan davranışlardır ve dil ile söylenilenin kalp ile onaylanmadığının bir göstergesidir. “Birbirinizle ilginizi kesmeyiniz, sırt dönmeyiniz, kin tutmayınız ve haset etmeyiniz. Ey Allah’ın kulları, kardeş olunuz. Bir Müslümanın, din kardeşini üç günden fazla terkedip küs durması helâl değildir.”3 Müslüman eskilerin deyimiyle üç günlük dünyada geçici dünya menfaatleri için ebedi mutluluğunu bozacak davranışlarda bulunamaz, en azından bulunmamalıdır. “Müslüman elinden ve dilinden diğer insanların zarar görmediği kişidir.”4 Bu gerçekleştiği zaman belki de o zaman bayramların ümmete veriliş amacına uygun hareket edilmiş olunur.

Bayram Beraber

Yapılandır

Birlik beraberliğin bir simgesi olarak bayramlar insanların ve toplumların hayatında önemli roller oynamaktadır. Bayramlar da beraber yapılınca daha güzeldir. Nasıl üzüntüler paylaştıkça azaldığı gibi sevinçler de paylaşıldıkça artar. Özellikle Türkiye’de yaşadığı halde başka ülkelerdeki bazı guruplara göre hareket ederek oruca başlayan ve yine onlara uyarak bayram yapan kimselerin olduğu bilinmektedir. Bu aynı zamanda Müslümanlar arasındaki kardeşlik duygusunun zayıflığını da gösterir. Aynı aileden birisi oruç tutarken bir başkası daha Ramazan ayının başlamadığını söyleyerek oruç tutmaması veya da birisi bayram ederken bir başkası oruç tutmaya devam etmesi gibi. Bu problem ilk bakışta küçük gibi görünse de hakikatte kardeşliği zedeleyen ve ayrılık tohumlarını saçan işaretlerdir. Bayramlar Müslümanlar arasında birliğin yeniden gözden geçirilmesi için yılda iki defa verilen fırsatlardır. Tabiinden Mesrûk b. el-Ecda’ (v. 63/683), yanında bir arkadaşıyla birlikte Arefe Günü Âişe’nin (r.a.) yanına gelir. Âişe (r.a.) câriyesine: “Onlara kavut karıştır ve onu tatlandır; şayet oruçlu olmasaydım ondan ben de tadardım” der. Mesrûk ve arkadaşı şöyle derler: “Ey Mü’minlerin annesi sen oruç mu tutuyorsun? Belki de bugün Kurban Bayramı’dır?” Bunun üzerine Âişe (r.a.) şöyle buyurur: “Kurban Bayramı; İmamın (devlet başkanının) ve insanların çoğunun kurbanlarını kestiği gündür. Ramazan Bayramı; İmamın (devlet başkanı) ve insanların çoğunun oruç tutmadığı gündür.”5

Tirmizî’nin Ebû Hüreyre’den rivâyet ettiğine göre Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Oruç insanların oruç tuttuğu gündür. Ramazan Bayramı insanların oruç tutmadığı gündür. Kurban Bayramı da insanların kurban kestiği gündür.”6  Yani bayram beraber yapılandır. Bunda da birliği yapacak bulunan ülkedeki otoritedir. 

Yapılan İbadetinBir Yıla Denk Olduğu Ay

Bayram günleri yeme içme günleridir. Ramazan orucunu topluca tutan Müslümanlara Allah Teâla bayramı bir dinlenme zamanı olarak vermiştir. Hatta İlmihâl kitapları Ramazan Bayramı’nın birinci günü ve Kurban Bayramı’nın dört gününde oruç tutmanın haram olduğunu yazar. 

Farz namazlardan önce kılınan sünnetler o namaza dâhil ise Ramazan ayından önce ve sonra yani Şabân ve Şevvâl aylarında tutulan oruçlar da Ramazan ayına dâhildir.  Ramazandan sonra tutulması tavsiye edilen oruçla ilgili Ebû Eyyûb el-Ensârî’den rivâyet edildiğine göre Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 

“Kim ramazan orucunu tutar, peşinden şevval ayında da altı gün oruç tutarsa bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi olur.”7 Ramazanda oruç tutmak ve akabinde Şevvâl ayında altı gün oruç tutmak bütün bir yılı oruçlu geçirmeye denktir. Çünkü iyilik on misliyledir. “Kim iyi bir amel işlerse, kendisine bunun on katı ecir vardır.”8 Sevbân b. Bücdüd’den (v. 54/674) rivayet edildiğine göre Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:  “Ramazanda oruç tutmak on aya denktir. Şevvâlde altı gün oruç tutmak da iki aya denktir. Böylece bütün yıl oruçlu geçirilmiş gibi olur.”9

Hadislerde, Ramazan ayından sonra Şevvâl ayında oruç tutmak ve diğer zamanlarda da Pazartesi Perşembe10 veya her ayın belirli günlerinde11 yani hicrî ayların 13, 14 ve 15. günlerinde oruç tutmak tavsiye edilmiştir. 

Ramazanda kazanılan güzel hasletleri yıl içine yaymak gerekmektedir. Bırakılan kötü haslet ve alışkanlıklara tekrar dönmemek gerekir. Ramazan da sabretmesini öğrendik ve hayatımızın her anını kuşatmalıdır. Teravihler sayesinde özellikle yatsı namazlarına gitmeyi alışkanlık haline getirdik ve bu güzel hasletler devam etmelidir. İrademiz kuvvetlendi ve irade kuvveti her aşamada hayatımızı kuşatmalıdır. Paylaşmayı öğrendik çünkü Rasûlüllah (s.a.v.) orta ve işâret parmağını bir araya getirerek “Kendi yetimini veya başkasına ait bir yetimi himaye eden kimseyle ben, cennette şöyle yan yana bulunacağız.”12 buyurdu. Diğer ülkelerde sıkıntı içinde yaşayan Müslüman kardeşlerimizin durumuna bakarak ne kadar büyük nimetler içinde olduğumuzu ve halimize ne kadar şükretsek az olduğunu öğrendik. Çünkü, nimetlerin kıymeti bilinmediği zaman Allah’ın intikamının ağır olduğunun bilinmesi gerektiğini Rabbimiz ilan etmektedir. “Eğer şükrederseniz size (nimetimi) daha çok vereceğim. Nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım pek şiddetlidir.”13

Ramazan ayı nafile ibadet ve taatlerin yoğun olarak yaşandığı bir aydır. Onları bir aya veya belirli zaman dilimlerine tahsis etmek yerine; zaman dilimlerine yaymak daha uygundur. İbadetlerde daire şeklinde devam ederek, biri bitince hemen yenisine başlamak gerekir. Tabiri caizse tatil yoktur. Bununla ilgili Rasûlüllah (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Allah’a amellerin en sevimlisi biri bitince yenisine başlamaktır.”14

Selam ve dua ile…

------------------------------------------------------------------------------------

Kaynaklar

*Aksaray Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi.  

1 Ebû Dâvûd, Salât, 245; Nesâî, Ideyn, 1; Ahmed b. Hanbel, III, 103, 178, 235, 250; Nesâî, Ideyn, 1.  2 İbrahim, 14/41.  3 Buhârî, Edeb, 57, 62; Müslim, Birr 23;  Ebû Dâvûd, Edeb, 47.  4 Buhârî, İman, 3, Rekâık, 26; Müslim, İman, 65; Ebû Dâvûd, Cihâd, 2; Tirmizî, İman, 12; Nesâî, İman, 9.  5 Abdürrezzâk, Musannef, IV, 157, (Hadis no:731).  6 Tirmizî, Savm, 11.   7 Müslim, Sıyâm, 204; Ebû Dâvûd, Savm, 58; Tirmizî, Savm, 53; Ahmed b. Hanbel, III, 308, 324,344.  8 En’âm, 6/160.  9 Ahmed b. Hanbel, V, 280.   10 Ebû Dâvûd, Savm, 60; İbn Mâce, Sıyâm, 42.  11 Müslim, Sıyâm, 181-182.  12 Buhârî, Talâk, 25;   Müslim, Zühd, 42.  13 İbrahim, 14/7.  14 Dârimî, Fedâilü’l-Kur’an, 33.