PEYGAMBERLİKTEN SONRA EN YÜCE MAKAM ŞEHÂDET

e-Posta Yazdır PDF

Şehâdet kelimesi sözlükte “tanıklık etmek, huzurda bulunmak, idrak etmek, haber vermek, muttali olmak ve bilmek” anlarına kullanılmıştır. Dini ıstılahta ise, “Allah’ın dinini en yüce tutmak için bu uğurda mücâdele etmek sonucunda ulaşılacak makam” diye tanımlanmıştır. 


Şehâdet mertebesine ulaşan kimselere ise şehid denilmektedir. Allah Teâlâ onlara ölü dememizi istememektedir: “Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin, zîrâ onlar diridirler.” (Bakara, 2/154). Sahâbe, Rasûlüllah’a (s.a.v.) bu âyet hakkında sorunca şöyle cevap verir: “Onların (şehidlerin) ruhları yeşil kuşların içindedir. Bu kuşların arşta asılı kandilleri vardır. Cennete uçup istedikleri gibi gezip dolaşırlar, sonra geri dönüp kandillerine konarlar. Rableri onlara bir bakış bakar ve şöyle buyurur: “Bir şey arzuluyor musunuz?” Şehidler “Daha ne isteyeceğiz, cennette istediğimizi yiyip, gezip tozuyoruz, çok güzel bir hayat sürdürüyoruz.” derler…” (Müslim, Imâret, 121). Cennete giren herkes oradaki yerinden memnun olarak hayatlarını sürdürürken sadece şehitler tekrar dünyaya gelip tekrar şehit olmak isterler: “Cennete giren hiç kimse dünyaya geri dönmek istemez. Yeryüzünde bulunan her şey orada da vardır. Ancak şehid, şehitlik mertebesinin yüksekliğini gördüğü için dünyaya on kere dönüp her seferinde öldürülüp şehid düşmeyi ister.” (Buhârî, Cihad, 21; Müslim, Imâret, 108,109).      


Şehidler için belki en büyük paye makamlarının peygamberlik makamından hemen sonra gelmesidir. “(Şehidler), peygamberlerden, sadece peygamberlik mertebesi ile farklı olur.” (Dârimî, Cihad, 20).


Şehid olmayı canı gönülden isteyen kimse yatağında ölse dahi şehittir: “Kim halis niyetle Allah’tan şehid olmayı isterse, yatağında ölse bile Allah onu şehidler mertebesine ulaştırır.” (Dârimî, Cihad, 16).


Kimler şehittir:


1- Hakîki şehid yani dünya ve âhiret hükümleri bakımından şehid olanlar: Allah’ın dininin yüce olması için ve vatanını savunurken ölen Müslümanlar. Bu kimseler, yıkanmazlar, kefenlenmezler ve namazları kılınarak elbiseleri ile defnedilirler. 


2- Dünya hükümleri bakımından şehid olanlar: Müslümanların safında savaşırken ölen münâfıklardır. Bunlar da hakîki şehid gibi yıkanıp kefenlenmeden namazları kılınarak elbiseleri ile defnedilirler. Bunlar Müslüman olmadıkları için âhirette şehitlik sevabı alamazlar. Çünkü şehidlik Müslümanlara özgüdür. 


3- Hükmî şehid yani sadece âhiret hükümleri bakımından şehid olanlar: Hakîki şehidin şartlarından birisini taşımaması sebebiyle yıkanıp kefenlenen âhiret itibariyle şehid olanlardır. Bunlar, dini, canı, malı, namusu uğrunda ölenler (Ebû Dâvûd, Sünne, 29; Tirmizî, Diyât, 21); salgın hastalıktan, karın ağrısından, boğularak ve göçük altında ölen kimseler (Buhârî, Cihâd, 30, Tıb, 30; Müslim, İmâre, 164-165), yanarak ölenler (Mâlik, Cenâiz, 36), hamile iken ölen, loğusa iken ölen, haksız yere öldürülenler (Nesâî, Cenâiz, 14, 112, Tahrîmu’d-Dem, 25) şehittirler.


Şehitlik Sevabına Denk Başka Ameller Var mıdır?


Bazı ibadetler vardır ki, onlara Allah yolunda savaşanların sevabı, bu yolda ölürse de şehid sevabı getirecek davranışlar vardır. “Hayırlı bir şeyi öğrenmek veya öğretmekten başka hiçbir maksadı olmayarak benim mescidime gelen kimse, Allah yolunda savaşan mücâhidin mertebesindedir. Bundan başka bir niyetle (mescidime) gelen kimse de başkasına âit bir eşyaya bakan kimse mesabesindedir.” (İbn Mâce, Mukaddime, 17). Hadiste, ilim öğrenen ve öğretene verilen sevabın savaşta mücâhidin alacağı sevap gibi değerlendirilmesi ona teşvik ve iyi niyetle alakalıdır.   Çünkü “Mü’minin niyeti amelinden daha hayırlıdır.” (Beyhakî, Şuabu’l-İmân, IX, 176). Yine niyetle alakalı olarak can-ı gönülden şehid olmak isyen yatağında ölse bile şehittir: “Kim samimi bir şekilde Allah’tan şehid olmayı isterse, Allah onu yatağında ölse bile şehitlik mertebesini verir” (Müslim, İmâre, 157). Ayrıca “Ümmetimin fesadı zamanında kim sünnetime sarılırsa, ona yüz şehid sevabı vardır.” Ebû Nuaym el-Isfehânî, Hılyetü’l-Eviyâ, VIII, 200).


Allah Teâlâ topyekün bir seferlik hariç Müslümanların hepsinin savaşa çıkmasını uygun bulmamaktadır: “Mü’minlerin hepsi topyekün savaşa çıkmamalıdır. Her topluluktan büyük kısmı savaşa çıkarken, bir takım da din hususunda sağlam bilgi sahibi olmak, dinî hükümleri öğrenmek için çalışmalı ve savaşa çıkanlar geri döndüklerinde kötülüklerden sakınmaları ümidiyle, onları uyarmalıdır.” (Tevbe, 9/122)


Mü’minlerin savaşa katılacak orduları oldukları sürece savaştan geri kalanlar mesleklerini icra etmelidirler. Doktorsa doktorluğunu, öğretmense öğretmenliğini, öğrenci ise öğrenciliğini, esnafsa esnaflığına, çiftçi ise çiftçiliğine devam etmelidir. Herkes mesleğini en iyi bir şekilde niyeti de Müslümanlara hizmet edip Allah’ın rızasına ulaşmak olursa bu yaptığının hem dünyasına hem de âhiretine faydası olacaktır.   Böyle olan toplumların fertleri de mutlu olur bu toplumun ilerlememesi için de hiçbir sebep yoktur. Hatta yine bununla bağlantılı olarak her hangi bir okula devam eden bir öğrenci niyeti, âilesinin geçimini sağlamak, vatanına milletine dinine hizmet etmek olursa bu öğrenci de sırf iyi niyetinden dolayı ders çalıştığı sürede ibadet etmiş sevabı alır, demek yanlış olmaz zannederim. Hatta bu uğurda ölürse şehid sevabı da –inşallah- alır.


Şehidlere Vaad 

Edilenler


Allah Teâlâ kendi rızası uğrunda mücadele eden, gayret eden kullarına nimetlerin en güzelini hazırlamıştır. Onların Allah katındaki dereceleri peygamberler ve sıddîklarla beraberdir. (Nisâ, 4/69).


“Allah yolunda öldürülenlere gelince Allah onların amelini zayi etmez… Allah onları kendilerine tanıtmış olduğu cennete koyacaktır.” (Muhammed, 47/4-6).


“Sakın Allah yolunda öldürülenlerin ölü olduklarını sanma! Onlar diridir ve rableri katında rızıklara mazhar olmaktadır.” (Âl-i Imrân, 3/169)


“Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden, hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenlerin, memleketlerinden çıkarılanların, yolumda eziyete uğratılanların savaşan ve öldürülenlerin günahlarını elbette örteceğim. And olsun ki, Allah katından bir nimet olarak, onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Nimetin güzeli Allah katındadır.” (Âl-i Imrân, 3/195)


Yapılması gereken, elbirliğiyle kendimizi ideal insan, neslimizi ideal nesil, toplumu ideal topluma dönüştürme gayretiyle çalışmaktır. Bu da ancak bizlerin olmamız gerektiği şekilde olmamızla gerçekleşir. 

Selam ve dua ile…

..................................................

  *Aksaray Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi.