Kadın

e-Posta Yazdır PDF

Anne olma şerefine mazhar olmuş varlık; kadın.

Allah Teâlâ’nın akıllara durgunluk veren, insanı dünya sahnesine çıkarışının aracı; kadın.

Kadınlar için övünç duyulacak bir durum ki Allah azze ve celle kadını bu kutlu, kıymetli olayda vesile kılmıştır. Cenini ana rahmine yerleştirmiş, orada 9 ay gibi bir süre muhafaza etmiş, anne ve bebek arasındaki kordon bağıyla bebeğin besin ihtiyacını gidermiştir. Her şey öylesine muntazam, yerli yerinde ayarlanmıştır ki! Bebeğin barınabilmesi için elzem olan her şey ana rahmine yerleştirilmiştir. Kur’an’ın birçok yerinde zikredildiği gibi akıl sahipleri için bunda birçok ibretler vardır. İnsan sadece bu olaya baksa kendisini yoktan bir var edenin olduğunu anlar, hemen o yüce yaradana nasıl şükredeceğinin arayışına girer. Çevremizde bir günde pek çok bebek dünyaya geliyor, biz ise sıradan bir vâkıaymış gibi üzerinde hiç düşünmüyoruz. Hâlbuki tefekkür edip imanımızı kuvvetlendirmeye o kadar ihtiyacımız var ki!
Öte yandan kadınlık vasfının gelebileceği en son nokta; Hz. Fatıma, Hz. Hatice, Hz.Rabiatü’l adeviyye’dir. Bugün onlar gibi birinin çıkması imkânsız gibi bir şeydir. Çünkü dünya ziynetleri insanları, özellikle de kadınları o kadar oyalamış, o kadar kulluğunun gereğini unutturmuş ki o muhterem annelerimiz gibi olmaları çok zordur. İnsanların ilk sırada ibadetleri olması gerekirken, ibadetler dünya meşgalelerinin arasına sıkıştırılır hâle geldi ne yazık ki! Kadın bir zamanlar bu kadar şeref timsaliyken bugün bir meta, alışveriş aleti hâline getirildi. Kadın böylece kendine değer verildiğini düşündü, kendini özel hissetti. Âmâ bilmedi ki adeta bir “eşya” gibi kullanıldı, insanların elindeki ürünü satması için reklam malzemesi oldu. Batı özentisi kadını öyle bir hâle çevirdi ki bayan’ı boyan, sayın’ı soyun anladı, boyandıkça boyandı soyundukça soyundu. Hâlbuki İslam kadına öyle bir değer verdi ki onun kadınlığını ön plana çıkarmadı, onu kötü nazarlardan korumak için tesettür nimetini verdi. İnsan, kendi gözünden sakındığı, insanların görmesini istemediği şeyi örter tıpkı mektubunu zarfa koyduğu gibi. Kadın da aynen böyledir, değer vermeyen kadınlığını teşir eder, değer veren ise nasıl koruyacağını bilemez. Bugün çıplaklık medenilik anlamına gelir oldu. Şairin de dediği gibi “medeniyet dediğin açmaksa bedeni desene hayvanlar bizden de medenî.” sözü buna verilecek en güzel cevaptır herhalde.

Diğer bir mevzu  ise günümüzde de sürekli tartışılan kadın-erkek eşitliği, kadının mı erkeğin mi üstün olduğudur.biz şunu biliyoruz ki üstünlük yalnızca takvadadır. İslam dininde cinsiyet taassubuna yer yoktur; kadın da erkek te aynı konumdadır. Ne erkek kadından üstün, ne de kadın erkekten daha az değerlidir. İnsanları üstün kılacak olan cinsiyeti değil, takvasıdır.

Güç açısından bakacak olursak ise kadın da erkek de fıtratının gereğini kabullenmelidir. Bugün feminizm adı altında kadının da erkek kadar güçlü olduğu, iş hayatında kadının da olması gerektiği savunuluyor. Kendi iradeleriyle Allah’ın yüklemiş olduğu sorumluluklara daha fazlasını yüklüyorlar. Allah’u Teâlâ kadına her ay hayız görme, emzirme, doğum gibi şeyleri yüklemiştir. Kadına duygusallık, hassaslık, korunmaya muhtaçlık vermiştir. Kadın ise bütün bunlara aldırmadan aile reisliğine soyunuyor. Bir evin geçiminden sorumlu olan erkektir. Bu da Allah’u Teâlâ’nın tıpkı kadına yüklediği sorumluluklar gibi erkeğe yüklediği sorumluluktur. Ailesinin geçimini sağlayacak olan, eşini koruyup gözetecek olan erkektir. Nitekim ayet-i kerimede de “erkekler, kadınlar üzerinde koruyucu, gözetleyicidir.” buyrulmaktadır. Herkes görevini bilse günümüzdeki gibi evliliklerde problem çıkmaz. Kadın yaratılışının narin, zorlukla başa çıkmada zayıf olduğunu bilecek, erkek de kadına nispeten zorlukla mücadele konusunda daha güçlü olduğunu bilecek. Kadın, güçlü görünmeye çalışıp korunmayı reddetmemeli, erkek de sorumluluğundan kaçmayıp ailesini koruyup gözetmelidir.


Havva BULUT